www.incilturk.com

 
 
 

 
 

 

 

 


 

Kitab-ı Mukaddes İslâmiyet’ten Önce Tahrif Olamazdı, Çünkü Hz. Muhammed’in Zamanında, Tevrât, Zebûr ve İncîl Sapasağlam Duruyordu


“Gerçekten Tevrât’ı biz indirdik, onda yol gösterme ve nur vardır. İsa’ya gönderdik, ve ona içinde yol gösterme ve nûr bulunan İncîl’i verdik.” (Mâide 5:44 & 46)

A. “Oysa hepsi de Kitabı okuyorlar” (Bakara 2:113)

“Yahudiler: ‘Hristiyanlar, bir temel üzerinde değiller,’ dediler. Hristiyanlar da: ‘Yahudiler bir temel üzerinde değiller,’ dediler. Oysa hepsi de Kitabı okuyorlar...” (Bakara 2:113)

Kur’ân’ın Bakara 2:113 ayetine göre, hem Yahudiler hem de Hristiyanlar, Tanrı’nın onlara verdiği kitapları hâlâ okuyorlar. Dikkat ederseniz, “okuyorlardı” demiyor, “Oysa hepsi de Kitabı okuyorlar” deniliyor. Arapça metinde geçen “yetlune” (okuyorlar) fiili onların o zamanlar Tevrât ve İncîl’i okuduklarını, bu kitabın ellerinde bulunduğunu gösterir. Aksi takdirde, onların “bir vakitler onu okuduklarını” belirtmek için geçmiş zaman kipinin “teleune” (okudular) kullanılması gerekirdi. Ama şimdiki zaman kipinin kullanılması, bu kitapların Hz. Muhammed’in zamanında sağlam olduğunu göstermektedir.

El-Beydâvî’nin tefsirinde bu ayet hakkında söyledikleri özetle şöyle: “Ayet, Necran heyetinin Kur’ân Sahibi’nin yanına gelişleri sırasında indirilmiştir. Onlar Yahudi kâhinleriyle tartıştılar, karşılıklı, birbirlerinin hiç bir esas üzerinde olmadıklarını, yani ilim ve Kitap sahibi olmalarına rağmen sağlam bir dayanaktan yoksun olduklarını iddia ettiler.”1 Bilmen Bakara 2:113 hakkında tefsirinde bunları açıklıyor: “(Halbuki onlar) o

____________________
1. Pfander, Tevrât ve İncîl’de Tahrif Yoktur, s. 7.
iki taife (kitabı okurlar). Yahudilerin okudukları Tevrât’ta, ahdi kadimde Hazreti İsa’yı, onun peygamber olarak dünyaya geleceğini tasdik vardır. Nasranîlerin okudukları İncîl’de de Hazreti Musa’yı tasdik vardır. Artık böyle alel’ıtlâk inkâr lâik midir?...”2

Eski zamanlardan beri Yahudiler Eski Ahit’i, Hristiyanlar ise Kutsal Kitap okuyorlardı.

“Kutsal Yazıları araştırıyorsunuz. Çünkü bunlarda sonsuz yaşama sahip olduğunuzu sanıyorsunuz. Bana tanıklık eden de bu yazılardır!” (Yuhanna 5:39)

“Ben yanına gelinceye dek topluluğa Kutsal Yazıları okumaya, öğütte bulunmaya ve ders vermeye ada kendini.” (1 Timoteyus 4:13)

Eğer bir kimse Kutsal Kitab’ın değiştirildiğini iddia ediyorsa, bunun ne zaman olduğunu açıklamalıdır: Hz. Muhammed’den önce mi, sonra mı? Kutsal Kitab’ın değiştirildiğini iddia edenler, ancak zaman olarak Kur’ân’dan sonraki dönemleri iddia edebilirler, çünkü Kur’ân’da şu gerçek açıkça belli: İncîl ve Tevrât’ın aslı Hz. Muhammed’in zamanında kaybolmamıştır. Kur’ân’a göre, Eski ve Yeni Ahid’in metinleri, Hz. Muhammed’in zamanında Yahudiler ve Mesih İnanlıları arasında yaygındı ve sapasağlamdı. Eğer bu kitaplar değiştirilmiş olsalardı, “Oysa hepsi de Kitabı okuyorlar” denilir miyidi? Denilmezdi. Çünkü Kur’ân’ın tasdik ettiği kitap, sanal bir kitap değil, ehli kitabın elinde olan kitaptı.

“Ey İsrâil oğulları...Siz Kitb’ı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz?” (Bakara 2:40)

“Öğrettiğiniz ve okuduğunuz Kitâb gereğince Rabb’a hâlis kullar olun!” (Al-i İmrân 3:79)

“De ki, ‘Doğru iseniz, Tevrât’ı getirip okuyun.’” (Al-i İmrân 3:93)

“Tevrât’ı getirip okuyun” sözleri mevcut ve geçerli olan Tevrât’a başvurması Hz. Muhammed’in döneminde bozulmamış olduğunu ispatlar. “Oysa hepsi de Kitabı okuyorlar” ve “Kitab-ı okuduğunuz

2. Bilmen, Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, 1. Cilt, s. 109.
O halde”, ifadeleri gösteriyor ki, o dönemde geçerli Kutsal Kitab’ın’ metinleri devamlı kullanılıyordu.

“Peki ‘Allah hakkında, gerçekten başkasını, söylememeleri husûsunda kendilerinden Kitab mîsâkı alınmamış mıydı? (Kitabda bu hususta kendilerinden söz alınmamış mıydı?) Ve onun içindekini okuyup öğrenmediler mi? (A’râf 7:169)

Kutsal Kitap Hz. Muhammed’den sonra değiştirildi diyenler için, farklı bir problem ortaya çıkıyor. Kutsal Kitab’ın İslâmiyet’ten önceki dönemlere ait binlerce eski el yazmaları hâlâ mevcuttur. Bu eski İbranice, Grekçe, Latince ve diğer dillerdeki metinlerden görebiliyoruz ki, Kutsal Kitap Hz. Muhammed’in döneminde bozulmamış durumdaydı. Eğer bozulmuş ve tahrif edilmiş olsaydı, Tanrı Hz. Muhammed’in süphelerinden kurtulması için Tevrât ve İncîl okuyanlara sormasını istemezdi. Yoksa herşeyi bilen Tanrı’nın şüphelerden kurtulması için Hz. Muhammed’i, tahrif edilmiş bir kitabı okuyan kişilere yollaması O’nun yüceliğine yakışır mıydı?

Kur’ân, Hz. Muhammed’i ya da Müslümanları dinlerle ilgili kuşkuya düştükleri her hangi bir zaman Kutsal Kitab’a başvurmayı emrediyor. Ayrıca Yahudilere ve Mesih İnanlılarına da danışabileceklerini söylüyor. Bu ayette Kitap sahipleri ve okuyanlar danışılması layık kimseler olarak gösterilmişse, bu da gösteriyor ki, Kutsal Kitap, değiştirilmemiştir. Değiştirilmiş bir kitab’a danışma kaynağı olarak başvurmayı önermek tutarsızlık olmaz mı?

