|
.jpg)
Sayın
Edip Yüksel, Deedat'ın kitabına ilave ettiği,
"Papazlara ve Hristiyanlara Kitab-ı
Mukaddes'ten Sorular" başlığı altındaki
bölüme (sayfa 108) şu sözlerle başlamaktadır:
"Bu bölümde bir çok sorunun cevabını
bulacaksınız. Bu soruları, karşılaştığınız
Hristiyanlara nazik bir dille sorunuz. Aldığınız
cevapları değerlendiriniz." Açıkçası
Kitab-ı Mukaddes'i (Kutsal Kitap'ı) içtenlikle
araştıran kişinin, Sayın Yüksel'in kitabında
doğru dürüst bir cevap bulacağını sanmıyoruz.
Nedenini sorarsanız, ilk önce Sayın Deedat
ile Yüksel'in, sorularını derlemek için
başvurdukları batılı kaynaklar, Kutsal Kitap'ın,
Allah'ın vahyi olduğuna inanmayan kişiler
tarafından yazılmıştır. Bu kişiler Tevrat,
Zebur ve İncil'in asıl nushalarını bile,
Tanrı'nın sözü olarak kabul etmeyip, eski
zamanlarda insanlarca yazılmış efsanelerden
oluştuğunu söyleyip duran insanlardır. Tabii
ki, dağa çamur atarak kimse onu yerinden
oynatamaz; aynı şekilde Kutsal Kitap tarih
boyunca binbir saldırıya uğramış ve yine
uğrayacak, ama hiç bir zaman sarsılmadığı
gibi, yine sarsılmayacaktır. "Ot kurur,
çiçeği düşer, ama Rab'bin Sözü sonsuza dek
kalıcıdır!" (Yeşaya 40:8)
Sayın
Yüksel'in, çalışmasında yararlandığı bu
"bilginler", yorumlarında, mucizeleri
veya ön bildirileri kaydeden bölümleri hedef
alarak temelsiz kuramlarına göre, Allah'ın
Sözü'nü parçalayıp onu çelişkili göstermeye
çabalamaktadırlar. Bu parçalama yönteminin
güzel bir örneği olarak "Tevrat kaynakları"
başlığı altındaki paragrafa bakabilirsiniz
(Deedat ile Yüksel, Kitabı Mukaddes Allah
Sözü müdür?, s. 114). Fakat bu kişilerle
ilgili Allah'ın uyarısı şöyledir: "Bırakın
onları; onlar körlerin kör kılavuzlarıdır.
Eğer kör köre kılavuzluk ederse, her ikisi
de çukura düşer!" (Matta 15:14).
Aslında
Kuran'da kaynakça olarak sürekli başvurulan
Tevrat ve İncil'in, bazı Müslüman çevreler
tarafından sonradan hükümsüz hale geldiği
ve değiştirildiği iddiası, "bindiği
dalı kesen Nasrettin Hoca" fıkrasına
benziyor. Sayın Yüksel ile emektaşları,
bir yandan savlarını desteklemek için Kutsal
Kitap'a başvurup, diğer yandan da O'nun
geçerliliğini çürütmeye çabalıyorlar. Bunu
yine başka bir örnekle açıklayacak olursak,
birinin mahkemede kendisini savunması için
seçtiği tanığı, sahtekâr diye suçlamasına
benziyor!
Her
neyse, daha sonra Sayın Yüksel Kuran'dan
şu sözleri Mesih İnanlılarına yöneltiyor:
"Eğer doğru sözlüler iseniz delilinizi
getiriniz!" (sayfa 107). İşte bizler
de bu bölümde bizden istenen delili getireceğiz.
Ayrıca
kitabındaki sorulara nezaket açısından bakılırsa,
Sayın Yüksel'in kullandığı dilin ve konuya
yaklaşımının pek nazik ve samimi olduğu
söylenemez. Tersine o, alaycı ve kötüleyici
bir şekilde yazıyor. Soruları böylece sormakla
da, Kutsal Kitap gerçeğini aramayıp, amacının
ancak onu kötülemek olduğunu açıkça gösteriyor.
Kitaptaki
soruların çoğu oldukça saçmadır. Kendini
bir Kutsal Kitap araştırmacısı olarak göstermeye
çalışsa da, pek başarılı olduğu söylenemez.
Yine de, konuya yabancı olan okuyucu için,
Sayın Yüksel'in, kitabında aktardığı sorularda
birçok önemli konu arasında gerçekten çelişkili
görünen ayetler vardır. Bu yüzden gerçeği
içten arayan kişilere, bu soruların cevabını
mümkün olduğu kadar iyi, ciddi ve tatmin
edici bir şekilde vermeye çalışacağız.
Sayfa
110'daki soru listesinde 62 soru varken,
onu izleyen sayfalarda, 63 soruya rastlıyoruz
(s.139'daki "Şehadeti Doğru Muydu?"
sorusu listede yer almıyor). Acaba burada
bir çelişki var mı? Her neyse, bu 63 soruyu
teker teker ele alıp derinlemesine inceleyeceğiz.
Sayın
Yüksel, sorularına başlamadan önce Kutsal
Kitap'ın "Yeni Ahit" olarak bilinen
bölümünü tanımlamaya kalkışıyor. Özellikle
Matta, Markos, Luka ve Yuhanna "İncilleri"ni,
birkaç uyduruk iddiayla çürütmeye çalışmaktadır
(Deedat ile Yüksel, Kitab-ı Mukaddes Allah
Sözü müdür?, s.114-117). Bu uydurmalar tamamen
temelsizdir. Bunlar Türkiye'de çok yaygın
olduğu için, "Dört İncil", yani
tek Mesih'e dörtlü tanık konusunu aydınlatmaya,
kitabımızın V. bölümünü, tamamen ayıracağız
(Bkz: "İncil mi İncil'ler mi?"
s. 237-255).
Şimdi
değerli okuyucularımız, bu soruların bir
kısmına neden olan bazı yanlış düşünceleri
ele alalım:
SORULAR
ÜZERİNDE GENEL YORUM
Yanıtlayacağımız
soruların çoğu, Mesih'in günümüz izleyicileri
için bir sorun oluşturmamaktadır. Sayın
Yüksel'in doğru olarak anlayıp saygı duymuş
olsaydı, Kutsal Yazıları hakkında sormuş
olduğu soruların çoğunu sormayacak ve yapmış
olduğu eleştirilerin çoğunu yapmayacak olduğu
özellikle iki konu vardır. Bu iki konu,
Kutsal Kitap'ın ilahi esini ve metninin
günümüze gelişi konularıdır. Bu konuları
daha iyi anlamamızı sağlamak için her birine
özellikle eğileceğiz.
İlahi
Esin
Hristiyanların
Kutsal Kitap'ın İlahi Esinini anlayışları
Müslümanların Kuran'ın İlahi Esinini anlayışlarından
önemli bir biçimde farklıdır. Müslümanların
Kutsal Kitap'ı yanlış anlaması ve reddetmesinin
nedeni çoğunlukla budur.
