www.incilTurK.com

 
 
 

 
 

 

 
 
 
 

 

Rönesas ve Reform Hareketi ve Kiliseye Etkileri


 

    Rönesas ve Reform Hareketi ve Kiliseye Etkileri

     

    Hazırlayan M.Orhan PIÇAKLAR

    Giriş

    Rönesans Ne Demektir?
    Rönesans Hareketinin başlamasında Etken olan olaylar
    Daha Güncel Bilimsel Çalışmalar
    Yönetim Düzenindeki Bozulmalar ve Yeni Oluşumlar
    Hümanizm Başlaması
    Bilim’in Gelişmesi
    Resim ve Heykel Sanatlarının Kullanılması
    Mimarlığın Gelişmesi
    Rönesans’tan sonra Avrupa’nın genel özellikleri
    Rönesans’tan sonra Avrupa’daki bu gelişmelere yol açan temel olaylar

    Reform (Kilisede Reform Harekatı)
    Reform hareketlerinin başlamasında etkenler
    Reform’un ortaya çıkması ve yayılması
    Reform’un Sonuçları
    Reform’a Ayrıntılı Bakış
    Martin Luther’in 95’i Tez’i

    Sözlük

     

     

     

      Giriş

     

    Çünkü yönetim, senin iyiliğin için Tanrı'nın hizmetindedir Romalılar 13:4

     

    Pavlus Romalılara bunu yazarken mutlaka her yönetimin, Her Kralın imanlı olduğu için boyun eğmesi gerektiğini değil, Mesih’e iman etsin veya etmesin yaratılmış her insanın Tanrının Kul’u olduğu bilincinde olarak, ve Tanrı’nın seçtiği halkının hayatlarındaki planlarını gerçekleştirmek içinde bu kul’larını kullandığını bilerek böyle bir buyruk vermiştir,

     

    Tanrı’nın imanlı olmayan bazı yöneticileri, halkını yola getirmek için kullandığı örneğini görmek için yeremya 25:9 ayetine bakabilirsiniz,

     

    Yeremya 25: 9 Ben de bütün kuzeydeki halkları ve kulum Babil Kralı Nebukadnessar'ı çağırtacağım» diyor RAB, «Onları bu ülkeye de burada yaşayanlarla çevresindeki bütün uluslara da karşı getireceğim. Bu halkı büsbütün yok edeceğim, ülkelerini dehşet ve alay konusu edip sonsuz bir viraneye çevireceğim.

     

      Evet, Tanrı Daha Mesih yeryüzüne gelmeden önce tüm dünyaya Müjdenin duyulabilmesi için her halkın Grekçe bilmesini sağlamak için Büyük iskenderi çok güçlü yaptı, bilindiği gibi Büyük İskender’in dili Grekçeydi, batıdan - doguya, güneyden – kuzeye her feth ettiği yerde kolonileşen İskender ve orduları her yerde bu dilin öğrenilmesini sağladı, çünkü Müjde Grekçe yazılacak ve herkes bu duydukları müjdeyi anlayabileceklerdi,

     

      Aynı zamanda müjdenin, müjdeciler aracılığı ile binlerce Km. uzaklara gidebilmesi içinde yollar gerekti, bunun içinde Tanrı Roma’yı güçlü kıldı, ve halk arasında da bilinen bir söz ile “HER YOL ROMA’YA ÇIKAR” sözcüğünde olduğu gibi, Güçlü Roma imparatorluğu her feth ettikleri ülkelerden, ülkelerine yollar inşa ederek müjdecilerin, müjdeyi ulaştırmasını sağlamıştır,

     

      Belki neden Rönesans ve Reform hareketi için neden böyle bir giriş yazdığımı merak etmiş olabilirsiniz, ancak hatırlatmak istediğimde şey şuydu, Tanrı geçmişi, bugünü ve geleceği bilen ve yaşayan bir Tanrı olduğu için Kilisenin yozlaşmasını, Kilisenin Tanrı’nın Kilisesi olmaktan çok, Papa’ların Kilisesi olduğunu gördüğü için, her ne kadar Rönesans’ın başlatıcıların hepsinin imanlı olmasalarda Tanrı’nın Kilisesinin yanlış öğretiden, tekrar İncil’de olduğu gibi bir kiliseye dönüş için başlattığı bir harekettir, Şimdi o zaman Rönesans nedir ve ne değildir ona bakalım.

     

    Rönesans Ne Demektir ?

     

    Avrupa’da 15. ve 16. yüzyıllarda önce İtalya’da başlayan, daha sonra diğer Avrupa ülkelerine yayılan edebiyat, sanat, düşünce ve bilim alanındaki büyük yenilik, gelişme ve anlayışlara İtalyanca rinascita’dır anlamı “yeniden doğuş”   Rönesans ” denir. Rönesans’ın İtalya’da başlamasının nedeni, İtalya’nın Hristiyanlığın dini merkezi olması ve zengin kilisenin sanatçıları koruması etkili olan başlıca faktörlerdir.

     

    Rönesans Hareketinin başlamasında Etken olan olaylar,

     

    • Daha Güncel Bilimsel Çalışmalar
    • Yönetim Düzenindeki Bozulmalar ve Yeni Oluşumlar
    • Eski Yunan ve Roma uygarlığına ait eserlerin incelenmesi ve okutulması.
    • Matbaanın etkisiyle yeni buluş ve düşüncelerin her tarafa kolayca yayılması.
    • Coğrafi keşiflerle Avrupa’nın zenginleşmesi ve yaşam düzeyinin yükselmesi sonucunda düşünce ve sanat eserlerine değer veren “entel” sınıfının ortaya çıkması.
    • Avrupa’da üstün yetenekli sanatkarların yetişmesi.
    • Yazar, şair ve sanatkarları koruyan kişilerin bulunması.