B. “Kitab okuyanlara sor” (Yûnus 10:94-95)

Gene tahrif iddiacılarına sormalıyız, İncîl’in tahrifi ne zaman gerçekleşti? Kur’ân’dan önce mi, yoksa sonra mı? Kur’ân’dan önce derlerse, Kur’ân’ın kendisi onları öyle bir çıkmaza sokar ki, kurtulamazlar. Çünkü Kur’ân şüphelerden kurtulması için Hz. Muhammed’e Kutsal Kitab’ı okuyanlara başvurmasını emretmektedir. Kur’ân Hz. Muhammed’e Kur’ân hakkında kuşkulandığı takdirde, emin olması için Ehl-i Kitab’a başvurmasını emrediyor:

“Eğer sen, sana indirdiğimizden kuşkuda isen, senden önce Kitab okuyanlara sor... Ve sakın Allah’ın ayetlerini yalanlayanlardan olma, yoksa ziyana uğrayanlardan olursun.” (Yûnus 10:94-95)

“Bilmiyorsanız zikir ehline (bilen Kitab ehline) sorun.” (Nahl 16:43)

“Andolsun, biz Mûsâ’ya açık açık dokuz âyet (mu’cize) vermiştik. İşte İsrâil oğullarına sor...” (İsrâ 17:101)

“Eğer bilmiyorsanız zikir ehline (yani meseleyi bilen, eski Kitab sahiplerine) sorun... Aklınızı kullanmıyor musunuz?” (Enbiyâ 21:7 & 10)

“Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Rahmân’dan başka tapılacak tanrılar yapmış mıyız?” (Zuhruf 43:45-46)

Hemen hemen bütün Kur’ân müfessirlerinin bu ayetlerin yorumu şöyle:

“Hitapta bulunan, Muhammed, ümmeti ve bu hitabı duyan her kişidir. Onun Ehl-i Kitab’a sormakla emrolunmasının sebebi ise, Kitab’ın onlar katında tıpkı Muhammed’e Allah tarafından vahyolunanın benzerliğinde sağlam ve sabit olmasıdır. Gaye, bu konunun önceki kitaplardan delil getirmek suretiyle pekiştirilmesidir, çünkü Kur’ân onları doğrulamaktadır.”3

Bu Kur’ân ayetlerinden de anlaşılıyor ki, Tevrât ve İncîl Hz. Muhammed’in zamanında bozulmamış durumdaydı. Çünkü bu ayetler Kutsal Kitab’ın, Kur’ân’ın oluştuğu sırada varolduğunu, bizzat Kur’ân’ın onun sağlamlığına tanıklık ettiğini, Kutsal Kitabın izleyicileri olan Yahudi ve Mesih İnanlılarına güvendiğini açıkça göstermektedir. Yoksa Kur’ân-ı Kerîm, yüreklerinde imanın pekişmesi için, en ufak bir değişikliğe bile uğramayan kitaplarının tanıklığı aracılığıyla kuşkularının yok olması için Hz. Muhammed’i ve ümmetini onlara başvurmaya teşvik etmezdi.

“Zikir ehline” sözleri “Kitap sahiplerine” anlamına geliyor. Yani Kutsal Kitap ellerinde bulunuyordu. Kur’ân “ehli kitabın elinde bulunan” bir kitabı tasdiken indirildiğine göre, ehli

____________________
3. Pfander, Tevrât ve İncîl’de Tahrif Yoktur, ss. 14-15.
kitabın elinde Kur’ân’ın tasdik ettiği bir kitap bulunmaktadır. Kur’ân’a göre ehli kitabın elinde Kur’ân’ın doğru bulduğu, tasdik ettiği kitap vardır. Bunu Kur’ân bildirdiğine göre Müslümanların buna inanması şarttır. İmanlarının gereğidir. Buna inanmadıkları takdirde Kur’ân’a inanmamış, Kur’ân-ı red ve inkâr etmiş olurlar.

Hristiyanlığın en meşhur teologlarından biri, Prof. Dr. J.I. Packer, Kutsal Kitap hakkında şunu belirtmiştir: “Eğer Tanrı Kitab-ı Mukaddes’i insanların kurtuluşu için mü’minlere vermişse, o zaman kesinlikle şunu çıkarabiliriz; O kitap bozulmuş hale gelemez, yoksa Tanrı’nın kurtuluş amaçları da bozulurdu. Tanrı’nın amaçları da asla bozulmaz.”4

“Ve Samuel büyüdü, ve RAB onunla baraberdi, ve bütün sözlerinden hiç birini yere düşürmedi.” (1 Samuel 3:19)

“Ve şimdi, ya RAB Yehova, sen Allahsın, ve sözlerin hakikattir, ve kuluna bu iyi şeyi vadettin; ve ebediyen senin önünde olsun diye kulunun evini mubarek kılmak şimdi sana hoş görünsün; çünkü, ya RAB Yehova, sen söyledin; ve kulunun evi senin bereketinle ebediyen mubarek kılınsın.” (2 Samuel 7:28-29)

Prof. Dr. Packer’e göre, “Kitab-ı Mukaddes’te gerçek sabitlik, güvenilirlik ve değişmezlik demektir. Bu niteliğe sahip olan kişi tutarlı, içten, gerçekçi ve aldanmazdır. Tanrı böyle bir kişidir; gerçek O’nun doğasındadır. Bu yüzden yalan söyleyemez. Bize söylediği sözler gerçektir ve başka türlü olması olanaksızdır.”5 Kitab okuyanlara sorarsanız, Tanrı’nın Kutsal Kitabı asla değiştirilemez.

C. “yol gösterme ve nur vardır.” (Mâide 5:44)

“Ondan önce de önder ve rahmet olarak Mûsâ’nın Kitab’ı var.” (Ahkaf 46:12)

“Gerçekten Tevrât’ı biz indirdik, onda yol gösterme ve nur vardır.” (Mâide 5:44)

____________________
4. Packer, Fundamentalism and the Word of God, s. 90.
5. Packer, İlâhiyat Serisi: Tanrı’yı Tanımak, s. 107.
“Mûsâ’nın Kitab’ı var” ve “yol gösterme ve nur vardır.” ifadeleri (ayetleri) bu kitabın Hz. Muhammed’in zamanında değişmemiş olarak bulunduğunu göstermektedir. Atay Hoca’nın 1961 yılı tercümesinde, Ahkaf 46:12 şöyle çevirilmiştir: “Kur’ân’dan önce, Musâ’nın kitabı, Tevrât, bir rahmet ve rehberdir.” Yani, Hz. Muhammed’in döneminde, Tevrât hâlâ geçerli bir rehber veya önder olarak sayılıyordu. Kutsal Kitap Tanrı’nın yol gösterdiği bir kitap olduğunu iddia eder. Kur’ân’ı Kerim de bunu tespit etmiştir.

“Gerçekten Tevrât’ı biz indirdik, onda yol gösterme ve nur vardır.” (Mâide 5:44)

“İsa’ya gönderdik, ve ona içinde yol gösterme ve nûr bulunan İncîl’i verdik.” (Mâide 5:46)

D. “De ki: Ey Kitâb ehli” (Al-i İmrân 3:64)

“Ehl-i Kitap” veya “Kitap ehli”, kitap sahibi olanlar, kitabı olan peygamberler getirilmiş kitapların birine inananlar. Kur’ân’ın Hz. Peygamber’in ve fukanın ortak kullanımıyla, ehli kitap deyimi özel çerçevede Yahudiler (Yahûd) ve Hristiyanlar (Nasâra)ı ifade eder.5 Kur’ân Yahudileri ve Mesih İnanlılarını “Ehl-i Kitab” veya “Kitâb ehli”, yani kitap sahipleri diye adlandırıyor. O halde kuşkusuz, “Kitap” o zamanlar ellerinde mevcuttu. Bu konuya aşağıdaki ayetlerle değinilecektir.