Müslümanlar,
Kuran'ın her ayetinin peygamber Muhammed'e
başmelek Cebrail tarafından dikte ettirilen
gerçek Tanrı sözü olduğuna inanırlar. Muhammed,
Tanrı'nın Sözünün kendisi aracılığıyla geldiği
bir kanaldan daha öte bir şey değildi. Ancak
Kutsal Kitap daha farklı bir esin fikri
sunmaktadır. Tanrı'nın, yazmak için insanları
ve onların doğal zekalarıyla karakterlerini
kullandığını görüyoruz. "İnsanlar Kutsal
Ruh'ça yönetilerek Tanrı'nın sözlerini ilettiler"
(II. Petrus 1:21). "Yönetilme"
mecazı denizcilikle ilgili bir sözcüktür.
Yelkenlerini açıp rüzgar tarafından yönetilen
bir tekne için kullanılabilir. Böylece,
Tanrı'nın hizmetkârlarının itaatkâr ve kabul
eder bir tutumla "yelkenlerini açtıklarını"
ve Kutsal Ruh'un onları doldurup O'nun istediği
yöne yönelttiğini söyleyebiliriz. Esin,
sadece pasif bir alış değil, Tanrı'yla aktif
bir işbirliği yapmaktı.
Bu
nedenle, Kutsal Kitap'taki kutsal yazılarının
diğer antik kitaplarda paralellerinin olması
önemlidir. Tanrı, belirli tarihsel yer,
zaman ve ortamlarda insanlar aracılığıyla
konuşmuştur. "Kutsal Kitap ayetlerinin
ikili doğasını kabul etmeliyiz: Bir yandan
Tanrı tarafından esinlendirilmiş bir kitaptır,
ama diğer yandan içinde insansal öğe vardır.
Tanrı, ölü aletler değil yaşayan insanlar
kullandı. İnsan kişiliğini bir kenara atmadı,
bunun yerine Kendi esinini kaleme alan insan
yazarların kişiliğini kendisini kullandı."
Kitaplarında
bulunan çok değişik stiller ve içeriklerden
ötürü bu gerçek özellikle Eski Antlaşma
(Tevrat ve Zebur) etüdünde önemlidir. İçinde
politik önderler ve askeri generaller, çobanlar,
krallar, esirler ve sakiler tarafından yazılmış
olan tarih, soyağaçları, kanunlar, şiirler,
ilahiler ve peygamberlikler (kehanetler)
buluruz. İman kahramanlarının hem büyük
kahramanlıklarını hem de günahlarını kaydeder.
Ama Tanrı'nın sözünü bizim için bu kadar
uygun kılan buradaki insanlık ve çeşitliliktir.
Tanrı'nın sözünü bizim için bu kadar uygun
kılar. "Bu Kutsal Kitap'ın anlatılmaz
değeridir: mükemmel bir biçimde ve bütünüyle
ilahidir... buna karşın insan tarafından
yazılmış olduğu için insana mükemmel bir
biçimde ve bütünüyle uygundur."
Böylece
Müslümanların uslamlamalarının aksi olarak,
Kutsal Kitap'ın ilahinin yanı sıra insansal
izler ve özellikler taşıması bir dezavantaj
değil kesin bir avantajdır. Esas Ayetleri,
Tanrı'nın insanların yazmasına neden olmasıyla
yazılmıştı. Bizler, Tanrı'nın yazma işlevinde
kullarının kafalarını ve ellerini kullandığına
inanıyoruz. Bu kullar kendi günlerinin stilinde
yazdılar. Tanrı'nın esininin kendisini,
insanlığın anlayabileceği bir biçimde kayda
geçirdiler.
Ancak,
Tanrı sadece kullarının yazmasına neden
olmadı, aynı zamanda onların yazdıklarının
yüzyıllardır dikkatle korunup günümüze gelmesini
sağladı. Başkaları ne iddia ederlerse etsinler,
Tanrı'nın Kendi ayetlerinin herkesin okuması
ve gerçeğin bilincine erişmesi için korunmasının
icabına baktığından emin olabiliriz. Bundan
başka herhangi bir şey önermek, Tanrı'nın
Kendisinin dürüstlüğüne saldırıda bulunmaktır.
Eğer
Müslümanlar Kutsal Kitap'ı eleştirmek istiyorlarsa
bunu Kutsal Kitap'ın kendisinin olduğunu
iddia ettiği şeye dayanarak yapmalıdırlar.
Kutsal Kitap'ı Kuran'ın nasıl esinlendirildiği
hakkındaki kendi görüşlerine dayanarak eleştiren
Müslümanlar, burada verilen yanıtların bazılarıyla
tatmin olmayacaklardır. İki top oyununu
birbiriyle karşılaştıran insanlar gibi olacaklardır.
Türkiye'de futbol ve voleybol oynarız. Her
oyun bir topla oynanır. Ancak voleybol oyuncusu,
futbol oyuncusunun topa her zaman tekme
attığından şikayet ederse, eleştirisi geçersizdir.
Sadece futbol kuralları konusunda cahil
olduğunu göstermiş olur. Müslüman, Kutsal
Kitap'ı, Kuran'ın kendisine geldiğine inandığı
yola dayanarak eleştirirse onun eleştirileri
de aynı şekilde geçersizdir. Sadece Kutsal
Kitap'sal esin görüşünü anlamadığını göstermektedir.
Tanrı'nın
Kutsal Kitap'ın esini ve bugünümüze gelmesi
sürecinde insanları araç olarak kullanması
Mesih İnanlılarını rahatsız edip endişelendirmez.
Tanrı Tanrı'dır ve istediği kişiyi ya da
şeyi kullanır.
Metnin
Günümüze Gelişi
Sayın
Yüksel'in bize sunduğu soruların birçoğu
Kutsal Kitap metninin günümüze gelişiyle
ilgilidir. Müslümanların metni bilginlerin
incelemesine maruz bırakmaktaki isteksizliğinden
ötürü Kuran'ın değişik metinleri yoktur
(sayfa 78-83'de açıklandığı gibi). Müslümanlar
Kuran'ın sadece bir tek elyazmasında var
olduğunu da ve bu yüzden hiçbir değişik
metni olmadığında ısrar ederlerse, tarihsel
gerçeklerle yüz yüze gelmemekte devam etmektedirler.
Ancak
Mesih İnanlılarının saklayacak sırları yoktur.
Bulunan her elyazması ve her elyazması kısmı
bile dikkatle korunmuştur. Bu, iki şeyi
göstermiştir: a) yüzyıllar boyunca çok az
sayıda metinsel yanlışlar yapılmıştır, ve
b) bu elyazmalarının hayretler verici doğruluk
ve çok titiz dikkatle kopya edildiklerini
bugün herkes açıkça görebilir. Tabii ki
Müslümanların bugüne kadar böyle bir geliş
kayıtları yoktur, çünkü Kuran'ın (Osman'ınkinden
başka) bütün elyazmaları yok edilmiştir
(bkz. sayfa 77-78).
