ROMALILARA MEKTUP

(Tanrı’nın Kayra İlkesi)

 

Önsöz

Birinci yüzyılda her yere dağılmış inanlılar topluluklarını ve topluluk liderlerini eğitmek, yüreklendirmek ve Mesih bağlılığında bağdaştırmak için genç kilise topluluklarına Tanrı esinlemesiyle yazılan mektupları okuruz İncil’de. Toplamı yirmi bir olan bu mektupların ana konusu Tanrı katında kişinin nasıl doğruluğa erişebileceği, bağlıların nasıl eğitileceği, toplulukların ne yolda yönetileceğidir. Bunlardan on üçünü yazmak için Tanrı haberci Pavlos’u seçti ve esinledi.

 

Önemi çok yüksek olan Romalılar Mektubu 58 yılında Pavlos’un üçüncü haber gezisi sırasında Korintos kentinden yazıldı. Mektup iki önemli kesime ayrılır: ÖĞRETİ (Bölüm 1-11), UYGULAMA (Bölüm 12-16). Ana konu insanın günahlılığıdır; İsa Mesih’e iman ederek doğrulukla donatılmak, Kutsal Ruh’la dolup Tanrı’yı hoşnut eden yaşamı yaşamaktır.

 

İlk kesimde karşımıza insanla ilgili üç konu çıkıyor: 1- Evrensel Suçluluk (1-3), 2- Kişisel Günahlılık (7:15-24); 3- Tanrısal Egemenlik (9:7-18). Mektubun ana konusu 1:16-17’de açıklanmaktadır. Eski Antlaşma’dan gelen bu köklü gerçek (bkz. Habakkuk 2:4). Galatyalılar’a Mektup 3:11 ve İbraniler’e Mektup 10:38’de de konu edilmekte, tanrıbilim öğretisinin temeli olarak belirtilmektedir.

 

Bu yazı şöylece özetlenebilir:

I.                   Herkes doğrulukla donatılmaya gereksinimli 1:1-3:20.

II.                Suçluluk kesindir, doğruluk kayrayladır 3:21-5:11.

III.             Adem’le birlik, Mesih’le birlik 5:12-7:25.

IV.              Tanrı tasarılarının bütünlenmesi 8:1-9:5.

V.                 Egemen Tanrı isteği uyarınca seçilenler 9:6-11:36.

VI.              Mesih’e imanın uygulanışı 12:1-16:27.

 

Özel Açıklama 1-7

1

Mesih İsa’nın uşağı, haberci[1] olmaya çağrılan, Tanrı’nın Sevinç Getirici Haberi’ni yaymaya atanan Pavlos’tan. 2Tanrı’nın peygamberleri aracılığıyla Kutsal Yazılar’da önceden vaat ettiği Sevinç Getirici Haber. 3Bu Haber O’nun Oğlu Mesih’e ilişkindir. O, beden açısından Davut soyundan doğan, 4kutsallık ruhu açısından ölüler arasından dirilerek güçlülükle Tanrı Oğlu belirlenen Rabbimiz İsa Mesih’tir.

            5O’nun aracılığıyla kayra ve habercilik görevini aldık. O’nun adının yayılması için bütün uluslar arasında iman buyruğuna uymayı tanıtalım diye.. 6Sizler de bunların arasında İsa Mesih’in çağrılılarısınız. 7Roma’da bulunan hepiniz, Tanrı’nın sevdikleri, kutsal yaşam çağrılıları.. Sizlere Babamız Tanrı’dan ve Rab İsa Mesih’ten kayra ve esenlik gelsin.

 

Dua ve Teşekkür 8-12

            8En başta, hepiniz için İsa Mesih aracılığıyla Tanrıma teşekkür sunarım. Çünkü imanınız tüm dünyada yayılıyor. 9Oğlu’nun Sevinç Getirici Haberi’nde canla başla kendisine ruhsal hizmet sunduğum Tanrı tanığımdır: Hiç ara vermeden sizleri anıyorum. 10Tanrı isteğiyle yakın dönemde bir yoldan yanınıza gelebilmek için sürekli dua ediyorum. 11Bu isteğimin nedeni sizleri özlemiş olmamdır. Destek bulasınız diye sizlere ruhsal bir bağış sağlamak istiyorum. 12Öyle ki, siz de ben de imanımızda birbirimizi karşılıklı yüreklendirelim.

 

Özel Bilgi 13-15

            13Kardeşlerim, sizleri bilgisiz bırakmak istemem. Kaç kez yanınıza gelmeyi tasarladım ama şu ana dek engellendim. Öteki uluslar arasında olduğu gibi sizin aranızda da ürün toplamayı amaçladım. 14Yunanlılar’a* da Barbarlar’a da, akıllılara da aklı kıt olanlara da borçluyum. 15Bu nedenle Roma’da bulunan sizlere de Sevinç Getirici Haber’i müjdelemek için sabırsızlanıyorum.

 

Sevinç Getirici Haber’in Yeterliliği 16,17

            16Çünkü, Sevinç Getirici Haber’e bağlılığımdan utanç duymuyorum. Çünkü her iman edene kurtuluş sağlayan Tanrı gücüdür; ilkin Yahudi’ye hem de Yunanlı’ya. 17Çünkü Tanrı’nın insanı doğruluğa iletmesi Sevinç Getirici Haber’de açıklanır. İmana dayanan, imana ulaştıran doğruluktur bu. Tıpkı yazılı olduğu gibi, ‘Doğru kişi imanla yaşayacaktır.’

 

DOĞRULUĞA GENEL GEREKSİNİM

 

İnsanlığın Suçluluğu 18-32

            18Kötü tutumlarıyla gerçeğe set çeken insanların tüm tanrısaymazlığına ve kötülüğüne karşı Tanrı’nın öfkesi gökten açıklanır. 19Çünkü Tanrı’ya ilişkin ne varsa onlara belirgindir; Tanrı bunu onlara açıklamıştır.

            20O’nun göze görünmeyen nitelikleri –başlangıcı sonu olmayan gücü ve tanrılığı– dünyanın yaratılmasından bu yana yapılan işlerden anlaşılmakta ve açık açık görülmektedir. Öyle ki, hiç özürleri olmasın. 21Çünkü Tanrı’yı bilmelerine karşın, O’nu ne Tanrı olarak yücelttiler, ne de teşekkür sundular. Tam tersine, tasarılarında boş savlara kapıldılar ve anlayıştan yoksun akılları kapkaranlık oldu. 22Bilgelik taslarken akılsızlığa sürüklendiler. 23Ölümsüz Tanrı’nın yüceliğini ölümlü insanla, kuşlarla, dört ayaklı yaratıklarla ve sürüngenlere benzer canlılarla değiştirdiler.

            24Bu nedenle, Tanrı onları yüreklerinin tutkusunda iğrençliğe teslim etti. Bu işlerle kendi aralarında bedenleri aşağılansın diye. 25Onlar Tanrı’nın gerçeğini yalanla değiştirdiler; Yaratan’dan çok yaratığa tapındılar, ona hizmet sundular. Tanrı çağlar boyunca kutlansın. Amin.

            26Bunun için Tanrı onları edepsizlikle ilgili utandırıcı isteklere teslim etti. Kadınları, doğal ilişkiyi doğala ters düşen ilişkiye dönüştürdüler. 27Bunun gibi erkekleri de kadınla doğal ilişkiyi bırakıp isteklenmelerinde birbirlerini özleyerek yanıp tutuştular. Erkekler erkeklerle utanmazlık ettiler ve sapıklıklarına yaraşan karşılığı kendi varlıklarında buldular.

            28Tanrı’yı bilme aşamasına gelmeyi onaylamadıklarından, Tanrı onları uygunsuz işler yapmaları için onaylanmayan düşünceye teslim etti. 29Onların varlığında her tür bozukluk, aşağılık, açgözlülük, kötülük doldu taştı. Kincilik, adam öldürücülük, kavgacılık, düzenbazlık, bayağılık onları tepeden tırnağa dek sardı. Dedikoducular, 30başkalarını çekiştirenler, Tanrı’yı yerden yere vuranlar, onu bunu aşağı görenler, büyüklenenler, övünenler, uygunsuz işler düzenleyenler, ana baba sözü dinlemeyenler, 31düşüncesizler, sözünde durmayanlar, sevgi nedir bilmeyenler, sevecenlikten yoksun kişiler. 32Bu işleri yapanlara ölüm yaraşır diyen Tanrı’nın hak yargısını bilmelerine karşın, bunları salt yapmakla yetinmezler, üstelik yapanları da onaylarlar.

 

Tanrı’nın Yansız Yargılaması 1-11

2

Bu nedenle ey yargı yürüten insan! Kim olursan ol hiç özrün yok. Çünkü başkasına yargı yürüttüğün konuda kendine karşı yargı yürütmektesin. Çünkü yargı yürüten sen, aynı işleri uygulamaktasın. 2Bunları yapanlara karşı Tanrı yargılamasının gerçek kapsamında uygulandığını biliyoruz. 3Bunları yapanlara karşı yargı yürüten, öte yandan aynısını kendisi yapan insan! Tanrı yargılamasından kaçıp kurtulacağını mı sanıyorsun sen? 4O’nun iyi yürekliliğinin, cezayı erteleyişinin, katlanışının ululuğunu mu küçümsüyorsun? Tanrı’nın iyi yürekliliğinin seni günahtan dönmeye yönelttiğini bilmezlikten mi geliyorsun?

            5Doğruluğa dayanan Tanrı yargılamasının evrene açıklanacağı öfkeli yargılama gününde, katılığına ve günahtan dönmeye yanaşmayan yüreğine yaraşır biçimde, kendine karşı öfke biriktiriyorsun sen. 6Tanrı herkese işlerine göre karşılık verecektir. 7Sabırla, yararlı işlerle yücelik, onur ve kalıcılık arayanlara sonsuz yaşam; 8öte yandan sürtüşmecilere, gerçeğe sırt çevirip düşüklüğü kucaklayanlara öfke ve kızgınlık uygulanacak. 9Kötülük işleyen herkes acı ve üzüntü çekecek: İlkin Yahudi hem de Yunanlı. 10Öte yandan yararlı işler yapan herkese yücelik, onur ve esenlik gelecek; ilkin Yahudi’ye, hem de Yunanlı’ya. 11Çünkü Tanrı insanlar arasında ayrım gözetmez.

 

Tanrı Yargılaması Saptanacaktır 12-16

            12Ruhsal yasayı bilmeden günah işleyenlerin tümü* ruhsal yasa öneme alınmaksızın mahvolacak. Ruhsal yasa kapsamında günah işleyenlerin tümü de ruhsal yasa yoluyla yargılanacak. 13Çünkü Tanrı katında doğru kişiler ruhsal yasanın duyucuları değildir. Tersine, doğrulukla donatılanlar ruhsal yasanın uygulayıcılarıdır. 14Çünkü ruhsal yasaya sahip olmayan uluslar[2], ruhsal yasaya ilişkin gerekleri kendiliklerinden uyguladıklarında, ruhsal yasaya sahip olmamalarına karşın, kendi kendilerine yasa görevi görürler. 15Bu insanlar tutumlarıyla, ruhsal yasaca[3] buyrulanların öz yüreklerinde yazılı olduğunu gösterirler. Vicdanları kendileriyle birlikte tanıklık eder. Birbiriyle çelişen düşünceleriyse ya onları suçlar ya da savunur. 16Tanrı insanların yaşamındaki gizli kapaklı sorunları O Gün İsa Mesih aracılığıyla yargılar. Benim Sevinç Getirici Haberim uyarınca uygular bunu.

 

Ruhsal Yasayı Bilenlerin Yargılanması 17-24

            17Gelelim sana Yahudi adını taşıyana, ruhsal yasaya güvenene, Tanrı’yı bilmekle övünene, 18ruhsal yasanın ışığında eğitildiğinden O’nun isteğini tanıyana, üstün değerleri onaylayana. 19Görmeyenlerin yöneticisi olduğuna güven besleyene, karanlıkta yürüyenlere ışık verene, 20akılsızların eğitmenine, bilgisizlerin öğretmenine. Ruhsal yasada bilgi ve gerçeğin özüne sahip olana. 21Başkasına öğreten sen, kendine öğretmez misin? Çalmamak konusunda sözü yayan sen, kendin çalar mısın? 22Evlilik dışı cinsel bağlantıya girme diyen sen, evlilik dışı cinsel bağlantıya girer misin? Yalancı tanrılardan iğrenen sen, tapınak yağmacılığı eder misin*? 23Ruhsal yasayla övünen sen, ruhsal yasaya karşı suç işleyerek Tanrı’yı yermektesin. 24Kitap’ta yazılı olduğu gibi, ‘Çünkü Tanrı’nın adı uluslar arasında sizin yüzünüzden kötülenmektedir.’

 

Yüzeysel Bilgi mi, Yüreksel Uygulama mı? 25-29

            25Eğer ruhsal yasayı uyguluyorsan, sünnet gerçekten yararlıdır. Ama ruhsal yasaya karşı suç işleyen biriysen, sünnetli olman sünnetsizlikle eşit tutulur. 26Çünkü ruhsal yasanın kurallarını uygulayan sünnetsiz kişinin sünnetsizliği sünnetlilik sayılmaz mı?

            27Öyleyse, bedence sünnetsiz olan ama ruhsal yasayı uygulayan birey, Kitap’ta yazılanları bilmene ve sünnetli olmana karşın, ruhsal yasa önünde suç işleyen seni yargılayacaktır. 28Çünkü kişi ne dıştan öyle görünmekle Yahudi olabilir, ne de bedence dıştan sünnetli görünmekle sünnetli olabilir. 29Tam tersine, gerçek Yahudi iç yaşamda böyle davranan, yüreği sünnet edilmiş insandır. Yasa’da yazılanlarla değil, ruhla yöneltilendir. Onun övgüsü insanlardan değil, Tanrı’dandır.

 

Her Durumda Doğru Olan Tanrı 1-8

3

Öyleyse, Yahudiler’in taşıdığı özellik nedir? Ya da sünnetliliğin yararı ne olabilir? 2Her bakımdan çoktur. Her şeyden önce, Tanrı sözleri Yahudiler’e emanet edilmiştir. 3İçlerinden bazıları güvenilmezliğe kaydıysa ne olmuş? Onların güvenilmezliği Tanrı’nın güvenilirliğini geçersiz mi kılar? Hiçbir zaman! 4Herkes yalancı olsa bile, Tanrı gerçek olmalı. Kitap’ta yazılı olduğu gibi:

             “Böylece sözlerinde doğru çıkasın.

            Yargıya oturduğunda üstünlüğünü kanıtlayasın.”

            5Ama eğer kötülüğümüz Tanrı adaletini tanıtlıyorsa, buna ne demeli? Yoksa öfkeli yargısını uygulayan Tanrı adaletsiz mi davranıyor? (İnsansal görüşle söz söylüyorum.) 6Hiçbir zaman! Böyle olsaydı, Tanrı dünyayı nasıl yargılayabilirdi?

            7Ama eğer benim yalancılığımdan ötürü, Tanrı’nın gerçekliği O’nun yüceliği yararına bollukla artıyorsa, niçin şu ana dek bir günahlı durumunda yargılanıyorum? 8Buna göre, “Kötülük yapalım ki bundan iyilik çıksın” diye mi sav yürüteceğiz? Bazı kimseler böyle asılsız sözler ettiğimizi ileri sürerek bize kara çalıyor. Bunları yayanlar hak ettikleri kapsamda yargılanacaktır.

 

Her Can Doğruluktan Yoksundur 9-20

            9Öyleyse, biz Yahudiler ötekilerden üstün kişiler miyiz? Kesinlikle hayır! Çünkü bütün insanların –Yahudiler’in de, ulusların da– günah egemenliğinde bulunduğunu daha önce kanıtladık.

         10Kitap’ta yazılı olduğu gibi:

            “Doğru olan yok, tek kişi bile..

         11Anlayışla davranan yok,

            Tanrı’yı arayan yok.

         12Tümü yolu sapıttı, toplamı yararsız oldu.

            İyilik yapan yok, tek kişi bile.

         13Boğazları açık gömüttür,

            Dilleriyle kandırırlar.

            Dudaklarının altında engerek zehiri var.

         14Ağızları ilenme ve acı sözle taşar.

         15Ayakları kan dökmeye koşar.

         16Geçtikleri yollar yıkım ve dert dolu.

         17Bilmezler barış yolunu.

         18Yok gözlerinde Tanrı korkusu.”

            19Şimdi biliyoruz ki, ruhsal yasada söylenen her şey yasa altında bulunan kişilere söylenmiştir; her ağız kapansın ve tüm dünya Tanrı önünde suçlansın diye. 20Çünkü hiçbir insan ruhsal yasada sıralanan uygulamalarla Tanrı katında doğrulukla donatılmayacaktır. Çünkü ruhsal yasa bireyi ancak günahı bilme kavramına getirir.

