www.incilturk.com

 
 
 

 
 

 

 

 

Tevrat’ın Tahrif Edilmiş Olduğunu Bildiren Kur’an Ayetleri


 

İslâm Ulemasına Göre Tevrât’ın Tahrif Edilmiş Olduğunu Bildiren Kur’ân Ayetleri


“Yahudilerden öyleleri var ki, kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar: “İşittik ve isyân ettik”, “Dinle, dinlemez olası” ve dillerini eğip bükerek: “râinâ” diyorlar, dini taşlıyorlar.” (Nisâ 4:46)


Tevrât’ın değiştirilmiş olduğunu iddia eden bazı İslâm bilginleri aşağıdaki ayetlerini delil olarak gösterirler.1

A) Bakara 2:75
B) Mâide 5:41
C) Nisâ 4:46
D) Mâide 5:13
E) En’âm 6:91

Konumuzla doğrudan ilgili olan bu beş ayet çok önemli olduğu için kitabımızın bu bölümündeki bilgiler, Müslüman kökenli bir yazar olan M. Sezgin’in Kur’ân’ın Tasdik Ayetlerinin Yorumu adlı kitabının 4. bölümünden özetlenmiştir. Bu bölüm sayın Sezgin’in özel izniyle aktarılmış bulunuyor. Bu yüzden bay Sezgin’e teşekkürü bir borç bilirim.

Tefsîrde İsrâîliyyat adlı kitabında Sn. Abdullah Aydemir Bakara 2:75 ayetini almıyor ama En’âm 6:91 ayetini Tevrât’ın tahrif edilmiş olduğunu bildiren ayetler arasına alıyor. Bu ayetleri tek tek inceleyeceğiz.

Yukarda saydığımız ayetler, Sn. Aydemir’in Tefsîrde İsrâîliyyat adlı eserine Tevrât’ın tahrif edilmiş olduğunun Kur’ân’da bildirilmiş olduğuna kanıt olarak gösterilen ayetlerdir.2 Prof. Dr. AbdurRahmân Küçük ve Prof. Dr. Günay

____________________
1. Cate, Each Other’s Scripture; The Muslim’s Views of the Bible and the Christian’s Views of the Qur’an s. 57; Paçacı, “Kur’ân-ı Kerîm Işığında Vahiy Geleneğine - Kitab-ı Mukaddes Bağlamında - Bir Bakış” s. 179; Sezgin, Kur’ân’ın Tasdik Ayetlerinin Yorumu, s. 56.
2. Aydemir, Tefsîrde İsrailiyyat, ss. 24-26. Tümer’in Dinler Tarihi adlı kitaplarında Bakara 2:75 ayeti ile Mâide 5:13 ve 41 ayetlerini Tevrât’ın tahrifini bildiren ayetler olarak gösteriyorlar.3 Ancak bu eserlerin dışında, başta Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmi yayınları olmak üzere ulemanın başka eserlerinde Tevrât’ın muharref olduğu ve bunun Kur’ân’da bildirilmiş olduğu ileri sürüldüğü halde, bunun Kur’ân’ın hangi ayetlerinde bildirilmiş olduğu belirtilmemektedir. Dr. Osman Keskioğlu Nuzulünden Günümüze Kur’ân-ı Kerîm Bilgileri adlı kitabında, mevcut Tevrât’ın içinde “edebe mugayir ve ahlaka zıt sözler bulunduğu” için muharref ilan ederken, bu hükmü hangi ayete dayanarak verdiğini açıklamıyor. Yine Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu’da Tefsir Usulü adlı kitabında Tevrât’ın muharref olduğunu kabul ederek yazıyor. Ama Tevrât’ın muharref olduğunu Kur’ân’ın hangi ayetine dayanarak kabul ettiğini belirtmiyor.

Belirtmiyorlar, daha doğrusu belirtemiyorlar. Çünkü aslında Kur’ân’da Tevrât’ın tahrif edilmiş olduğunu bildiren ayet veya ayetler yoktur. Zaten Kur’ân’ın tutarlı olması için, öyle bir ayet bulunmaması gerekir. Çünkü Kur’ân’da Tevrât’ın tahrifini bildiren ayetlerin olması, Kur’ân’da Tevrât’ın - Yahudilerin elinde bulunan mevcut Tevrât’ın - Allah’ın Mûsâ’ya indirdiği, doğru yolu gösteren, insanları aydınlatan bir kitap olduğunu bildiren ayetlerle (En’âm 6:91) çelişki doğuracaktır. Bu nedenle Kur’ân’da Tevrât’ın tahrif edilmiş olduğunu bildiren ayet veya ayetlerin olması beklenemez.

Tevrât’ın tahrifini bildiren ayetler olmadığı için, Diyanet İşleri Başkanlığı da, Sn. Osman Keskioğlu ve Sn. Cerrahoğlu da kitaplarında bu ayetleri gösteremiyorlar. Gösteremiyorlar ama Kur’ân’da, Tevrât’ın tahrif edilmiş olduğunun bildirildiğini yazmaktan da vazgeçemiyorlar.