Sayın
Deedat ve Sayın Yüksel gibi adamların, Kutsal
Yazıları eleştirmek için birçok elyazmasındaki
değişiklikleri göstermelerine karşın, Mesih
İnanlılarının bu konuda farklı bir tavrı
vardır. Bunları saklamaya çalışmak yerine,
değişiklikler incelenmiş ve Kutsal Kitap'ın
birçok çağdaş çevirisinde herkesin görmesi
için dipnotlar olarak konulmuşlardır. Belki
Sayın Deedat ve Sayın Yüksel bunun farkına
varmamışlardır ama bunlar Kutsal Kitap'ın
bize nasıl geldiğini görmek için onu kendi
kendilerine etüt etmelerine yol açarak Mesih
İnanlılarına büyük bir hizmette bulunmuşlardır.
Bu antik elyazmalarının güvenilirliği ve
hiçbirinde birbirinden büyük bir fark olmaması
kendilerinden Kutsal Kitap'ı tercüme ettiğimiz
bugün elimizde olan metinlerin ne kadar
güvenilir olduğunu gösterir. Bu yüzden,
bugünümüze gelirken içine yanlışlar eklendiğini
ve Kutsal Kitap'ın tutarsız olduğunu söyleyerek
onu eleştirenler gerek kutsal olsun gerek
laik olsun antik belgelerin doğası hakkında
ciddi bir anlayış eksiklikleri olduğunu
göstermektedirler. Elyazmalarında aşağıda
ele alacağımız biçimdeki geçirme hatalarının
var olması onların güvenilirliğini ve doğruluğunu
kanıtlar.
Eski
Antlaşma'nın (Tevrat ve Zebur'un) kendilerini
destekleyen birçok antik elyazmaları vardır.
Bunların en eskileri 1947'de keşfedilen
Qumran kitaplığındandır. Bunların tarihleri
M.Ö. 3'cü yüzyıla kadar dayanır, ki bu da
çok eski bir tarihtir (Muhammed'ten dokuz
yüzyıl öncedir). Bu elyazmaları, daha önce
Kutsal Kitap'ı tercüme etmekte kullanılan
elyazmalarından yaklaşık 1000 yıl daha eskidirler.
Lut Gölü cıvarında bulunan bu elyazmaları,
o zamana kadar kullanılan elyazmaları kendilerinden
neredeyse 1000 yıl kadar yeni oldukları
halde hiçbir önemli metinsel değişiklik
taşımadıklarını gösterirler. Bu, Eski Antlaşma'nın
elyazmalarına büyük bir dikkat ve saygıyla
davranıldığını gösteren hayret verici bir
tanıklıktır. Elimizdeki Yeni Antlaşma (İncil)
elyazmaları ve onların günümüze nasıl geldiklerinin
özeti için 47'nci soruya bakınız (s.185-188).
Tabii
ki bütün antik belgeler, eğer gerçekseler,
yazıcılar ve onları kopya edenler ne denli
dikkatli olursa olsun insanlar tarafından
geçirilmelerinin işaretlerini taşımaktadırlar.
Bu notta, (onları kasti olarak yanlış anlamak
isteyen o insanlar hariç) Kutsal Kitap'ın
okunma ve anlaşılmasını etkilemediklerini
göstermek için Kutsal Kitap ayetlerinin
geçirilmesinde ortaya çıkan türdeki hataları
sunmak istiyoruz.
Antik
metinleri etüt edenler, geçirme hatalarının
genellikle iki ana alanda olduklarını öğrenmişlerdir:
1)
Sayıların kaydedilmesinde. Antik dil sistemlerinin
bugün bizim yaptığımızdan çok daha değişik
bir biçimde sayı kaydetme yolları vardı.
Örneğin Soru 13'ün yanıtında gösterdiğimiz
gibi yazıları yanlış okumak çok kolaydır.
Soru 8, 12 ve 15'de aynı türde sorulardır.'
Soru 8'de Yehoakin'in yaşının 8 mi yoksa
18 mi olduğu sorulmuştur. Bir metin uzmanı,
hatta böyle şeyleri öğrenmek için zamanını
vermiş biri bile bir elyazmasında sayının
silinmiş, lekelenmiş ve bu yüzden yanlış
okunmuş olduğundan ötürü metni kopya eden
kişinin yanlış yazdığını hemen anlayabilir.
Aynı şekilde Soru 12'de Ahazya'nın kral
olduğunda 22 mi yoksa 42 yaşında mı olduğu
sorulmuştur. Bunlar bu tür antik belgelerde
çok görülen ve bilinen kopya eden kişinin
hatalarıdır.
Bazen
büyük sayıların paralel metinlerde değişik
oldukları görülür. Örneğin Soru 4, Davut'un
700 mü yoksa 7000 mi savaş arabası sürücüsü
olduğunu ve Soru 7 Süleyman'ın süvarileri
için 4000 mi yoksa 40.000 mi ahırı olduğunu
sormaktadır. Bu büyük sayıların çoğu binlerle
dile getirilir. Sayıları yazmada sık sık
alfabetik harfler kullanılırdı. Binler harfin
üzerine konulan noktalarla belirtilirdi.
Böylece üzerinde iki nokta olan İbrani alfabesinin
ilk harfi olan, "alef" bin anlamına
geliyordu. Elyazması eskidikçe harflerin
üzerinde noktalar olup olmadığını anlamak
gitgide zorlaşırdı. Böylece 700'ü 7000 olarak
okumak işten bile değildi.
2)
İsimlerin Kaydedilmesi. Özellikle yabancı
ve çok bilinmeyen isimlerin doğru bir şekilde
kopya edilmesi çoğunlukla zor olmaktaydı.
Soru 17'de II. Samuel 8:17 ve I. Tarihler
18:16'daki değişiklikler buna iyi birer
örnektirler. Samuel'deki bölümün dediği
gibi Seraya ya da Tarihler'de geçtiği gibi
Şavşa büyük bir olasılıkla bir yabancıydı.
Bu yüzden ismi değişik biçimlerde geçmektedir.
Soru
9'da Alâmet'in, Azmavet'in ve Zimri'nin
babasının kim olduğu bize sorulmuştur. İki
paralel bölümde, Yehoadda ve Yara olarak
iki değişik isim geçtiği kaynak gösterilmiştir.
İngilizce'de bile, anlatımlardan birinin
ismin kısa halini kullandığını, bunun büyük
bir olasılıkla aynı kişi olduğunu görebiliriz.
Bu da çok görülen bir şeydir, ve bir çelişki
olmaktan uzaktır, gerçek bir antik eser
olmanın özelliklerini taşımaktadır.