 

Doğruluk Yolu Tektir 21-31

            21Ama şimdi ruhsal yasa olmaksızın Tanrı’nın insanı doğruluğa eriştirmesi belirmiştir; hem ruhsal yasanın hem de peygamberlerin tanıklığı budur. 22İsa Mesih’e iman yoluyla iman aşamasına varanların tümünü Tanrı’nın doğruluğa eriştirmesidir bu. Çünkü hiçbir ayrım yoktur. 23Çünkü tümü günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kalmaktadır. 24Onlar karşılık ödemeksizin Tanrı’nın kayrasından yararlanarak, Mesih İsa’da sağlanan kurtulmalık aracılığıyla doğrulukla donatılırlar. 25Tanrı İsa’yı –kanına iman edenlerin benimsemesi için– günahları gideren bağışlamalık olarak sundu. Bu, Tanrı adaletinin kesinlikle açıklanması içindi. Çünkü daha önce işlenmiş günahlara göz yumarak cezayı ertelemişti. 26Böyle davranmasının nedeni, adaletinin şimdiki dönemde açıklanması içindir: Hem kendi doğruluğu, hem de İsa’ya iman edeni doğrulukla donattığı kanıtlansın diye..

            27Öyleyse övünmek nerede kalıyor? Dışlanıyor. Hangi ilke uyarınca oluyor bu dışlama? Yasa’da buyrulan işler nedeniyle mi? Hayır, iman ilkesi uyarınca. 28Çünkü insan ruhsal yasada sıralanan işler olmaksızın, salt iman ederek doğrulukla donatılır düşüncesi üzerinde duruyoruz.

            29Yoksa Tanrı yalnız Yahudiler’in Tanrısı mı? Ulusların da Tanrısı değil mi? Hiç kuşkusuz ulusların da Tanrısı’dır. 30Tanrı bir olduğuna göre sünnetlileri de, sünnetsizleri de imanlarından ötürü doğrulukla donatacak. 31Bu ne demektir? İman yoluyla ruhsal yasayı geçersiz mi kılıyoruz? Hiçbir zaman! Tam tersine, ruhsal yasayı pekiştiriyoruz.

 

İbrahim Doğruluğunu Nasıl Sağlayabildi? 1-8

4

Öyleyse, atamız İbrahim’in beden açısından yararı ne olmuştur? diye sorabiliriz. 2Eğer İbrahim yaptığı işlerden ötürü doğrulukla donatıldıysa, övünmek için bir dayanağı vardır; ama Tanrı doğrultusunda değil. 3Çünkü Kutsal Yazı ne buyuruyor?

            “İbrahim Tanrı’ya iman etti

            ve bu ona doğruluk sayıldı.”

            4İş yapana yaraşan karşılık armağan niteliğinde değil, ücret yükümlülüğünde hesaplanır. 5Buna karşı, tanrısaymazı doğrulukla donatan Tanrı’ya iman edenin imanı doğruluk yerine sayılır; yaptığı işler değil. 6Nasıl ki Davut da, Tanrı’nın işler olmaksızın doğru saydığı insana özgü mutluluğu şöyle anlatır:

           7“Ne mutlu kötülükleri bağışlanan, günahları örtülen kişilere!

           8Ne mutlu Rab’bin kendisine günah saymadığı insana!”

 

İbrahim’in Doğruluğu: Sünnetsiz Durumdayken 9-12

            9Öyleyse bu mutluluk yalnız sünnetlileri mi, yoksa sünneti olmayanları da mı kapsar? Çünkü İbrahim’in imanı kendisine doğruluk yerine sayıldı diyoruz. 10Nasıl oldu da bu böyle sayıldı? Sünnet olduktan sonra mı, yoksa sünnetsiz durumdayken mi? Hayır. Sünnet olduktan sonra değil tam tersine, sünnetsiz durumdayken sayıldı. 11İbrahim daha sünnetsizken, sünnet simgesini imandan doğan doğruluğun mührü olarak aldı; sünnetsiz olmalarına karşın iman edenlerin tümüne ruhsal baba olsun diye. Böylelikle onlara da doğruluk sayılması amaçlandı. 12Bunun yanı sıra sünnetlilere de baba oldu o. Salt sünnetli oldukları için değil, babamız İbrahim’in sünnetsizken taşımakta olduğu imanın izlerinde yürüdükleri için.

 

İbrahim’in Doğruluğu: Ruhsal Yasadan Önce 13-17

            13İbrahim’e ya da soyuna, dünyanın mirasçıları olma vaadi ruhsal yasa aracılığıyla değil, imandan doğan doğruluk aracılığıyla sağlandı. 14Çünkü ruhsal yasa uyarınca yaşayanlar Tanrı’dan miras alsaydı iman boşa çıkar, vaat da geçersiz olurdu. 15Çünkü ruhsal yasa tanrısal öfkeye neden olur. Oysa ruhsal yasanın olmadığı yerde suç da yoktur.

            16Bu nedenle tüm İbrahim soyuna kayra aracılığıyla sağlanması için, vaat imana dayanmaktadır; yalnız ruhsal yasaya bağlı olanlara değil, İbrahim’in imanına bağlı olanlara da. Çünkü o hepimizin ruhsal babasıdır. 17Kitap’ta yazılmış olduğu gibi: “Seni birçok ulusun babası kıldım.” İbrahim ölüleri yaşama kavuşturan, var olmayanı var eden Tanrı’nın önünde iman etti.

 

İman Edenlerin Parlak Örneği: İbrahim 18-25

            18İbrahim umutsuzluğa karşın umutla birçok ulusun babası olacağına iman etti. Yazılı olduğu gibi: “Senin soyun böyle olacaktır.” 19Bedeninin ölü denebilecek durumunu –yaklaşık yüz yaşındaydı– ve Sarah’nın çocuk doğuramayacak durumda olduğunu düşündüğünde imanı sarsılmadı. 20Tanrı’nın vaadi konusunda imansızlık edip kuşkuya düşmedi. Tam tersine, imanda güçlenerek Tanrı’ya yücelik sundu. 21O’nun vaat ettiğini uygulamaya da gücü yettiğine kesinlikle güvendi. 22Bu nedenle, imanı kendisine doğruluk olarak sayıldı.

            23Kaldı ki, ‘kendisine sayıldı’ sözleri yalnız İbrahim için yazılmış değildir. 24Bu sözler bizler için de yazılmıştır. Rabbimiz İsa’yı ölüler arasından diriltene iman eden bizler için de iman doğruluk sayılacaktır. 25İsa, bizim suçlarımız için ölüme teslim edildi ve doğruluğumuz için ölümden dirildi.

 

Mesih’e İman Edenin Doğruluğu 1-11

5

 Bu nedenle, iman sonucu doğrulukla donatılmış olarak, Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla Tanrı’nın önünde barış gönencindeyiz. 2İman ederek içinde bulunduğumuz bu kayraya O’nun aracılığıyla girme hakkına kavuştuk. Kavuşacağımız Tanrı yüceliğinin umuduyla da övünç duyuyoruz. 3Üstelik acılarımızda bile övünç duyuyoruz. Çünkü acının sabrı oluşturduğunu biliyoruz. 4Sabır, denenmeden geçildiğini gösterir, denenme de umudu oluşturur. 5Bu umut utanç getirmez. Çünkü Tanrı’nın sevgisi bizlere verilen Kutsal Ruh aracılığıyla yüreklerimizde dolup taşmaktadır.

            6Çünkü biz daha güçten yoksunken, gerekli dönemde Mesih tanrısaymazlar yerine öldü. 7Doğru kişi yerine başka birinin ölmesini düşünmek güçtür. Yararlı insanın yerine belki başka biri ölme yürekliliğini gösterebilir. 8Ama biz daha günahlıyken Mesih bizim yerimize öldü. Tanrı bize sevgisini bununla kanıtlıyor. 9İsa’nın kanı aracılığıyla şu anda doğrulukla donatılmışsak, O’nun aracılığıyla Tanrı’nın gelecek olan öfkeli yargısından kurtuluş bulacağımız daha da kesindir. 10Biz düşmanken Oğlu’nun ölümü aracılığıyla Tanrı’yla barıştırıldığımız göz önünde tutulsun. Ama barıştırılmış ortamda Mesih’in yaşamı aracılığıyla kurtuluş bulacağımız daha da kesindir. 11Hem yalnız bu kadar da değil. Rab’bimiz İsa Mesih aracılığıyla Tanrı bağlılığında övünç duymaktayız. O’nun aracılığıyla şimdi barışsal kayrayla donatıldık.

 

Günahın Sonucu, Tanrı’nın Armağanı 12-19

            12Bu nedenle bir tek insan yüzünden günah nasıl dünyaya girdiyse, günah yüzünden de ölüm dünyaya girdi. Böylece bütün insanları ölüm biçip geçti. Çünkü tümü günah işledi. 13Ruhsal yasa verilmeden önce de günah dünyadaydı. Ne var ki, ruhsal yasanın bulunmadığı yerde günah öneme alınmaz. 14Ama ölüm Adem’in gününden Musa’nın gününe dek egemenliğini sürdürmüştür. Adem benzeri suçluluk sınırını aşarak günah işlememiş olanlar üzerinde de..

            Adem gelişi beklenen kişinin bir betimidir. 15Ne var ki, tanrısal bağış Adem’in suç işlemesine benzemez. Çünkü eğer bir tek kişinin suç işlemesiyle bunca insana ölüm yargısı geldiyse, Tanrı kayrasının ve armağanının bunca kişi yararına bollukla dağıtılması daha da kesindir. Buysa bir tek insanın –İsa Mesih’in– kayrasıyla oldu.

            16Tanrısal armağan o tek kişinin günahına koşut değildir. Çünkü bir tek insanın suçu sonucunda saptanan yargı suçlu çıkarılma oldu. Tanrısal bağış ise bunun tersine, bir sürü suçtan sonra doğru çıkarılmayı sağladı. 17Suçun bir tek insan tarafından işlenerek ölüm egemenliğini getirdiği ve bunun o tek kişi aracılığıyla bütünlendiği önümüzdedir. Ama kayra bolluğunu ve doğruluk armağanını alanların, bir tek kişi –İsa Mesih– aracılığıyla yaşamda egemenlik sürecekleri daha da kesindir.

            18Demek ki, bir tek insanın suçluluğu yüzünden suçlu çıkarılma nasıl bütün insanları içerdiyse, buna koşut olarak bir tek insanın doğru çıkarma eylemiyle yaşam doğruluğu bütün insanları kapsamıştır. 19Çünkü bir tek insanın buyruğa uymazlığıyla nasıl birçokları günahlı kılınmışsa, buna koşut olarak bir tek insanın buyruğa uymasıyla da birçokları doğru kılınacaktır.

 

Kayranın Ruhsal Yasaya Üstünlüğü 20,21

            20Ruhsal yasa suçluluğun artması için araya girdi. Ama günahın arttığı yerde kayra da her ölçüyü aşan bir artışla çoğaldı. 21Öyle ki, günah nasıl ölüm yoluyla egemenlik sürdüyse, Rab’bimiz İsa Mesih aracılığıyla sonsuz yaşamı getiren kayra da doğrulukla egemenlik sürsün.

 

GÜNAH SORUNU

 

Mesih’in Ölümüyle Sağlanan Üstünlük 1-11

6

Öyleyse ne diyeceğiz? Kayra çoğalsın diye günah işlemeyi sürdürecek miyiz? 2Hiçbir zaman! Günaha karşı ölmüş olan bizler bundan böyle nasıl günah içinde yaşayabiliriz? 3Yoksa Mesih İsa’yla bir olmaya vaftiz edilen bizlerin, O’nun ölümüyle bir olmaya vaftiz edildiğimizi bilmiyor musunuz? 4Çünkü vaftiz yoluyla O’nunla birlikte ölüme gömüldük. Öyle ki, Baba’nın görkemli gücüyle Mesih nasıl ölüler arasından dirildiyse, biz de günlerimizi yepyeni bir yaşamda geçirebilelim.

            5Çünkü ölümünün benzerliğinde O’nunla birleştiysek, dirilişinin benzerliğinde de birleşmemiz doğaldır. 6Eski insan benliğimizin O’nunla birlikte çarmıha çakıldığını biliyoruz; günah tutsaklığındaki beden ortadan kaldırılsın, bundan böyle günaha tutsaklık etmeyelim diye. 7Çünkü ölmüş kişi günahtan özgür kılınmıştır. 8Eğer Mesih’le birlikte öldüysek, O’nunla birlikte yaşayacağımıza da imanımız vardır.

            9Mesih’in ölüler arasından dirilmiş olduğunu ve yeniden ölmeyeceğini biliyoruz. Artık O’nun üzerinde ölümün egemenliği kalmamıştır. 10Öldüğü ölüm, sadece bir kez olmak üzere günaha karşı ölümdü; şimdi yaşadığı yaşamı ise Tanrı için yaşıyor. 11Tıpkı bunun gibi, sizler de kendinizi günah karşısında ölü, Mesih İsa bağlılığında Tanrı karşısında diri kişiler sayın.

 

Mesih’in Dirilişi: Özgürlüğün Kanıtı 12-14

            12Bundan böyle günah ölümlü bedeninizde egemenlik kurmasın; öyle ki, bedenin tutkularına uymayasınız. 13Ne de bedeninizin parçalarını kötülük araçları olarak günaha sunun. Bunun yerine, ölüler arasından yaşama kavuşmuş kişiler olarak kendinizi Tanrı’ya sunun. Bedeninizin parçalarını da doğruluk araçları niteliğinde Tanrı’ya yararlı kılın. 14Çünkü günah sizlere egemen kesilmeyecektir. Çünkü ruhsal yasa altında değil, kayra altındasınız.

 

Mesih İnanlısı: Doğruluk Tutsağı 15-23

            15Öyleyse, ruhsal yasa altında olmayıp kayra altında olduğumuz için günah mı işleyelim? Hiçbir zaman! 16Bilmiyor musunuz ki, kimin buyruğuna uymak amacıyla kendinizi uşak olarak sunarsanız, buyruğuna uyduğunuz efendinin uşağı olursunuz; ya ölüme sürükleyen günahın, ya da doğruluğa ulaştıran söz dinleyiciliğin.. 17Ama Tanrı’ya şükürler olsun. Çünkü bir vakitler günahın uşağı olan sizler, artık teslim olduğunuz öğretiye gönülden boyun eğmiş bulunuyorsunuz.

            18Günahtan özgür kılınarak doğruluğun uşakları oldunuz. 19Doğal yapınızın güçsüzlüğü yüzünden, insansal ölçüler uyarınca konuşuyorum: Bir vakitler bedeninizin parçalarını nasıl iğrençliğe, bir kötülükten öbür kötülüğe uşak olarak sundunuzsa, şimdi de kutsallığa yükselten doğruluğun uşakları olarak sunun. 20Çünkü günahın uşağıyken, doğruluktan özgürdünüz.

            21Şu anda utanç duyduğunuz işlerden o dönemde sanki ne ürün topladınız? Onların sonucu ölümdür. 22Ama şimdi günahtan özgür kılındınız. Tanrı’nın uşağı oldunuz. Bundan topladığınız ürün yaşam kutsallığıdır; sonucu ise sonsuz yaşamdır. 23Çünkü günahın karşılığı ölümdür. Tanrı’nın bağışı ise Rabbimiz Mesih İsa aracılığıyla sonsuz yaşamdır.

 

RUHSAL YASA – YAŞAM RUHUNUN YASASI

 

Ruhsal Yasa Belirli Bir Süre İçindir 1-6

7

Ruhsal yasayı tanıyanlara söylüyorum kardeşlerim: Ruhsal yasanın insan üzerindeki egemenliğinin, insanın yaşam süresiyle kısıtlı olduğunu bilmiyor musunuz? 2Örneğin, evli bir kadın kocası yaşadığı sürece ona yasayla bağlıdır. Ama kocası ölürse, onu kocasına bağlayan yasadan özgür kılınır. 3Şöyle ki, kocası yaşarken başka bir erkeğe varırsa evlilik dışı cinsel bağlantıya girmiş sayılır. Oysa kocası ölürse bu yasadan özgürdür; başka bir erkeğe varsa da evlilik dışı cinsel bağlantıya girmiş olmaz.

            4Kardeşlerim! Tıpkı bunun gibi, ölen Mesih’in bedeni aracılığıyla sizler de ruhsal yasa karşısında öldünüz. Artık başkasına –ölüler arasından dirilene– varmakta özgürsünüz. Bundaki amaç Tanrı’ya ürün getirenler olmamızdır. 5Bizler bedenin utandırıcı istekleri uyarınca yaşamaktayken, ruhsal yasanın etkilediği günahtan doğan utandırıcı istekler bedenimizin parçalarında ölüme yaraşan ürünü oluşturuyordu. 6Ama şimdi tutsak kılındığımız bağ karşısında ölmüş olduğumuzdan, ruhsal yasadan özgür kılındık; yazılı yasanın eski yolunda değil, Ruh’un yeni yolunda hizmet sunalım diye.

 

Ruhsal Yasa: Günahın Aynası 7,8

            7Bundan nasıl bir sonuç çıkaracağız? Ruhsal yasanın günahlı olduğunu mu? Hiçbir zaman! Ne var ki, ruhsal yasa olmadan günahın ne olduğunu bilemezdim. Eğer ruhsal yasa, göz dikmeyeceksin dememiş olsaydı, göz dikmenin kötü bir eylem olduğunu bilmeyecektim. 8Günah buyruk aracılığıyla elverişli ortamı buldu ve içimde göz dikmenin her çeşidini oluşturdu. Çünkü ruhsal yasa olmadıkça günah ölüdür.