Onlar, Kur’ân’da Tevrât’ın tahrifini bildiren ayetleri gösteremiyorlar. Peki o zaman Sn. Aydemir’in Tefsîrde İsrâîliyyat adlı eserinde bu konuda kanıt ayetler nedir? Sn. Aydemir’in bildirdiği bu ayetleri Diyanet İşleri Başkanlığı bilmiyor mu? Çünkü Sn. Aydemirin kitabı D.İ. Başkanlığı yayınları arasında Din İşleri Yüksek Kurulunun 29.3.1979 gün ve 40 sayılı karar ile basımı uygun görülerek 191 No’lu yayın olarak yayınlanmıştır. Neden Sn. Aydemir’in kitabından bu ayetleri alıp savlarını kanıtlamıyor?

Bu sorumuzun cevabı Sn. Aydemir’e göre Kur’ân’da Tevrât’ın

____________________
3. Küçük, Dinler Tarihi, ss. 199 & 329. tahrifini bildiren yukardaki ayetlerin incelenmesi ile verilecektir. Yalnız burada özet olarak belirtelim ki bu ayetlerde Tevrât’ın tahrif edilmiş olduğu kesinlikle bildirilmemektedir.
Kur’ân’da Tevrât’ın tahrifini bildirdiği ileri sürülen, ve buna kanıt olarak gösterilen ayetler şunlardır: Bakara 2:75; Mâide 5:13 & 41; Nisâ 4:46; ve En’âm 6:91.

Bu ayetlerin Tevrât’ın tahrifini bildirdiğine kanıt olarak gösterilmesinin nedeni bu ayetlerde “yüharrifunehu” veya “yuharrifûnel kelime an mevâzi’ihi” ibaresinin bulunmasıdır.4 Günümüz İslâm din adamlarınca ve D.İ. Başkanlığı Kur’ân çevirisini yapan kurulca yapılan çevirilerde ayetlerde bulunan bu ibare yanlış bir anlamlandırma ile “sözleri yerlerinden değiştirirler” veya “kelimeleri yerlerinden kaydırırlar” diye çevrilmiştir. Çevirisi böyle yapılan bu cümle Kur’ân’da Tevrât’ın tahrifinin bildirildiğine kanıt olarak gösterilmektedir. Halbuki bu ayetlerde aslında Tevrât’tan söz edilmemektedir. Nisâ 4:46, Mâide 5:13 ve 41 ayetlerinde Peygambere hakaret için bir kelimeyi değiştirerek söyleyen Yahudilerden sözedilmektedir. Bakara 2:75 ve Mâide 5:41 ayetlerinde ise Kur’ân’ın Tevrât’a uygun olduğunu ileri süren Peygamber’e, Tevrât’a uymayan Kur’ân ayetlerini değiştirmesini öneren Yahudilerden söz edilmektedir. Yani Tevrât’ın tahrifinin Kur’ân’da bildirildiğine kanıt gösterilen bu dört ayette aslında Tevrât’tan söz edilmemektedir. Bu ayetlerden başka Sn. Aydemir’in yine Tevrât’ın tahrifinin bildirildiğini savunduğu En’âm 6:91 ayeti ise aksine Yahudilerin elinde bulunan mevcut Tevrât’ın Allah’ın Mûsâ’ya indirmiş olduğu, insanlara doğru yolu gösteren, onları aydınlatan, onlara bilmedikleri şeyleri öğreten bir kitap olduğunu bildirmektedir. Burada Sn. Aydemir’ın savı ile ilgili olarak bu ayetleri tekrar gözden geçireceğiz. Şimdi bu ayetleri sırası ile inceleyelim.

A. Bakara 2:75


Bakara 2:75 ayetini anlamak için, onu 2:76 ve 2:77 ayetleri ile birlikte incelemek gerekiyor. Ayetin anlamı o zaman daha iyi anlaşılacaktır. Ayetlerin D.İ. Başkanlığı çevirisi şöyle:

(75) “Size inanacaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir takımı Allah’ın sözünü işitiyor, ona

____________________
4. Aydın, Kur’ânı Kerim ve Yüce Meali, ss. 12 & 87. akılları yattıktan sonra, bile bile onu tahrif ediyorlardı.”
(76) İnananlarla karşılaştıkları zaman, “İnandık” derlerdi; birbirleriyle yanlız kaldıklarında, “Rabbinizin katında size karşı hüccet (delil) göstersinler diye mi Allah’ın size açıkladığını onlara anlatıyorsunuz? Bunu akletmiyor musunuz? derlerdi.

(77) Gizlediklerini de, açıkladıklarını da Allah’ın bildiğini bilmiyorlar mı?