     

    Daha Güncel Bilimsel Çalışmalar

    Rönesans dönemi için keşifler ve serüven çağı diyebiliriz, Rönesans boyunca, astronomide M.S. 2 yy da yasayan bir adamın görüşleri bırakılarak, sisteminin yerini 1500’lü yıllarda yaşayan Kopernik isimli bir Polonyalı astronomun daha gerçekçi görüşleri ve sistemi almıştır, kağıt, matbaa, pusula ve barut gibi yeni ürün ya da teknolojiler yaygın uygulama alanı bulmuştur.

     

                   Rönesans Döneminde “yeniden bulunan” ilkçağ düşünürlerinin çoğu gerçekte ortaçağda yaşayan ancak ileriyi iyi göre bilen insanlardı, bunların kitapları raflarda duruyordu. Rönesans’tan önce ilkçağı canlandırma akımları yaşanmış, 12.YY Aristoteles’in bugün bilinen bütün yapıtları derlenmişti. Rönesans’ın gerçek etkisi insanı dinsel iktidarın dayattığı zihinsel kalıplardan özgürleştirmek, özgür araştırma ve eleştiriyi esinlendirmek, insan düşüncesinin ve yaratıcılığının taşıdığı olanaklara güveni pekiştirmek oldu.

     

    Yönetim Düzenindeki Bozulmalar ve Yeni Oluşumlar

    “Ortaçağ” kavramını 15. yy. bilginleri, Eski Yunan ve Roma dünyasının yıkılmasıyla bu dünyanın kendi yüzyıllarında yeniden keşfedilmesi arasındaki dönemi belirtmek amacıyla ortaya atmışlardı, (Bu nedenle zaten ORTAÇAĞ denilmektedir). Ama Rönesans’ın kökleri ortaçağın sonlarında, 12.yy. başlayan bir dizi siyasal, toplumsal ve düşünsel dönüşümde yatıyordu. Bu gelişmelerin başında Rönesans’ın anayurdu sayılan İtalyan kentlerinin gelişmesi geliyordu. Bu kentlerde soylular, tüccarlar ve  meslek sahipleri bir arada yaşayıp çalışıyor, aynı tarafta çarpışıyor, evlilik yoluyla ilişki kuruyor, özellikle Kilise’nin otoritesine karşı ortaklaşa direniyordu. Ortak bir düşmana karşı siyasal bir eylem birliği bu kentlerin halklarında bir topluluk bilinci ve yurttaş bağlılığı yaratmaya başlamıştı. Kentsel bütünleşme hem kent toplumu içinde yeni iktidar organlarının oluşmasına, hem de kentler arasında, çevrelerindeki alanlara sahip olma mücadelesinin doğmasına yol açtı.

     

    Rönesans’tan önce İtalya’da demokratik yönetim yerine, Tek bir insan tarafından yönetilen bir şekle dönmeye başladı, oysa hepimizin bildiği gibi özellikle Roma senato tarafından yönetilirdi,  Bu nedenle bir yandan feodalizmin kurumsal yapısı yıkılırken, bir yandan da feodalizme özgü değerler yeni biçimler altında canlanıyor, böylece Rönesans Döneminin karakteristik devlet anlayışı ortaya çıkıyordu. Sonunda kent devleti, daha önce tek tek yurttaşların bir araya gelmesiyle sağlanan işlevlerin çoğunu üstlendi; bireyler artık hiçbir aracı olmaksızın doğrudan devletle karşı karşıyaydı, Rönesans insanı hem bir birey olarak kendisinin, hem de yetki alanı içindeki herkes için bir baba, bir anne ve aile olan devletin varlığının bilincindeydi. Öte yandan kent topluluğu içinde okuryazarlığın artması ve bir yeni edebiyat beğenisinin gelişmesi daha önce yalnızca din adamlarının elinde olan kültür tekeline son verdi. Yeni meslekler, din adamı olmayanlar arasında okuryazarlığın artmasının ve uzmanlaşmanın bir yansımasıydı.

     

    Hümanizm

    Rönesans’ın dünya görüşünün ilk dışavurumu Hümanizm olarak bilinen düşünce akımıydı. Hümanizm, ortaçağın düşünce yaşamına egemen olan ve Skolastik felsefeyi yaratan bilgin din adamlarınca değil, kilise dışındaki kültür adamlarınca başlatıldı. Dante ve Petrarca’nın öncülük ettiği bu akımın başlıca temsilcileri Gionozo Manetti, Leonardo Bruni ve Marsilio Ficino’ydi. Hümanizmin en belirgin özelliği, bütün dışavurumlarıyla ve kazanımlarıyla insanı kendine konu edinmesiydi. İkinci olarak Hümanizm, bütün felsefe ve ilahiyat okullarının taşıdığı doğruluk öğesini birbiriyle bağdaştırmayı amaçlıyordu. İnsanın, ilk günahının kefaretini ödeyecek biçimde yaşamasını en soylu eylem olarak gören ortaçağ anlayışının tersine Hümanistler yaratıcılık ve doğaya üstün gelme mücadelesine ağırlık veriyorlardı. Son olarak Hümanizm yitik insan tininin ve bilgeliğinin yeniden doğmasına umut bağlamıştı; bunun yolu da ilkçağın Yunan ve Roma uygarlıkları ile onların değerlerini yeniden keşfedip benimsemekten geçiyordu. Ama bunu gerçekleştirmeye çalışırken Hümanistler yeni bir düşünsel bakışın doğmasına ve yepyeni bilgi dallarının gelişmesine katkıda bulundular.