 

Günahı Ölüme Götüren Ruhsal Yasa 9-13

            9Bir zamanlar ruhsal yasasız yaşıyordum. Ama buyruk gelince günah canlılık buldu, 10ben de öldüm. Böylece yaşama götürmesi gereken buyruk beni ölüme sürükledi. 11Çünkü günah buyruk aracılığıyla elverişli ortamı bularak beni kandırdı ve buyruk aracılığıyla beni öldürdü.

            12Bu durumda ruhsal yasanın kutsal olduğu bir gerçektir. Buyruk da kutsal, doğru ve yararlıdır. 13Öyleyse gerçekte yararlı olan, bana ölüm mü getirdi? Hiçbir zaman! Tam tersine, varlığımda ölümü oluşturan etken günahtı. Böylelikle günahın gerçek niteliği –yararlı olan aracılığıyla içimde ölümü oluşturduğu– ortaya çıkmalıydı. Buyruğun ışığı altında günahın aşırı günahlılığı belirgin olmalıydı.

 

Günahı Kaçınılmaz Kılan Ruhsal Yasa 14-25

            14Yasanın ruhsal olduğunu biliriz. Ne var ki, ben bedenin gereksiz isteklerine bağlıyım. Günaha satılmış bir tutsağım. 15Ne yaptığımı kendim de bilmiyorum. Çünkü yapmak istediğimi yapmıyorum; tersine, iğrendiğim neyse onu yapıyorum. 16Yapmak istemediğimi yapıyorsam; bu, ruhsal yasanın doğruluğunu onayladığımı belgeler.

            17Öyle ki, gerçekte bu işi yapan ben değilim; içimde konut kurmuş olan günahtır. 18Çünkü içimde, yani bedenimin gereksiz isteklerinde yararlı bir şeyin konut kurmadığını biliyorum. İçimde istek varsa da, iyilik yapma gücü yok. 19İstediğim yararlı işi yapmıyorum; tersine, istemediğim kötü şey neyse onu yapıyorum. 20İstemediğim işi yapıyorsam, gerçekte o işi yapan ben değilim, içimde konut kurmuş olan günahtır.

            21Sonunda şu yasanın işlerlikte olduğunu görüyorum: Ben iyi işi yapmak isterken kötülük karşımda sırıtıyor. 22Çünkü varlığımın derininde Tanrı yasasını tam gönülle onaylıyorum. 23Gelgelelim, bedenimin parçalarında bambaşka bir yasa görüyorum. Sağduyumun yasasına karşı savaşan ve beni bedenimin parçalarında işlerlikte olan günah yasasına tutsak kılan bir yasa. 24Ne düşkün bir insanım ben! Ölüme götüren bu bedenden beni kim kurtaracak? 25Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla Tanrı’ya şükürler olsun!

            Sonuç şudur: Sağduyumla Tanrı’nın yasasına, bedenimin gereksiz istekleriyle ise günah yasasına uşaklık ediyorum ben.

 

Günahın Alt Edicisi 1-11

8

Öyleyse bundan böyle Mesih İsa bağlılığında olanlara suçlu çıkarılma yoktur. 2Çünkü Mesih İsa bağlılığında yaşam veren Ruh’un yasası beni günah ve ölüm yasasından özgür kıldı. 3Çünkü bedenin gereksiz istekleri nedeniyle güçsüz kalan ruhsal yasanın yapamadığını Tanrı yaptı. Günahlı insan bedeni benzerliğinde ve günaha ilişkin sunu niteliğinde kendi Oğlu’nu göndererek insan bedeninde günahı yargıladı. 4Öyle ki, bedenin gereksiz istekleri uyarınca değil, Ruh’un isteği uyarınca yaşayan bizlerde ruhsal yasa her ne diliyorsa bunu hakça alsın.

            5Çünkü bedenin gereksiz isteklerine göre yaşayanlar bedenin gereksiz isteklerini düşünür. Oysa Ruh’un isteğine göre yaşayanlar Ruh’a ilişkin konuları düşünür. 6Çünkü bedenin gereksiz isteklerine bağlı düşünce ölüme götürür. Ruh’a bağlı düşünce ise yaşama ve esenliğe götürür. 7Çünkü bedenin gereksiz isteklerine bağlı düşünce Tanrı’ya düşmanlıktır; çünkü Tanrı’nın yasasına boyun eğmez; eğemez de. 8Bedenin gereksiz isteklerine uyanlar Tanrı’yı hoşnut edemez.

            9Ama Tanrı’nın Ruhu gerçekten sizlerde konut kurmuş bulunuyorsa, bedeninizin gereksiz isteklerine uyarak yaşamıyorsunuz. Tersine, Ruh bağlılığındasınız. Mesih’in Ruhu’nu taşımayan kişi O’nun sayılamaz. 10Ama eğer Mesih sizde yaşıyorsa günahlı olan beden ölü, doğrulukla donatıldığınızdan ruh da diridir. 11İsa’yı ölüler arasından diriltenin Ruhu sizlerde konut kurduysa, Mesih’i ölüler arasından dirilten, içinizde konut kuran Ruhu aracılığıyla[4] sizin ölümlü bedenlerinize de yaşam sağlayacaktır.

 

Kayra Sağlayışı: Tanrı Babamızdır 12-17

            12Öyleyse kardeşlerim, bedenin gereksiz isteklerine uyarak yaşamak için bedene borçlu değiliz. 13Çünkü eğer bedenin gereksiz isteklerine uyarak yaşarsanız öleceksiniz. Ama Ruh aracılığıyla bedenin işlerini öldürürseniz yaşayacaksınız. 14Çünkü Tanrı Ruhu’yla yöneltilenler Tanrı’nın çocuklarıdır.

            15Sizleri yeni baştan korkuya sürükleyecek olan uşaklık ruhunu almadınız; sizi evlatlığa yükselten Ruh’u aldınız. Bu Ruh’la, “Abba Baba*!” diye sesleniriz. 16Ruh kendisi bizim ruhumuzla birlikte, Tanrı çocukları olduğumuza ilişkin tanıklık eder. 17Eğer Tanrı’nın çocuklarıysak mirasçılarız da. Tanrı’nın mirasçıları, Mesih’in de miras ortaklarıyız. Madem Mesih’in çektiği sıkıntıları paylaşıyoruz, O’nunla birlikte yüceltilmemiz de gerekir.

 

Açıklanan Görkem 18-25

            18Öyle sanıyorum ki, içinde bulunduğumuz şu dönemin sıkıntıları bize açıklanacak olan yücelikle karşılaştırılamaz bile. 19Çünkü yaratılış Tanrı çocuklarının açıklanışını büyük özlemle gözlüyor. 20Çünkü yaratılış kendi isteğiyle değil, Tanrı’nın isteğiyle yozlaşmaya bağımlı kılındı. Ama yine de umut vardır. 21Çünkü yaratılış çürüyüş boyunduruğundan kurtarılıp Tanrı çocuklarının yüce özgürlüğüne kavuşturulacaktır.

            22Tüm yaratılışın şu ana dek birlikte inlediğini ve doğum sancısı çekercesine bir arada kıvrandığını biliyoruz. 23Hem de sadece bu değil; Ruh’un ilk ürününe sahip olan bizler de evlatlığa alınmayı ve bedenimizin kurtuluş bulmasını büyük özlemle bekleyerek içimizden inliyoruz. 24Çünkü bu umutla kurtuluş bulduk. Ama umut bağlanan şey görülseydi ona umut denemezdi. Çünkü gördüğü şeye kim umut bağlar? 25Ama görmediğimiz şeye umut bağlarsak onu sabırla gözleriz.

 

Egemen Tanrı’nın Şaşılacak Kayrası 26-30

            26Tıpkı bunun gibi, Ruh da biz güçsüzken yardım elini uzatır. Çünkü nasıl dua etmemiz gerektiğini bilmeyiz. Ama Ruh kendisi sözle anlatılamaz iniltilerle bizim için Tanrı’ya yakarır. 27Yürekleri araştıran Tanrı, Ruh’un düşüncesini bilir. Çünkü Ruh kutsal yaşamlılar yararına, Tanrı isteği uyarınca yakarmaktadır.

            28Tanrı’nın kendisini sevenlerle, ereği uyarınca çağrılanlarla birlikte her durumu yararlı yönde işlediğini biliriz. 29Çünkü Tanrı önceden bildiği kişileri, Oğlu’nun benzerliğinde olsunlar diye önceden kararlaştırdı. Öyle ki, Oğul birçok öbür kardeşin arasında ilk-doğan* olsun. 30Tanrı önceden kararlaştırdıklarını çağırdı. Çağırdığı kişileri doğrulukla donattı. Doğrulukla donattıklarını yüceliğe kavuşturdu.

 

Mesih Bağlılığında Açıklanan Tanrısal Sevgi 31-39

            31Bunlar karşısında ne dememiz gerekir? Tanrı bizimle birlikte olunca, kim bize karşı çıkabilir? 32O Tanrı ki öz Oğlu’nu esirgemeyip O’nu hepimizin yararına sundu. O’nunla birlikte bize her şeyi bağışlaması beklenmez mi?

            33 Tanrı’nın seçilmişlerini kim suçlayabilir? Onları doğrulukla donatan Tanrı’dır. 34Öyleyse suçlu çıkaran kimdir? Ölen, daha güzeli dirilen Mesih İsa. Tanrı’nın sağında bulunan, bizim için yakaran..

            35Mesih’in sevgisinden bizleri kim ayırabilir? Acı mı, üzüntü mü, baskı mı, açlık mı, çıplaklık mı, tehlike mi, kılıç mı?  36Tıpkı Kitap’ta yazılı olduğu gibi:

            “Gün boyunca senin için öldürülüyoruz,

            Boğazlanacak koyun gibi görüyorlar bizi.”

            37Ama bizleri sevenin aracılığıyla bütün bunlarda kesin yengi bizimdir. 38Şuna kesin kanışım var: Ne ölüm, ne yaşam, ne melekler, ne başkanlıklar, ne şimdiki ne gelecek durumlar, ne dünya yetkileri, 39ne üzerimizdeki ne altımızdaki dünyanın güçleri, ne de kurulu düzende başka bir etken Rabbimiz Mesih İsa’daki Tanrı sevgisinden bizleri ayırabilir.

 

TANRI’NIN SEÇİLMİŞ HALKI

 

Seçilmiş Halkın İmansızlığı 1-5

9

Mesih bağlılığında gerçeği söylüyorum, yalan konuşmuyorum. Kutsal Ruh’un aydınlattığı vicdanım benimle bir arada tanıklık ediyor: 2Çünkü derin üzüntü içindeyim, yüreğimdeki acı dinmek bilmiyor. 3Kardeşlerim ve soydaşlarım için ben kendim lanetle Mesih’ten koparılıp atılmayı dileyecek hale geldim. 4Onlar İsrailliler’dir. Onlara her şey verilmiştir: Tanrı çocukları olma yetkisi, yücelik, antlaşmalar, ruhsal yasa, tapınışla ilgili kurallar, vaatler. 5Üstelik onlar ataların soyundandır[5]. Beden açısından Mesih de onlardan geldi. O her şeyin üzerinde olan, sonsuz çağlar boyunca kutluluk taşıyan Tanrı’dır. Amin.

 

Tanrı Vaadi Etkisiz Bırakılamaz 6-13

            6Tanrı Sözü boşa çıktı demek değildir bu. Çünkü İsrail soyundan gelenlerin tümü İsrailli[6] sayılmaz. 7Ne de İbrahim soyundan olanların tümü İbrahim’in çocuklarıdır. Tanrı ona, “İshak’ın soyundan gelenler senin soyun sayılacak” demişti. 8Diyecek odur ki, Tanrı çocukları sayılanlar insansal bağdan doğmuş olanlar değil; tam tersine tanrısal vaatten doğanlardır soydan sayılanlar. 9Çünkü tanrısal vaat bildirisi şöyledir: “Kararlaştırılmış dönemde geleceğim ve Sarah’nın bir oğlu olacak.”

            10Hem de durum bununla kapanmıyor. Rebekah tek erkekten –atamız İshak’tan– hamile kaldı. 11İkizler daha doğmamış, iyi ya da kötü bir iş yapmamışlardı. Bununla, seçimde Tanrı ereğinin kalımlı olduğu kanıtlanacaktı. 12Bunun, başarılan işler uyarınca değil, tanrısal çağrı uyarınca saptandığı görülsün diye Tanrı Rebekah’ya, “Büyüğü küçüğüne uşaklık edecek” dedi. 13Kitap’ta yazılmış olduğu gibi: “Ben Yakup’u[7] sevdim, Esav’dan ise tiksinti duydum.”

 

Tanrı’nın Egemen Amacı 14-18

            14Buna ne diyeceğiz? Tanrı adaletsizlik mi ediyor? Hiçbir zaman! 15Çünkü Musa’ya şöyle demişti: “Ben dilediğime acıyacağım, dilediğime de sevecenlikle davranacağım.” 16Demek oluyor ki, insanın kendi isteğine ya da çabasına değil, Tanrı’nın acımasına bağlıdır bu.

            17Kutsal Yazı’da Firavun’a şu söz bildiriliyor: “Seni bu amaçla yükselttim; senin üzerinde kendi gücümü göstereyim, böylelikle adım tüm yeryüzünde yayılsın diye..” 18Demek oluyor ki O dilediğine acır, dilediğinin de yüreğini katılaştırır.

 

Tanrı’nın Acıması ve Öfkesi 19-29

            19Şimdi bana, “Şu ana dek Tanrı niçin insanda kusur bulmakta; çünkü Tanrı isteğine kim karşı çıkabilmiştir?” diyeceksin. 20Ey ademoğlu! Sen kim oluyorsun da Tanrı’yı sorguya çekiyorsun? Kendisine biçim verilen biçim verene, “Beni niçin böyle yaptın” diyebilir mi? 21Öte yanı, çömlekçinin kili dilediği gibi kullanmaya hakkı yok mu? Aynı topraktan biri özel kullanış, öbürüyse sıradan kullanış için iki çömlek yapamaz mı o?

            22Tanrı da buna koşullukta öfkesini göstermek ve gücünü tanıtmak isterken, kendilerine öfke yaraşanlara –mahva hazırlananlara– karşı aşırı katlanış gösteremez mi? 23Öte yandan acıma gösterdiklerine –onları önceden yüceliğe hazırladıklarına– kendi yüceliğinin zenginliğini niçin belirgin etmesin? 24Yalnız Yahudiler arasından değil, uluslar arasından da çağırdığı bizler değil miyiz? 25Nasıl ki Hoşea peygamber aracılığıyla O şöyle diyor:

            “Halkım olmayana ‘halkım’ diyeceğim,

            Sevgili olmayana ‘sevgilim’ diyeceğim.

         26Kendilerine, ‘Benim halkım değilsiniz’

            denilen yerde –tam bu yerde– diri Tanrı’nın

            çocukları diye adlandırılacaklar.”

         27Yeşaya da İsrail’e ilişkin şöyle bağırıyor:

            “İsrailoğullarının sayısı

            denizin kumu kadar olsa bile,

            ancak bir azınlık kurtulacak.

         28Çünkü Rab yeryüzünde yargısını kesinlikle uygulayacak

            ve ivedilikle sonuçlayacak.”

         29Yeşaya daha önce şöyle demişti:

            “Orduların Rabbi* bizlere

            bir soy bırakmamış olsaydı,

            Sodom gibi olur, Gomorra’ya dönüşürdük.”

 

İmanla Doğruluğa Kavuşanlar 30-33

            30Şimdi bu işe ne dememiz gerekir? Doğruluğu aramayan uluslar doğruluğa kavuştu. Bu doğruluğaysa iman yoluyla ulaştılar. 31Oysa ruhsal yasa aracılığıyla doğruluğu arayan İsrail bu doğruluk yasasına erişemedi. 32Acaba neden? Çünkü doğruluğu imana dayanarak değil, başardıkları işlere bel bağlayarak kovaladılar. Bunun sonucunda, Sendeleme Taşı’na takılıp sendelediler. 33Kitap’ta yazılmış olduğu gibi:

            “İşte Sion’a[8] Sendeleme Taşı’nı,

            Engelleyen Kaya’yı koyuyorum.

            O’na iman eden hiçbir vakit utandırılmayacaktır.”

 

Seçilmiş Halkın Yitirdiği Elverişli Durum 1-4

10

Kardeşler, İsrailliler için yüreğimin özlemi ve Tanrı’ya yakarım kurtuluş bulmaları içindir. 2Kendilerine ilişkin tanıklık ederim ki, Tanrı önünde çabadan geri durmazlar. Ne var ki bu çaba gerçek bilgiye dayanmıyor. 3Sonuçta Tanrı’nın insanı doğruluğa eriştirdiğini kavramadan kendi elleriyle doğruluklarını saptama kovalayışındalar. Tanrı’nın insanı doğruluğa erdirme ilkesine boyun eğmediler. 4Oysa Mesih ruhsal yasanın son bulmasıdır; iman eden herkes doğrulukla donatılsın diye.