Dikkat edilirse ayetteki “Allah’ın sözü” tabiri ile Tevrât değil, Kur’ân kastedilmektedir. Yahudiler, Kur’ân-ı ilk defa işittiklerinde onu düşünüp, Tevrât’la karşılaştırmaya çalıştılar. Sonra da bile bile onu tahrif ediyorlar, yani değiştiriyorlardı. Çünkü peygamberin bildirdiği Kur’ân’la Yahudilerin Tevrât’ında uymayan noktalar vardı. Bundan dolayı Yahudiler Tevrât’a uymayan Kur’ân ayetlerini değiştiriyorlar veya Mâide 5:41 ayetinde olduğu gibi Peygambere değiştirmesini söylüyorlar. Burada değiştirilen Tevrât değil, yeni gelmiş olan ve Peygamberin Tevrât’a uyduğunu söylediği Kur’ân ayetleridir. Çünkü Tevrât kastedilmiş olsa Yahudilerin onu zaten bilmeleri gerekirdi. Ayrıca düşünüp akletmelerine lüzum yoktu. Yahudilerin düşünmelerinin nedeni yeni işittikleri ve Tevrât’a uyduğu söylenen Kur’ân-ı Tevrât’la karşılaştırmalarından dolayıdır. Sonra karar veriyorlar; “şurası uymuyor, değiştirilmesi gerekir.” diye. Nitekim (76) ayette Tevrât’ı gizlemek istedikleri açıklanıyor. “Allah’ın size açıkladığını onlara (Müslümanlara) söylüyorsunuz.” diyerek Tevrât’ı Müslümanlara açıklayanlara kızıyorlar. Çünkü Kur’ân’ın Tevrât’a uygun olduğunu, Tevrât’ı doğru kabul ettiğini bildirmekle birlikte Tevrât’a uymayan inançlar ileri sürülmektedir. Bu durumu anlayan Yahudiler, anlaşılan Hz. Muhammed’e bilgi vermemek, Tevrât’ın ayetlerini gizlemek kararı almışlardır. Böylece Hz. Muhammed’in yanlışlarını ortaya çıkarmak istiyorlardı. (77) ayette bu durum açıklanıyor. Yahudilerin gizlediğini Allah’ın bildiğini söylüyor. Çünkü Yahudiler Hz. Muhammed’e kanıt vermemek için Tevrât bilgisini saklıyorlar. Maksatları Hz. Muhammed’in ve Kur’ân’ın açığını, yanlışını, yakalamaktatır.

Görüldüğü gibi Bakara 2:75 ayetinde Yahudilerin değiştirdikleri söz, Kur’ân’dır. Esasen Tevrât’ı değiştirecek olsalar neden o zamana kadar beklesinlerdi? Sonra Medine’deki Yahudiler ellerindeki Tevrât metinlerini değiştirip, tahrif etseler ne olacaktı? Dünyadaki diğer Tevrât metinleri tahrif edilmiş olur muydu? Bunun mümkün olmadığı bellidir. Yahudilerin değiştirdikleri sözler, yeni gelmiş bulunan Kur’ân ayetleridir.

B. Mâide 5:41


Bu ayeti hem A. Aydemir, hem de G. Tümer ve A. Küçük, kitaplarında tahrife kanıt olarak gösteriyorlar. Ayeti D.İ. Başkanlığının çevirisinden alıyoruz.

Ey Peygamber! Kalbleri inanmamışken, ağızlarıyla “inandık” diyenler, yahûdilerden yalana kulak verenler ve başka bir topluluk hesabına casusluk edenlerden inkâra koşanlar seni üzmesin. Sözleri asıl yerlerinden değiştirirler de, “Böyle bir (fetvâ) size verirlerse alın, verilmezse kaçının” derler. Allah’ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah’a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar Allah’ın kalblerini arıtmak istemediği kimselerdir. Dünyâda rezillik onlaradır. Onlara âhirette de büyük azâp vardır.

Bu ayette “sözleri asıl yerlerinden değiştirirler de” diye çevirilen tümce sonuna “de” bağlacı eklenerek sonraki “Böyle fetvâ verilirse alın, verilmezse kaçının” tümcesiyle ilişkilendirilmiş. Halbuki Kur’ân’ın aslında bu iki tümce arasında ilişki yok. “Böyle fetvâ verilirse alın, verilmezse kaçının” tümcesi, Bakara 2:75 ayetinde anlatılan durumun benzerini anlatıyor ve Tevrât’tan değil, Kur’ân’dan bahsediyor. Ayette anlatılan olay açıktır. İslâmiyete yeni girmiş veya girmesi teklif edilmiş kimselere Yahudiler akıl öğretiyorlar. Bazı ayetlerde değişiklik yaparak; “size böyle (fetvâ) verirlerse alın, doğrusu budur. Yoksa kaçının, kabul etmeyin.” diyerek yeni Müslümanların aklına şüphe sokuyorlarmış, verilecek olan Kur’ân’la ilgili olduğuna ve “böyle olursa alın, böyle olmazsa almayın” diye şartlı bir anlatım kullanıldığına göre; daha önceki tümcede “sözleri asıl yerlerinden değiştirirler” diye anlatılan değiştirme işininde Kur’ân’la ilgili olduğu anlaşılıyor. Yani Yahudiler Kur’ân ayetlerindeki sözlerin yerini değiştirip, “böyle olursa alın, olmazsa almayın.” diyerek Kur’ân ayetlerini değiştiriyorlarmış. Sözleri değiştirmenin yine Tevrât’la bir ilgisi yoktur. Kur’ân, Tevrât’ı doğru kabul ettiği ve doğru kabul ettiğini bildirdiği için Yahudilerin gelen ayetleri Tevrât’a uygunluk yönünden inceleyip eleştirdikleri ve Tevrât’a uymayan hususları, ayetleri, belirttikleri, o ayetlere itiraz ettikleri anlaşılıyor.