Son
olarak, Kutsal Kitap'ta çelişkiler gibi
görünen sorulara yanıt bulmak için kabul
edilmiş bir Hristiyan bilgine danışmak gibi
ciddi bir çaba gösterilmişe benzememektedir.
Eğer bu sorulara yanıt bulma arzusu gerçekten
var olsaydı, sorular çok az bir araştırmayla
çabucak yanıtlanabilirdi.
63 Soruya 63 Cevap
1.
"Şelah kimin oğlu idi?"
2.
"Harun nerede öldü?"
3.
"Yesse'nin kaç oğlu vardı?"
4.
"700 mü 7000 mi? Atlı mı yaya mı?"
5.
"Davud'u kim tahrik etti, Allah mı
Şeytan mı?"
6.
"Üç yedi'ye eşit mi?"
7.
"Hz Süleymanın atları için kaç ahırı
vardı?"
8.
"Yehoyakim kaç yaşında kral oldu?"
9.
"Alamet'in, Azmavet'in ve Zimri'nin
babası kimdi?"
10.
"800.000 mi, 1.100.000 mi? 500.000
mi, 470.000 mi?"
11.
"İkişer mi, yedişer mi?"
12.
"Ahazya kaç yaşında kral oldu? Babasından
kaç yaş büyüktü?"
13.
"Kral Baaşa hortladı mı?"
14.
"Kâhyalar işten kaytarıyor muydu?"
15.
"Çelişkiler bahçesi" (Ezra 2 ve
Nehemya 7)
16.
"Saul'un kızı Mikal çocuk doğurdu mu?"
17.
"Çelişkiler galerisi"
18.
"İnsanoğlu en çok kaç sene yaşayabilir?"
19.
"Hz. Âdem ağacın meyvesinden yediği
gün öldü mü?"
20.
"Allah yorulur mu?"
21.
"Allah derede oturanları kovamadı mı?"
22.
"Tanrı'nın burnundan duman yükseldi
mi?"
23.
"Allah pişman olur mu, olmaz mı?"
24.
"Allah'ı, kimse gördü mü?"
25.
"Hz. Yakub insan mıydı?"
26.
"Kocan seni yaratan mı?"
27.
"Tevrat'ı Hz. Musa mı yazdı?"
28.
"Hz. İsa Davud'un Oğlu mu değil mi?"
29.
"Davud'un hangi oğlu Hz. İsa'nın atasıdır?"
30.
"İsa'nın dedesi Yakup mu Heli mi?"
31.
"Unutulan nesil?"
32.
"'Admin' neden kayboldu?" (Luka
3:33)
33.
"İsa Celile'de mi yoksa Yahudiye'de
mi itibar gördü?"
34.
"Kim yardım istedi? Yüzbaşı mı, ihtiyarlar
mı?"
35.
"Çıkarken mi, yaklaşırken mi?"
36.
"Sıpa ile beraber eşek var mıydı?"
37.
"Şehadeti doğru muydu?"
38.
"Ağaç ne zaman kurudu? Ağacın suçu
neydi?"
39.
"Horoz kaç kere öttü?"
40.
"Haç'ı kim taşıdı? Simun mu, İsa mı?"
41.
"Yahuda İsa'yı öptü mü, öpmedi mi?"
42.
"Yahuda İsa'yı neden öptü?"
43.
"Haydutların akıbeti?"
44.
"Kabirlerden çıkan cinliler kaç kişiydi?"
45.
"İsa'yı kaç kişi kefenledi ve kabre
koydu?"
46.
"Mezarda kaç melek gördüler?"
47.
"İncil'deki katmalar ve çıkartmalar..."
48."Baba
ve Oğul!"
49.
"Allah 'Üçlük' Allahı mıdır?"
50.
"Apandisit ameliyatı!" (I. Yuhanna
5:7)
51.
"İsa Hristyanların inandığı gibi Rab
olsa idi..." (Markos 10:18; 13:32;
Yuhanna 1:18)
52.
"'Baba' ve 'Oğul', bazı yerlerde mecazî
anlamda mıdır?" (Matta 5:9; 6:14; Luka
20:36; Yuhanna 8:47; I. Yuhanna 5:18-19)
53.
"Allah birdir, Ondan başka ilah yoktur!"
(Tesniye 4:39; 6:4; 32:39; I. Samuel 2:2;
I. Krallar 8:60; Yeşaya 45:5, 6; Matta 4:10;
6:24; Markos 10:18; 12:29; Luka 18:19)
54.
"İsa Aleyhisselâm Allah-u Teala'nın
kulu ve resulüdür" (Matta 12:15-21;
21:11, 46; Luka 7:16; 24:19; Yuhanna 4:19;
6:14; 9:17)
55.
"Peygamberlere yapılan çirkin iftiralar"
56.
"Hristiyanlık barışçı mı?"
57.
"Hz. İsa, geleceğe ait haberinde yanıldı
mı?"
58.
"Cehennem ateşi var mıdır?"
59.
"Hz. İsa'nın vazettiği İncil hangisidir?"
60.
"Pavlus'un marifetleri" (Elçilerin
İşleri 22:3-10; 9:26; 15:36-41; Galatyalılar
2:10-14)
61.
"Hz. İsa (haşa) lanetli miydi?"
62.
"Hz. İsa Pavlus'u lanetlemişti"
63.
"Hz. İsa son peygamber mi dir?"
Şimdi
her bir soruya cevap vereceğiz, fakat cevapları
aynı veya birbirine benzer olan bazı sorular
vardır. Bu tür soruların birine ayrıntılı
bir cevap, diğerlerine ise kısa bir cevap
ile birlikte ayrıntılı bilgiyi bulmak için
bakılması gereken yeri gösteren not bulunmaktadır.
1.
"Şelah kimin oğlu idi?"
| Ve
Arpakşad otuz beş yıl yaşadı, ve
Şelahın babası oldu (Tekvin
11:12) |
Eber
oğlu, Şalah oğlu, Kenan oğlu, Arfakşat
oğlu, Sam oğlu, Nuh oğlu, Lamek
oğlu, (Luka 3:35-36) |
Bu
sorudaki söz konusu olan edebi tür "soy
tetkiki"dir. Bu soruyu yanıtlamadan
önce, soy tetkiklerinin nasıl oldukları
ve işlevleri hakkında bir şeyi anlamak önemlidir.
Ancak o zaman bu edebi türü kendi çerçevesi
içinde anlayabilir ve eleştirisel gözlemlerimizi
adilce yapabiliriz. Soy tetkiklerinin bazı
ortak özellikleri vardır:
a)
Soy tetkiksel edebiyatta sözcükler her zaman
harfi harfine sözlük anlamlarına gelmezler.