 

Herkesi Kapsayan Kurtuluş 5-13

            5Ruhsal Yasa ilkesinden çıkan doğruluğa ilişkin Musa şunları yazar: “Bunları yapan insan onlarla yaşayacaktır.” 6Buna karşı iman ilkesinden doğan doğruluk şöyle der: “Yüreğinin içinden, göğe kim çıkacak demeyesin.” Mesih’i yere indirmeye dercesine. 7Ne de, kim derinlere inecek diyesin yani, “Mesih’i ölüler arasından yukarı getirmeye..” 8Bununla ne demek istiyor? “Tanrı sözü sana yakındır; ağzında ve yüreğinde.” Bu, yaydığımız iman sözüdür.

            9Eğer İSA RAB’tir diye ağzınla açıkça söyler, yüreğinle de Tanrı’nın O’nu ölüler arasından dirilttiğine iman edersen kurtulacaksın. 10Çünkü doğrulukla donatılmak için yürekle iman edilir, kurtuluş için de ağızla açıklama yapılır. 11Kutsal Yazı şöyle der: “Her kim O’na iman ederse hiçbir vakit utandırılmayacaktır.”

            12Çünkü Yahudiler’le uluslar arasında bir ayrım yoktur. Çünkü O tümünün Rab’bidir. Kendisine seslenenlerin hepsini bollukla kutlar. 13Bunun için, her kim Rab’bin adını anarsa kurtulacaktır.

 

İsrailliler’in İmansızlık Nedeni 14-21

            14Ama iman etmedikleri kişiye nasıl seslenecekler? O’na ilişkin işitmedikleri kişiye nasıl iman edecekler? Sözü yayan olmazsa nasıl işitecekler? 15Gönderilmezlerse sözü nasıl yayacaklar? Kitap’ta yazılmış olduğu gibi:

            “Gönül açan haberler duyuranların

            Ayakları ne güzeldir!”

            16Ama yine de Sevinç Getirici Haber’in buyruğunu herkes dinlemedi. Yeşaya buna ilişkin şöyle der:

            “Ya Rab, duyurduklarımıza kim inandı?”

            17Demek ki, iman Haber’i duymakla, Haber’i duymak da Mesih’in sözü aracılığıyla gerçekleşir. 18Ama soruyorum: Gerçekten Haber’i duymadılar mı? Hiç kuşkusuz duydular:

            “Onların sesi tüm yeryüzüne yayıldı.

            Sözleri de dünyanın her ucuna ulaştı.”

            19Yeniden soruyorum: İsrail bunu bilmedi mi? İlkin Musa şöyle diyor:

            “Sizleri ulus özelliği taşımayan bir ulus aracılığıyla imrendireceğim.

            Anlayışsız bir ulus aracılığıyla sizleri kızdıracağım.”

            20Yeşaya da korkmazlıkla şunu bildiriyor:

            “Beni araştırmayanlarca bulundum,

            Beni soruşturmayanlara açıklandım.”

            21Öte yandan İsrail için de şöyle diyor:

            “Tüm gün söz dinlemez, baş kaldırıcı bir halka ellerimi uzattım.”

 

Tanrısal Kayraya İman Eden İsrailliler 1-12

11

Öyleyse soruyorum: “Tanrı öz halkından yüz mü çevirdi?” Hiçbir zaman! Ben de bir İsrailli’yim: İbrahim soyundan, Benyamin kuşağından, 2Tanrı önceden bildiği öz halkından yüz çevirmedi. Yoksa, İsrail’e karşı Tanrı’ya yakaran İlyas’a ilişkin Kutsal Yazı’nın ne dediğini bilmiyor musunuz?

          3“Ya Rab, peygamberlerinin canına kıydılar,

            Sunaklarını yerle bir ettiler,

            Bir ben kaldım geriye.

            Beni de öldürmeye çalışıyorlar.”

 4Tanrı’nın İlyas’a verdiği yanıt nedir? “Baal’a* diz çökmemiş yedi bin insanı ben kendime sakladım.” 5Tıpkı bunun gibi şimdiki dönemde de Tanrı’nın kayrasıyla seçilmiş bir azınlık vardır. 6Eğer bu azınlık kayrayla seçilmişse, demek ki başarılan işler uyarınca seçilmemiştir. Yoksa kayra kayra olmaktan çıkar.

            7Öyleyse sonuç nedir? İsrail aradığını bulamadı. Onun bulamadığını seçilmiş azınlık buldu. Geriye kalanlar ise dikbaşlı oldu. 8Kutsal Kitap’ta dendiği gibi:

            “Tanrı onlara uyuşukluk ruhu verdi;

            Görmeyen gözler,

            İşitmeyen kulaklar..” Bugünkü güne dek durum bu..

              9Davut da şöyle der:

            “Öz sofraları kendilerine tuzak ve ağ olsun:

            Hem engelleyen köstek, hem de yaraşıklı ceza.

         10Gözleri görmemek üzere kararsın.

            Bellerini sonsuza dek iki büklüm et*

            11Şimdi soruyorum: “Düşmek için mi yanlış adım attılar?” Hiçbir zaman! Tersine, İsrailliler’in suç işlemesiyle uluslara kurtuluş geldi. Öyle ki, imrenti gelsin onlara. 12Eğer İsrailliler’in suç işlemesi dünyanın bollukla kutlanmasına, ruhsal yenilgisi de ulusların bollukla kutlanmasına dönüştüyse, onların bütünlük bulması ne denli kutluluk getirecektir!

 

Kayradan Yararlananlara Uyarı 13-24

            13Şimdi siz uluslara söylüyorum: Mademki, ben uluslara gönderilen bir haberciyim, bunu yüce bir hizmet sayarım. 14Belki bir yoldan soyumdan olanları imrendirip aralarından bazılarını kurtarırım. 15Eğer onların yoksun bırakılması dünyanın Tanrı’yla barışmasına yol açtıysa, kabul edilmeleri ölülerin yaşam bulması değil de nedir?

            16Eğer ilk hamur kutsalsa tüm hamur kutsaldır. Eğer kök kutsalsa dallar da kutsaldır. 17Ama eğer iyi cins zeytin ağacının[9] kimi dalları budandıysa ve sen bir yaban zeytiniyken[10] onların arasına aşılanıp onlarla birlikte ağacın yaşam sağlayan özüne ortak oldunsa, 18sakın önceki dallara karşı böbürlenme. Eğer böbürleniyorsan, unutma ki kökü destekleyen sen değilsin; tam tersine köktür seni destekleyen.

            19Belki de, “Dallar ben oraya aşılanayım diye budandı” diyeceksin. 20Bu doğru. Onlar imansızlık nedeniyle budandı, sen ise iman nedeniyle durmaktasın. Yüksekten uçma; tersine kork! 21Çünkü, Tanrı eğer iyi cins ağacın dallarını esirgemediyse, seni de esirgemeyecektir. 22Bu nedenle Tanrı’nın iyiliğine de sertliğine de dikkat et. Düşenlere karşı sert, sana karşıysa tanrısal iyilikle davranandır O. Bu iyiliğe bağlı kalman gereğini de unutma. Yoksa sen de kesilip atılırsın.

            23Eğer imansızlıkta direnmezlerse, İsrailliler de aşılanacak. Çünkü Tanrı’nın gücü onları yeniden aşılamaya yeter. 24Sen yabanıl zeytin ağacından kesilip doğa yasasına ters düşercesine iyi cins zeytin ağacına aşılandınsa, iyi cins ağaçtan kesilen dallar ne denli kolaylıkla kendi ağaçlarına aşılanacak!

 

Tanrı Kayrası Herkesi Kapsar 25-29

            25Bu nedenle kardeşlerim, sizlere bu giz üzerinde bilgi vermek isterim. Öyle ki, ‘bilgiçlik taslamayasınız’. Yürek katılığı İsrail’e geçici bir süre için geldi; ulusların tümü Mesih’e bağlanıncaya dek. 26Böylelikle tüm İsrail kurtulacaktır. Kitap’ta yazılmış olduğu gibi:

            “Kurtarıcı Sion’dan[11] gelecek,

            Yakup’un soyundan[12] tanrısaymazlığı kaldıracak.

         27Onların günahlarını kaldırdığımda,

            kendileriyle yapacağım antlaşma budur.”

            28Onlar Sevinç Getirici Haber’i yadsıdıklarından siz uluslar çıkarına Tanrı’ya düşman oldular. Ama tanrısal seçim açısından ataların hatırına sevgilidirler. 29Çünkü Tanrı’nın bağışları ve çağrısı geri alınmaz.

 

Kayra Tanrı Bilgisinin Ürünüdür 30-36

            30Size gelince, siz uluslar bir vakitler Tanrı’ya söz dinlemezlikte bulundunuz. Ama şimdi İsrailliler’in söz dinlemezliği yüzünden Tanrı’nın acımasına kavuştunuz. 31Tıpkı bunun gibi onlar da şimdi söz dinlemezliktedirler; sizin Tanrı’nın acımasına kavuştuğunuz gibi onlar da şimdi acınmaya kavuşsun diye. 32Çünkü Tanrı tüm insanlığı söz dinlemezliğe tutsak kılmıştır. Öyle ki, tüm insanlığa acısın.

            33Tanrı’nın zenginliği ne denli yücedir! Bilgeliği bilgisi ne derindir! O’nun            yargılarına akıl eremez. O’nun yolları araştırılamaz. 34Çünkü,

            “Rab’bin düşüncesini kim bilebildi?

            Kim O’nun öğütçüsü olabildi?

                35Kim O’na bir şey verebildi de karşılığını alabildi?”

            36Çünkü her şey O’ndan, O’nun aracılığıyla ve O’nun içindir. Yücelik sonsuzlara dek      O’nundur. Amin.

 

İMAN YAŞAMININ SERGİLENİŞİ

 

Kayra ile Uyumlu Yaşam 1,2

12

Öyleyse kardeşlerim, Tanrı’nın sevecenliği adına size yalvarırım: Bedenlerinizi diri, kutsal, beğenilir sunu niteliğinde Tanrı’ya sunun. İşte budur akla yatkın ruhsal uğraşınız. 2Şimdiki çağın gidişine uymayın. Tam tersine, anlayışınızın taze aşamaya gelmesiyle büsbütün değiştirilmiş insanlar olun. Öyle ki Tanrı’nın isteğini, neyin yararlı, beğenilir, yetkin olduğunu öğrenesiniz.

 

Tanrı Bağlılığının Özellikleri 3-21

            3Tanrı’nın bana sağladığı kayra aracılığıyla hepinize söylüyorum: Hiç kimse kendini olduğundan daha akıllı saymasın. Bunun yerine, Tanrı’nın size verdiği iman ölçüsünü kullanarak aklı başında kişiler olun. 4Nasıl ki, bir bedende birçok parçamız vardır ve hiç kuşkusuz, bütün parçaların görevi eşit değildir. 5Tıpkı bunun gibi, pek çok kişi olan bizler de Mesih bağlılığında tek bedeniz; hem de birbirimizin parçalarıyız.

            6Bize verilen kayra oranında çeşitli ruhsal bağışlarımız vardır: Peygamberlik etmek için bağış verildiyse, bunu imanımız oranında yapmalıyız. 7Başkalarına hizmet etmemiz için bağış verildiyse, hizmet etmeliyiz. Öğretmek içinse, öğretmeliyiz. 8Öğüt vermek içinse, öğüt vermeliyiz. Bağışta bulunan bunu eliaçıklıkla yapsın. Yöneticilik eden çabasını yönetmeye versin. Acıma gösteren bunu sevinçle yerine getirsin.

            9Sevgi ikiyüzlülükten ırak olmalı. Kötüden iğrenin, iyiye sarılın. 10Kardeşlik sevgisinde birbirinize içtenlikle bağlanın. Birbirinizle yarışırcasına karşılıklı saygı gösterin. 11Çabada aylak olmayın, ruhta ateşli olun, Rab’be hizmet edin. 12Taşıdığınız umut sizlere sevinç versin. Çektiğiniz acıda sabır gösterin, dualarınızı bağlılıkla sürdürün. 13Gereksinimi olan kutsal yaşamlılara yardım elini uzatın, konukseverlik gösterin. 14Sizlere saldırıda bulunanlara iyilik dileyin. Evet iyilik dileyin, lanet etmeyin. 15Sevinenlerle birlikte siz de sevinin, ağlayanlarla birlikte siz de ağlayın. 16Birbirinize karşı aynı düşüncede olun. Kurumlanmayın; tersine, aşağı tutulanlarla birlikte olun.

            ‘Bilgiçlik taslamayın.’

            17Size kötülük edene kötülükle karşılıkta bulunmayın. Herkesin gözünde iyi olanı yapmaya çalışın. 18Herkesle barış içinde yaşamak için elinizden geleni yapın. 19Ey sevgililer, hiçbir zaman öç almayın. Bırakın, Tanrı’nın öfkesi alsın öcünüzü. Çünkü Kutsal Kitap’ta şöyle yazılmıştır:

            “Rab, ‘Öç alma hakkı benimdir,

            Karşılığını ben vereceğim’ buyuruyor.

         20Ama ‘Düşmanın acıkmışsa onu doyur,

            Susamışsa ona içecek ver.

            Çünkü bunu yapmakla, onun başı üstüne

            Kızgın korlar yığmış olursun.’”

         21Kötülük seni alt etmesin; kötülüğü iyilikle alt et.

 

Başta Bulunanlara Bağımlılık 1-7

13

Herkes başta bulunan yetkililere bağımlı olsun. Çünkü Tanrı’dan olmayan yetki yoktur. Var olanları Tanrı atamıştır. 2Bu nedenle, yetkiye karşı direnen, Tanrı’nın düzenine karşı direnmiş olur. Direnenler kendilerine yaraşan yargıyı giyeceklerdir. 3Çünkü iyi iş yapanların yöneticilerden korkusu yoktur; kötü iş yapanlar korkar. Yetkili kişiden korkmamak ister misin? Öyleyse iyi işi yap, onun övgüsünü kazanırsın. 4Çünkü o senin yararına Tanrı’ya hizmet etmektedir. Ama kötü işi yaparsan kork! Çünkü yetkili kişi kılıcı boş yere kuşanmaz. Kötü işi yapana gerekli yargıyı saptamak için Tanrı’ya hizmet eder. 5Bu nedenle, baştaki yetkililere bağımlılık zorunluluğundasınız; salt yargılanma korkusundan değil, vicdan açısından da.

            6Vergi ödemenizin nedeni de budur. Çünkü yöneticiler atandıkları işi yerine getirirken, Tanrı’nın görevlileri olarak çalışırlar. 7Herkese ne gerekiyorsa onu verin: Vergi toplayana vergi, gümrük kesene gümrük, saygı gösterilmesi gerekene saygı, onur yaraşana onur..

 

Yaşamda Temel Yükümlülük 8-14

            8Birbirinizi sevmekten başka hiç kimseye herhangi bir ilişkide borçlu olmayın. Çünkü insan kardeşini seven, ruhsal yasayı yerine getirmiştir. 9Çünkü, “Evlilik dışı cinsel bağlantıya girmeyeceksin, öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, göz dikmeyeceksin” ve bundan başka her ne buyruk varsa, tümü şu kuralda bütünlenmiştir: “İnsan kardeşini kendin gibi seveceksin.” 10Seven kişi insan kardeşine kötülük etmez. Öyleyse sevmek ruhsal yasayı yerine getirmektir.

            11Vaktin önemini bilin. Artık sizin için uykudan uyanma saati gelmiştir. Çünkü şu anda kurtuluşumuz iman ettiğimiz o ilk günkünden daha yakındır. 12Gece ilerledi, gün yaklaştı. Bu nedenle, karanlığın işlerini üzerimizden atalım, ışığın silahlarını kuşanalım. 13Güne yaraşır biçimde günlerimizi saygıdeğer tutumla geçirelim; içkili gürültülü eğlence alemleriyle, sarhoşlukla, rasgele yatak arkadaşlıklarıyla, soysuzlukla, kavgacılıkla, kıskançlıkla değil. 14Tam tersine, Rab İsa Mesih’i kuşanın ve bedenin gereksiz tutkularını karşılamayı bırakın.

 

Niçin Kardeşini Yargılıyorsun? 1-4

14

İmanı zayıf olan kişiyi aranıza kabul edin, ama kişisel görüşlere dayanan tartışmalara yer vermeyin. 2Örneğin, birinin inancı her tür yiyeceği yemesine izin verir. Öte yandan imanı zayıf birisiyse yalnız sebze yer. 3Her şeyi yiyen yemeyeni aşağı görmesin. Ne de salt sebze yiyen, yiyecek sorununda sakıncası olmayanı yargılasın. Çünkü Tanrı onu içten kabul etmiştir. 4Başka birinin ev uşağını yargılamaya sen kim oluyorsun? Onun başarılı olup olmadığına ancak efendisi karar verir. Kaldı ki başarılı olacaktır. Çünkü Rab’bin onu başarılı kılmaya gücü vardır.