Bunun aslında doğal bir şey olduğunu kabul etmek lazım. Madem Kur’ân, Tevrât’ı ilâhî bir kitap olarak kabul etmiş ve bildirmiştir, o zaman Kur’ân’ın Tevrât’a aykırı olmaması, gerekirdi. Tevrât’la çelişkili ve Tevrât’a aykırı olan ayetlere, Yahudilerin itiraz etmesi çok doğal bir şeydir. Şimdi yabancı değil, İslâm aleminden bir alim çıksa ve bir taraftan Kur’ân’a övgüler düzerken, öbür taraftan da Kur’ân’a aykırı fetvalar vermeye başlasa, bu adamdan doğal olarak şüphe edilir. Çünkü Kur’ân’ın ak dediğine kara demiş olmuyor mu? Doğal olarak bu kişiye karşı çıkılacak ve onun sözlerinin Kur’ân’a aykırı olduğu belirtilmeye çalışılacaktır.

Yahudilerin durumu da böyleydi. Üstelik, Hz. Muhammed Yahudi değildi. İbrahim soyundan gelmekle beraber, İsrail oğullarından değil, İsrail oğullarının amcası olan İsmail’in soyundandır. Din olarak Yahudiliğin dışındandı. Tevrât’ı Allah’ın indirdiğini bildirmesine, kabul etmesine rağmen Kur’ân’da Tevrât’a aykırı inançlar bulunmaktadır. Bu durumda Yahudiler haklı olarak bu aykırı ayetlere karşı çıkmışlar ve bunların değiştirilmesini, düzeltilmesini, önermişlerdir. Ancak bir düzeltme yapılmamıştır. Bundan dolayı Medine Yahudilerinden İslâmiyeti kabul edenin pek olmadığı anlaşılıyor. Kim dinini değiştirip de yanlış olduğunu anladığı yeni bir dine girer? Kur’ân’ın doğru yolu gösteren bir kitap olduğunu söylediği Tevrât’la arasında uyuşmayan noktalar vardı. Bu durum Yahudilerin Kur’ân hakkındaki kanılarını olumsuz olarak etkilemiştir.

Ayette anlatılan budur. Ayet bu anlamda Bakara 2:75 ayetinde anlatılan konuyu yinelemektedir. Yahudilerin bu ayette anlatılan “asıl yerlerinden değiştirdikleri sözler” Tevrât sözleri değil, düzeltilmesini istedikleri Kur’ân ayetleridir. Ayette Tevrât’tan söz edilmemektedir.

Ancak ayetteki “asıl yerlerinden değiştirilen sözler” tümcesinin peşinden gelen tümceden bağımsız olarak incelenmesi daha doğru olacaktır. Çünkü bizce “sözleri asıl yerlerinden değiştirirler” şeklindeki çeviri yanlıştır. Ayetin Arapça aslında “sözler”den değil, tek bir kelimeden söz edilmektedir. Yorumsuz çeviri “Kelimenin harflerinin yerlerini değiştirirler.” olması gerekiyor. Bu ifade Peygambere hakaret amacıyla bir kelimeyi değişik şekilde söyleyen (telaffuz eden) Yahudiler için Nisâ 4:46 ve Mâide 5:13 ayetlerinde de kullanılmaktadır. Yahudilerin peygamberi aşağılamak için bir kelimeyi harflerinin yerini değiştirerek yanlış telaffuz etmeleri; Kur’ân’da “yuharrifûnel kelime an mevâzi’ihi” diye anlatılmıştır.5 Yani “Kelimenin harflerinin yerini değiştirip,” yanlış telaffuz ederek peygambere hakaret etmeye, peygamberi aşağılamaya, çalışmıştır Yahudiler. İlk tümcede anlatılan budur.