“Ey Kitâp ehli, neden İbrahim hakkında tartışıyorsunuz? Oysa Tevrât da, İncîl de ondan sonra indirilmiştir. Düşünmüyor musunuz?” (Al-i İmrân 3:65)

“Kitâb ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle emânet bıraksan, onu sana öder.” (Al-i İmrân 3:75)

Prof. Dr. Watt’a göre, “Kitap kelimesinin...Yahudiler veya Hrıstiyanlarla bağlantılı olarak kullanıldığında, herhangi bir semavi kitaba değil, yazılı formda fiilen ellerinde olan kutsal

____________________
5. Öztürk, Kur’ân’ın Temel Kavramları, ss. 101-102.
kitaplara işaret eder.”6 İlk Müslüman tefsircilerden İbn Cerîr et-Taberî (ö. 923) özellikle şunu söylüyordu: “Tanrı’nın ilk Kitab’ı Tevrât’tır, ve bu kitap, Ehl-i Kitab’ın elindedir. İncîl Hristiyanların elindeydi, ve İncîl’in büyük bir kısmı İsâ’nın doğumu ve hayatı ile ilgilidir.”7

Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân’da bulunan “Ehli Kitap” kavramı hakkında şunu söylüyor: “Şu bir gerçek ki, Kur’ân Ehli kitap’ı bir mutlak düşman hedef olarak göstermemekte, tam aksine, tevhit gerçeğinin egemenliğini sağlamada işbirliğine çağrılan bir entegrasyon unsuru olarak değerlendirmektedir. Kısacası, Ehli kitap’ın tamamı, ebedî kurtuluşu yitirmiş kâfirler değildir. Onların Allah’a ve âhirete gereğince inananlarının ‘amelleri inkâr olunmaz, karşılıksız kalmaz’ (Al-i İmrân 3:115). Onların öyle ahlak va fazilet sahibi olanları vardır ki, ‘ona kantarlar çekisiyle altın-gümüş emanet etsen, onu sana iade eder.’ (Al-i İmrân 3:75) Biz Kur’ân’ın söz aldığı yerde susmanın gereğini yerine getirmek borcundayız. Bu susma bizim nefsimize ağır gelse de bunu yapmak zorundayız.”8

E. “Tevrât yanlarında dururken” (Mâide 5:43)

“İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrât yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar da ondan sonra da dönüyorlar (verdiğin hükme razı olmuyorlar?)...” (Mâide 5:43)

Bu ayete göre, “İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrât” hâlâ Yahudilerin elinde bulunuyor. Bu Tevrât’ın Hz. Muhammed’in zamanında değişmemiş olduğuna apaçık bir tasdiktir çünkü Tanrı’nın hükmü onda ve bu Kitap’a imanı olan bir kişi bir başka kitapla hükmedemez.

“Sizin yanınızda bulunanı doğrulayıcı olarak indirmiş bulunduğum (Kur’ân)a inanın...” (Bakara 2:41)

“Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine inanın!’ denilse, ‘Bize indirilene inanırız.’ derler, ötesini kabûl etmezler. Halbuki o, kendi yanlarında bulananı doğrulayıcı bir gerçektir.” (Bakara 2:91)

____________________
6. Watt, Kur’an’a Giriş, s. 164.
7. Taberî, Kitab ud-Din ve’d Devle, s. 51.
8. Öztürk, Kur’ân’ın Temel Kavramları, s. 103 & 116.
“...yanınızdakini doğrulayıcı olarak indirdiğimiz (Kitâb)a inanın.” (Nisâ 4:47)

“Onlar ki, yanlarındaki Tevrât ve İncîl’de yazılı buldukları o Elçi’ye, o ümmî Peygamber’e uyarlar. (A’râf 7:157)

“Yanınızdakini” ve “Sizin yanınızda bulunan”, Kutsal Kitap ile ilgili ayetlerdir. Bu ayetlere göre Kutsal Kitap, Hristiyan ve Yahudilerin yanında bulunuyordu.

“Sizin yanınızda bulunanı doğrulayıcı olarak indirmiş bulunduğum (Kur’ân)a inanın...” (Bakara 2:41)

Bakara 2:41 ayetinde, Kur’ân’ın Ehl-i Kitabın elinde bulunan bir kitabı tasdiken indirildiği bildirilir. İslâm uleması başlangıçta tasdik edilen Kitabın Tevrât olduğunu kabul etmiştir. Ancak daha sonraki karşılaştırmalar yapıldıktan sonra Kur’ân’la Tevrât arasında inanç ve itikat ayrılıkları dolayısıyla Tevrât’ın Mûsâ’ya özgün bir kitap olmadığına karar vermişlerdir. Ayeti tevil etmeye (bir sözü ya da davranışı görünür anlamından başka anlam vermek) çalışmışlardır. Ancak aşağıda görüleceği gibi tevil edememişler. Ama tevil ediyoruz diye ayetin anlamını saptırıp inkâr etmişlerdir. Aşağıda İslâm alimleri tevil ediyoruz diye ayetin anlamını nasıl saptırıp inkâr ettikleri açıklanmaktatır.

1) İslâm alimleri Bakara 2:41 ayetinde Kur’ân’ın tasdiken indirildiğini bildirilen Ehl-i Kitabın - Yahudilerin elindeki kitabın Tevrât olduğunu kabul etmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı çevirisi şöyledir:

“Elinizde bulunan Tevrât’ı tasdîk ederek indirdiğim Kur’ân’a, inanın;” (Bakara 2:41)

Tasdik edilen kitap “sizdeki, elinizdeki” diye tanımlanmaktadır.

2) Ancak daha sonra, Kur’ân’la Tevrât’ın arasındaki farklılıkları inceledikten sonra mevcut Tevrât’ın Mûsâ’ya verilmiş özgün kitap olmadığına karar vermişlerdir. Ama bu durum Kur’ân-ı özgün olmayan, değiştirilmiş bir kitabı tasdik eder duruma sokmuştur. Kur’ân’la Tevrât arasındaki inanç - itikat ayrılıklarını göz önüne alan İslâm alimleri yorumunda değişiklik yaparak Kur’ân’ın tahrif edilmiş olan “mevcut Tevrâtı” tasdik etmediğini, ve;

3) Ayette tasdiki bildirilen kitabın “Tevrât’ın tahrif edilmemiş aslı” olduğunu ileri sürerek bu şekilde ayetin anlamını tevil etmeye çalışmıştır. Ayetin bu şekilde yorumunu yansıtan Türkiye Diyanet Vakfı çevirisi şöyledir;

“Elinizdekini (Tevrât’ın aslını) tasdik edici olarak indirdiğime (Kur’ân’a) iman edin.” (Bakara 2:41)

4) Fakat ayetin anlamını bu şekilde tevil eden İslâm alimlerine göre ayette tasdiki bildirilen “Tevrât’ın aslı” Ehl-i Kitabın elinde bulunmayan, varlığı kuramsal olarak kabul edilen, hayali bir kitaptır. Bu durumda İslâm ulemasının ayeti tevili, aslında anlamını değiştirmektedir. Ayette, tasdiki bildirilen “Ehli Kitabın elinde bulunan bir kitap” yerine, mevcut olmayan, dolayısı ile, “ehli kitabın yerine bulunmayan bir kitap” koymaktadır. Daha doğrusu bir “yok” koymaktadır. İslâm ulemasının tevili ayetin anlamını değiştirmekte, inkâr etmektedir.

5) Görüldüğü gibi İslâm alimlerinin tevili bir göz boyamacılıktan, bir aldatmacadan başka birşey değildir. Gerçekte İslâm bilginlerinin tevil ettiği Tevrât’ı bilgisizlikten ve düşüncesizlikten doğan apaçık bir inkârdır. Bilgisizlikten kaynaklanan böyle bir inanış, önyargı nedeniyle milyonlarca Müslümana bile bile yanlış öğretilmektedir.