 

İnanlıların Ayrımları, Benzerlikleri 5-12

            5Biri şu günü öteki günden üstün tutar, öbürü ise günlerin tümünü eşit tutar. Herkes kendi sağduyusuna güvensin. 6Belirli bir güne saygısı olanın bu saygısı Rab’bedir. Yemek yiyen de Rab’bi yüceltmek için yer. Çünkü Tanrı’ya teşekkür sunar. Öte yandan, yiyecek sorununda çekingen davranan, Rab’bi düşünerek çekingen davranır. Bunun için de Tanrı’ya teşekkür sunar. 7İçimizden hiç kimse kendisi için yaşamaz, kendisi için ölmez.

            8Çünkü yaşıyorsak Rab için yaşıyoruz. Ölüyorsak Rab için ölüyoruz. Öyleyse yaşasak da ölsek de Rab’biniz. 9Mesih’in ölmesi sonra da dirilmesi bunun içindir; hem yaşayanların hem de ölenlerin Rab’bi olsun diye.

            10Öyleyse niçin kardeşini yargılıyorsun? Sen de niçin kardeşini aşağı görüyorsun? Çünkü hepimiz Tanrı’nın yargı kürsüsü önünde dikileceğiz. 11Çünkü Tanrı Sözü şudur:

            “Rab buyuruyor: ‘Benim diri olduğum gibi,

            Her diz önümde çökecek ve

            Her dil belirginlikle Tanrı’yı açıklayacak.’”

            12Demek ki, her birimiz Tanrı’ya kendisine ilişkin  hesap verecek.

 

Göz Önünde Tutulacak Gerekler 13-23

            13Bu nedenle, bundan böyle birbirimizi yargılamayı bırakalım. Tersine, yargılarken tutumunuz şu olsun: Bir kardeşin suça sürüklenmesine ya da kösteklenmesine yol açacak bir şey yapmayalım. 14Rab İsa bağlılığında kesinlikle biliyorum ki, hiçbir şey kendiliğinden kirli değildir. Ama bir şeyin kirli olduğuna inanan için o şey kirli olmuştur. 15Eğer yediğin bir yiyecekten ötürü kardeşin üzüntüye düşmüşse, artık sevgi ilkesi uyarınca yaşamıyorsun. Mesih’in onun yararına canını verdiği kardeşine yiyecek yüzünden yıkım getirme. 16Sizlerce yararlı sayılan tutum, sonunda kötülenmesin. 17Çünkü Tanrı’nın hükümranlığı yiyecek içecek sorunu değildir. Kutsal Ruh bağlılığında gerçekleşen doğruluk, barış ve sevinçtir. 18Bu yolda Mesih’e hizmet eden birey Tanrı tarafından beğenilir, insanlarca onaylanır.

            19Öyleyse barışın ardından koşalım ve birbirimize karşı yapıcılıkla davranalım. 20Yiyecek yüzünden Tanrı’nın işini baltalama. Gerçekte her yiyecek yenebilir. Ama yediğiyle başkasını suça sürükleyen birey kötülük işler. 21Et yememek, şarap içmemek ve kardeşini suça sürükleyecek herhangi bir şey yapmamak yerinde tutumdur. 22Bu konudaki inancın neyse, bunu Tanrı önünde kendine sakla. Onayladığı işi yapıp da kendi kendini yargılamayan insan mutludur. 23Ama yediğinden kuşkulanırken yiyen yargılanır. Çünkü tutumu imana dayanmamakta; imana dayanmayan her tutum ise günahtır[13].

 

Kendinizi Değil, Başkalarını Hoşnut Edin 1-7

15

İmanda güçlü olan bizler, güçsüzlerin zayıflıklarını yüklenmek zorundayız. Amacımız kendimizi hoşnut etmek değildir. 2Her birimiz insan kardeşinin iyiliğini kovalayarak onu hoşnut etsin, böylece yapıcılığa katkıta bulunsun. 3Çünkü Mesih de kendini hoşnut etmeyi düşünmedi. Kitap’ta yazılı olduğu gibi:

            “Seni aşağılayanların

            Aşağılamaları üstüme çöktü.”

            4Önceden yazılan her söz bizi eğitmek için yazıldı. Öyle ki, Kutsal Yazı’nın sağladığı sabırla ve yüreklendirmeyle umudumuz olsun. 5Sabır ve yüreklendirme kaynağı Tanrı, Mesih İsa’ya benzerlikte birbirinize karşı aynı düşüncede olmayı size sağlasın. 6Öyle ki hep birlikte, bir ağızdan Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrı’sını ve Babası’nı yüceltesiniz. 7Bu nedenle birbirinizi içten kabul edin; tıpkı Mesih’in Tanrı yüceliği için sizleri içten kabul ettiği gibi.

 

Mesih’in Ulu Hizmeti 8-13

            8Şunu bildireyim: Mesih sünnetli Yahudi soyuna Tanrı gerçeği yararına hizmet görücü oldu; atalara duyrulan sözlerin onaylanması için.. 9Hem de uluslar kendilerine yöneltilen acıyışı anarak Tanrı’yı yüceltsin diye.. Kitap’ta yazılmış olduğu gibi:

            “Bu nedenle, uluslar arasında

            Sana şükür sunacağım ve adına ilahiler söyleyeceğim.”

         10Üstelik şöyle diyor:

            “Ey uluslar,

            O’nun halkıyla birlikte mutluluk bulun.”

         11Ve yine,

            “Bütün uluslar, Rab’bi övün;

            Tüm halk toplulukları O’nu övsün.”

         12Yeşaya yeni baştan şöyle diyor:

            “Yesse’nin* kökünden biri gelecek.

            Uluslara başkanlık etmek üzere yükselecek

            ve uluslar O’na umut bağlayacak.”

13Umut kaynağı Tanrı sizleri imanınız aracılığıyla her tür sevinçle ve esenlikle doldursun. Öyle ki, Kutsal Ruh’un gücüyle umudunuz gitgide artsın.

 

Evrensel Kayra Yayılıyor 14-21

            14Kardeşlerim, sizlerin iyilikle dolmuş, her tür bilgiyle tümlenmiş, birbirinize öğüt vermeye güçlenmiş olduğunuza kesin güvenim vardır. 15Yine de belirli konulara ilişkin size yazma atılganlığında bulundum. Bununla, Tanrı’ca bana verilen kayraya ilişkin anınızı tazelemek amacını güttüm. 16Uluslar yararına beni Mesih İsa’nın ruhsal görevlisi kılmıştır bu. Tanrı’nın Sevinç Getirici Haberi’ni duyurmakta sunu sunmayı betimleyen uğraşımı sürdürmekteyim. Öyle ki, ulusların sunulması beğeni verici, Kutsal Ruh etkilemesiyle kutsama getirici olsun.

            17Bu nedenle, Mesih İsa’da Tanrı’ya hizmetimden övünç duyabilirim. 18Ulusların tanrısal buyruğa uyması için, Mesih’in sözle ve eylemle benim aracılığımla gerçekleştirdiği işlerden başka hiçbir konuda konuşma atılganlığını göstermeyeceğim. 19Böylece, belirtiler ve göz kamaştırıcı eylemler gücüyle, Kutsal Ruh yetkisiyle Yeruşalim’den İllirya[14] dolaylarına dek bir eğmeçi içerircesine Mesih’in Sevinç Getirici Haberi’ni baştan başa yaydım. 20Bunu yapmaktayken, Mesih adının bilindiği yerlerde Sevinç Getirici Haber’i yaymayı üstlenmekten kaçındım; bunu onursal saygı gereği saydım. Olmaya ki başka birinin attığı temel üzerine bina kurmaya çalışayım. 21Kitap’ta yazılmış olanı uyguladım:

            ‘Kendilerine haber verilmemiş olanlar görecek;

            O’na ilişkin bir şey duymamış olanlar bilecek.’

 

Evrensel Kayra Yayılacak 22-33

            22Bu yüzden size gelmem kaç kez engellendi. 23Ama artık bu bölgelerde hizmet yükümlülüğüm kalmadığından ve yıllardır size gelmeyi özlediğimden, 24İspanya’ya giderken size uğramayı umuyorum. İlkin sizlere bir süre doyduktan sonra tarafınızdan oraya yolcu edilirim. 25Ama şu anda, kutsal yaşamlılara hizmette bulunmaya Yeruşalim’e gidiyorum. 26Çünkü Makedonya ve Ahaya’daki topluluklar, Yeruşalim’de kutsal yaşamlılar arasındaki yoksullar için yardım toplayarak paydaşlık göstermekten kıvanç duydu. 27Bundan kıvanç duydular, çünkü onlara karşı gerçekten yükümlülük altındadırlar. Madem ki uluslar İsrailliler’in ruhsal gerçeklerine paydaş oldu, maddesel konularda onlara etkin biçimde hizmet etmeye de yükümlüdür.

            28Bu işi sonuçlayıp sağlanan yardımı kendilerine sunduktan sonra sizlere uğrayacağım, ardından da İspanya’ya gideceğim. 29Sizlere geldiğimde Mesih kutluluğunun tüm doluluğuyla geleceğime inanıyorum.

            30Sizlere yalvarırım kardeşlerim. Rab’bimiz İsa Mesih adına ve Ruh’un esinlediği sevgi hatırına, benimle birlikte çabaya koyulun, benim için Tanrı’ya dua edin. 31Öyle ki, Yahudiye’deki imansızlardan kurtulayım ve Yeruşalim’deki hizmetim kutsal yaşamlılarca kabul edilsin. 32Böylece, Tanrı istiyorsa sevinçle size geleyim ve aranızda rahatlığa kavuşayım.

            33Barış Tanrısı hepinizle birlikte olsun. Amin.

 

Kardeşlere Selam 1-16

16

Kız kardeşim* Fibi’yi sizlere tanıtırım. Kendisi Kenhrea’daki kilise topluluğunun hizmet görücü bir üyesidir. 2Onu kutsal yaşamlılara yaraşır tutumla Rab bağlılığında kabul edin. Sizlerden herhangi bir gereksinimi olursa bunu karşılayın. Çünkü o birçoklarına yardımcı olmuştur; başkalarının yanı sıra bana da.

            3Mesih İsa bağlılığında iş ortaklarım Priska ile Akila’ya selamlarımı bildirin. 4Onlar benim için kendilerini ölüm tehlikesine attı. Yalnız ben değil, uluslardan oluşan tüm kilise toplulukları da onlara teşekkür borçludur. 5Onların evinde bir araya gelen kilise topluluğuna da selamlarımı iletin. Sevgili arkadaşım Epenetos’a selam edin. O, Asya eyaletinde Mesih’e iman edenlerin ilkidir. 6Sizler için çok çabaya katlanan Meryem’i selamlayın. 7Haberciler arasında ün yapmış olan soydaşım ve cezaevi arkadaşlarım Andronikos’la Yunia’ya[15] selamlarımı bildirin. Mesih bağlılığında benden daha öncedir onlar.

            8Rab bağlılığında sevgili arkadaşım Ampliatos’a selamlarımı bildirin. 9Mesih bağlılığında iş arkadaşımız Urbanos’a selam edin. Sevgili arkadaşım Stahis’e de selamlarımı iletin. 10Mesih bağlılığında onaylanmış olan Apellis’e selamlarımı bildirin. Aristovulos’un ev halkından olanlara selam edin.

            11Soydaşım Herodias’a selamlarımı iletin. Narkissos’un ailesinden Rab bağlılığında olanlara selam edin. 12Rab hizmetinde çalışan Trifena ile Trifosa’yı selamlayın. Rab hizmetinde çok emek çekmiş olan sevgili Persis’e selam edin. 13Rab’bin seçilmişi Rufus’a ve bana da analık etmiş olan anasına selam edin. 14Asinkritos’a, Flegon’a, Hermes’e, Patrovas’a, Hermas’a ve onlarla bir arada olan kardeşlere selamlarımı iletin. 15Filologos’a, Yulia’ya, Nereos’a ve kız kardeşine, Olimpas’a ve onlarla bir arada olan bütün kutsal yaşamlılara selamlarımı iletin.

            16Birbirinizi kutsal öpüşle selamlayın. Mesih’in bütün kilise toplulukları sizlere selam eder.

 

Son Uyarı 17-24

            17Kardeşlerim, size yalvarırım: Eğitildiğiniz öğretiye ters düşen, bölücülüğe yol açan ve suça sürükleyen kişilere karşı gözünüzü açın; onlardan sakının. 18Çünkü bu insanlar Rab’bimiz İsa Mesih’e değil, kendi midelerine uşaklık ediyorlar. Pohpohlayıcı, okşayıcı sözlerle saf insanların yüreğini aldatıyorlar.

            19Ama sizin buyruğa uyduğunuzu herkes duydu. Bu nedenle sizin için seviniyorum. Bunun yanı sıra yararlı işlerde bilge, kötü işlerdeyse günahtan arı olmanızı dilerim. 20Barış Tanrısı yakında şeytanı ayaklarınız altında ezecektir. Rab’bimiz İsa Mesih’in kayrası sizlerle birlikte olsun.

            21İş ortağım Timoteos ve soydaşlarım Lukios, Yason ve Sosipatros sizlere selam gönderir. 22Bu mektubu kaleme alan ben Tertios*, Rab bağlılığında sizlere selam ederim. 23Beni ve tüm kilise topluluğunu evinde konuk eden Gaios sizlere selam eder. Bu kentin* haznedarı Erastos sizlere selam eder. Kuartos kardeş de selam eder. 24[16]

 

Dua ve Teşekkür 25-27

            [25Yaymakta olduğum Sevinç Getirici Haber’in ve İsa Mesih’in Sözü uyarınca sizi sarsılmaz yeterlilikle destekleyebilen Tanrı’ya.. Bu giz öncesiz çağlarda üstü örtülüyken günümüzde belirginliğe gelmiştir. 26Peygamberlerin yazıları ve öncesiz çağlar Tanrı’sının buyruğu uyarınca açığa çıkmıştır bu. Uluslar topluluğunun duyma ve inanma buyruğuna uyması tanıtlandı. 27İsa Mesih’in açıkladığı bilge, tek Tanrı’ya sonsuzlara dek yücelik olsun. Amin.]

 

 

MEKTUPLA İLGİLİ BAZI AÇIKLAMALAR

 

1:14 Hellenler sözü uluslar sözüyle eşdeğer anlamdadır. Yahudiler dışında kalanlara uluslar, ya da o dönemde dilleri nedeniyle Hellenler denirdi.

 

1:14 Barbarlar: Yunan dilini konuşmayanlara, Hellen kültüründen etkilenmeyenlere barbar denirdi.

 

2:12 Uluslardan oluşan halk toplulukları.

 

2:22 Onaylamadığı putları soyup satarak maddi yarar sağlayan aktöresiz, çelişkide bocalayan kişiler. Günümüzde kilise ikonlarını yağma ederek piyasaya sürenler sırasından.

 

8:15 Babacığım. Çocuğun yalnız babası için kullanabildiği içtenlikli söz. Kurtuluş bağıyla Tanrı’ya bağlananın ve Kutsal Ruh’u alanın hiç çekinmeden Tanrı’ya yükselttiği sesleniş. Mesih dünyaya gelmeden önce, genellikle Tanrı’ya Baba denemezdi. Çünkü Tanrı’yla insan arasında hiç aşılamayan bir uçurum bulunurdu. Birey kendini Tanrı’nın sadece kulu olarak görebilirdi. Ama Mesih’in sağladığı kurtuluş Tanrı’yla insan arasında yepyeni bir bağlantı oluşturdu. Kutsal Tanrı günahtan arıtılan kişiyi oğulluğa-kızlığa kabul etti, inanlının en içten bağırışla O’na Abba Baba diyebilmesini olanaklı kıldı. Tanrı kayrasının etkisi bununla belgelenir.

 

8:29 İsa Mesih ölüler arasından ilk-doğandır. Konuyla ilgili olarak (bkz. Vahiy 1:5; İbraniler 1:6; Koloseliler 1:15,18; Mezmur 2:7).

 

9:29 Orduların Rabbi: YAHWEH Sebaot, Tanrı’nın en önemli adlarındandır. İlk kez, I.Samuel 1:3’te kullanılan bu ad, Tanrı’nın kendi halkına kurtarıcı ve koruyucu olduğunu belirtir (bkz. Mezmur 46:7,11). Yeremya peygamber bu adı seksen sekiz kez kullanır.

 

11:4 Baal, efendi, sahip, koca anlamlarını taşır. İsrailliler Mısır’dan Kenan ülkesine gelince bir sürü yerel Baal ile karşılaştılar (bkz. I.Krallar 18:18). Bunların kendine özgü adları vardı. Örneğin, Baal Peor (bkz. Çölde Sayım 25:3).

 

Babilliler’in baş tanrısı Marduk’a Bel denirdi. Baal tarikatları her yanda İsrailliler’in tek Tanrı inancına meydan okurdu. Bu tarikat çok kez Aşera (tanrıça) inancıyla elele giderdi. Bu uygulamada çeşitli dinsel kötülüğün yanı sıra, çocukların ateşe atılması ve cinsel soysuzluk da bulunurdu. Baal tarikatı pek çok İsrailli’yi etkileyerek onları Tanrı bağlılığından büsbütün koparıyordu.