“Sözleri asıl yerlerinden değiştirirler” olarak çevrilen ve Tevrât’ın tahrif edilmiş olduğuna delil olarak kullanılmak istenen bu tümce, aslında Tevrât’la ilgili bir olaydan sözetmiyor. Peygambere hakaret için bir kelimeyi değiştirerek okuyan Yahudilerden söz ediyor. Çünkü yerleri değiştirilen sözler, kelimeler değil, tek bir kelimenin harflerinin yerleridir. Çünkü “tahrif” kelimesi zaten “harflerin değiştirilmesi” anlamına geliyor. Tahrif, bir kelimenin harflerinin yerinin değiştirilmesi, bozulması demektir. Yani telaffuzun özel olarak değiştirilmesidir. Bu durum Nisâ 4:46 ayeti çevirisinde Sn. Süleyman Ateş’in naklettiği hadiste daha iyi anlaşılmaktadır.

C. Nisâ 4:46


Nisâ 4:46 ayetini Dr. Abdullah Aydemir Tefsîrde İsrâîliyyat adlı eserinde tahrife kanıt gösterirken, Dinler Tarihi kitabında Prof. Dr. Güney Tümer ve Doç. Dr. AbdurRahmân Küçük tarafından Kur’ân’ın Tevrât ve diğer kitapların tahrife uğramamış aslını tasdik ettiğine kanıt gösteriliyor.

a) Ayeti önce Dr. Aydemir’in kitabında ki çeviriye göre inceleyelim. Aydemir, çevirisinde Hasan Basri Çantay’ın çevirisini aynen aktarmıştır.

“Yahudi olanlardan kimi kelimeleri (Allah tarafından) konuldukları yerlerinden (kaldırıp) değiştirirler.” (Nisâ 4:46)

Dr. Aydemir ayetin tamamını almamış. Yalnız ilk tümceyi

____________________
5. İbid, ss. 87. almış. Dr. Aydemir’in düşüncesine göre bu ayet Tevrât için söylenmiştir ve görüldüğü gibi “Yahudi olanlardan kimilerinin, Tevrât ayetlerindeki kelimeleri konuldukları yerlerinden kaldırıp değiştirdiklerini” bildirmektedir.
Burada hemen bu ayetin Tevrât için söylenmediğini belirtelim. Ayrıca söylenmiş olsa bile, “kimi Yahudilerin” kelimeleri konuldukları yerlerinden kaldırıp değiştirmeleri, bütün Tevrât metinleri tahrif edildiğine kanıt olamaz. Çünkü bizzat çeviriden anlaşılacağı gibi bunu yapanlar kimi Yahudilerdir. Yani Yahudilerin bazılarıdır. Hepsi değildir. Bazı Yahudilerin yaptıkları münferit işler, bu derecede genelleştirilebilir mi? Üstelik o tarihlerde Yahudilik ve Tevrât bilinen dünyanın hemen her yerine yayılmış olduğuna göre kimi Yahudilerin “kelimeleri konuldukları yerlerinden değiştirmeleri” Arabistan’da yapılsa bile, diğer yerlerdeki Tevrât metinlerini nasıl etkileyecekti? Üstelik bu iş bir tahrifat yani değiştirme olduğuna göre gizli kapaklı yapılması gerekecekti. Bunun olanaksız olduğu açıkça bellidir. Bu değiştirme ve tahrifat yalnız belli bir yerde yapılır. Diğer yerlerde yapılmazsa Tevrât’ı bir yerde tahrif etmiş olabilirler, diğer yerlerde bulunan Tevrât metinleri ise tahrif edilmemiş olarak kalırlar. Bu durumda Tevrât’ın tahrif edilmiş olduğu söylenemez. Yalnız bazı kişiler, kendi ellerinde bulunan Tevrât metinlerini tahrif etmiş olurlar, o kadar. Ama Tevrât tahrif edilmiş olmaz. Çünkü yapılan tahrif umumi değildir, bütün Tevrât metinleri tahrif edilmemiştir. Münferit bir olay olarak kalmıştır, genelleştirilemez.

Sn. Aydemir’in ayetin çevirisini aldığı Hasan Basri Çantay, çeviriye koyduğu dipnotunda Tevrât’ta peygamberin vasıflarını bildiren kısımların değiştirildiği yorumunu yapmış. Ancak biraz sonra göreceğimiz gibi değiştirilen şey sözler değil peygambere hitap için kullanılan bir kelimenin, peygambere hakaret için harflerinin değiştirilmesi yani okunuşunun, Yahudiler tarafından değiştirilmesidir. Bu da Tevrât’la ilgili değildir.

b) D.İ. Başkanlığı çevirisine göre bu ayetle anlatılan kitap Tevrât değil, Kur’ân’dır. D.İ. Başkanlığının çevirisi şöyledir: (Nisâ 4:46)

Yahudilerden sözleri yerlerinden değiştirip: “İşittik ve karşı geldik, kulak vermeyerek dinle” ve dillerini eğip bükerek ve dîni yererek: “Bizi de dinle” diyenler vardır. Şâyet: “İşittik ve itâat ettik, dinle ve bizi gözet” demiş olsalardı, onlar için daha iyi, daha doğru olurdu. İşte Allah inkârları yüzünden onlara lânet etmiştir. Onların ancak pek azı inanır.