“Böylelikle, geleneğiniz uğruna Tanrı’nın Sözünü geçersiz kılmış oluyorsunuz. Ey ikiyüzlüler! Yeşaya’nın sizinle ilgili şu peygamberlik sözü ne doğrudur: ‘Bu halk dudaklarıyla beni sayar, ama yürekleri benden uzaktır. Boşuna bana taparlar. Çünkü öğrettikleri, sadece insan kurallarıdır.” (Matta 15:6-9)

F. “Allâh katında bu ikisinden” (Kasas 28:49)

“De ki: ‘Eğer doğru iseniz, Allâh katında bu ikisinden (yâni Mûsâ’ya ve bana inen Kitablardan) daha doğru bir Kitâb getirin, ben ona uyayım.” (Kasas 28:49)

Bu ayette, iki tane Kitaptan bahsedilmektedir. Sayın Prof. Dr. Süleyman Ateş’in bu ayetin parantez içine alınan yorumuna göre, bu iki kitaptan birincisi Musa’ya inen Tevrât, ikincisi ise Hz. Muhammed’e inen Kur’ân-ı Kerîm kastedilmektedir. Ayet’in esasına göre, bu iki kitaptan daha doğru bir kitap bulunamaz. Yani, burada, apaçık bir ifade görünmektedir: Mûsâ’ya verilmiş olan Tevrât Hz. Muhammed’in döneminde sapasağlam duruyordu. Başka bir sonuca varmak imkânsızdır.

G. “Ancak kendilerine açık delil geldikten sonra” (Beyyine 98:4)

Kutsal Kitab’ın Hz. Muhammed döneminde değiştirilmediğine dair Kur’ân’ın içerisinde bir delil daha var. Kur’ân’a göre Hristiyanlar arasındaki ayrılıklar ve anlaşmazlıklar ancak Kur’ân’dan sonra meydana gelmiştir. Bundan da şu çıkarılıyor ki, Kur’ân ortaya çıkmadan önce Hristiyanlar arasında büyük bir ayrılık yoktur.

“Oysa kendilerine kitab verilmiş olanlar, kendilerine açık deliller geldikten sonra, sırf aralarındaki kıskançlıktan ötürü o (Kitab hakkı)nda anlaşmazlığa düştü(ler). (Bakara 2:213)

“Kitâb verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlıktan ötürü, ayrılığa düştüler.” (Al-i İmrân 3:19)

“Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra sâdece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler.” (Şûrâ 42:14)

“Kitâb ehli, ancak kendilerine açık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler. (Beyyine 98:4)

“Andolsun biz, İsrâil oğullarına Kitab, hüküm (hikmet ve hükümranlık) ve peygamberlik verdik, onları güzel rızıklarla besledik, ve onları âlemlere üstün kıldık... Onlar, kendilerine bilgi geldikten sonra sâdece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler.” (Casiye 45:16-17)

Bu ayetlere göre, Müslümanlar Kur’ân’a dayanarak her hangi bir tahrif iddiasında bulunamazlar, tahrif iddiasını savunacaklarsa, ancak Hz. Muhammed’den sonraki dönem için mümkün olabilir. Fakat bunun da geçerli olmadığını biraz sonra göreceğiz, çünkü İslâmiyet’ten önceki dönemlere ait, İncîl’in 5,000’den fazla Grekçe el yazması hâlâ mevcuttur. Ve İncîl’in bu el yazmaları hemen hemen aynı şeyleri söylüyor ve bunlar günümüzdeki İncîl’den farklı değildir. Yani Kur’ânda bahsedilen Tevrât, Zebûr ve İncîl hayali kitaplar değil. Bunlar elimizdeki metinlerdir.

H. “Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse” (Mâide 5:44)

“Gerçekten Tevrât’ı biz indirdik, onda yol gösterme ve nur vardır... Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte kâfirler onlardır!” (Mâide 5:44)

Kur’ân’da Tevrât tasdik edilmiş, onun nur ve hidayete sevkeden bir kitap olduğu vurgulanmıştır. Anlaşmazlığa düştükleri konularda Kur’ân, Yahudilere Tevrât’ın hakemliğine başvurmalarını buyuruyor. O halde Kutsal Kitap Tanrı katından verilmiştir ve Hz. Muhammed de onun hükümlerine tabidir. Kur’ân-ı Kerîm, Hristiyanlara ellerinde bulunan İncîl’i kullanmalarını önermiştir. Bu da ellerindeki İncîl’in geçerli ve değişmemiş olduğunu gösteriyor. Kur’ân’a göre bu konudaki en ufak bir inkâr Tanrı’yı reddetmek ve kâfirlik anlamına gelir.

“Onda (Tevrât’ta)...yazdık... Ve kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte zalimler onlardır.” (Mâide 5:45)

“İncîl sahipleri, Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsinler. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar, yoldan çıkmışlardır.” (Mâide 5:47)

Hemen belirtmek gerektir ki; Kur’an’ın Yahudi ve Hristiyanlara şiddetli uyarıları, “Elinizdeki kitaplar yanlıştır, onları bırakın gelin Müslüman olun” manasında ve üslubunda değildir. Bilakis, onlara “Siz neden Tevrât ve İncîl ile amel etmiyorsunuz?” diye Kur’an onları kınıyor (Maide 5:44-48).9

“Tevrât’ı getirip Okuyun” Artık bundan sonra da kim Allah’a yalan uydurup iftira ederse, işte onlar zalimler.” (Al-i İmrân 3:93-94)

____________________
9. Sağlam, Geçmiş ve Gelecek Arasında Tevrât, s. 19.
Eğer Tevrât ve İncîl, Hz. Muhammed’in yaşadığı dönemde gerçekten bozuk ve değiştirilmiş olsaydı, Kur’ân niçin Hristiyan ve Yahudilere kendi öz kitaplarına yönelmelerini ve bütün problemlerini kendi kitaplarından halletmelerini tavsiye etsin? Kur’ân-ı Kerîm burada Hristiyanlara ve Yahudilere kendi kitaplarından öğrenmiş oldukları, okudukları şeylere başvurmalarını önermiştir. Bu yüzden Kutsal Kitap o zamanda değiştirilmiş olamazdı. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm insanlara tahrif edilmiş bir Kitab’ın öğretilerini okuyup müracaat etmelerini önerebilir miydi? Bu ayetler Tevrât ve İncîl’in sağlamlığını ifade ediyor. Aksi takdirde Kur’ân-ı Kerîm onların hükümlerinin uygulanmalarını istemezdi. Bu sorunun bir tek cevabı vardır. Kutsal Kitap değiştirilmemiştir. Kur’ân’a göre, “Tevrât ve İncîl değiştirildi” diyenler yoldan çıkmış zalimler ve kâfirlerdir. Yani onlar, kendilerine karşı insafsız, apaçık gerçeği görmezlikten gelen kimselerdir. Kısacası, Tevrât ve İncîl, Hz. Muhammed’in gözünde Allah’tan geldiği kuşku götürmez gerçek kitaplardı.

Gilchrist’in Mâide 5:47’ üzerindeki yorumu şöyledir: “Hristiyanların elinde geçerli ve sağlam bir İncîl olmasaydı, ‘İncîl ile hükmetsinler’ şeklinde bir tavsiye kesinlikle anlamsız ve değersiz olacaktı. Ne var ki Hristiyan dünyası, tarih boyunca (Hz. Muhammed’ten yüzlerce yıl öncesinden) İncîl adına sadece tek bir kitap tanımıştır ve sözkonusu bu kitap bugün Yeni Antlaşma veya İncîl adıyla bilinen kitaptır. Tanrı tarafından esinlenen İncîl’in Hristiyanların elinde bulunduğunu ve bunun Hristiyanlarca İncîl olarak kabul edilen kitap olduğunu söylemekte Kur’ân, Yeni Antlaşma’nın (veya İncîl’in) Tanrı Sözü olduğu gerçeğine sözlü bir şekilde şehadet bile etmektedir. Kur’ân, İncîl’in Hristiyanlarca ‘Evangel’ (yani ‘müjde’) diye kabul edilen kitap olduğunu ve bunun Hristiyanlar’ın elinde bulunduğunu söylemekle bizi şu tek gerçeğe götürmektedir: Bugün elimizdeki Yeni Antlaşma İncîl’in ta kendisidir. Hristiyanlık dünyası başka bir İncîl tanımamış, görmemiştir!”10