'Oğul' gibi bir sözcük '-nin soyundan gelme'
anlamına ve 'nesil' sözcüğü 'birkaç nesil'
anlamına gelebilir. Böylece soyağaçlarını
kronolojik ölçüler olarak kullanmak, onları
hiçbir zaman olmaları tasarlanmamış bir
şey olarak kullanmak demektir.
b)
Soyağacının istenilen bir kalıba uyması
ya da teolojik bir maksadı yerine getirmesi
için nesillerin ya da bireylerin soyağacında
bulunmaması ender görülen bir durum değildi.
Bununla söylenmek istenen soyağaçlarının
yazarların hayal gücüyle uydurulmuş ya da
yaratılmış oldukları değildir. Bu edebiyat
türü, antik dünya yazarları arasında o zaman
anlaşılan ve kabul edilen belirli ölçüde
bir serbestliğe uygun görülürdü. Bu eğer
o zaman bir sorun olmadıysa şimdi de bizim
için bir sorun olmaması gerektir.
c)
Bazı soyağaçları geriye, bazıları da ileriye
doğru yapılmış olabilirler. Geriye doğru
giden tür, genellikle belirli bir kişinin
soyunun diğer bir önemli kişiye kadar uzandığını,
ilk ve son kişi arasındaki aile bağını aradaki
kişileri bağlantıyı yapmaktan başka bir
nedenle belirtmeden göstermek için kullanılır.
Örneğin, I. Tarihler 6:33-43'deki soyağacı
sadece Heman'ın soyunun Levi'ye kadar uzandığını
gösterme amacıyla yazılmıştır. Ezra 7:1-5'deki
soyağacı Ezra'nın soyunun Harun'a kadar
uzandığını göstermeye çalışır. İleriye doğru
olan soyağacı türü ise sık sık bağlantısı
olan kişilerin yaşlarını ve yaptıkları hakkında
bilgiler içerir. Buna iyi bir örnek, Tekvin
5'te Âdem'den Nuh'a kadar olan nesillerin
verilişidir.
Kutsal
Kitap uzmanları, zamanın buna benzer Kutsal
Kitapsal olmayan edebiyatını inceleyerek
antik doğuda kullanılan soyağaçlarını nasıl
anlamamız gerektiği konusuna epey ışık tutmuşlardır.3
Zamanın dinsel olmayan kaynaklarından bu
örnekler, antik çağlarda insanların nasıl
yazdıklarını ve yazılarından beklentilerinin
ne olduğunu anlamamıza yarar. Eleştirilerimiz
sadece o zamanın yazı stilleri ve uygulamaları
hakkındaki bilgisizliğimizi yansıtıyorsa,
Kutsal Kitap soyağaçlarında çelişkiler bulmakta
fazla acele etmeyelim.
Şimdi
bizim sorumuz. The New Bible Dictionary
(Yeni Kutsal Kitap Sözlüğü)4 İbranice "ben"
sözcüğünün sadece oğul değil torun ya da
soyundan anlamına da geldiğini belirtmektedir.
Soyağacını yazarın anlatmaya çalıştığı ana
teolojik noktayı anlamadan harfi harfine
incelemek metnin yanlış anlaşılmasına neden
olur. "Şela kimin oğluydu?" gibi
sorular sormak, sadece soruyu soranın okumakta
olduğu edebiyat türünü anlamadığını ve her
iki bölümde de söylenmek istenen şeyi anlamadığını
gösterir. Tekvin 11 ulusların oluşumunu
gösteren genel bir liste içerir. Luka 3'te
yazar sadece İsa'nın 'Tanrı'nın Oğlu' olduğunu
göstermek için geldiği soyu göstermeye çalışmaktadır
(3:38).
2.
"Harun nerede öldü?"
Ve
Musa RABBİN emrettiği gibi yaptı;
ve bütün kavmın gözü önünde Hor
dağına çıktılar. Ve Musa Harunun
esvabını çıkardı, ve onları oğlu
Eleazara giydirdi; ve Harun orada,
dağın tepesinde öldü; ve Musa ile
Eleazar dağdan indiler.(Sayılar
20:27-28)
Ve
Harun Hor dağında öldüğü vakit yüz
yirmi üç yaşında idi.(Sayılar
33:39) |
Ve
İsrail oğulları Beerot Bene-yaakandan
Moseraya göç ettiler. Harun orada
öldü, ve orada gömdüler; ve oğlu
Eleazar onun yerine kâhinlik etti.
(Tesniye
10:6) |
Hor
bölgesi herhalde büyük dağlık bir bölgeydi.
Sayılar bize O'nun kesin olarak dağda öldüğünü
söyler. Yazar burada Harun'un kahin esvabının
nasıl oğluna geçtiğini göstermeye uğraştığından
belli ki teolojik bir nokta ile ilgilenmektedir.
Mekanın dağ olması Sayılar'ın metni için
çok önemlidir. Ne de olsa Tanrı'nın halkına
dağlarda birçok önemli şey olmuştur. Tesniye,
Harun'un öldüğü yer olarak Moserah'dan söz
eder. Neden besbelli farklı bir mekân? Belki
de Moserah, Hor'un bulunduğu dağlık bölgenin
adıydı.5 Örneğin bir hafta sonu Uludağ'a
kayak yapmaya gittiğini söylemek de mümkündür,
Bursa'ya kayak yapmaya gittiğini söylemek
de mümkündür. Anlatmak istediğimiz yer aynıdır,
tek fark Uludağ'ın belirli bir yer, Bursa'nın
ise daha genel bir bölge olduğudur.
Ancak
burada Eski Antlaşma'daki yerlerin isimleri
hakkında bir şey söylemeliyiz. Sözü edilen
birçok yerin tam olarak coğrafi konumu konusunda
hatırı sayılır bir belirsizlik vardır. Bu,
genelde arkeoloji bilimine ait olan, çok
görülen bir zorluktur ve antik dünya hakkındaki
bütün araştırmaları etkilemektedir. Sözü
edilen zaman hakkında güvenilir coğrafi
bilgiye sahip olmadığımızdan metindeki açık
çelişkileri göstermek tereddüt etmemize
neden olmalıdır.
3.
"Yesse'nin kaç oğlu vardı?"
Ve
Yesse oğullarından yedisini Samuelin
önünden geçirdi. Ve Samuel Yesseye:
RAB bunları seçrnedi, dedi. Ve Samuel
Yesseye dedi: Çocukların hepsi bu
mu? Ve dedi: Daha en küçüğü var,
ve işte, koyunları güdüyor.
(I.
Samuel 16:10-11) |
...dördüncü
oğlu Netanelin, beşinci oğlu Raddayın,
altıncı oğlu Otsemin, yedinci oğlu
Davud'un babası oldu.
(I.
Tarihler 2:14-15) |
I.
Samuel 16:11, Davut'un Yesse'nin sekizinci
ve en küçük oğlu olduğunu çok açık bir biçimde
dile getirmektedir. Dahası, I. Samuel 17:12
Yesse'nin sekiz oğlu olduğundan söz etmektedir.