Bu çeviride görüldüğü gibi, Hz. Muhammed’in tebliğine karşı Yahudiler; “işittik ve karşı geldik” demekte ve gerek Hz. Muhammed’in peygamberliğini, gerekse Kur’ân-ı reddetmektedirler. Yerlerinden değiştirilen sözlerden kastedilen de Hz. Muhammed’in söylediği ayetlerle ilgili olarak Yahudilerin yaptığı benzetmeler olabilir. Bu ayetten Yahudilerin Hz. Muhammed’in tebliğini, peygamberliğini, reddettikleri anlaşılıyor. Kabul etseler zaten Müslüman olurlar ve bu ayete gerek kalmazdı. Halbuki bu ayette Yahudiler, Kur’ân’la alay edip onu reddettikleri, ve peygamberle alay ettikleri için lânetlenmektedir.6 Ayette söz edilen Kur’ân ayetleridir. Hiçbir din mensubu, “dilini eğip bükerek” kendi “dinini” kötüler mi? Sonra Yahudiler kendi dinlerini neden yersin ki? Yerdikleri, alay ettikleri Kur’ân, İslâmiyet ve Hz. Muhammed’dir. Çünkü Yahudiler kendi dinlerinden dönmemişlerdir. Yalnız Tevrât’ın doğru olduğunu bildiren Hz. Muhammed’den Tevrât’a uymayan Kur’ân ayetlerini değiştirmesini istemişlerdir.

c) Prof. Dr. Süleyman Ateş’in Kur’ân çevirisinde bu ayetle ilgili açıklamalarda bulunmakta ve ayrıca bir hadis anlatılmaktadır. Ayetin tam anlaşılması için Dr. Süleyman Ateş’in çevirisinin ve yaptığı açıklamaların yararlı olacağını umuyorum. (Nisâ 4:46)

Yahudilerden öyleleri var ki; kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar. Dillerini eğip bükerek ve dini taşlayarak: “İşittik ve isyan ettik;” Dinle, dinlemez olası” ve “raina” diyorlar. Eğer onlar “işittik ve itaat ettik”, “Dinle ve bize bak” deselerdi elbette kendileri için daha iyi, daha doğru olurdu. Fakat Allah inkârlarından dolayı onları lânetlemiştir, pek azı inanırlar.

Sn. Ateş’in ayetle ilgili açıklamalarını da buraya alıyoruz:

“Râinâ”, bizi gözet demektir. Fakat Yahudiler bu kelimeyi geveleyip kendi dillerinde hakaret ve sövme anlamına gelen bir kelimeye benzeterek söylüyorlardı. Râin kelimesi hatâlı söz demektir. Yahudiler arasında “râinâ: bizim çoban”

____________________
6. “Bakara 2:75, Mâide 5:13 & 41, Nisâ 4:46 verilen örneklerden, bunun Müslümanlarla alay etmek için kelimelerle oynamak anlamına geldiği görülmektedir.” Watt, Kuran’a Giriş, s. 179. kelimesi de çok yaygındı. Müslümanlar başlangıçta Allah’ın Resûlü’ne; “Bize riâyet et, hâlimize acı, bizi gözet anlamına “râinâ” diye hitâbederlerdi. Fakat Yahudiler bu kelimeyi eğip bükerek “râinâ: bizim çoban” şeklinde söyleyip içlerinden ona hakaret etmeğe başlamışlardı. Muâz (ö. 650) Hazretleri bunu işitmiş ve:
- Ey Allah’ın düşmanları, size lânet olsun; Vallâhi hanginizin Allah’ın Resûlüne karşı böyle söylediğini bir daha duyarsam, onun boynunu uçururum! demiş onlar da:

- Siz de böyle demiyor musunuz? diye asıl niyetlerini gizlemeğe çalışmışlardı. İşte bunun üzerine Bakara Sûresi’nde: Ey iman edenler, “râinâ” demeyin, “bize bak, bizi gözet deyin...” (ayet 104) âyeti inmişti.7

Sn. Ateş’in açıklaması böyle. Açıklamasından da anlaşılıyor ki Yahudiler bir kelimeyi yanlış söyleyerek peygambere hakaret etmeye çalışıyorlardı. Nisâ 4:46 ayetindeki olayla ilgili Bakara 2:104 ayetini de buraya alıyoruz.

“Ey inananlar, “Râina” (bizi gözet, yahut: kaba söz) demeyin, “unzurn’â” (bize bak) deyin ve dinleyin. Kâfirler için acı bir azap vardır.”

Bakara 2:104 ayetinin açıklaması da şöyle:

Râinâ: Bizi gör, gözet anlamına geldiği gibi kaba söz anlamına da gelir. Yahudiler, bu kelimeyi İbranice’de bir küfür ve hakaret kelimesine benzeterek söylüyorlardı. Onların bu küstahlıklarından ötürü yüce Allah, mü’minlere peygambere râinâ dememelerini emretmektedir.