     

                   Hümanist dünya görüşü ve onun doğurduğu Rönesans, İtalya’dan kuzeye doğru Avrupa’nın her köşesine ulaştı. Okuryazarlığın ve klasik metinlerin büyük bir hızla yayılmasına olanak veren matbaa bu gelişmeyi daha da çabuklaştırdı. Hümanistlerin sağladığı düşünsel atılım Hristiyanlıkta Reform hareketinin kıvılcımını yaktı ama Reform gerçekte Rönesans’ın laik değerlerine karşı bir tepki niteliği taşıyordu. 16. yy. sonuna gelindiğinde Reform ve Karşı Reform hareketleri arsındaki mücadele Avrupa’nın düşünsel yaşamına damgasını vurmuştu.

     

                   İtalya’da Hümanistler Latince’nin yanı sıra çok sayıda yerel lehçede yapıtlar verdiler. Edebiyatta yerel dillerin önem kazanması, bunların zamanla ulusal diller olarak gelişmesine, hem ilk çağın bilim ve sanat yapıtlarının, hem de Kutsal Kitap’ın yerel dillere çevrilmesine yol açtı. Bu gelişmede okuryazarlığın bir ayrıcalık olmaktan çıkmasına büyük katkıda bulundu.

     

                  15. yy. başlarında Hümanist eğitimin merkezi İtalya’ydı. Ama aynı yüzyılın sonlarına doğru Londra, Paris, daha kuzeydeki Avrupa kentlerinin de kendi başlarına bire merkez durumuna geldi. Ulusal dillerin güçlenmesi çeşitli ülkelerde edebiyat alanında önemli yapıtların üretilmesine ortam hazırladı. Rönesans’ın Avrupa ülkelerine yayılmasında, İtalya savaşları (1494–1559) ve Hristiyanların papayı ziyaretlerinin büyük rolü olmuştur.
    Rönesans hareketleri Fransa’da daha çok mimari ve güzel sanatlar, Almanya’da din ve edebiyat, İngiltere’de ve İspanya’da edebiyat alanlarında görülmüştür

     

    Bilim

    Ortaçağ’ın evren ve doğa anlayışı, Aristoteles’in fiziği, Gelanos’un tıp bilgisi, Ptolemaios’un astronomisi ve Hristiyan ilahiyatının bir karışımıydı. Bu anlayışın yerine yeni bir bilimsel dünya görüşünün geçmesini sağlayan bilim adamlarından yalnızca Kopernik Rönesans Döneminde yaşadı. Ama Rönesans, eski Yunan ve Roma’nın bilim ve felsefe yapıtlarını yaygınlaştırıp tanıtarak bu bilimsel devrimin  düşünce alanındaki ön koşullarını hazırladı. Örneğin yaklaşık 2000 yıldır yer’in merkez sayıldığı astronomide, ilk çağın Güneş merkezi kuramları ilk kez Rönesans Döneminde tartışılmaya başladı. Hümanistler aritmetik ve geometriyi de beşeri bilimler arasına kattılar, mekânın düzenlenmesinde geometri kurallarını uygulayan ressam ve mimarlar perspektif kurallarını saptadılar. Bu dönemde tüm üniversitelerde cebir en gözde bilim dallarından biri idi. Teknik adamlar 15. ve 16. yy. kuramsal bilimlerden çok toplumsal çevreyi değiştiren başarılar elde ettiler. En büyük teknik ilerleme matbaanın geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması oldu. Bu gelişme iletişim tarihinde neredeyse yazının geliştirilmesine eş değerde bir devrim yarattı.

     

    Resim ve Heykel

    Rönesans’ın en önemli sonuçlarından biride güzel sanatlar alanındaki ilerlemelerdi. Dinsel bağnazlıkların kırıldığı ve yeni görüşlerin öne çıktığı dönemde gerek resim, gerekse heykel sanatında gerçekçi bir bakış açısı egemen oldu. İnsan ideal güzellik kavramı içinde ideal oranlarında ele alındı. Dinsel konuların işlenişinde bile gerçeğe yakınlık yeğlendi.

     

                   Roma’da etkinlik göstermeye başlamadan önce ilk yapıtlarını Floransa’da gerçekleştiren Leonardo da Vinci, bu dönem resimleriyle Yüksek Rönesans’ın habercisiydi. Leonardo yaptığı anatomik çalışmalarla insanı en doğru biçimde betimlemenin yollarını aradı. Bu dönemde amaç uyum ve denge idi. Ayrıca hareket de önem kazanmıştı.

     

                    Perspektif kurallarının saptanması heykel sanatını da etkiledi. Heykelciler mekan içinde yer alan bir heykelin ya da bir yüzeydeki kabartmaların görünüşünde ortaya çıkacak biçim bozulmalarından daha dramatik bir etki elde etmek için perspektif kurallarını kullandılar.

     

    Mimarlığın Gelişmesi

    Mimarlık alanında da Rönesans, antik çağın yeniden doğuşu oldu. Ama bu dönem yapıtları antik örneklerin kopyaları değil, 15. yy. anlayışı ve dünya görüşü doğrultusunda yorumlarıydı. Rönesans mimarlığın ilk temsilcisi, yarım kalmış bir Gotik Dönem yapısı olan Floransa Katedrali’nin kubbesini tamamlayan F.Brunellesci sayılır. Rönesans sanatının yönlenişinde temel dayanak noktalarından birini oluşturan Perspektifin kurallarını ortaya koyan ilk kurallardan biri de, ressam Masaccio ve mimar alberti ile birlikte Brunellaschi’ydi Perspektif sayesinde mimarlar tasarladıkları yapının daha bitmeden, hatta yapımına bile başlanmadan nasıl görünebileceğini çizerek ifade edebiliyorlardı. Bu da mimarlığı taşçılık ya da marangozluk gibi bir el işçiliği olmaktan çıkartarak ileri bir tasarım sanatı düzeyine getirdi.