Prof. Dr. Süleyman Ateş, yukarıdaki Gilchrist’in bu görüşünü, Kur’ân’ın Yahudileri Tevrât’ın hükümlerini uygulamaya çağıran âyetleriyle desteklemiştir. O, “Eğer Kur’ân indiği sırada Tevrât ve İncîl muharref, aslı yok ve Kur’ân onları tamamen neshetmiş, ortadan kaldırmışsa, nasıl Yahudilere Tevrât’ın hükümlerini uygulamaları emredilir?” sorusunu sorarak bu hususa

_____________________

10. Gilchrist, Kur’ân ile İncîl: Yan Yana!, ss. 43-44.

dikkat çekmiştir.11 Ona göre Kur’ân’ın Yahudileri Tevrât’ın hükümlerini uygulamaya çağırması, Tevrât’ın muharref ve mensûh olmadığını göstermektedir.12

“Baksana Kitâbdan kendilerine bir pay verilmiş olanlar, aralarında hüküm versin diye Allah’ın Kitâbına çağırılıyorlar da sonra onlardan bir topluluk yüz çevirerek dönüyorlar.” (Al-i İmrân 3:23)

El-Beydâvî bu ayetin tefsirinde şöyle açıklıyor:

“Bu ayetin iniş nedeni şöyledir: Muhammed Yahudilerin okullarından birine girdiğinde Maim b. Amr ve al-Hars b. Yezid ona, ‘Sen hangi dindensin?’ diye sordular. Muhammed, ‘İbrahim’in dinindenim’ dedi. Onlar, ‘İbrahim Yahudiydi’ diye karşılık verdiler. Bunun üzerine Muhammed, ‘Gelin Tevrât’a bakalım, o bizimle sizin aranızda hakemdir’ dedi. Onlar bunu reddettiler ve ayet indirildi. Kitap’tan kasdedilen, Tevrât ya da diğer semavî kitaplardır. ‘Aralarında hükmetmesi için Allah’ın Kitab’ını çağırırlar’. Çağıran, Muhammed, Allah’ın Kitab’ı ise Tevrât’tır.”13

Bu ayet Tevrât’ın Hz. Muhammed hayattayken varolduğunu, Muhammed’in onu - güveninden ötürü - Tanrı’nın kitabı olarak adlandırdığını, onun düşmanlarıyla kendisi arasında hakem olmasını istediğini açıkça göstermektedir. Biz: “Bütün hak kitaplara inanıyorum ama Tevrât’la İncîl tahrif olmuş” diyerek durumu geçiştiremeyiz. “İnanmak” kelimesi birinin ya da birşeyin varlığını kabul etmek veya ona güven bağlamak olduğu kadar, sadık kalmak ve inandığımız şey uyarınca yaşamak anlamına geliyor. Bu doğrultuda Kur’ân’ın hükmü doğrudur:

“De ki: ‘Ey Kitab ehli, siz Tevrât’ı, İncîl’i ve Rabb’inizden size indirileni uygulamadıkça bir esas üzerinde değilsiniz.’” (Mâide 5:68)

Kur’ân asla Tevrât ya da İncîl’in hükümlerini iptal etmek maksadıyla inmiş olduğunu iddia etmiyor. Okuduğumuzda Kur’ân’ın bunun tam tersini beyan ettiğine şahit oluyoruz. Abdullah İbn

____________________
11. Ateş, Kur’ân’ın Evrensel Mesajına Çağrı, s. 22.
12. Adam, “Tevrât’ın Tahrifi Meselesine Müslüman ve Yahudi Cephesinden Bir Bakış”, s. 383.
13. Beydavi, Esbabu’n-Nuzul, Al-i İmrân 3:23; Pfander, Tevrât ve İncîl’de Tahrif Yoktur, s. 16.
‘Abbâs’tan (ö. 687) rivayet edilen bir haber Mâide 5:68 ayetin iniş nedenini açıklıyor:

“Rafi’, Salâm, İbnu Mişkem ve Malik b. Sayf gelip Muhammed’e ‘Sen İbrahim dini üzerinde olduğunu, yanımızdakine (Kitab’a) inandığını söylemiyor musun?’ dediler. Muhammed, ‘Evet’ dedi, ‘Ama siz olmadık şeyler uydurdunuz, inkâr ettiniz, insanlara açıklamakla emrolunduğunuz şeyleri gizlediniz’. Biz elimizde olana riayet ederiz, doğru ve gerçek yolda olan biziz’ dediler.”14

Bu ayet ve onun iniş nedenini açıklayan İbn ‘Abbâs’ın rivayeti Tevrât ve İncîl’in, Yahudi ve Mesih İnanlılarının elinde varolduğunu ispatlıyor. Şayet onlar kaybolmuş, ya da tahrif edilmiş olsalardı, içerdikleri emir ve yasakların uygulanmasını istemek saçmalık olurdu. Yok olmuş bir şey veya bozulmuş olan bir kitaba nasıl uymamız isteniyor? Tanrı, bizim gibi sözlerini geri alan bir varlık değildir.

“Kendilerine Tevrât yükletilip de sonra onu taşımayanların (Tevrât öğretildiği halde onun emirlerini tutmayanların) durumu, Kitâblar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini yalanlayanların durumu ne kötüdür.” (Cum’a 62:5)

I. “Bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?” (Bakara 2:85)

Kur’ân-ı Kerîm, “Kitabın bir kısmını kabul etmek bir kısmını reddetmek” gibi bir seçenek vermiyor. Ya Kitab’ın hepsini kabul etmemiz lazım ya da tamamen reddetmemiz lazım. Eğer bir kısmını redderseniz, hepsini reddetmiş bulunuyorsunuz.

“Yoksa siz Kitâbın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?” (Bakara 2:85)

“Sana Kitabı hak ile ve kendinden öncekini doğrulayıcı olarak indirdi. Bundan önce de insanlara doğru yolu göstermek için Tevrât ve İncîl’i indirmişti. (Doğruyu ve eğriyi birbirinden) ayırdeden (Kitablar)ı da indirdi. Allah’ın ayetlerini inkâr edenler için mutlaka çetin bir azap vardır. Allah daima üstündür ve öç alandır.” (Al-i İmrân 3:3-4)

____________________
14. İbid, s. 13.
“Allah’ın âyetleri hakkında tartışanların nasıl (Hak’tan) çevrildiklerini görmedin mi? O, Kitâb’ı ve (duyurulması için) elçilerimizi gönderdiğimiz şeyleri yalanlayanlar, yakında bileceklerdir!” (Mü’min 40:69-70)

Burada “elçilerimizi gönderdiğimiz şeyleri” sözleri, diğer Kutsal Kitap’ta bulunan bölümlerle ilgilidir. Mekkeliler yalnız Kur’ân’ı değil, Tevrât ve İncîl’i de biliyorlardı, ama inkâr edenler (kâfirler) bu kitapları reddediyorlar, Tanrı’nın sözü olarak kabul etmiyorlardı. Kur’ân’a göre mü’minlerin, tüm bu kitapları Tanrı’nın sözü olarak kabul etmesi gereklidir. Bu Tevrât ve İncîl’de bildirilenlere inanmaları için Müslümanlara açık bir çağrıdır.