Bütün bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi Yahudiler bir kelimeyi yanlış söyleyerek Peygambere hakaret etmeye başlamışlardır: Bu da, ayetin Arapça aslındaki râinâ kelimesini çarpıtarak, bozarak söylemeleridir.

“Yuharrifûnel kelime an mevâd’ihi” kelimeleriyle ifade edilmiştir.8 Bu tümce Türkçe çevirilerde “sözleri yerlerinden değiştirirler” veya “kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar” diye çevrilmiş. Ayetle ilgili hadis bilinmediği takdirde tümceden bir

____________________
7. Ateş, Kur’ân-ı Kerîm ve Yüce Meâli, s. 85.
8. Aydın, Kur’ânı Kerim ve Yüce Meâli, s. 87. ayetin veya bir kitabın sözlerinin yerlerinin değiştirildiği, tahrif edildiği anlamının çıkartılması mümkündür. Nitekim Sn. Aydemir bu ayetten Tevrât’ın sözlerinin değiştirildiği anlamını çıkartmış. Merhum Hasan Basri Çantay ise Yahudilerin Tevrât’ta peygamberin vasıflarını bildiren kısımları değiştirdikleri anlamını çıkartmıştır. Biz de D.İ. Başkanlığı çevirisine dayanarak Yahudilerin yerlerini değiştirdikleri sözlerin Kur’ân’la ilgili olabileceğini düşündük. Oysa yukardaki ibarenin yorumsuz-yalın çevirisi sadece bir söyleniş değişikliğini, hadiste anlatılan telaffuz değişikliğini anlatmaktadır. Bu ibarenin sade, yalın çevirisi şöyledir:
Yuhaurrifûnelkelime an mevâdi’ihi

(harflerini değiştirirler) (kelimenin) (bulunduğu yerinden) Yani: kelimenin harflerinin yerini, yerlerini değiştirirler

Görüldüğü gibi bu ayette söz konusu olan, sözlerin veya kelimelerin yerinin değiştirilmesi değil, bir kelimedeki harflerin yer değiştirilmesidir. Yani, o kelimenin söylenişi değiştirilerek Peygambere hakaret etmek amaçlanmıştır. Tümcenin anlamı hadisle birlikte düşünüldüğü zaman kesinlikle Tevrât’taki bir değişiklikten, tahriften söz edilmediği bellidir. Aynı ibare Mâide 5:13 ve 5:41 ayetlerinde de bulunmaktadır. Ve aynı şekilde Yahudilerin peygambere hakaret amacıyla “bir kelimeyi tahrif ettiklerini” yani: “bir kelimenin harflerinin yerlerini değiştirerek” yanlış telaffuz ettiklerini anlatmaktadır. O ayetlerde de Tevrât’taki bir değişiklik veya tahriften söz edilmemektedir.

D. Mâide 5:13


Yukarıda Nisâ 4:46 ayetinde açıkladığımız gibi Mâide 5:13 ayetinde de İslâm ulemasının “sözleri yerlerinden değiştirirler” diye yaptıkları çeviri, anlamı saptıran bir çeviridir. Bu ayette de herhangi bir şekilde Tevrât’tan söz edilmemektedir. Ayetin aslındaki “yuharrifûnel kelime an mevazi’hi” ibaresi ile “bir kelimenin harflerinin yeri değiştirilerek” deniliyor, yani Peygambere hakaret etmek için o ayetin değişik okunduğu bildiriliyor. Bu tümce Nisâ 4:46, Mâide 5:13 ve 5:41 ayetinde aynen geçiyor ve üç ayetin asıl konusu Tevrât değil, Yahudilerin yaptıklarıdır. Tevrât’la ilgili olmayan bu ayetlerde, Tevrât’ın tahrifinin bildirildiği nasıl söylenebilir? Mâide 5:13 ayetinin çevirisini de buraya 12. ayetle birlikte alıyoruz. Ayetler birlikte okunduğunda ayette Tevrât’tan değil Yahudilerden, onların davranışlarından söz edildiği daha iyi anlaşılmaktadır.

And olsun ki, Allah, İsrâil oğullarından söz almıştı. Onlardan oniki reis seçtik. Allah: “Ben şüphesiz sizinleyim, namaz kılarsanız, zekât verirseniz, peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz, Allah uğrunda güzel bir takdîmede bulunursanız, and olsun ki kötülüklerinizi örterim. And olsun ki sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden kim inkâr ederse şüphesiz doğru yoldan sapmış olur” dedi. (Mâide 5:12)

Sözlerini bozdukları için onlara lânet ettik, kalplerini katılaştırdık. Onlar sözleri yerlerinden değiştirirler. (kelimenin harflerinin yerini değiştirerek yanlış söyler, hakaret ederler.) Kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular. İçlerinden pek azından başkasının dâimâ hâinliklerini görürsün, onları affet ve geç. Allah iyilik yapanları süphesiz sever. (Mâide 5:13)

Görüldüğü gibi ayette Tevrât’tan söz edilmiyor. Yahudilerin geçmiş tarihi anlatılıyor ve hakaret amacıyla kelimenin okunuşunu değiştirdikleri hatırlatılıyor. Bu ayetin neresinden Tevrât’ın tahrif edildiği anlamı çıkartılıyor? Tevrât’tan söz bile edilmiyor.