 

11:10 Tanrı kayrasını tepenlerin karşılaştığı ruhsal düşkünlüğe ilişkin Davut böylece peygamberlikte bulundu.

 

15:12 Yesse kral Davut’un babasıdır. Yeşaya peygamber Mesih’in Davut soyundan geleceğini, İsa’nın gelişinden yaklaşık yedi yüz yıl önce böyle bildirmişti.

 

16:1 İsa Mesih inanlıları ırk, ülke, dil ayrımı gözetmeksizin birbirlerine kardeş, kız kardeş der.

 

16:22 Haberci Pavlos’a tanrısal esinlemeyle gelen bu mektup, Pavlos’un ağzından yazıcı Tertios eliyle kaleme alındı. Sonra da Fibi kız kardeş eliyle Roma’daki kilise topluluğuna gönderildi (bkz. ayet 1 ve 2’ye).

 

16:23 Bu mektup yazıldığında haberci Pavlos Korintos kentinde ruhsal hizmetini sürdürmekteydi. Erastos Korintos’un haznedarıydı. O da Mesih inanlıları arasındaydı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MEKTUBA GENEL BAKIŞ – YORUM

            İncil’in içerdiği yirmi bir mektup arasında önemi belki de ön sırayı tutan, düşünürlerin aklını aydınlatıp onları şevke getiren bu yazı yüzyıllar boyu tanrıbilimcilere ışık saçtı, nice bilgini Tanrı insan ilişkisinin hem derinliklerine hem de yüksekliklerine uzanmaya yönlendirdi. Namları ön sırada beliren tanrıbilimciler birçok dilde Romalılar’la ilgili yorum kitaplarını kaleme aldı. Bu İncil parçası üzerinde durmayan, onu araştırmaya koyulmayan tanrıbilimci yoktur demek yanlış olmaz. Günümüzde Türk inanlı topluluklarının İncil’i okumalarına, onu araştırmalarına, küçük çapta da olsa bir katkıda bulunmaya canla başla çalıştım. İncil’de yazılı mektubun Hellence metninden başlayarak birçok kaynaktan bilgi topladım.

            Duam dileğim, Mesih’in yeniden gelişi daha gecikecek olursa Türk inanlılardan tanrıbilim eğitimi görmüş Hellence’yi hatta İbranice’yi öğrenmiş bireylerin bu türden bir yorum kitabını daha geniş çapta yazmalarıdır. Bunun gerçekleşeceğine inanıyorum. Yorum, Sevinç Getirici Haber’in (İncil) en son çevirisine dayanıyor. Bu baskı daha elinizde bulunmuyor, ama metni açıklamalarla birlikte yorum kısmının önüne ekledik. Görüleceği gibi, anlatım aracı Türkçe arı dildir; ama birçok yerde eski terimlerden de kaçınılmıyor. Bu yorumu okumadan önce Tanrı’ya dua ederek geniş çaplı anlayış sağlamasını O’ndan dileyin. Burada kapsanmayan bazı ayetleri daha iyi anlayabilmenize, bunları başkalarıyla paylaşmanıza Tanrı gerekli kavramı size sağlasın.

            Bu yazı ‘mektup’ adını taşıyor, ama buna ‘tanrıbilimsel ve bilimsel inceleme’ dememiz daha doğrudur. Yazar Pavlos karşısındaki konulara ve sorunlara ruhsal-akılsal yöntemle art arda yaklaşmaktadır. Karanlıktaymış gibi görülen konuları esinle tanrısal ışığa çıkarıyor, günah ve kayra konularına ağırlık veriyor. Yazıda hem yargı hem de kayra öğesi belirgindir. Düşüş ve kurtuluş, iman ve sadakatsizlik, eziyet ve izzet, doğaüstü umut, engin yürekli hizmet, bireyin ruhsal bağlantısı, vb. Yazar Pavlos kişisel dua yükümlülüğüyle yazıyor. Ezeli-ebedi konularla yüklü olgularla yersel yükümlülükleri, yüce yöntemleri kişilere açıklıyor. Bu yazı senli benli dille Mesih doktrinini sunarken, bıktırıcı kalıpçı üsluptan nasıl kaçınılacağı gereğini gösteren akışlı bir örnektir.

            Ana öğretiler şöyle sıralanabilir:

  1. İnsanla ilgili öğreti
  2. Tanrı’yla ilgili öğreti
  3. Tanrı Oğlu’yla iligili öğreti (kurtarma, doğrulukla donatma)
  4. Kutsal Ruh’la ilgili öğreti
  5. Sorumluluklarla ilgili öğreti
  6. İsrail’le ilgili öğreti

 

YORUMLAR KESİMİ:

 

            BÖLÜM 1

            Eski çağın mektubu en başta yazarın adıyla açılırdı. Başlangıçta Pavlos’un kendisini tanıtması vurgulanmalı; çünkü hem ona hem de çağrıldığı hizmete meydan okuyanlar onu adım adım izlemekte, saldırıyı ara vermeden sürdürmekte, onu karalamaktaydı.

  1. Pavlos Mesih İsa’nın uşağıdır (1)
  2. Haberci (resul, elçi) olmaya çağrılandır (1)
  3. Tanrı’ca özel hizmete görevlendirilmiştir (5,6)
  4. Başka yerdekilere olduğu gibi, Roma’daki inanlılara da mektup yazmaya Tanrı’ca esinlenmiş ve görevlendirilmiştir o (1,5). Pavlos İncil’i yaymaya atanan Apostolos’tur. Bu sözün asıl anlamı Gönderilen’dir. Bir devletin onu temsile gönderdiği elçi. Görevi, Tanrı’nın İsa Mesih’te odaklanan müjdesini insanlara iletmek.. Bu tanrısal hizmete atananda  belirli özellikler derişir: İsa Mesih’i bedende görmüş olmak, O’nun tarafından atanmak (bkz. Efesoslular 1:20; Habercilerin İşleri 1:12-26). Mesih’in dirilişine ve göklere yükselmesine tanık olmak (bkz. Habercilerin İşleri 1:22; Galatyalılar 1:1-12).

            İsa Mesih’in uşağı Pavlos İsa’nın on iki öğrencisinden değildir. Tersine Mesih’e, öğretisine ve O’nun bağlılarına diş bileyen bir din bağnazıdır. Şam yolunda gökten ona seslenen İsa Mesih’e iman etti, O’ndan aldığı yeni yaşamı kesin kanıtlılıkla tanrısız uluslara yaydı, kilise toplulukları oluşturdu, sonra da onlara mektuplar saldı. Bu yazıda ayetlerin her biri üzerinde durulmayacak. Yine de ana konunun belirgin biçimde akımına bağlılık gösterilecek.

            İncil’in (Evangelion) kökeni Eski Antlaşma’dadır, ama Yeni Antlaşma’da Mesih’in kişiliğinde belirmiştir (Yeşaya 40:9; 52;7; 61:1; Yoel 2:32). Bu kullanım Yeni Antlaşma’da yaklaşık altmış kez geçer. İncil’in baş yayıcısı diyebileceğimiz Pavlos Mesih’i dirilmiş olarak yücede gördü ve O’ndan İncil’in tanıtıcısı atandı. Sonradan çağrılan bu kişi Haberciler’in en önemlisi oldu. İsa Mesih insanı kendisine çağırır: O’nu günahtan arıtmaya ardından da tanığı kılmaya (bkz. 1:6,7; 8:28,30). Herkes bu çağrıyı değerlendirmeli; ters durumda onu tepenler sorumlu tutulmalı. Bu karar kişiyi canının esenliğine götürür, karşıt yöntemi benimsemekse canın mahvına.. Mesih’e bağlılık seçimdir. İncil’e çağrı günahlı bireyin karşılaştığı asal çağrıdır. İncil öz dilde Evangelion’dur: Sevinç Getirici Haber. Genellikle İncil’e Yeni Antlaşma denir. Eski Antlaşma Musa’ya gelen tanrısal yasa (şeriat) hayvan kurbanlarıyla ilgilidir. Yeni Antlaşma, Tanrı’nın tüm insanlıkla gerçekleştirdiği yeni ve son uygulamadır: İsa Mesih’in bağışlamalık kanıyla, kayrayla beliren kurtuluş ve yaşam. Sonsuzu kapsayan Antlaşma. “İsa Mesih dün, bugün ve sonsuzlara dek O’dur” (İbraniler 13:8; 1:12).

            İncil Arapça kullanımdır; ciladan türev olabileceği  düşünülüyor: ‘Parlama, cilalanma, görünme, belli olma.’ Bu sözün içeriği, Tanrı’nın tüm insanlığa gönderdiği ve sunduğu Sevinç Getirici Haber’dir. Musa, peygamberler, Mezmurlar bu habere önceden tanıklık etti (bkz. 3:21,28). Bu nedenle yazar Pavlos, “Sevinç Getirici Haber’e bağlılığımdan utanç duymuyorum” (1:16) diyor. İncil’e bağlılık utanç değil övünçtür. Çünkü bu vahiy insan düşüklüğünün Tanrı gücüyle karşılanışını açıklayan belgedir. Tüm insanlığı içeren tanrısal kurtuluş bütünlemesi.

            Sevinç Getirici Haber Tanrı’nın Oğlu’yla ilgilidir (4). Tanrı özelliğinin niteliği ve gücü tek kişide ─Mesih’te─ toplanmıştır. Bu, tanrısal gizemdir; sadece Kutsal Ruh’un yüreği aydınlatmasıyla anlaşılabilir. Bu özellik Tanrı ve insan doğasının hiçbir önemini yitirmeden Mesih’te birleşmesidir (bkz. II.Korintoslular 4:4; 5:19,20; Koloseliler 1:19; İbraniler 1:6-8). Beden kuşanan Mesih İbrahim’den önce vardı (bkz. Yuhanna 8:58) ve Kayser Augustus’un günlerinde doğdu. O, Tanrı özelliğiyle konuştu, görkemli işler gördü, günahları bağışladı, vb. Öte yandansa acıktı, susadı, ağladı, yoruldu, işkence çekti ve öldü.

Mesihsiz İncil düşünülemez. O’nun Baba’yla öncesiz-sonsuz Oğulluk-Babalık ilişkisi yadsınınca İncil tüm önemini yitirir. İncil “Her iman edene kurtuluş sağlayan Tanrı gücüdür” (16). İsa Mesih’in Baba’ya eşit önemine kara çalmak, İncil’i Tanrı gücünden soymaktır. Eski Antlaşma O’ndan Tanrı’nın Oğlu olarak söz eder (bkz. Mezmur 2:11; Süleyman’ın Özdeyişleri 30:4; Yeşaya 9:6). Tanrı’nın Mesih’e “Sen Ben’im Oğlumsun Baba oldum sana bugün” (Mezmur 2:7; İbraniler 1:5) onayıyla konuşması, O’nun Meryem’den doğmasıyla ilgili değil ölüler arasından dirilişiyle ilgilidir. Dirilişiyle kanıtlanmayan İsa’ya Tanrı’nın Oğlu denemezdi (bkz. Habercilerin İşleri 13:33). Mesih’i yeryüzüne gönderen Baba Tanrı, O’nu ölmeye ardından da dirilmeye gönderdi; kendisini Oğul niteliğinde tanıttı ve atadı.

            Mesih’in Baba’ya ilişkin öncesiz-sonsuz ‘Oğul’luk özelliği, Baba Tanrı’nın öncesiz-sonsuz niteliğiyle kesin uyumdadır (bkz. Mezmur 2:7). Tanrı, bugünü başlangıcı-sonu olmayan ‘şimdi’ dedir. Beden kuşanan Mesih Tanrı’nın Oğlu olduğunu kanıtladı (bkz. İbraniler 1:5,6). İsa’nın vaftizinde Baba Tanrı bunu tanıtladı (bkz. Matta 3:17). Değişme dağında Baba Tanrı bunu belgeledi (bkz. Matta 17:5). Dirilişinde bu birlik evrene sergilendi (bkz. Habercilerin İşleri 13:34,35). “Bu Oğul görünmeyen Tanrı’nın görünen kişiliği, tüm yaratılışın ilk-doğanıdır (prototokos)” (Koloseliler 1:15). Yaratan her şeyden öncedir. O, Yaratan’dır (bkz. Yuhanna 1:3).

            İsa Mesih, ölüler arasından dirilerek kutsal doğasıyla Tanrı’nın Oğlu olduğunu kesenkes kanıtladı (4). Mesih’in ölümüyle dirilişini yadsıyan, elbette O’nun Tanrı Oğlu olduğunu kavramakta kösteklenir kalır. Mesih’in kilisesi iki bin yılı kapsıyor. Bu olgu O’nun ölümüne ve dirilişine kanıtlık eden bir göstergedir. Melek Cebrail O’nu Meryem’e Tanrı’nın Oğlu olarak tanıttı (bkz. Luka 1:35). Tanrı yüceden, “Sevgili Oğlum budur. O’ndan hoşnutum” diye seslendi (bkz. Matta 3:17; 17:5; Markos 9:7; Luka 9:35,36; Matta 2:15). İsa Tanrı’nın Oğlu olduğunu vurguladı (bkz. Matta 26:63,64; 27:43; Yuhanna 5:17,18,25; 10:36,38). İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olduğu İncil’de hep yinelenen gerçektir (bkz. Matta 14:33; Yuhanna 1:34; 11:27). Cinler bile O’nun bu özelliğini tanıdı (bkz. Matta 8:29). Tanrı, İsa Mesih’i O’nun Oğlu niteliğinde açıkça söyleyende kalır (bkz. I.Yuhanna 4:15).

            İsa Mesih’in çift yönlü niteliğini tanımamak, O’nu yadsımakla birdir. O, Davut soyundan doğan –tam insan ama günahsız– İnsanoğlu’dur. Varlığındaki kutsallık ruhu yönünden, ölüler arasından dirilen, her durumda gösterdiği güçle Tanrı’nın Oğlu (4). Baba O’nu öncesiz çağlardan beri Oğlu atadı (bkz. Mezmur 2:7). Tanrı’nın öncesiz BUGÜN’ünde Mesih O’nun Oğlu’dur. Hiç değişmeyen Tanrı’nın, Oğul’a Babalığı da değişmez (bkz. Malakya 3:6). “İsa Mesih dün, bugün ve sonsuzlara dek O’dur” (İbraniler 13:8). “Tanrı’nın Oğlu Rabbimiz İsa Mesih” (4). Budur O’nun kesin ve belirgin ünü. İsa’ya inandığını söyleyen O’na bu isimlerle bağlanmazsa İsa ileride o kişinin Yargıç’ı olacak (bkz. Yuhanna 5:22,23,27; 8:16). O, Baba Tanrı’yla birdir eşittir. Yaratan’dır, Kurtaran’dır. Kutsal kılan, koruyan, gelecek Hükümran, yargılayan. O herkesin Rabbi’dir (bkz. Habercilerin İşleri 2:36; 10:36). O’na ilişkin verilen güvenlik şudur: “Çocuklarım, size yazıyorum. Çünkü O’nun adındaki yeterlikle günahlarınız bağışlanmıştır” (I.Yuhanna 2:12). Ölüler arasından dirilen İsa Mesih bu yeterlikle her dileyene arınma, kurtulma, sonsuz yaşam verir (bkz. İbraniler 7:25 ; 2:9-11 ).

            İsa Mesih tüm gereksinimlerimizi karşılar. Herkese sağladığı yaşamın yanı sıra haris (kayra, inayet) verir. Bu hiçbir karşılık istenmeden Tanrı’nın dileyene uzattığı yeniden doğuş ve kurtuluştur (5); isim olarak mektupta yirmi beş kez kullanılıyor. Harisma biçiminde altı kez. Fiil olarak bir kez, harizomai: (bağışlanıyorum; bkz. 8:32). Aynı kökenli hairomai (sevinçliyim) üç kez geçer. Seven Tanrı, Oğlu Mesih’in kurtarmalığıyla O’na kurtaran niteliğinde iman edenin günahlarını saymıyor; tersine o kişiye bilinen her doğruluktan apayrı bir doğruluk ‘sayıyor’ (bkz. 4:3,9; Yaratılış 15:6). Mesih’in haçta dökülen kanını, günahlı insan yararına Tanrı bağışlamalık sayıyor. Günahlının günahınıysa İsa Mesih’e yüklüyor. Karşılıksız.. Bu kayradır. Tanrı’nın suçludan aradığı her gerekçeyi Mesih karşılıyor. Mesih’e iman, Tanrı’nın adaletli katında günahlının kayrasal arınmasını sağlıyor.