Acaba İncîl ve Tevrât’ın bozulduğu, tahrif edildiği düşüncesini yayan inanmayanlar aynı suçlamayı Kur’ân’a yöneltseler ne olur? Şu atasözünü unutmamak lazım: “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.” İğneyi de çuvaldızı da başkasına batırmaktan vazgeç, çünkü neyle ölçerseniz o ölçek size uygulanacaktır. Nasıl yargılarsanız aynı şekilde sizde yargılanacaksınız. Kesinlikle insan bundan kaçamaz. Hz. İsa Mesih şunu söyledi:

“Başkasını yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız. Başkasını nasıl yargılarsanız, siz de aynı yoldan yargılanacaksınız. Hangi ölçekle ölçerseniz, size de aynı ölçek uygulanacak. Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği farketmezsin? Senin gözünde mertek varken nasıl olur da kardeşine, ‘İzin ver de gözündeki çöpü çıkarayım’ dersin? Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün.” (Matta 7:1-5)

Ankara Üniversitesi, İlâhiyat Fakültesi Mezhepler Tarihi Profesörü Dr. Hasan Onat şöyle diyor:

Şiî alimler, “Takiyye”, “Kur’ân’ın tahrifi iddiaları”, “Sahâbe düşmanlığı” gibi klâsik Şiîliğin belirgin öğeleri ile ilgili sorulardan pek hoşlanmamakta, bu tür sorulara açık seçik cevap vermekten de kaçınmaktadırlar.15

“Kur’ân tahrif edilmiştir” deseler, diğer Müslümanların tepkisi ne olur? Tevrât ve İncîl için aynı ölçünün kullanılması

___________________
15. Onat, Yirminci Asırda Şiilik ve İran İslâm Devrimi, s. 17.

gerekmez mi? “Yoksa siz Kitâbın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?” (Bakara 2:85) Söz anlayan ayağa kalksın anlamayan dursun.

“İşte bu sözlerimi duyup uygulayan herkes, evini kaya üzerinde kuran akıllı adama benzer. Yağmur yağmış, seller yükselmiş, yeller esmiş ve ev saldırmış; ama ev yıkılmamış. Çünkü kaya üzerinde kurulmuştu. Bu sözlerimi duyup da uygulamayan herkeş, evini kum üzerinde kuran budala adama benzer. Yağmur yağmış, seller yükselmiş yeller esmiş ve eve yüklenmiş. Ve ev çökmüş, korkunç bir şekilde yıkılmış.” (Matta 7:24-27)

J. “Andolsun biz Mûsâ’ya açık açık dokuz âyet (mu’cize) vermiştik” (İsrâ 17:101)

Kur’ân’da, Hz. Muhammed’in dönemine ait geçerli olan Tevrât ya da İncîl’den birçok aktarma ve alıntılar vardır. Bu Kur’ân’daki ayetler gösteriyor ki, Hz. Muhammed dönemine kadar Kutsal Kitap sapasağlam mevcuttu ve gerçek imanlıların ellerinde bulunmaktaydı.

“İnkâr edenler: ‘Sen gönderilmiş (peygamber) değilsin!’ diyorlar. De ki: ‘Benimle sizin aranızda Allah’ın ve yanında (ilâhî) Kitâb’ın bilgisi bulunanların şâhit olması yetişir.’” (Ra’d 13:43)

“Dediler ki: ‘Bize Rabb’inden bir âyet (mu’cize) getirmeli değil miydi?’ Onlara, önceki Kitab’larda bulunan deliller gelmedi mi?” (Tâhâ 20:133)

“Andolsun Tevrât’tan sonra Zebûr’da da: ‘Arza mutlaka iyi kullarım vâris olacak (bu yer onların eline geçecek).’ diye yazmıştık.” (Enbiyâ 21:105)

“Yoksa kendisine haber mi verilmedi: Mûsâ’nın sahîfesinde (yazılı) olan...” (Necm 53:36-38)

K. “Sana da kendinden önceki Kitab’ları doğrulayıcı ve onları kollayıp koruyucu olarak bu Kitab-ı gerçekle indirdik.” (Mâide 5:48)

Diyanet İşleri eski Başkanlarından Prof. Dr. Süleyman Ateş, Yahudi ve Hristiyanların cennete girip giremeyeceği meselesiyle ilgili olarak yazdığı yazılarda Tevrât’ın tahrif meselesini aktüel hale getirmiştir. O yazılarında, Tevrât’ın sahihliği ve geçerliliğini savunmuştur. Bakara 2:40, Mâide 5:48 ayetin yanında Kur’ân’dan bir çok âyeti de delil olarak getiren Ateş, Kur’ân’ın indiği sırada, Kitap Ehli’nin elinde bulunan Kitab’ı, yani Tevrât ve İncîl’i doğruladığını öne sürmüştür.16

Yahudiler’in Tevrât ayetlerini değiştirdiğini bildiren Kur’ân âyetlerinin manasının, Tevrât’ın asıl metninin tahrif edildiği anlamına gelmediğini belirtmiştir. Ona göre, “Yahudiler’in elleriyle yazdıkları Kitap, Tevrât değil, onun ayetleri üzerine yaptıkları tefsirler, şerhler, Tevrât âyetlerini arzuları doğrultusunda yorumlayarak meydana getirdikleri ahkâm kitaplarıdır. Yani, Tevrât’ın tefsiri -ki Talmud en meşhurudur- ve fıkıh kitaplarıdır. Din adamları, yazdıkları şerhleri, kitabın aslında bulunmayan ayrıntılara dair ictihad hükümlerini Tanrı’nın buyrukları olarak görüyor ve halka bunların da Tanrı buyruğu olduğunu söylüyorlardı.”17

Dr. Pfander Mâide 5:48 ayetini şöyle özetliyor: “Ayet, Yahudilerin inanmadıkları Muhammed’in hakemliğine başvurmalarına duyulan şaşkınlığı dile getiriyor. İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrât’ın yanlarında olmasına rağmen, onun hükümünden yüz çevirmeleri, onların bu kitaba iman etmediklerinin bir işaretidir. Allah, gerçeği iletmesi için Tevrât’ı indirdi, onda karmaşık hükümleri aydınlığa kavuşturan bir ışık vardır. Kendilerini Allah’a teslim etmiş olan peygamberler Yahudilere onunla hükmederler. Kitabını yitip gitmekten korumaları yolundaki tanrısal buyruktan dolayı, onların dindarları ve bilginleri de onunla hükmederler. O yüzden onlar Kitab’ın gözcüleridirler, kimsenin ona ilişmesine izin vermezler.”18

Kitab-ı Mukaddes, Kur’anda hiç bulunmayan bilgileri içermektedir. Kur’ân’ın kendisi de bunu itiraf ediyor:

____________________
16. Ateş, Kur’ân’ın Evrensel Mesajına Çağrı, ss. 17-35.
17. İbid, s. 19; Adam, “Tevrât’ın Tahrifi...”, s. 383.
18. Pfander, Tevrât ve İncîl’de Tahrif Yoktur, ss. 17-18.
“Daha önce sana anlattığımız elçilere ve sana anlatmadığımız elçilere de (vahyetmiştik).” (Nisâ 4:164)

“And olsun biz, senden önce de elçiler gönderdik. Onlardan kimini(n hayâtını) sana anlattık, kimini de anlatmadık.” (Mü’min 40:78)

Ayrıca, eğer Kur’ân yeterli bir kitap olsaydı, Sünnet’e ne ihtiyaç duyulurdu?19 Hac’ın şartları Kur’ân’da neden tamamen anlatılmamıştır? Kur’ân namaz’ın şartlarını belirtirken, neden sadece üç zaman belirtiliyor? Ahmed İbn Hanbel’in dediği gibi, “Sünnet, Kur’ân ilminin öğrenilmesinde yegâne vâsıtadır; sünnet olmaksızın Kur’ân ilmini öğrenmeğe kalkışanlar dalâlete düşerler. Bu bakımdan, sünnetin yok olması, Kur’ân ilminin yok olması demektir.”19 Ama buna karşı Yaşar Nuri Öztürk şöyle diyor: “O halde her “sünnet” sözünün arkasında Hz. Peygamber yoktur.”

Yukarıda baktığımız delillerden şunu ifade edebiliriz. Tanrı’nın vahyi zaman içerisinde oluyor, ve Tanrı’nın vahiy kitapları “tamamlayıcı” bir şekilde bulunuyor. Dolayısıyla, eğer biri, “Tanrı’nın tüm kitaplarına inanıyorum” derse, ama bu kitapların “tamamlayıcı” olan ilişkisine bakmazsa, ne faydası var? Bu ancak bilgiye dayanmayan bir laftır.