E. En’âm 6:91


Yahudilerin Peygamberle ve Kur’ân’la ilgili sözlerini kınayan Nisâ 4:46 ayetini hiç ilgisi yokken Tevrât’ın tahrif edilmiş olduğunun Kur’ân’da bildirildiğine örnek bir kanıt gösteren Sn. Aydemir daha sonra En’âm süresinin (91) ayetini de Tevrât’ın tahrifini bildiren bir ayet olarak yorumlamaktadır. Aşağıda inceleyeceğimiz ayette görüleceği gibi, ayette Tevrât’ın tahrif edildiğine dair herhangi bir ifade bulunmamaktadır. Ancak Sn. Aydemir ayetin metnini kitabına aldıktan sonra;9 “Kur’ân-ı Kerîm’in Tevrât ve İncîl’in muharref oluşlarına işaret eden bu ayetleri dışında, aynı konuya dair Hz. Peygamberin de mühim açıklamaları vardır...” diyerek En’âm suresinin (91) ayetiyle Tevrât ve İncîl’in tahrifini ispatlamaya çalışmaktadır. Hasan Basri Çantay’dan alınan çeviriyi buraya alıyoruz. (En’âm 6:91)

____________________
9. Aydemir, Tefsîrde İsrâîliyyat, Giriş Kur’ân-ı Kerîm’in diğer mukaddes kitaplar arasındaki yeri 3. Sahife, Satır 25-27. (Yahudiler de) Allah’ın kadrini, O’na layık olacak bir surette hakkıyla takdir etmediler. Çünkü, “Allah hiçbir beşere hiç bir şey indirmedi” dediler. Söyle (onlara) ki; “Mûsâ’nın insanlara bir nûr ve hidayet olmak üzere getirdiği ve sizin de parça parça kağıtlar haline koyup (işinize geleni gösterip) açıkladığınız, (fakat) çoğunu gizlediğiniz o kitabı kim indirdi? Sizin de, atalarınızın da bilmediğiniz şeyler Kur’ân’da size öğretilmiştir.
Daha önce bizim Yahudilerin elinde bulunan Tevrât’ın Allah’ın Mûsâ’ya indirmiş olduğu Tevrât olduğuna kanıt gösterdiğimiz bu ayeti Sn. Aydemir burada Tevrât’ın tahrif edilmiş olduğuna kanıt gösteriyor. Ancak ayetin arkası Sn. Aydemir’i Peygamberin ağzından yalanlıyor. “(Habibim) sen ‘Allah’ de (geç) ve sonra onları bırak ki daldıkları batakta oynaya dursunlar!”

Görüldüğü gibi bu ayet Tevrât’ın tahrifini bildirmek şöyle dursun, Yahudilerin elinde bulunan kitabın Allah’ın Mûsâ’ya indirdiği gerçek Tevrât olduğunu bildiren bir ayettir. Zaten gerek A. Aydemir’in gerekse Tevrât’ın tahrifinin Kur’ân’da bildirildiğini ileri süren diğer din adamlarının hiç ilgisi olmayan ayetleri “tahrifin Kur’ân’da bildirdiğine” kanıt göstermeleri Kur’ân’da Tevrât’ın tahrifini bildiren hiç bir ayet olmadığını kanıtlamaktadır. En’âm 6:91 ayetin sonu ise bunu Peygamberin ağzından mevcut Tevrât’ın Allah’ın Mûsâ’ya indirmiş olduğu Tevrât olduğunu bildirmek suretiyle kabul etmekte, böylece mevcut Tevrât’ın tahrif olmuş bir kitap olmadığını, dolayısı ile Tevrât’ın tahrifinin Kur’ân’da bildirilmiş olmadığını da bildirmektedır.

Kur’ân’da Tevrât’ın tahrifinin bildirilmediğine en kesin kanıtsa, İslâm ulemasının tahrifin bildirildiğine kanıt gösterdikleri ayetlerdir. Tevrât’ın tahrifini bildirdiği öne sürülen bu ayetler Tevrât’ın tahrifini bildirmek şöyle dursun çoğu Tevrât’tan bile söz etmiyor. Demek ki, Kur’ân’da Tevrât’ın tahrifini bildiren bir tek ayet bile yoktur. Eğer olsaydı, İslâm uleması böyle ilgisiz ayetleri kanıt gösterecekleri yerde o ayeti kanıt gösterir ve savlarını kesin olarak kanıtlarlardı. Anlaşılan, Kur’ân’da Tevrât’ın tahrifini bildiren herhangi bir ayet, bir tek ayet bile yoktur.9

 
 

© Copyright www.incilturk.com