     

    Aynı dönemde ve izleyen yıllarda mimarlık çeşitli kişisel yönelişlerin getirdiği çok zengin bir ifade olanağına ulaştı. Michelangelo gibi ünlü sanatçılar ve onlardan etkilenen birçok insanın yapıtları günümüz İtalya kentlerinin resmi daireleri veya kiliselerinde görülebilmektedir. Palladio, Bazilika adıyla bilinen onararak büyük ölçüde değiştirdiği bu eski yapıda içeriye çektiği büyük balkonlarla cephede bir ışık-gölge karşıtlığı, bir hareket yaratmış, böylece Rönesans’ın sakin, durağan mimarlığından, barok tarzı kiliseler’in hareketli düzenlenmesine doğru ilk adımı atanlardan biri olmuştu. Onun klasik mimarlık öğelerini gittikçe daha fazla uyguladığı yapıları Rönesans’ı son bir kez daha doruk noktasına ulaştırdı. 

     

    Orta Çağ’da Avrupa’da egemen siyasal sistem siyasi bölünmüşlük ve sosyal eşitsizlik. (feodalite) idi. Ayrıca siyaset, düşünce ve din alanlarında Katolik Kilisesi’nin büyük ağırlığı vardı. Yeni Çağ Avrupası’nda görülen gelişmeler feodalitenin ve kilisenin etkisini ortadan kaldırmıştır.

    Rönesans’tan sonra Avrupa’nın genel özellikleri şöyle sıralanabilir:

     

    * Din adamları ve kilise eleştirilerek Reform hareketlerinin başlamasını sağlamıştır.

    * Krallar papaların devlet işlerine karışmasını önlemişlerdir. Bu durum yönetimde laik anlayışın ve kralların güçlenmesini sağlamıştır.

    * Ticaret faaliyetleri bölgesel olmaktan çıkarak önce ülke sınırlarına, sonra bütün Avrupa’ya, ardından farklı kıtalara yayılmıştır. Bu durum Avrupalı devletlerin ekonomik yönden güçlenmelerini sağlamıştır. Coğrafi keşifler sonucunda Avrupalılar çeşitli kıtalarda sömürge imparatorlukları kurmuşlardır.

    * Papa’lığın tek yetki mercii olmaktan çıkmış, Katolik kilisesi zayıflamıştır.

     

    Rönesans’tan sonra Avrupa’daki bu gelişmelere yol açan bazı temel olaylar şunlardır.

     

    a) Barutun Ateşli Silahlarda Kullanılması

    b) Kağıt ve Matbaanın Yaygınlaşması

     

    Avrupa’da kağıt ve matbaanın yaygınlaşmasıyla;
    * Çok sayıda kitap basılmış ve ucuz satılmıştır.
    * Okuryazar sayısı artmıştır.
    * Değişik bilgi ve düşünceler geniş alanlarda yayılmıştır.
    * Bilim, kültür ve düşünce hayatı gelişmiştir.
    * Rönesans ve Reform hareketlerine zemin hazırlanmıştır.

     

    c) Pusula, Gemicilik ve Haritacılıkta Gelişme

     

    Reform

    16. yüzyılda Papa’lığın (günümüz adıyla Katolikliğin) bozulmalar karşısında ilk olarak Almanya’da başlayan Hristiyanlık’ta yeni düzenlemeler yapılmasına “Reform” denir. En büyük önderleri Martin Luther ve Jean Calvin ve arkadaşları veya öğrencileridir,


    a) Reform hareketlerinin başlamasında etkenler

     

    * Rönesansın Etkilerinden dolayı, Hümanist düşüncenin doğması ile eski ortaçağ düşüncesi ve felsefesi eleştirilmeye başlandı.

    * Katolik kilisesi’nin bozulması ve bazı Din Adamlarının çıkarlarına uygun hareket etmesi ve halka karşı yapması gereken dinsel ve sosyal görevleri, ihmal etmeye başlamış, kaynaklarını başka alanlarda harcadığı için halkın dini duygularını sömürerek, halktan para toplamaya başlamıştı.

    * Matbaa’nın kurulmasıyla İncil’i Latince’den İngilizce, Almanca ve Fransızca gibi ulusal dillere çevrilmesi ve böylece Hristiyanların din adamlarının söyledikleriyle İncil’de yazanların birbiriyle uyuşmadığını görmeleri.

    * Rönesans’ın etkisiyle özgür düşüncenin yayılması.

    * Kilisenin elindeki yetkileri kullanarak halkı sömürmesi.

    * Kilisenin para karşılığı “endülüjans” denilen ve günahların affedildiğini belirten kağıtlar dağıtması. Hatta papa, bu işi daha ileri götürmüş, ölen insanların yerine de endüljans alınabileceğini belirtmişti.   Gibi nedenler etkili olmuştur.


    b) Reform’un ortaya çıkması ve yayılması


    Reform hareketlerini Almanya’da Wittenburg Üniversitesi’nde din bilgini olan Martin Luther başlatmıştır. Özellikle endülüjans satışına karşı olan Martin Luther, 1517’de Wittenberg kilisesinin kapısına astığı bildiriyle papalığın günahları af etme yetkisi olmadığını, Tanrı’nın insanları sadece lütufla bağışladığını, endülüjans belgesi satan din adamlarının suç işlediğini açıkladı. Bu düşüncelerin fakir Alman halkı arasında büyük ilgi görmesi üzerine papa 10. Leon Martin Luther’i aforoz etti. Martin Luther aforoz kağıdını halkın gözü önünde yakınca papa Alman İmparatoru Şarlken’e Martin Luther’i idama mahkum edilmesini istedi ve tutsak edilmesi gerektiğini bildirdi. Ancak Saksonya Prensi Martin Luther’i şatosunda korudu.

    Almanya’daki mücadeleler sonunda taraflar arasında Ogsburg antlaşması imzalanarak Protestanlık resmen tanınmıştır (1555). Bu antlaşma sonucunda şunlar kazanılmıştır,

     

    * Protestan mezhebi ve kilisesi resmen tanındı.