“Kur’ân, mevcut Kutsal Kitap’ı doğrulayan veya onaylayan bir kitap olarak geldi, ama Kutsal Kitap tahrif olmuştur” iddiası kendi kendini çürütüyor! Dr. Canon Sell’in, Mâide 5:48’deki yorumu şöyledir: “Bu ayetten anlaşıldığı gibi, Muhammed’ten önce Kitab-ı Mukaddes hiç değişmedi, çünkü burada Kur’ân’ı Kerim bu Kitabı tasdik ediyor.”20 Kur’ân’a göre Tanrı’nın, Kur’ân’dan önceki kitapları geçersiz kılmak gibi bir amacı yoktur. Aksine Kur’ân, aşağıdaki ayetlere göre onları tasdik etmek için gönderilmiştir. İncîl’de de aynı prensipi görebiliyoruz. İsa Mesih şöyle dedi: “Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim.” (Matta 5:17)

____________________
19. Bkz. Hatipoğlu, “Hz. Peygamber (s.a.v.)’e Kur’an Dısında Vahiy Geldiğini Red Düşüncesine Yönelik bir Alan Taraması - Tahlil ve Eleştiri -”, İslâmî Araştırmalar, Cilt 11, Sayı 3-4, 1998, ss. 273-295.
19. Koçyiğit, Hadîs Usûlü (‘Ilmu Muştalahı’l-Hadît), s. 33.
20. Sell, The Historical Development of the Qur’an s. 91.
“Ona Kitabı, hikmeti, Tevrât’ı ve İncîl’i öğretecek... Onu İsrâil oğullarına (şöyle diyen) bir elçi yapacak... ‘(Ben), benden önce gelen Tevrât’ı doğrulayıcı olarak, size haram kılınan bâzı şeyleri helâl yapayım diye gönderildim. Size Rabb’inizden bir mûcize getirdim, Allah’tan korkun, bana itâat edin!” (Al-i İmrân 3:48-50)

“Onların ardından, yanlarındaki Tevrât’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona, içinde yol gösterme ve nûr bulunan İncîl’i verdik. Önündeki Tevrât’ı doğrulayıcı ve korunanlar için yol gösterici ve öğüt olmak üzere.” (Mâide 5:46)

“Sana da kendinden önceki Kitab’ları doğrulayıcı ve onları kollayıp koruyucu olarak bu Kitab-ı gerçekle indirdik.” (Mâide 5:48)

“Bu Kur’ân, Allah’tan başkası tarafından uydurulacak bir şey değildir. (Bu), ancak kendinden önceki-(ilâhî Kitab)ların doğrulaması ve o (ezelî) Kitab’ın açıklamasıdır. Onda aslâ şüphe yoktur. Alemlerin Rabb’i tarafından indirilmiştir.” (Yûnus 10:37)

“Elbette onların hayat hikâyelerinde akıl sâhipleri için ibret vardır. (Bu Kur’ân), uydurulacak bir söz değildir; ancak kendinden önceki (ilâhî kitâb)ların doğrulanması, her şeyin açıklanması ve inananlar için bir kılavuz ve rahmettir.” (Yusuf 12:111)

“Kitab’dan sana vahyettiğimiz, kendinden öncekini doğrulayan gerçektir. Allâh kulların(ın her hâlini) haber alandır, görendir. (Fâtır 35:31)

“Ondan önce de önder ve rahmet olarak Mûsâ’nın Kitab-ı var. Bu da (kendinden öncekileri) doğrulayan, (açık) bir Arabça ile (gönderilmiş) bir Kitabdır. Zülmedenleri uyarmak ve güzel davrananlara müjde olmak için (gönderilmiştir).” (Ahkaf 46:12)

Tevrât, Zebûr ve İncîl’in Tanrı’nın sözleri olduğu ve Kur’ânın da onları doğrulamak ve korumakla sorumlu olduğu yukardaki ayetlerden açıkça anlaşılıyor. Prof. Dr. Süyleman Ateş bunu tasdik ediyor: “Kur’ân’ın kendi ifadesine göre Kur’ân, kendinden önceki Kitâpları nâsih (ortadan kaldırıcı, geçersiz kılıcı) değil, musaddik (doğrulayıcı) ve müheymin (koruyup kollayıcı) olarak gelmiştir. Kur’ân, kendinden önceki Kitâpları doğrulayıcı ise neshedici olamaz. Eğer o Kitâplarda bulunanlar yanlış, uygulanmaz hükümler ise Kur’ân onları nesheder. Ama Kur’ân öyle görmüyor, tam tersine, onları birer nur, rahmet ve hidâyet kaynağı görüyor. Bu ayetlerde Tevrât ve İncîl’in, yol gösterici ve ışık oldukları vurgulanmaktadır. Önceki Kitapları doğrulayıcı olarak indiğini vurgulayan Kur’ân, onları nasıl nesheder? Onları neshetmek için kendisinin onları doğrulamaması, onları ters olması gerekir. Çünkü nesh, ancak zıt şeyler arasında olur.”21 Böylece, sevgili okuyucu, dikkatli düşünmeni gerektiren bir karar vermek durumundasın:

1) Ya Kur’ân’ın Kutsal Kitap ile ilgili yukarıdaki iddiaları tamamen yanlıştır, ya da,

2) Tevrât, Zebûr ve İncîl gerçekten değişmemiştir ve böylece her Müslüman onların tüm sözlerine kulak vermek zorundadır.

Bu konuyu önyargısız araştıran herkes ikinci seçeneği rahatlıkla seçecektir. Zaten Tanrı kendi eserlerini korumak zorundadır. Madem Kur’ân’a göre Tanrı Kur’ân-ı Kerîmi koruma kararı almıştır, o zaman Tanrı Kutsal Kitabı da aynı şekilde korumak zorundadır. Yoksa Tanrı ikiyüzlü bir duruma düşer. Böyle bir şey asla olamaz. Dolayısıyla Kitab-ı Mukaddes asla deştirilemez. Sonuç şu ki: Kur’ân’ın sayfalarındaki Kutsal Kitap’la ilgili beyanlar, Tevrât’ın ve İncîl’in değişmezliğini doğruluyor.

L. “Tevrât ve İncîl’de yazılı buldukları o Elçi’ye “ (A’râf 7:157)

“Onlar ki yanlarındaki Tevrât ve İncîl’de yazılı buldukları o Elçi’ye, o ümmi Peygamber’e uyarlar.” (A’râf 7:157)

“Meryem oğlu İsâ da: ‘Ey İsrâil oğulları, ben size Allah’ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrât’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak (geldim).’ demişti.” (Saf 61:6)

____________________
21. Ateş, Yeniden İslâma I, ss. 29, 34 & 53.
Peygamberlerin kitaplarında Kur’ân veya Hz. Muhammed hakkında bildirilen bir peygamberlik ayeti var mıdır? Bazılarına göre yok. Ama çoğu Müslümana göre evet, vardır!22 Hangi ayetleri aktarıyorlar? Müslümanlarca, en sık kullanılan, Hz. Muhammed’in Kutsal Kitap’ta adının geçtiğini iddia ettikleri ayetler şunlardır:23