            Yazar Pavlos kayrayı habercilik göreviyle aynı sıraya koyuyor (5; bkz. Efesoslular 3:8). İlkin Saul adıyla tanınan Pavlos, Şam’a inanlılara eziyet çektirmeye giderken yücelerden kendisine açıklanan Mesih’ten kayra (haris) buldu, günahlarının affına erdi. Aynı olayda Mesih ona “seni gönderiyorum” dedi (bkz. Habercilerin İşleri 26:16-18). Mesih’in kayrasına kavuşup yeniden doğan inanlı bu kayrayı herkese bildirmeye gönderilir. Mesih kurtardığı insanı herhangi bir dine bağlamaz. Bu kişi en güç koşullarda bile Tanrı’nın göndermesini (apostoli) değerlendirir. Mesih dirilişinden sonra kendileriyle buluştuğu öğrencilere şunu bildirdi: “Baba beni gönderdiği gibi, ben de sizleri gönderiyorum” (Yuhanna 20:21). Kayra armağanıyla donatılan, müjdelemek yetkisiyle de donatılır. Mesih’in adını başkalarına bildirmeyen, kayranın tüm boyutunu kavrayamamıştır. Kayra müjdesi içeride saklanamaz; her zaman her durumda ilan edilir. Tanrı’nın haç üzerinde Mesih’te bütünlediği o benzersiz eylemin  müjdesini bunu bilmeyenlere tanıtır.

            Mesih’in çağrısı geneldir ve evrenseldir (6,7). Bu çağrı Tanrı’nın sevgisinden kaynaklanır. Onu değerlendirene kayra ve esenlik verilir. İnanlı Baba’yla Oğul tarafından çağrılandır (bkz. 8:30; 11:29; I.Korintoslular 1:23,24; Efesoslular 1:18; Filippililer 3:14). Bu ve başka yerlerdeki vurgulamalar Mesih bağlılığının göksel çağrıyla ilgili olduğunu belgeler. Roma’da yaşayan yaklaşık bir milyon insan arasında buna sarılanlar bir avuçtu; ama onlar sonsuzu kucaklamaktaydı. İmanla hem şimdiyi hem de gelecek çağları.. Bunlar iman buyruğuna uyanlardır (5). İman etmek ve buyruğa uymak değişik deneyimdir; ama bunlar birbirinden ayrı düşünülemez. Mesih’e kesenkes bağlanmayanın Tanrı’ya inanması bir din alışkısından öteye gidemez. Tanrı’ya iman kayra yoluyladır; bunun sonucuysa esenliktir (bkz. Yuhanna 1:16,17). Mesih’in sunusu ve buyrukları öneme alınmaksızın inanmak sadece kafa sallamaktır.

            Roma’daki inanlılar sağlıklı iman aşamasına çağrılmış ve bunu değerlendirmişti (7). Öyle ki, imanları başkalarını olumlu biçimde etkiliyor. Topluluğun çoğunluğu paganlıktan kopmuş. Paganlıkta iman öğesi yerine batıl itikat, özsüz-anlamsız yinelemeler ve cansız putlara eğilmek ön sırada yer tutar. Ama Roma’daki inanlılar imanla Mesih’e kavuştuklarında (bkz. Romalılar 3:24,25), O’na canı gönülden bağlandılar. Öyle ki, imanları herkese örnek oldu. “İman dışında Tanrı’yı hoşnut etmek olanaksızdır” (İbraniler 11:6). Bu iman basmakalıp kafa egzersizi yapmak değil; can ruh beden, kısacası tüm varlığın kafayı bir yana itmeksizin “BEN BEN’İM” (Mısır’dan Çıkış 3:14) diyen tekte üç, üçte tek diri Tanrı’ya hiçbir koşul ve bağ olmaksızın güvenmek, gün günden iman yolculuğunda yenilenmektir. Tanrı’nın kişiliğine ilişkin münakaşa, tartışma,  şüphe taşıma düpedüz imanı baltalar ve bastırır.

            Ardından, yazar Pavlos kendi imanının onu nereye götürdüğünü anlatır (8). Tüm varlığıyla Tanrı’nın Oğlu’na hizmet ve inanlılar için dua dilek (9, 10). Pavlos’un ‘borçluyum’(14) kullanımına dikkat edilmeli. Borçluluğunun bir özelliği inanlılar yararına dua (9), ikinci özelliği Sevinç Getirici Haber’i müjdelemek (15), üçüncüsüyse Sevinç Getirici Haber’in gerektirdiği yerlere gitmek (10; bkz. Matta 28:19). Apostolos sözünün Gönderilen olduğu anımsansın. Pavlos Roma’da Tanrı’nın sevdiklerine kavuşmak için can atıyor; ama bunun kendi kararıyla değil, Tanrı’nın kararıyla olması için sürekli dua ediyor (9). Bunda Tanrı’yı tanık gösteriyor. Bu boş bir ant değil, su götürmez imana dayanan Tanrı isteğine teslim olmaktır.

            Buna ilişkin Pavlos’un ödünsüz kanısı düşünülsün: “Eğer Sevinç Getirici Haber’i yayıyorsam, bu benim için övünç nedeni değildir. Bunu yapmak zorundayım. Sevinç Getirici  Haber’i yaymazsam yazıklar olsun bana!” (I.Korintoslular 9:16). Roma’yı ziyaret özleyişi, oradaki inanlılara ruhsal bir bağış sağlamak (11), yüreklenmek ve yüreklendirmek (12), Roma’da ürün toplamak (13-15) içindir. Yunanlılar’a ve Barbarlar’a borçludur o. Yunanlılar, uluslar sözüyle eşdeğerdir. Bunlar Yahudi halkı dışında olanlar, Hellence konuşanlardır. Barbarlar ise Hellence’yi konuşmayan, bu kültürü benimsemeyenler (14). Pavlos bunların veya Yahudi halkının karşısında Sevinç Getirici Haber’e bağlılığından hiçbir utanç duymuyor (16).

            Sevinç Getirici Haber (Evangelion, İncil) mektupta isim olarak on kez geçer: (1:1,9,16; 2:16; 10:16; 11:28; 15:16,19,29; 16:25). Fiil olarak (Evangelizo, evangelizomai) dört kez geçer (1:15; 10:15 –iki kez–; 15:20). Romalılar’a mektup, İncil’in tanrıbilim ışığında açıklanışıdır. Burada ‘İncil’ kurtarıcı Mesih’in kişiliğiyle belirgin bağdaşıklıktadır. Mektup İncil’in öz niteliğini, anlamını, etkisini, imanla atbaşı beraber gittiğini belirtir. İncil’in bildirisi her çağı, her insanı ve kuşağı kapsar. Tanrı’ca insanlığa açıklanan vaatler, öte yandan da yargılar O’nun insanlığı içeren tasarılar zinciridir: Günahtan kurtuluş, yaşam özgürlüğü, sonsuz yaşam gönenci, insanın günahlılığına uygulanan şaşmaz ve kesin yargı. Bunların yanı sıra İncil’i yayma ve herkese duyurma yükümlülüğü.. İncil’in sunusu insanda ‘iman’ öğesini ışığa getirir, inanılacak somut ve belirgin temele varlığı oturtur. İncil Tanrı sevgisinin kanıtı, Tanrı’nın günaha karşı öfkesi ve yargılamasıyla ilgilidir. İncil’de, tanrısal öfkenin haçta kurtarıcı Mesih’e indiğine tanıklık edilir. Bu yargıyı kendi günahına karşı sunulan kurtulmalık olarak değerlendirene Tanrı kayrasının eriştiği belgelenir.

            Tanrı’nın doğruluğu sadece İncil’de belirir. Yaşamı ve ölümsüzlüğü aydınlığa çıkarması yine İncil’de bildirilir (II.Timoteos 1:10). Günahta ölü canı Tanrı’nın hak uygulamasıyla arıtıp doğruluğa ileten güç.. Bu gerçekleşmeden ademoğlu, yerli yerinde duran hareketsiz bir tramvay gibidir. Tramvayın elektrik tellerine dokunacını uzatması ona hareket getirir. Bunu bir betim olarak kullanırsak, cana yaşam ve sağlıklı hareket getiren etken imanla erişilen Tanrı kayrasıdır diyebiliriz. Tramvayın dokunaçları elektrik tellerine değmeden tramvay ilerleyemez. Belki onu iterek ilerletmeye çabalayanlar olur. Ne yazık ki bu uğraş hareketsiz tramvayı amacına götüremez. Dinsel çabalarla, kişisel başarılarla diri Tanrı’ya ulaşmaya didinmek buna benzer. Yaşamda imanın dokunacı Mesih’e değince o varlık günahtan arıtılır yol yapmaya başlar (1:17; 3:24-30; bkz. Galatyalılar 3:11, vb.).

            Tanrı’nın insanlığa açıkladığı Sevinç Getirici Haber’den niçin utanılsın? Birçok inanlının içinde buna ilişkin bir çekingenlik ikirciklik korkaklık sırasından duraksama duyguları eğleştiği iyi bilinir. Ademoğulları en miskin ve iğrenç şakalardan, yerli yersiz boşboğazlıktan utanmıyor. Buna karşı İncil’in sevgi kayra af sonsuz yaşam mesajından utanç duyanlar var. Çok mutludur hiç utanmadan, hem de alaya tehlikeye hatta ölüme karşı ağzını açarak Tanrı’nın Mesih aracılığıyla insanlığa sağladığı müjdeyi imanla duayla yüreklilikle ilan eden.. Mesih’in kişiliği kurtuluşla ilgili Tanrı gücünün Sevinç Getirici Haber aracılığıyla yaşamda işlerliğe ve etkinliğe getirilmesidir (bkz. I.Korintoslular 1:23,24). Çünkü Sevinç Getirici Haber iman yoluyla günahlıyı doğruluğa eriştiren Tanrı bildirisi ve etkenidir (17).

            16,17’nci ayetler mektubun öz vurgulayışıdır. Girişle (1:1-15) tüm yazının konusunu (1:18-15:13) birbirine bağlayan ana bakla. İncil iman eden her insana kurtuluş sağlayan Tanrı gücüdür. Kurulu düzenin her alanında belirgin olan Tanrı gücünün birey yaşamında etkinliğini görebilmek için İncil’e gidilsin. Orada Tanrı gücü günahta ağınan kişi üzerinde işlerliğini göstermektedir. Tanrı’nın, Oğlu İsa Mesih’te belirginleşen gücü en azgın günahlıyı arıtıyor, kurtarıyor, doğrulukla donatıyor. İncil cana tutsaklıktan özgürlük sağlayan güçlü kurtuluş yeteneğidir. Yeşaya İsa’dan yaklaşık 700 yıl önce buna peygamberlik etti (bkz. 52:7). Pavlos bu mektupta o eski peygamberliğin Mesih’te gerçekleşen evrensel etkisini vurguluyor (10:15). Tanrı’nın görkemi, yüceliği O’nun insan günahına karşı derin üzgüsüne uzanır (18). Tanrı’nın kutsallığı günaha karşı kefaret ister. Tanrısal öfke sadece bu kurtarmalıkla yatıştırılabilir. O’nun sevgisi bu kefareti sağladı, adaleti de onu etkin kıldı. Tanrı’nın üzgüsü öneme alınmaksızın, kişiliğinin çok önemli bir inceliği dışlanır. Tanrı kutsallığının günaha karşı doğal tepkisi O’nun öfkesidir. Yatıştırma hak edilen cezayla bütünlenebilir.  Tanrı öfkesini dindirmenin doğal çözümü, üzgüsünü çektiği ıstırapla karşılayışında belirir. Tufandan önce Tanrı, ‘‘Yeryüzünde insanı yarattığına nadim oldu, yüreği sızladı’’ (Yaratılış 6:6). Tanrı’nın kutsallığı zorlanınca O’nun sağtöre (etik) ilkeleri sarsıldı. Bu durumda tanrısal öfke taştı (18). Bu acıklı gelişim Tanrı Oğlu’nun çarmıha gönderilmesiyle sonuçlandı (8:32).

            Tufan son bulunca hak ve adaletli Tanrı Nuh’un sunak kurarak orada kestiği kurbandan hoşnut oldu, insanın yüzünden yeryüzünü bir kez daha lanetlemiyeceğine antlaşma yaptı, canlı varlıkları mahvetmeyeceğini vaat etti. Tufanla günahlı insan soyunun düzeltilemiyeceğini Tanrı belirgin etti (bkz. Yaratılış 8:21; 9:20-22). Kurduğu antlaşmanın betimi niteliğinde gök kuşağını saptadı (bkz. Yaratılış 9:8-17). Tufandan önce ve sonra Tanrı’nın günaha karşı hak öfkesi hiç dinmeden sürdü. Bu öfkenin yatıştırılabilmesi, seven Tanrı’nın yaratıkları yararına onların ıstırabına katılmakla sağlandı (bkz. Yeşaya 59:16; 63:9). Bu, Tanrı Oğlu Mesih’in acılar ve ıstıraplarla çarmıhta kurtarmalık olarak sunulmasına uzandı. Tanrı’nın günaha karşı öfkesini yatıştırabilen tek etken İsa Mesih’in kurtarmalığıdır (bkz. II.Korintoslular 5:21). Ulusların orduları düşmanlarını yok edebilmek için canını dişine takarak savaşır. Ne yazık ki düşmanlığın en küçük öğesi bile giderilemez. Tersine, beslenir ve körüklenir. Buna karşı sevgiyle insanlığa gelen İsa Mesih bütün düşmanları yararına öldü, sevgisini insanlığa anlaşılamayan bollukla döktü. Amacı, hem Tanrı’nın öfkesini kendi üzerine yüklenmek hem de insanlar arasındaki düşmanlığı öldürmekti. Dikey ve yatay düşmanlık böylece kaldırılabilir. Günaha karşı göklerden açıklanan tanrısal öfkeyi kendi üzerine çeken kurtarıcı Mesih’e iman etmeyen sürekli Tanrı öfkesinin öznesidir; şimdi ve sonsuzda..  

Sevinç Getirici Haber Tanrı’ca Yahudiler’i amaçladı (bkz. Yuhanna 1:11). Bilindiği gibi Yahudiler direniş ardına direniş gösterdi, ama onu tasarlayan ve gerçekleştiren Tanrı Sevinç Getirici Haber’i evrenselleştirdi, müjdesini tüm insanlığa tanıttı. Şu ana dek Yahudi halkı İncil’in sesini duyuyor; aralarından iman eden kurtuluyor, inanmayansa onun belirgin gücünden yoksun kalıyor. Yahudiler arasında olsun uluslar arasında olsun durum aynıdır. Tanrı’nın kurtarış tasarısı insanlığın her iki kesimini de eşit etkinlikle kapsıyor, İncil’de tanıtılan kesin güçle insan yaşamını değiştiriyor.

            Sevinç Getirici Haber’de Tanrı’nın insanı doğruluğa eriştirmesi açıklanır. Tüm insan soyunu kapsayan uygulama salt imana dayanır. Kurtarıcı Mesih’in haçtaki eylemine iman dışında hiç kimse Tanrı tarafından doğrulukla donatılamaz. Kimsenin hak etmediği doğruluk gönencidir bu; mektubun dokusunu oluşturan tez. Dikaiosini ve türevi sözler Yeni Antlaşma’nın içeriğidir demek yanlış olmaz. Tanrı’nın karşılıksız armağanıdır dikaiosini, hem de onu imanla kabul edenin gönenci.. Bozuk Tanrı-insan ilişkisi haçta asılan Kurtarıcı’ya imanla bir anda düzenli bağlılığa dönüşür. Evrensel Yargıç suçluyu suçsuz ilan eder. Bu beraat etmek (aklanmak) değildir. Kurtarıcı Mesih’in kurtarmalığına dayanarak suçluyken suçsuz ilan edilmektir. Suçu olmayan mahkemede aklanır; öte yandan  tanrısal eylemde suçu olan insan hak etmediği doğrulukla donatılır. Çünkü Mesih onu sevdi ve onun yerine canını verdi (bkz. Galatyalılar 2:20). Tanrı’nın mahkemesi kendine özgüdür. hiçbir insan mahkemesiyle kıyaslanamaz. Suçlu suçluyken Tanrı’dan kaynaklanan doğrulukla donatılıyor. Egemen Tanrı’nın sevgi ve kayra eylemidir bu. Ulusların mahkemesinden apayrı.

            Yunanlılar (Hellenler) insanlığı kültür bakımından ikiye ayırırdı: Bir yanda kendileri, öte yandaysa kültürsüz uygarsız Barbarlar. Yahudiler’se insanlığı inanç bakımından ikiye ayırırdı: Tanrı’yı bilen kendileri ve gerçek Tanrı’yı bilmeyen Yunanlılar (bkz. 14,16). Pavlos tümüne borçluluktadır. Bu para pul borcu değil, şeriatin gerçekleştiremediği kurtuluşu sağlamaya duyulan borçtur. Bu borçluluk duygusu inanlının yüreğine Tanrı tarafından işlenmiştir. Borcun kesenkes ödenmesi dışında can rahatlığı bilinemez. Velev birey borç alıp onu ödememeyi huy edinmiş! O borç kendisini sonsuza dek tedirgin edecek. Konusu edilen borcu kapatmak, tanrısal kurtarışı insanlara tanıtmakla, O’nun verdiği doğruluğu belirtmekle gerçekleşir.