    * Alman prensleri, istedikleri mezhebi seçmekte ve seçtikleri mezhebi kendi uyruklarına da kabul ettirmekte serbest oldular

    * Prensler kendi ülkeleri içindeki din işlerinin mutlak amiri oldular.

    * Prenslerin mezheplerini kabul etmek istemeyen Almanlar, başka yerlere göç edebilecekti.

     

    Martin Luther’in görüşleri Almanya dışında da etkili oldu. Fransa’da Calvin adında bir hukukçunu fikirlerinden “Calvinizm” doğdu. Uzun mücadelelerden sonra 1598 yılında Nant Fermanı ile Fransa’da yeni mezhepler serbest bırakılmıştır.


    İngiltere’de Kral 7. Henri Anglikan kilisesini kurarak kendisine bağladı. Böylece İngiltere’de Katolik kilisesi’nin etkisinden sona ermiş, din, milli bir karakter kazanmıştır. İskoçya, İsveç, Norveç ve Danimarka’da da Protestanlık yayılmıştır.


    c) Reform’un Sonuçları


    * Avrupa’da mezhep birliği bozulmuş, Lutheranlık, Calvinizm, Vaftizciler ve Anglikanlik gibi yeni teolojiler ortaya çıkmıştır.

    * Katolik kilisesi kendisine çekidüzen vermeye çalışmıştır (Ancak başarılı olamadılar) ve Birçok Protestanlığa geçen insana karşılık kendileride başka yerlere Müjdeciliğe giderek, Müjdeyi yaymaya çalışmıştır.

    * Papa ve din adamlarına duyulan güven azalmıştır.

    * Okullar kilisenin elinden alınmış, laik öğretim kurumları açılmıştır. Böylece kilisenin eğitim ve bilim üzerindeki baskıları ortadan kalmıştır.


    Reform’a Ayrıntılı Bakış

     

    16. yy. reformcularını ortaya çıkaran Katolik Kilisesi’nin yapısı oldukça karmaşıktı. Yüzyıllar boyunca kilise, özellikle de papalık makamı Batı Avrupa’nın siyasal yaşamıyla iç içe geçmişti. Bunun sonucundan ortaya çıkan siyasal entrika ve manevralar kilisenin durmadan artan gücü ve zenginliğiyle birleşince kilise ruhani bir güç kaynağı olarak yozlaşmaya başlamıştı. Endüljans uygulaması ve kutsal emanetlerin satışa çıkarılması ile din adamları arasındaki yolsuzluklar ve dindarların sömürülmesine ve kilisenin manevi yetkisinin zayıflamasına neden oluyordu.

     

    16. yy.dan önce de, ortaçağ boyunca Aziz Francesco, Pierre Valdo, Jan Hus ve John Wycliffe gibi reformcu din adamları kilise içindeki yozlaşmayı dile getirmişlerdi. 16. yy. başlarında büyük hümanist bilgin Erasmus da ahlaki yozlaşmaya ve boş inançlara karşı Katolik Kilisesi’nde liberal bir reformun gerekliliğini savunmuş ve Mesih İsa’nın örnek alınmasını önermişti. Bütün bunlar Reform’un başlangıç günü sayılan 31 Ekim 1517’de tüm Azizler Yortusu’nun arifesinde Luther’in Wittenberg’de Schlosskirche’nin kapısına Doksan Beş Tez’i asmasından önceki reform kıpırtılarıydı.

     

    Luther’e göre kendisiyle önceki reformcular arasındaki fark, öncekilerin kilise yaşamında ki yozlaşmaya karşı çıkmakla yetinmelerine karşılık, onun sorununun kökenini, kilisenin kurtuluş ve Lütuf öğretisindeki sapmayı hedef almasıydı. Tanrı‘nın karşılıksız Lütfunun endüljanslara ve bu dünyada iyi işlere bağlanmasına katkıda bulunabileceği öğretisinin İncil’de yer almadığını savunuyordu. Luther’in kilisenin etik ve ilahiyat bakımından yenilenmesiyle ilgili yaklaşımının ipuçları buradaydı: Kutsal metinlerin tek başına bağlayıcılığı (sola sciptura) ve işlerle değil yalnızca imanla (sola fide) aklanma.

     

    Luther Katolik Kilisesi’yle bağları koparma yanlısı olmamakla birlikte papalıkla çatışma kaçınılmazdı.1520’de Worms’daki İmparatorluk Meclisi önünde yargılandı, ardından da aforoz edildi. Kilise içinde reformu amaçlayan hareket sonunda Batı Hristiyanlığın bölünmesine yol açtı.

     

    Almanya’daki Reform kısa sürede farklı akımlara dönüştü; bunların çoğu Luther’in girişiminden bağımsız gelişti. Zwingli Zürich’te oluşturduğu dinsel yönetim çevresinde devleti ve kiliseyi Tanrı’ya hizmet amacı içinde birleştirdi. Zwingli iman yoluyla aklanma önertisinin öneminde Luther’le anlaşıyor, ama Komünyon konusunda ondan farklı düşünüyordu.

     

    Luther, Katolik Kilisesinin Komünyon ayininde kutsal ekmek ve şarabın İsa’nın gerçek bedenine ve kanına dönüştüğü yolundaki öğretisini tam olarak kabul etmiyor, ama İsa Mesih’in gerçekte her yerde olduğuna göre onun bedeninin de ekmek ve şarapta hazır bulunduğunu öne süren öğretiyi savunuyordu. Komünyon’un İsa’nın ölümünün anılmasından ve bir imkan ikrarından başka anlam taşıdığını ileri süren Zwingli gibi de düşünmüyordu.
    Zwingli’nin çevresinden, ondan daha köktenci olan bir başka grup doğdu.