I. Tarihler 2:14-15 Yesse'nin oğullarını
isimleriyle sayar ve Davut sıralamada yedinci
ve son olarak gelir. Bundan, hemen ayetin
metninde çelişki olduğu sonucuna mı varmalıyız?
Tabii ki hayır! Aslında durumun açıklaması
çok basit olabilir. Kutsal Kitap bilginleri
aşağıdaki olasılıkları önermişlerdir:
1)
Yesse'nin oğullarından biri genç yaşta ölmüş
ve bu da oğulların sayısını yediye indirmiş
olabilir.6
2)
Bu soyağaçsal listelerin teolojik kullanımlarını
akılda tutarak belki de Tarihler'in yazarı
onun Tanrı tarafından sevilen olduğunu gösterip
Davut'a özel bir yer vermek isteyerek onu
yedinci sıraya koymuş olabilir.7 Yedi sayısı,
Kutsal Kitap'ta sık sık kusursuzluk ve bütünlüğü
simgeler. Teolojik önem taşıyan şeyleri
belirtmek için nesiller ya da bireylerin
soyağaçlarına dahil edilmesi sık görülen
bir şeydir. Soyağaçları hakkındaki notumuza
bakınız.
4.
"700 mü 7000 mi? Atlı mı yaya mı?"
| Ve
Suriyeliler İsrailin önünden kaçtılar;
ve Davud Suriyelilerden yedi yüz
araba cenkçilerile kırk bin atlı
telef etti, ve ordu başbuğu Şobakı
vurdu, ve o orada öldü.(II.
Samuel 10:18) |
Ve Suriyeliler İsrailin önünden
kaçtılar; ve Davud Suriyelilerden
yedi bin araba cenkçilerile kırk
bin yaya asker öldürdü, ordu başbuğu
Şofakı da öldürdü.(I. Tarihler
19:18) |
II.
Samuel'e göre Davut 700 araba cenkçileri
ve 40,000 yaya asker öldürdü. Ama I. Tarihler
Davut'un 7000 araba cenkçileri ve 40,000
yaya asker öldürdüğünü kaydeder. Bunlardan
hangisi doğrudur?
Mesih
İnanlıları Kutsal Kitap'ın çağlardan beri
dikkatle korunduğuna inanırlar. Yazıcılar
tarafından yürütülen dikkatli kopyalama
işlemini biliriz. Ancak Mesih İnanlılarının
itiraf ettikleri bir şey varsa o da, Tanrı'nın
Kutsal Ruh'u aracılığıyla Yazılı Sözünü
yüzyıllar boyunca sadakatle koruduğu halde
bunu yerine getirmek için kullandığı süreç
insansaldır. Kopyalayanlar insandır. Sözde
çelişkiler olarak sunulan ayetlerin bir
yazıcının kopyalama işleminde yapmış olduğu
çok az hatalardan birinin örneği olması
çok olasıdır. Hangi ayet doğrudur? Her iki
şekilde de bunun pek fazla önemi yoktur
çünkü metine zarar gelmemiştir ve her iki
ayette de Davut'un önemli zaferi çok açık
bir biçimde bellidir.
Yukarıdaki
ayetler gibi ayetlerin Kutsal Kitap ayetlerinin
herhangi bir şekilde değiştirildiği iddialarına
karşı gerçekten de kuvvetli birer kanıttırlar.
Eğer değiştirilmiş olsalardı, tutarlı bir
okuma parçası sunmak için yukarıdaki ayetteki
gibi yazıcıların yaptığı hataların düzeltilmiş
olmasını beklerdik. Neden mi? Herhangi birisi
Kutsal Kitap'ı çelişkiler içermekle suçlamasın
diye! Bakınız Metinin Günümüze Gelişi hakkındaki
bölüm (s. 139-140).
5.
"Davud'u kim tahrik etti, Allah mı
Şeytan mı?"
Ve
İsraile karşı RABBİN öfkesi yine
alevlendi, ve: Git, İsraili ve Yahudayı
say, diye Davudu onlara karşı tahrik
etti. (II. Samuel 24:1)
|
Ve
Şeytan İsraile karşı kalktı, ve
İsraili saymak için Davudu tahrik
etti.(I. Tarihler 21:1)
|
II.
Samuel'deki ayette Davut'u tahrik edenin
Tanrı'nın Kendisi imiş gibi görünür, ama
I. Tarihler'de bunu yapanın Şeytan olduğu
söylenir (Bkz. s. 96-97).
Kutsal
Kitap ve onun öğretilerini bilenler için
bu ayetler açık bir çelişki anlamına gelmezler.
Tanrı her zaman her şeyi yönetmektedir ve
birçok durumda Şeytan'a Tanrı'nın hizmetkârlarını
ayartıp sınamak için izin verir. Bireyin
yaşamındaki sıkıntılarda, hem Tanrı'nın
hem de Şeytan'ın rolü olmasının iyi bir
örneği de Tanrı'nın hizmetkârı Eyüp'ün durumunda
görülür. Tanrı, Eyüp'ün Şeytan'ın elinden
birçok felaketler yaşamasına izin verdi,
ancak Tanrı'nın amacıyla Şeytan'ın amacı
tamamiyle farklıydı. Tanrı, sıkıntının terbiyesiyle
Eyüp'ün imanını arıtıp kuvvetlendirmek istiyordu.
Şeytan ise, Eyüp'e verebileceği kadar zarar
vermek istiyor, hatta Eyüp'e Tanrı'yı lanetletmeye
çalışıyordu (Eyüp 1 ve 2). Sonuçta Eyüp'ün
Tanrı'ya olan imanı arttı ve Tanrı'ya olan
güveninin haklı olduğu ortaya çıktı.
Kutsal
Kitap hem Tanrı hem de Şeytan'ın işbaşında
olduğu birçok durum içerir, ama her ikisinin
de amaçları ayrıdır. Tekvin 37, Yusuf'un
ağabeylerinin onu sonra Mısır'da köle olarak
satan tüccarlara satmalarının korkunç öyküsünü
anlatır. Tekvin'in son bölümünde Yusuf,
ağabeylerinin kendisine zarar vermeyi istedikleri
halde Tanrı'nın buna izin vermekteki amacının
iyilik olduğunu kabul eder. Bu, Şeytan burada
direkt bir şekilde işin içinde olmadığı
halde, Tanrı'nın ağabeylerin kötü davranışlarını
kullanıp onlardan (insanları kıtlıktan kurtarmak
gibi) iyi bir sonuç çıkarttığı durumlardan
biridir.
I.
Petrus 5:8-11'de Şeytan'ın yutacak birini
arayarak kükreyen bir aslan gibi dolaştığını
okuyoruz. Ama Mesih İnanlısı bir süre acı
çektikten sonra onu eski konumuna döndürecek
olan ve sıkıntılarından ötürü onu daha kuvvetli
yapacak olan Tanrı'dır.