Tekvin 17:20.....İsmail gelince...onu büyük millet edeceğim
Tekvin 49:10.....ve milletlerin itaati ona olacaktır
Tesniye 18:15 & 18.....benim gibi bir peygamber çıkaracak
Tesniye 33:1-2....Paran dağından parladı...onbinleri içinden
Mezmur 45:3-5.....Ey kudretli, beline kılıcını...okların sivridir
Mezmur 149:1-9.....milletlerden öç alsınlar...krallarını zincir
İşaya 21:6-7 & 13-17.....bir bölük deve...Arap ili üzerinde yük
İşaya 29:12.....ve kitap okuma bilmiyen bir adama: Rica ederiz
İşaya 42:1-4.....milletler için hakkı meydana çıkaracaktır
İşaya 53:1-12.....ve kurak yerden kök sürgünü gibi çıktı
İşaya 63:1-6...Edomdan, kırmızı esvapla Botsradan bu gelen kimdir?
Daniel 2:29.....ey kral...yatağın üzerinde sana düşünceler geldi
Habakkuk 3:3.....Paran dağından geldi. Onun haşmeti gökleri örttü
Matta 3:11.....ama benden sonra gelen benden daha güçlüdür
Markos 1:7.....Benden sonra benden daha güçlü Olan geliyor
Yuhanna 1:21....Sen o peygamber misin? sorusuna, “Hayır” cevabını
Yuhanna 4:21.....öyle bir saat geliyor ki...ne de Kudüs’te
Yuhanna 14:16-17 & 26.....size başka bir Yardımcı (Parakletos)
Yuhanna 14:30.....Çünkü bu dünyanın egemeni geliyor
Yuhanna 15:26.....Gerçeğin Ruhu geldiği zaman
Yuhanna 16:7 & 13.....Gitmezsem, Yardımcı size gelmez
Elç. İşleri 3:22-26.....kardeşlerinizin arasından...bir peygamber

Taberî (ö. 923), Kitab ud-Din ve’d Devle, adlı kitabında İncîl’in 27 kitabından, Hz. Muhammed ile ilgili 130 tane peygamberlik ayeti bulmuştu.24

Yahudilikten İslâmiyete dönen Sa’id İbn Hasan (ö. 1298), tüm diğer Müslümanlardan daha çok Hz. Muhammed ile ilgili peygamberlik ayetleri çıkarttı.25

____________________
22. Bkz., Dâvud, Tevrât ve İncîl’e Göre Hz. Muhammed, 1992.
23. Bu ayetlerin tefsirini (Hristiyanlık bakımdan) incelemek için, Daniel Wickwire’in, “Kitab-ı Mukaddes ve Kur’ân-ı Kerîm Fihrist” adlı kitabına başvurabilirler. (ss. 59-63)
24. Taberî, Kitab ud-Din ve’d Devle, ss. 77-146.
25. Weston, “The Kitâb Masâlik an-Nazar of Sa’id İbn Hasan of Alexandria,” ss. 312-383.
Ebu’l-Abbas Ahmed b. Teymiyye (M.S. 1263-1328), Kutsal Kitab’ın tahrifinin sadece yorumu ile ilgili olduğuna inanarak, o metinlerinden sık sık Hz. Muhammed ile ilgili peygamberlik ayetlerini aktarıyordu.26

Rivayetlere göre, yirmi Hristiyan Mekke’ye gelip Hz. Muhammed ve Kur’ân hakkında sorular sormuşlar. Onlar Müslüman oldular çünkü Kutsal Kitaptan Hz. Muhammed ile ilgili ayetleri tanıdılar.27 Bazılarına göre bu olayı Kasas 28:52-55’de açıklanıyor.

İlk dönemlerde, 2. ‘Ömer (ö. M.S. 644), Hz. Muhammed hakkında birçok peygamberlik ayeti bulmuştu. ‘Ömer şunu sordu: “İncîl’de, Hz. İsa’nın bahsedilmiş gelecekteki “Parakletos” Hz. Muhammed ile ilgili değil midir? Hz. İşaya bizim şeriat veren peygamber hakkında tanıklık vermişti. O (peygamber) Hz. İsa gibi olacaktı, ve Hz. İşaya iki binici anlatırken, birisi eşek üzerinde, birisi deve üzerinde, o zaman neden bunlara inanmıyorsun?”28 Halife Mehdi (ö. M.S. 785) de aynı şeyi yapıyordu. “Nasıl oluyor da, Hz. İsa’nın, Tevrât’tan ve Peygamberler’den tanıklığını kabul ediyorsun, ama Hz. Muhammed’in, İsa’dan ve İncîl’den tanıklığını reddediyorsun?29 İbn Haldun (M.S. 1332-1406) Kitab-ı Mukaddes’te Hz. Muhammed ile ilgili peygamberlik ayetlerinin var olduğuna inanıyordu.30 İbn Hazm (M.S. 994-1064) bile, üç tane ayet aktarıyor: Tesniye 18:18, Tesniye 33:2 ve Daniel 2:29.31

El-Şehristanî (M.S. 1076-1153) Kutsal Kitap’tan İslâmiyet ile ilgili peygamberlik ayetlerini buldu. “İslâmiyetin karakteri daha evvel olan iki dini belirtmişti, ve dolayısıyla bunun hakkında Kitab-ı Mukaddes’te peygamberlik verildi.”32

Prof. Sweetman, İbn Kayyım el-Cevziye’ye (1292-1350) ait olan fikirleri 13. asırda yazılmış olan Şemsü’d Dın adlı eserinden şunu aktarmaktadır:

____________________
26. Dorman, Toward Understanding Islam, ss. 30-31.
27. İbn İshaq, The Life of Muhammed, ss. 70-81.
28. Jeffery, “Ghevond’s Text of the Correspondence between ‘Umar II and Leo III,” ss. 277-278. Bkz. İşaya 21:6-7 & 13-17.
29. Mingana, “The Apology of Timothy the Patriarch before Caliph Mahdi,” s. 168.
30. Cate, Each Other’s Scriptures, s. 83.
31. Rivera, “İbn Hazm on Christianity,” s. 77.
32. Hirschfeld, “Mohammedan Criticism of the Bible,” s. 222.
“Yahudi ve Hristiyanların tüm dünyadaki Kitab-ı Mukaddes metinlerinden Hz. Muhammed’in ismini çıkardığı iddiası tamamen sahte bir iddiadır.” demiştir. Bilgi sahibi olan Müslümanlar arasında hiç kimse bunu söylememekte ve Kur’ân’da da Allah bu konudan hiç bahsetmemektedir. Ayrıca, imamlar “Dostları” ve ondan sonra gelen Kur’ân uzmanları da böyle bir şey söylememişlerdir. Doğaldır ki, bazı insanlar bunun gibi iddialar söyleyerek, sanki İslâmiyete bir destek verebileceklerini düşünüyorlardı. Halbuki, bu konuda şu atasözü yerinde bir mesaj veriyor: “Akıllı bir düşmanın en iyi dileği, cahil arkadaşının düşmanına yardım etmesidir.”33

Bu örneklerden şunu tespit edebiliriz: İlk dönem Müslümanlarının çoğu Kutsal Kitab’ın sağlam ve geçerli bir kaynak kitap olduğunu kabul ediyorlardı. Eski dönemdeki Müslümanlar Kutsal Kitab’ın tüm doktrinlerini kesinlikle kabul etmiyorlardı, ama yine de geçerli bir kaynak olarak sık sık aktarma yapıyorlardı. Dikkat ederseniz, bu kitapta ben de aynı şeyi yapıyorum. Bir Hristiyan olarak, Kur’ân-ı Kerîm’den bol bol ayetler aktarıyorum. Neden? Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’in tarihsel bakımdan geçerli ve güvenilir bir kaynak kitap olduğunu kabul ediyorum. Ancak Kur’ân’ın bazı doktrinlerini kabul etmiyorum. Yani Müslüman değilim. İlk Müslümanlar da aynı yaklaşımı kullanıyorlardı. Kutsal Kitab’ın tüm dediklerini kabul etmiyorlardı. Ama güvenilir bir kaynak kitap olarak kabul ediyorlar, onların istedikleri noktalara ulaşmak için bol bol ayetler aktarıyorlardı.

İlk dönem Müslümanların Kutsal Kitap hakkındaki görüşlerine, biraz sonra 31. bölümde daha ayrıntılı bir şekilde bakacağız.

____________________
33. Sweetman, Islam and Christian Theology, 1. Kısmı, 2. Kitap, s. 140.

 
 

© Copyright www.incilturk.com