     

    Köktenci Reformcular kutsal metinlerin bağlayıcılığı ilkesinin ödünsüz uygulanması gerektiğini savundular ve çocukların vaftiz edilmesine karşı çıkarak Zwingli’den koptular. Çocukluklarında vaftiz edilenleri yetişkinken yeniden vaftiz ettikleri için Anabaptistler adını alan grubun İsviçre’deki kolu İsa’nın İncil’lerde sunduğu örneği izleyerek her türlü yemin etmeyi reddetti, silah taşımaya karşı çıktı ve kilise ile devletin kesin olarak birbirinden ayrılması gerektiğini savundu. Protestanlığı benimsedikten sonra Fransa’dan ayrılan Fransız avukat Jean Calvin’i izleyenler Protestanlığın öteki önemli kollarından Kalvinistliği oluşturdular.

     

    Calvin Basel’de yeni Reform hareketinin ilk kapsamlı ve sistematik ilahiyat incelemesi olan Christianae religionis institutio’yu (Hristiyan Dininin temelleri) yayımladı. Calvin Luther’in iman yoluyla aklanma önerisini paylaşmakla birlikte, dinsel yasalar ile İncil’i kesin çizgilerle ayırmaya çalışan Luther’e göre Hristiyan toplumu içinde yasalara daha olumlu bir işlev yüklüyordu. Calvin, Tanrı’nın seçilmiş kullarından oluşan disiplinli bir toplum idealini Cenevre’de sınama olanağı buldu.

     

    16. yy. boyunca Reform hareketi öteki Avrupa ülkelerine de yayıldı. Yüzyılın ortalarında Luthercilik Kuzey Avrupa’da egemenliği kurulmuştu. Kralların çok zayıf, soyluların güçlü, kentlerin de az olduğu, ayrıca dinsel çoğulculuğua öteden beri alışkın olan Doğu Avrupa ise Daha köktenci Protestanlık biçimlerine açıktı. İspanya ve İtalya ise Karşı Reform Hareketinin merkezleri oldu, Protestanlık buralarda hiçbir zaman etkinlik kuramadı.

    İngiltere’de Reform hareketinin kökleri dinsel olmaktan çok siyasaldı. Papa VII. Clemens’ten boşanma izni alamayan VIII. Henry papalığın yetkisini reddetti ve 1534’te başında kralın bulunduğu Anglikan Kilisesini kurdu. 16. ve 17. yy. çeşitli yasalarla Katoliklerin ibadeti yasaklandı,yurttaşlık hakları kısıtlandı, bazı Katolik papazlar idam cezasına çarptırıldı. Bu ceza yasaları 1791, 1832 ve 1926’da çeşitli yasalarla yürürlükten kaldırılacaktı. Siyasal sonuçları bir yana, Henry’nin attığı adımlar İngiltere’de dinsel reformun başlangıcını oluşturdu. The Book Of Common Prayer (Toplu Dua Kitabı) adıyla İngilizce bir ayin kitabı düzenlendi. Cenevre’de kaldığı sürede Calvin’den etkilenen John Knox Presbiteryenliğin İskoçya’da devlet kilisesi olmasına öncülük etti. Böylece İskoçya ve İngiltere’nin birleşmesi sağlandı.

     

    Birkaç Kişiden ama Tanrı yönetiminde başlayan bu küçük hareket Bugün Hristiyanlık dünyasında 2. büyük mezhebi oluşturmaktadır.

    Sözlük

    Rönesans

    Geleneksel anlamda Rönesans, Orta Çağ ve Reformasyon arasındaki tarihi dönem olarak anlaşılır.

    15. yüzyıldaki İtalyan Rönesansı batı ile klasik antikite arasındaki bağın tekrar kurulmasını sağlamıştır. bilime —özellikle matematik—, deneyselliğe geri dönülmüş, yaşamın önemi hakkında yoğunlaşılmış (örneğin Rönesans hümanizmi), matbaanın bulunmasıyla ve sanat, şiir ve mimari'de ortaya çıkan yeni tekniklerle bilgi yayılabilmiş, böylece radikal bir değişim başlamıştır. Bu çağ uzun zamandır geriye düşmüş olan Avrupa'nın ticaret ve keşiflerle yükselişinin öncüsü olmuştur. İtalyan rönesansı bu dönemin başlangıcı olarak kabul edilir.

    Günümüz tarihçileri yukarıdaki tanıma kuşkuyla yaklaşmaktadır.

     

    Skolastik Felsefe

    Skolastik felsefe, Latince kökenli schola (okul) kelimesinden türetilen scholasticus teriminden gelmektedir ve kelime anlamı olarak okul felsefesi demektir. Bu anlam önemlidir, zira skolastik felsefe, ortaçağ düşüncesinde doğru'nun zaten mevcut olduğu düşüncesine ve felsefenin okullarda okutularak öğretilmesine dayanan bir yaklaşım sergiler. Bu felsefenin temeli teolojidir, ona dayanır ve onu desteklemeye çalışır.

     

    Feodalite

    Derebeylik toprağı ve üzerinde yaşayan köylüleri tek bir kimsenin malı sayan ortaçağ nizamı

    Avrupa’ya mahsus bir zillet ve istismar rejimi…

     

    Feodalitenin temel özelliği siyasi bölünmüşlük ve sosyal eşitsizliktir. Senyörler, topraklarında yaşayan insanların üzerinde mutlak haklara sahiptirler. Her senyör, ayrı bir silahlı güce sahiptir ve her senyörün bölgesinde ayrı kurallar geçerlidir.

    Avrupa'da siyasal ve sosyal bölünmüşlük, bölgesel ekonomik faaliyetler, insanlar arasında dil, davranış ve dünya görüşü bakımından farklılıklar doğmasına neden olmuştur.