Öyleyse
Davut'u kim tahrik etmişti? Tarihler'in
yazarı mı doğruyu söylemektedir yoksa Samuel'deki
anlatım mı doğrudur? Bu sorunun yanıtı,
her ikisinin de doğru olduğudur. Tanrı'nın
en iyi sonucu almak Şeytan'ın da en büyük
zarara neden olmaya çalışmak amacıyla, hem
Tanrı hem de Şeytan'ın kişinin karar vermesi
işine karışmaları olasıdır. Davut'un neden
nüfus sayımı yaptırdığı bize açık bir biçimde
anlatılmamıştır ama daha önceki yaşamının
simgesi olan Tanrı'ya olan tam güvenini
bir yana bırakıp daha çok askeri kuvvete
güvenmeye başlamışa benziyor. Bir nüfus
sayımı yaptırmasında bir kötülük yoktu.
Ne de olsa, Tanrı daha önce Musa'ya halkı
sayması için talimat vermişti (Sayılar 1:2-3;
26:2). Ama Davut'un askeri kuvvetinin ne
olduğunu anlamak isteğinin gerisindeki güdü
çok yanlış olabilir. Hatta, Davut'un komutanı
Yoab Davut'a Davut'un aldırmadığı bazı kuşkulardan
söz etme cesaretini bile gösterdi (I. Tarihler
21:3). Böylece bunun aracılığıyla Tanrı
Davut'a bir ders vermek istiyordu, bu da
askeri gücün hiçbir sonucu olmadığıydı.
İşin
içinde Şeytan da vardı ve şüphesiz o da
Davut'un yanlış arzularını kendi menfaatine
kullanmak istiyordu. Ancak sonunda, Şeytan
arzularına erişemedi ama Tanrı hem Davut'a
hem de İsrail'e öğrenmeleri gereken bir
ders verdi ve ruhsal büyümelerinde kendilerine
yardımcı olacak bir şekilde onları alçakgönüllü
kıldı. Tanrı bu korkunç olayı çok iyi bir
şeye dönüştürdü. Hastalığın bittiği yerde,
Tanrı'nın meleği gelecekte yapılacak olan
tapınağın Moriya Dağının tam tamına neresinde
yapılması gerektiğini gösterdi (I. Tarihler.
21:18).
6.
"Üç yedi'ye eşit mi?"
| Ve
Gad Davuda gelip ona bildirdi, ve
kendisine dedi: Sana memleketinde
yedi kıtlık yılı mı gelsin? yoksa
düşmanların seni kovalarken onların
önünde üç ay mı kaçarsın? yoksa
memleketinde üç gün veba mı olsun?
Şimdi düşün ve bak, beni gönderene
ne cevap götüreyim? (II.
Samuel 24:13) |
Ve
Gad Davuda gelip ona dedi: RAB şöyle
diyor: İstediğini al: ya üç yıl
kıtlık; yahut düşmanlarının kılıcı
sana erişerek seni sıkıştıranların
önünde üç ay bitip tükenmek; yahut
da üç gün RABBİN kılıcı, ve RABBİN
meleği İsrailin bütün sınırlarında
harap ederek memlekette veba. Ve
şimdi bak, beni gönderene ne cevap
götüreyim? (I. Tarihler
21:11-12) |
Bu
sadece metni kopya eden bir yazıcının hatası
olabilir (Bkz. s. 97).
Ayrıca
II. Samuel'in yazarı tarafından bize Davut'un
Saul'un günahlarından birinin sonucu olarak
Davut'un günlerinde üç yıl kıtlık oldu (21:1-2).
Bu olay Tarihler'de kaydedilmemiştir. II.
Samuel'in yazarı, bu üç yılı ve artı bu
olayın gerçekleştiği ara yılı da 24'cü bölüme
dahil ediyor olabilir. Samuel'de sözcükler
farklıdır, "Sana yedi kıtlık yılı mı
gelsin...?" Bunun anlamı yedi yılın
sürekli ve kapsamlı olmasıydı. Davut'un
cezası, kıtlığın üç yıl daha devam etmesi
ve böylece toplam yedi yıl kıtlık olmasıydı.
Ancak
Tarihler'de sadece Davut'la ilgili olan
olaylar verilmektedir. Bu yüzden orada Saul'un
günahlarından ötürü halkın üzerine gelen
daha önceki kıtlık kaydedilmez. Bu yüzden
kıtlığın bir kısmı olan Tanrı'nın Davut'a
verdiği cezayı temsil eden kıtlığın üç yılı
seçeneğini sunması uygundur.
7.
"Hz Süleymanın atları için kaç ahırı
vardı?"
Ve
Süleyman'ın cenk arabaları için
kırk bin ahır bölüğünde atları vardı,
ve on iki bin atlısı vardı. (I.
Krallar 4:26) |
Ve
atlarla cenk arabaları için Süleymanın
dört bin ahırı vardı, ve on iki
bin atlısı vardı, onları araba şehirlerine,
ve kıralın yanına,Yeruşalime koydu.(II.
Tarihler 9:25) |
Bakınız
Bölüm II. ve Bölüm 5 (Sayıların Kaydedilmesi)
8.
"Yehoyakim kaç yaşında kral oldu?"
Yehoyakin
kıral olduğu zaman on sekiz yaşında
idi; ve Yeruşalimde üç ay kırallık
etti; ve anası Yeruşalimli Elnatanın
kızı olup adı Nehuşta idi. (II.
Krallar 24:8) |
Yehoyakin
kıral olduğu zaman sekiz yaşında
idi; ve Yeruşalimde üç ay on gün
kırallık etti; ve RABBİN gözünde
kötü olanı yaptı.(II. Tarihler
36:9) |
Bakınız
sayfa 139-140.
9
"Alamet'in, Azmavet'in ve Zimri'nin
babası kimdi?"
Ve
Ahaz Yehoaddanın babası oldu; ve
Yehoadda Alemetin, ve Azmavetin,
ve Zimrinin babası oldu; ve Zimri
Motsanın babası oldu.(I.
Tarihler 8:36) |
Ve
Ahaz Yaranın babası oldu; ve Yara
Alemetin, ve Azmavetin, ve Zimrinin
babası oldu; ve Zimrı Motsanın babası
oldu;(I. Tarihler 9:42)
|
Bakınız
sayfa 140.
10.
"800.000 mi, 1.100.000 mi? 500.000
mi, 470.000 mi?"
| Ve
Yoab yazılanların sayısını kırala
verdi; ve İsrailde kılıç çeken sekiz
yüz bin yiğit vardı; ve Yahuda adamları
beş yüz bin kişi idi.(II.
Samuel 24:9) |
Ve
Yoab yazılan kavmın sayısını Davuda
verdi. Ve bütün İsrail, kılıç çeken
bin binler ve yüz bin kişi idi;
ve Yahuda kılıç çeken dört yüz yetmiş
bin kişi idi.(I. Tarihler
21:5) |
Samuel
İsrail'de 800.000 savaşan adam ve Yahuda'da
500.000 savaşan adam olduğunu kaydeder.