    Feodalite, bütün Ortaçağ boyunca devam etti. 15. yüzyılda; barutun ateşli silahlarda kullanılmasıyla sona erdi. Feodalitenin yıkılması, mutlak krallıkların güçlenmesini sağladı. Yeniçağ başında Almanya dışında feodalite yıkıldı. Almanya'da ise Yakınçağ'da ortadan kalktı. Feodalite devam ettiği süre içerisinde Avrupa'da sosyal adalet kurulmamış, bu nedenle halk, çeşitli sınıflara ayrılmıştır:

     

    Endülüjans

    Katoliklik inancında endüljans, Kilise yetkililerinin belirli şartlara istinaden Katoliklere tüm günahlarının bağışlanması garantisi vermesi anlamına geliyor.

    Hümanizim

    Hümanizm, Fransızca humanisme, insancılık, insanları sevme ülküsü, beşeriyetçilik.

     

    İnsancıl bir yaklaşımı belirten hümanizm, Rönesans Avrupası'nda hem edebiyat hem düşünce alanında ortaya çıkan yenileşme hareketidir. Temeli Rönesans'ta Antikçağ metinlerinin incelenmesine dayanan ve XIII.yy'da, İtalya'da ortaya çıkan hümanizm, XVI.yy'a kadar gelişen bir yenileşmeyi belirtir. Hümanizm terimi, çeşitli anlamlar taşır. Bu anlamların biricik ortak noktası, insanoğlu hakkında tam anlamıyla iyimser bir felsefeyi yüceltmesidir. Hümanizm düşüncesine göre insan herşeyin merkezindedir,en değerli varlıktır. Ortaçağ'da adeta "aşağılık" olarak nitelendirilen insanın kabuğunu kırması ve kendinin ne kadar değerli olduğunu farketmesidir

     

    Martin Luther’in 95 Tez’i

     

    Martin Luther:
    “Disputatio pro Declaratione Virtutis Indulgentiarum”
    (Endüljansların Kudretine ve Yararına Dair İfşaatlarla İlgili Münazara)
    31 Ekim 1517

    Hakikat aşkıyla ve hakikatin temellerini açığa çıkarma arzusuyla saygıdeğer Papaz
    Martin Luther (serbest sanatlar ve kutsal teoloji Magister’i ve de aynı yerde üniversite
    profesörü) önderliğinde Wittenberg’de aşağıdaki önermeler hakkında bir münazara
    yapılacaktır. Bu yüzden şahsen Wittenberg’e gelip de sözlü olarak tartışamayacak
    olanların fikirlerini yazılı olarak sunmalarını rica etmektedir. Rabbimiz İsa Mesih adına.
    Amin.