Ancak Tarihler İsrail'de 1.100.000 ve Yahuda'da
470.000 savaşan adam olduğunu kaydeder.
Buradaki
fark, dört etkenden birine (ya da daha fazlasına)
bağlı olabilir:
1)
Nüfus sayımının resmi ve tamam olmaması
(bkz. I. Tarihler 27:23-24), farklı sayıların
halk arasında kim oldukları belirtilmemiş
olan bazı grupların dahil edilmesi ya da
edilmemesinden kaynaklanmış olabilir (bkz.
I. Tarihler 21:6). Gruplardan değişik biçimlerde
söz edilir (II. Samuel İsrail'de 800.000
yiğit adam olduğunu, I. Tarihler ise bütün
adamların toplamının 1.100.000 olduğunu
söyler. 300.000 Tesniye 20:1-9'daki savaş
yasalarına göre sınanmamış yeni terhis edilmiş
askerler olabilir. Nüfus sayımına dahil
edilmemiş bir grup da II. Samuel 24:9'da
bildirildiği gibi, her ay 24.000 kişiden
oluşan kralın özel muhafızları ve 12 oymağın
1.000'er kişilik gruplarıyla birlikte olan
subaylar olabilir ve I. Tarihler 27:1-22'de
bulunur. Bunların toplamı 300.000'e benzer
ve 800.000 ile 1.100.000 arasındaki farkı
açıklayabilirler.
2)
Kesin sayılar kullanma yerine "yuvarlak
sayılar" kullanmak sık görülen bir
durumdur. Bu durumda 500.000, 470.000 için
kullanılan yuvarlak sayı olabilir. (Bu tür
"yuvarlaklaştırma"nın bir örneği
Elçilerin İşleri 7:6'daki İstefan'ın konuşmasında
görülebilir. İstefan'ın İsrail oğullarının
Mısır'da sıkıntı çektikleri yılları "400"
olarak bildirmesini, Çıkış 12:40 ve Galatyalılar
3:17'deki daha kesin bir sayı olan 430 yıl
ile kıyaslayın.)
3)
Kopya eden kişilerin özellikle sayılarda
yaptıkları hatalar (Bkz. sayfa 139-140).
4)
II. Samuel 24:3 ve I. Tarihler 21:3, 6 bize
Yoab'ın nüfus sayımına taraftar olmadığını
bildirmektedir. Ancak kralının emirlerine
karşı gelemezdi. Yoab iyi bir nüfus sayımı
yapmadı. Levi ve Bünyamin oymaklarını sayıma
katmadı (ayet 6). Levi zaten nüfus sayımına
katılmayacaktı çünkü kahinlerin geldiği
oymaktı (Sayılar 1:49-50). Ama Bünyamin
neden dahil edilmemişti? Belki bu iş, bir
bütün olarak Yoab'ın yapmaktan hoşnut olmadığı
bir şeydi. Herkesi saymamanın efendisinin
günahını birazcık olsun azaltacağını düşünmüş
olmalıydı.
Yoab
tarafından kasten çıkarılan kargaşalığa
ek olarak I. Tarihler 27:24 bize iki şey
söyler: Birincisi Yoab nüfus sayımını doğru
dürüst tamamlamamıştır bile ve ikincisi
de gerçek sayı Kral Davut'un kayıtlarına
geçirilmemiştir. Standart bir sayının kaydedilmemesinin
nedeni standart bir sayının var olmayışıydı.
Yoab nüfus sayımına o denli karşıydı ki,
Davut'a savaşabilecek adamlarının doğru
sayısını asla bildirmedi. Farklı sayılar
bunu ortaya koyuyor olabilirler. Sayılar
birbirleriyle aynı olmadığı için ortada
bir çelişki olduğunu varsaymak, metnin anlatmak
istediği şey olan, nüfus sayımının Davut'un
yaptığı günahlı bir etkinlik olduğu ve sayımın
sonunda kaç tane adamı olduğunu gerçekten
asla bilmediğini, anlamamaktır.
Özet
olarak, nüfus sayımıyla ve bu hesaplarla
ilgili bir sürü etken vardı. II. Samuel
ve I. Tarihler'de kaydedilen sayıların neden
böyle kaydedildiklerini tamamiyle kesin
olarak söyleyebilmek zor olduğu gibi Kutsal
Kitap ayetlerinde kesin hata ve çelişki
olduğunu söylemek de budalaca ve yanlıştır.
11.
"İkişer mi, yedişer mi?"
| Ve
seninle beraber sağ kalmak için
her yaşıyan, bütün beden sahibi
olanlardan, her nevinden ikişer
olarak gemiye getireceksin; erkek
ve dişi olacaklar. Cinslerine göre
kuşlardan, ve cinslerine göre sığırlardan,
cinslerine göre toprakta her sürünenden,
her neviden ikişer olarak, sağ kalmak
için sana gelecekler.(Tekvin
6:19-20) |
Bütün
yeryüzü üzerinde zürriyetlerinin
sağ kalması için, kendine her temiz
hayvandan, erkek ve onun dişisi
olarak yedişer, ve temiz olmıyan
hayvanlardan, erkek ve onun dişisi
olarak ikişer; göklerin kuşlarından
da erkek ve dişi olarak yedişer
yedişer alacaksın. (Tekvin
7:2-3) |
Soru
metinleri dikkatli okumamaktan kaynaklanmaktadır.
Hem bölüm 6'da hem de bölüm 7'de Nuh'a yanına
her hayvandan bir çift alması söylenmiştir.
Bunun nedeni basitti, tufandan sonra her
hayvanın kendi türünün devamını sağlayabilmesi
içindi. Nuh'a her hayvandan iki tane alması
ama aynı zamanda temiz olan hayvanlardan
yedi tane ve temiz olmayan hayvanlardan
iki tane alması söylenmişti (7:2). Tekvin
8'de Nuh'un karaya çıktıktan sonra yaptığı
ilk işin, Tanrı'ya kurban olarak hayvanlar
ve kuşlar sunduğunu görüyoruz. Bunlar ne
tür hayvanlar ve kuşlardı? "Nuh...
her temiz hayvandan, ve her temiz kuştan
aldı, ve mezbah üzerinde yakılan takdimeler
arzetti" (Tekvin 8:20).
12.
"Ahazya kaç yaşında kral oldu? Babasından
kaç yaş büyüktü?"
| Ahazya
kıral olduğu zaman yirmi iki yaşında
idi; ve Yeruşalimde bir yıl kırallık
etti. Ve anasının adı İsrail kıralı
Omrinin kızı Atalya idi (II.
Krallar 8:26). |
Ahaztya kıral olduğu zaman kırk
iki yaşında idi; ve Yeruşalimde
bir yıl kırallık etti; ve | |