    1.Rabbimiz ve Efendimiz İsa Mesih “Tövbe Edin”
    (Matta 4:17: “İsa vazedip: Tövbe edin, çünkü göklerin melekutu yakındır, demeğe o vakitten başladı.”hakkı kullanabilir.
    Buna rağmen suçları affetme hakkı olmadığı düşünülürse, suç tamamıyla affedilmiş sayılmayacaktır.)
    diye buyurduğunda, inananların tüm
    hayatının tövbe olması gerektiğini istemiştir.
    2. Bu söz, rahiplerce icra edilen sakramental tövbe, yani günah çıkarma ve kefaret
    ödeme olarak anlaşılamaz.
    3. Bununla beraber sadece içsel tövbe demek de değildir. Hayır, bedene dışsal olarak
    çeşitli ıstıraplar vermeyen, nefsi köreltmeye yaramayan içsel tövbeler yoktur.
    4. O halde [günahın] cezası, insanın kendi kendini yargılaması devam ettiği sürece
    bitmeyecektir. Zira bu, hakiki içsel tövbedir ve göklerin melekutuna kavuşmamıza
    dek sürecektir.
    5. Papa ya şahsen ya da Kilise Kanunu’nun otoritesiyle verdiği cezaların dışındakileri
    bağışlayamaz ya da bunları bağışlamak istemez.
    6. Papa suçları bağışlarken bunların Tanrı tarafından bağışlandığını ilan edip buna
    şahadet etmesi gerekir ve sadece kendi affetme yetkisi dahilindeki hallerde bu
    Matta 4:17: “İsa vazedip: Tövbe edin, çünkü göklerin melekutu yakındır, demeğe o vakitten başladı.”
    hakkı kullanabilir. Buna rağmen suçları affetme hakkı olmadığı düşünülürse, suç
    tamamıyla affedilmiş sayılmayacaktır.
    7. Tanrı suçu bağışlarken, kişiyi hem her şeyde mütevazı kılar ve hem de onu kendi
    vekili olan rahibin hükmü altına alır.
    8. Tövbe usullerine dair Kilise Kanunları sadece yaşayan insanlar için bağlayıcıdır, söz
    konusu Kanunlar’a göre hiçbir şey ölmüşlere tatbik edilemez.
    9. O halde Papa’nın şahsında teveccüh eden Kutsal Ruh bize karşı müşfiktir, çünkü
    saldığı fermanlarda Papa, ölümden ve zorunlu hallerden her seferinde imtina eder.
    10. Ölmekte olanların durumunda Araf için de Kanuni kefaret (“Kilise Kanunu” anlamında.) buyuran rahiplerin
    yaptıkları bu yüzden cahilce ve fenadır.
    11. Kanuni cezanın Araf cezasına dönüştürülmesi fikri, apaçık biçimde görülebileceği
    üzere, piskopozlar uyurken ekilip yeşeren yaban dikeni gibidir.
    12. Eskiden Kanuni cezalar, hakiki pişmanlığın göstergesi olarak Absolüsyon’dan (“Absolüsyon”: Günahtan bağışlanma sakramenti.)
    Esasen, ruhun cismani sınırlarından “mezun” olma işlemi
    anlamındadır.
    sonra değil önce verilirdi.
    13. Ölmekte olanlar bütün cezalardan ölüm dolayısıyla kurtulmuşlardır. Kanuni
    kurallara göre onlar, artık ölmüş kabul edilir ve bu nedenle bütün cezalardan
    hukuken serbest kalırlar.
    14. Ölmekte olanların kusurlu ruh hali ile kusurlu Tanrı aşkı, zorunlu olarak beraberinde
    büyük bir korku getirir. Tanrı aşkı ne kadar az ve ruh hali ne kadar kusurlu ise,
    korku da o kadar büyük olur.
    15. Bu korku ve dehşet, Araf cezasını oluşturmak açısından (başka şeyler hakkında
    hiçbir şey söylemiyoruz) tek başına yeterlidir, çünkü bu, ümitsizliğin dehşetine çok
    yakındır.
    16. Cehennem, Araf ve Cennet arasındaki fark ümitsizlik, yarı ümitsizlik ile güven ve
    selamet arasındaki fark kadar birbirinden ayrı gibi.
    17. Araf’taki ruhların dehşetin azalmasına ve Tanrı aşkının artmasına ihtiyaç duydukları
    açıktır.
    18. Ayrıca ne akıl, ne de Kutsal Kitap delilleri onların mükafat kazanabilme ya da Tanrı
    aşklarının artabilmesi halinin dışında olduğunu ispat edemeyeceği de aşikardır.
    19. Onların ya da en azından bazılarının, kendi selametlerinden emin oldukları ya da
    bunun teminat altında olduğunu düşündükleri halde, biz bu hallerden çok emin
    olsak da bu hallerin ispat edilemeyeceği aşikardır.
    20. Buna göre, bütün cezaların tam bağışlanmasından söz eden Papa, gerçekte bütün
    cezaları değil kendisinin hükmettiği cezaları bağışladığını demek istemektedir.
    21. Buna göre, Papa’nın bağışlamasıyla bir insanın bütün cezalardan kurtulduğunu ve
    selamete erdiğini söyleyen Endüljans vaizleri yanılgı içindedir.
    22. Zira Papa, Kanun’a göre bu hayatta ödenmesi gereken hiçbir cezayı Araf’taki ruhlar
    için bağışlayamaz.
    23. Eğer birinin bütün cezalarını bağışlamak mümkün olsaydı, bunu ancak en
    mükemmel insanlar için yapmak mümkün oldurdu, yani en azlar için.
    24. Ayrım yapmaksızın ve büyük bir şatafatla yürütülen cezadan kurtulma vaatleri,
    insanların büyük bir kısmının mecburen aldatılması anlamına gelir.
    25. Papa’nın Araf üzerinde sahip olduğu kudret, herhangi bir piskopozun ya da papazın
    özel olarak kendi piskopozluk bölgesindeki ya da cemaati dahilindeki kudretinden
    hiçbir farkı yoktur.
    26. Papa, anahtarların gücüyle değil de (ki bu konuda o bu güce sahip değildir),
    başkası adına yalvararak [Araf’taki] ruhların bağışlanmasını dilediğinde doğru
    yapmış olur.
    27. Paranın para kutusuna atılmasıyla birlikte ruhun daha o an [Araf’tan] uçup
    kurtulduğu sadece bir insan öğretisidir.
    28. Paranın para kutusuna atılmasıyla, ancak kârın ve hırsın artacağı kesindir, ama
    Kilise’nin başkası adına yalvarmasının bir netice vermesi sadece Tanrı lütfuna
    kalmıştır.
    29. Araf’taki bütün ruhların oradan parayla kurtulmak istediğini kim bilebilir ki? Örneğin
    Aziz Severinus ile Paskalis’in bunu istemedikleri rivayet edilir.
    30. Hiç kimse kendi pişmanlığında samimi olup olmadığını bilemez, tam bağışlanmaya
    kavuşup kavuşmadığını ise hiç bilemez.
    31. Gerçekten tövbekar olan insan çok nadirdir, aynı şekilde gerçekten ve samimiyetle
    Endüljans satın alan insan da çok nadirdir.
    32. Bağışlanma belgelerine sahip oldukları için kendi selametlerinden emin olanlar,
    bunu onlara öğreten üstatlarla birlikte ebediyete kadar mahkum olacaklardır.
    33. Papa’nın bağışlanma belgelerinin Tanrı ile insanı uzlaştıran, Tanrı’nın paha biçilemez
    bir armağanı olduğunu söyleyenlere karşı ne kadar tetikte olunsa azdır.
    34. Zira bu Endüljans lütufları, sakramental kefaretin cezalarıyla ilgilidir, bunlar ise
    insanlar tarafından tayin edilmiştir.
    35. Araf’tan ruh satın alıp kurtarmak ya da günah çıkarma belgeleri satın almak
    isteyenler için pişmanlık beyanının gerekli olmadığını vaazedenler, Hıristiyanca
    öğretiyor değildirler.
    36. Her hakiki tövbekar Hıristiyan, bağışlanma belgeleri olmadan da cezadan ve suçtan
    tamamıyla bağışlanma hakkına sahiptir.
    37. Ölü ya da canlı her hakiki Hıristiyan, Mesih’in ve Kilise’nin bütün hayırlarından
    payını alır. Bu ona Tanrı tarafından verilmiştir, bağışlanma belgesi olmasa bile.
    38. Yine de Papa aracılığıyla bahşedilen bağışlanmalar ve [Kilise’nin rahmet hazinesine]
    katılmalar, daha önce de söylediğim gibi, Tanrısal bağışlanmanın ifşaası oldukları
    için hiçbir şekilde küçümsenmemelidir.
    39. En alim teologlar için bile, halkın karşısında bir yandan Endüljansların bolluğunu,
    diğer yandan da pişmanlığın samimiyetini salık vermeleri çok zor olacaktır.
    40. Hakiki pişmanlık, cezayı arar ve sever. Fakat Endüljansların bolluğu, sadece
    cezaların gevşekliğine ve cezalardan nefret edilmesine, en azından nefret etmek için