            Sevinç Getirici Haber’i duyana tek çıkış yolu vardır: Kurtarıcı Mesih’e iman etmek (17). Doğruluk din görenekleri, koşulları ve sevaplarıyla kazanılamaz. Kendisini en yoğun dinsel uğraşa veren insan hiçbir zaman, “Şeriate tam uydum, Tanrı tarafından tam doğrulukla donatıldım” demesin. Diyemez de. Şeriatin bir yanı uygulanırken başka yanı sırıtır, hak hak diye protestoyu bastırır. İmanla doğruluğa kavuşan can tıpkı İbrahim gibi davranır (bkz. Yaratılış 15:6). Eski Antlaşma’da Habakkuk peygamber konuyu bu ilke üzerinde odaklar (bkz. 2:4). Yeni Antlaşma’da Pavlos bu yerde (17) ve Galatyalılar’da (bkz. 3:11) hiç değişmeyen tanrısal gerçeği üsteler. İbraniler yazarı aynı doğrultuyu gösterir (bkz. 10:38). Kutsal Ruh günahlı yüreği iman yoluyla doğruluğa yöneltir (bkz. Yuhanna 16:8-11).

            Yazar Pavlos Şam yolunda tövbe etmeden önce töresel din kurallarına sımsıkı sarılarak Tanrı’ya geçerli olmaya didinmekteydi. Çabası düş kırıklığıyla sonuçlandı. Bir gün Pavlos yücelerde egemen Mesih’i gördü. Yeryüzünde en çok hınç taşıdığı bu kişi yüceden konuşarak onu sağduyuya ve imana çağırdı. Pavlos o anda bambaşka bir insan oldu. Mesih yumuşak huyluluğu kucaklayanın katı bağnazlığını kırdı, varlığını doğrulukla donattı. Saul’un dünyaları değişti, gecesi gündüze dönüştü. Şeriat uğraşlarından özgürlük Tanrı’yla sağlıklı ilişkiyi gerçekleştirdi. Yaşamı taptaze yön buldu. Böyle bir insan hiç kuşkusuz Sevinç Getirici Haber’den ar duymaz. Günah suçlamasına karşı, kişisel meziyetlerin, faziletlerin, dinselliğe heveslenmenin yerini Mesih’in sağladığı doğruluk ve esenlik alır (7).

            Habakkuk 2:4’ten çok iyi bilinen alıntıya değinildi: “Doğru kişi imanla (sadakatle) yaşar.” İman ve sadakat, İbranice’de emun ve emunah aynı kökten kaynaklanır. Yunanca’da da öyle: pistis, pistos. Tanrı’nın önünde imanla doğruluk aşamasına yükseltilen, sadakatli yaşam yöntemine kavuşur. İkisi birbirinden ayrı tutulamaz. Eski Antlaşma’nın Yunanca’ya çevrisi (LXX; İ.Ö. üçüncü yüzyıl) pistis’i (iman) olarak veriyor. Yeni Antlaşma’da dört alıntı iman sözünü kullanıyor. 1:17’de vurgulanan bu tanrısal gerçek; 1:18-4:25’te mektubun ana konusunu oluşturuyor. İman, inanmak bu kesimde yirmi yedi kez geçer. Doğruluk, adalet, hak, (dikaiosini) yirmi dört kez kullanılır. Tanrı’nın günahlıyı arıtarak onu doğrulukla kuşatması, Baba sevgisinden kaynaklanan armağandır (bkz. 3:24; 4:4-5,16). Salt imanla elde edilir bu.

            Tanrı günahlıda hiçbir iyilik yararlılık dinsellik, vb. görüp de onu doğru kılmaz. Günahlı can O’nun armağanını sadece imanla değerlendirsin. İman kurtuluşa verilen bir karşılık değil, tıpkı dendiği gibi, ‘Umulanların güvencesi, gözle görülmeyenlerin kanıtı’ dır (İbraniler 11:1). Bireyin bireye sunduğu bir armağanın gönül hoşluğuyla kabul edildiği gibi, Tanrı’nın arıtma ve doğru kılma armağanı da imanla, teşekürle kabul edilsin. Armağana karşılık verilmez. Ters durumda ona armağan denemez (4:4-8). Tanrı katında doğruluk yolu tektir. O’nun günah nedeniyle zorlanan, zedelenen adaleti İsa Mesih’in kurtarmalığıyla, günahlının da buna imanıyla yatıştırılır. Kurtuluş yolu tektir; Musa’nın yasasını alan ama onu tutmayan Yahudi’ye de, yasa ne bilmeyen pagana da. Günah sorunu kutsal Tanrı’yı en çok uğraştıran insan çalkantısıdır (bkz. 1:18-3:20). İman, Tanrı doğruluğunu harekete getiren hoş kokulu kabullenme tepkisidir (bkz. 3:21-4:25).

            Akla bir soru gelebilir: Allah’a inanan herkes doğrulukla donatılır mı? O’nun belirgin göstergesine göre, hayır! Tanrı’ya iman arıtan, kurtaran, doğrulukla donatan iman değilse o belki bir din kanışı, kafa inanışı, görenek gidişidir. Bu türden iman Tanrı’yı hoşnut edemez. Egemen Tanrı’nın inanılmaya gereksinim duyduğu düşünülemez. Gereksinimi olan insandır. Günahtan arıtılmaya, doğru kılınmaya.. Bunaysa kurtarıcı Mesih’e imanla erişilir. Günah sorununun bunun dışında çözümü olanaksızdır. Nice dinsel bireyin iki arada bir derede kalışı buna tanıklık etmekte. 18 ve 19 ayetler 1:18-3:20’ye başlıktır. Sevinç Getirici Haber’de Tanrı’nın insanı doğruluğa eriştirmesi açıklanır (apokalypto, 17). Buna karşı tüm tanrısaymazlığa ve kötülüğe karşı Tanrı’nın öfkesi gökten açıklanır (apokalypto, 18).

            Tanrı bir yandan günahlıya sevgisini ve kayrasını açıklar, bu sağlayışın tepilmesindeyse öfkesini salar. O Hak’tır; hakça ve adaletle davranandır. Sevgisi, kayrası göklerden yücedir; O’nun adaletini zedelemişken sevgisinin özverili sunusunu tepene öfkesi sonsuzdur. Tanrı hiç kimseye, hiçbir inanca ya da halka hatırnazlık etmez, yanlılık göstermez (Eyub 4:18; 5:18). “O meleklerinde de hata bulur...Çünkü O incitir, O sarar.” Melekleri derin derin düşündüren armağansal kurtuluş eylemini kendisi bütünledi; bununla adaletinin hakkını verdi: Biricik Oğlu’nu en kudurgan yargıya atadı. Şu ya da öbür nedenle Mesih’i dışlayana bu kez  O’nun öfkesi boşalacak; hem de seven Tanrı’nın öfkesi acımasız olacak (bkz. Yaratılış 7:11, 12; 19:24,25; Mısır’dan Çıkış 15:7; 32:10-12; Çölde Sayım 11:1).

            Tanrı kayrasının olanca kesinliğiyle gün gibi açıklandığı Yeni Antlaşma’da, O’nun öfkesi de tüm şiddetiyle belirgin olur (Romalılar 2:5; 5:9; bkz. Efesoslular 5:6; Koloseliler 3:6; I.Selanikliler 1:10; 5:9). Ademoğlu çoğu kez yersiz ve gereksiz kızgınlık gösterir. Buna karşı Tanrı’nın öfkesi her durumda adaletiyle uyumluluktadır. O hiçbir zaman adaletinden ödün veremez. Golgota haçında adaletinin hak dileğini İsa Mesih’e boşaltan evrensel Yargıç, bu kurtarıcıyı yadsıyana yine adaletinin hak dileğini uygulayacak. Mesih Tanrı’nın kızgın öfkesini altı saat taşıdı. Yıldırımın mahvediciliğini üzerine çekerek günahlıya paratoner oldu. O’nu yadsıyan günahlı sonsuzlar sonsuzu Tanrı’nın öfkesi altında kalacak (bkz. Yuhanna 3:36). Tanrı’nın kişiliğinde kaprise ve dönekliğe yer yoktur. O, cenneti ve sonsuz yaşamı en sağlıklı ve etkin yöntem olarak önümüzde belirtiyor. Buna karşı sonsuz yargıyı günahlıya hiçbir koşulla ondan kaçınılamayan kesin sonuç olarak sergiliyor. Budur şaşmaz adaletin dileği. Her ikisine ilişkin belirgin bilgi verir Tanrı; ilkini değerlendirmek, sonrakinden ürkmek bireyin sorumluluğuna ve kararına bağlıdır.

            Pavlos, Tanrı’ya ilişkin bilginin apaçık belirdiğini anımsatır (19). Burada dıştan edinilen Tanrı bilgisinden söz edilmekte (fanerosis). Bu bilgi içte biçimlenen açıklayışla (apokalypsis) eşlenmezse yeterli olamaz (bkz. I.Korintoslular 2:10,12). Bu da, Kutsal Ruh’un iç yaşamda Tanrı Sözü’nü parlatmasıyla gerçekleşir (8:23; bkz. I.Korintoslular 1:20-22; Efesoslular 1:14).  Davut on dokuzuncu Mezmur’da aynı bilginin açıklıkla iletildiğine tanıklık eder. Davut Tanrı bilgisinin insana belirdiğini doğasal açıklayışla tanıtlar (20). Kişiliğini, eylemlerini Kutsal Sözü’nde belirten Tanrı (bkz. 1:2; II.Timoteos 3:16,17; II.Petros 1:19-21), bunun ötesinde genel açıklama diye bilinen nesnel yollarla da yüceliğini-gücünü gösterir. Dikkati kurulu düzene ve doğaya doğrultur. Yeterli, ayrıntılı bir açıklama olmamakla birlikte yine de O’nun egemenliğini bildiren bir öğedir doğa. Bunun ötesindeyse Tanrı’nın her varlığa koyduğu vicdan, O’nun içimizdeki sesidir (2:15; bkz. Yeşaya 5:7; II.Korintoslular 1:12). Ayrıca insanlığın tarihi Tanrı’nın egemenliğine görkemine tanıklık etmekte (bkz. Daniel 2:21; 4:17). Ama hiç kimse yanlış düşünceye sürüklenmesin. Gerçek Tanrı’yı, diri Mesih’i gerektiği gibi tanımamıza sağlam ve kanıtlı belge O’nun Kutsal Sözü’dür. Bu, Tanrı’nın somut vahiyi ve esinidir. Ötekilerin tümü bölümsel açıklamalardır. Tanrı kendisini Kutsal Sözü’nde tanıttı ve bunun yanı sıra beden kuşanan biricik Oğlu’nun kişiliğinde (bkz. Yuhanna 1:14; Koloseliler 1:15-19; İbraniler 1:1,2; I.Yuhanna 1:1) açıkladı.

            Yahudiler’e Eski Antlaşma’da Tanrı’nın vahiyi verildi. Tapındıkları Tanrı’yı kesinlikle biliyorlardı. Bu vahiye sahip olmayan paganlar burada gösterilen çeşitli kanıtlarla O’nun göze görünmeyen niteliklerini bölümsel açıdan da olsa biliyorlar (20). Ne var ki, onları çevreleyen açıklamalara aldırış etmeden günahlılıkta diretiyorlar. Bunun için hiç özürleri yoktur. Bu durumda hepsinin Sevinç Getirici Haber’i duyması belitseldir. Çünkü Tanrı’nın doğrulukla donatım eylemi salt bundadır ve yalnız oradan öğrenilebilir.

            Mantık (eseme) biliminde neden ve sonuç olarak bilinen bir tümdengelim kavramı vardır. Tümel önerme her alanda tanınan uygulamadır. Burada bu temel ilkenin gerçekliğiyle karşılaşmaktayız (1:24-28). Her sonuç eninde sonunda o olgunun nedenine dönüşecektir. Günahın taşıdığı lanet budur. Herhangi bir günah, sonucunu doğurunca orada noktalanmaz; döner dolaşır taze bir günaha dönüşür. Kötü sonuç yepyeni bir kötülüğün tohumu niteliğinde ekilir. İşlerliğe giren günah çirkin sonucu oluşturduktan sonra yeni bir bozukluğa gebeliği başlatır. Günahın getirdiği ceza daha geniş çapta günahı doğurmaktır. Ruhun tutsaklığını daha da korkutucu boyutlara taşır bu.. ‘‘Kötü kişiyi kendi fesatları  kapacak ve suçlarının ipleriyle tutulacak’’ (Süleymanın Özdeyişleri 5:22). Günahlıyı kendi günahının bağları kenetler. Yerçekimi kuralının günah konusunda da etkinliği her yaşamda belirgindir. En küçük günahı kendi haline bırak, korkutucu etkinlikle yepyeni uzantılara götürecektir canını.

            Bu çetin gelişim Tanrı’nın sevgisi ve kutsallığıyla nasıl bağdaştırılabilir? Ademoğlunun özgür isteği Tanrı’nın sağgörüşüyle çelişkiye düşünce, O’nun egemen yetkisi günahlının yoluna engeller yerleştirmez. Bu ilişkide şu yerlere eğilmek yarar sağlar: Yasanın Tekrarı 8:2; II.Tarihler 32:31; Mezmur 81:12,13; Hoşea 4:17; Habercilerin İşleri 14:16; 17,30. Konusu edilen olgularda Tanrı’nın ‘izin vermesi’ kararına dikkat edilsin. 25’inci ayette bu gerçek belirtilir. Günahlının Tanrı’yı kendi kaprisleri doğrultusunda kullanması küstahlıktan öteye gidemez (20).

            İki sınıf günahlılıktan söz ediyor yazar: Bilerek ya da bilmeyerek. Bu ürkütücü listede konusu edilen kötülükleri yapanlar, bir de kesin bilgiyle günahı kucaklayanlar.. Günahtan günah öğesini dışlayanlar, günahı onaylayanlar, her tür günah karşısında bunların aşırı kötülüğüne tınmayanlar ve kıllarını kıpırdatmayanlar. Günahlı insan hem kendisini hem de çevresini hak Tanrı’nın bunları gördüğü gibi görebilse bunun parlak sonucu günahtan ayrılıp kurtarıcı İsa Mesih’e iman etmek olur. Günahı işleyen ya da onu onaylayan bu eylemin korkutucu özelliğini, mahvedici boyutlarını kavrayamaz. Günahın yıkıcı, kahredici, cehennemle sonuçlanan niteliğini sadece Tanrı’nın Kutsal Ruh’u tanıtır.

Paganlar doğru olanı yalanla değiştirdiler: Tanrı’nın yüceliğini yaratık özellikleriyle karıştırdılar (23). Tanrı’nın gerçeğini yalanla bastırdılar (25). Kadınlar ve erkekler doğal ilişkiyi doğala ters düşene dönüştürdüler (26,27). Kutsal ve hak Yargıç elbette bu sapmaları ilgisizlikle karşılayamaz. Bu yüzden Tanrı bu kişileri günahlarına yaraşan uygunsuzluğa teslim etti. Bu tür sapmaları doğal olarak karşılamak onun öz nitelikleriyle çelişki doğurur. Bu yüzden Tanrı bu kişileri günahlarına yaraşan uygunsuzluğa teslim etti (24,26,28). Yazar teslim edilmeyi, yargıcın suçluyu ceza yetkililerine teslim etmesiyle betimliyor (paradidomi). O çağda görünüm ne idiyse şimdiki dönemde de aynıdır. Ve Pavlos bu tür insanların canı gönülden daldığı her çeşit uygunsuzluğun kendine özgü işlerliğini anlatıyor (bkz. 29-31).

            Yirmi iki, ya da yirmi üç ayrı sağlıksız yıkıcı eylemi birbiri ardından sıralıyor yazar. Bunlar günahın kendilerini düşüreceği bataklığı bilmelerine karşın (32), doğru ve erdemli eylemi bilme aşamasına gelmeye yanaşmıyorlar (28). Bu çelişkili görünüm günaha tutsak ademoğullarının sürekli bocalayışını gösteriyor. Kafaları doğruyu kestiriyor; ne var ki, doğruya bağlanmak istemiyorlar. Budur, içinde günah sürtüşmesiyle boğuşan günahlının cengi (bkz. Galatyalılar 5:17). Günah insanın sağlıksız eylemi olmakla yetmiyormuş gibi, niceler başkalarının günahını körüklüyor ve destekliyor. Günahın bulaşkanlığı her canı içeriyor. Kişi kişiyi günaha sürüklüyor; o da benim gibi biri, diyerek körleşen duygusunu rahat ettirmeye çalışıyor. Günahın sinsiliğini kim yadsıyabilir? Bu tuzağa yakalananı salt Tanrı’nın sevgisi kurtarışı ve koruyuşu özgür kılabilir. Bunlara karşı Tanrı’nın öfkesi gökten açıklanıyor (18). Çağlar boyu O’nun saptadığı yasa uyarınca, sonsuzu kapsayan ölüm yargısı bu işleri yapanlara erişiyor (32).

 

            BÖLÜM 2

            Yazar, mektubun birinci bölümünde tanrısız ulusların içi kaldıran düşüklüklerini okuyan ya da duyan Yahudiler’in, “Biz onlardan değiliz!” diyerek kendi kendilerini kutlama taşkınlığına set çekiyor. Bu bölümde konuyu, ruhsal yasayı (şeriat) almış bulunan Yahudiler’e aktararak “Siz de uluslardan farklı değilsiniz” diyor. Böylelikle kendi kendini avutan din bağlılarının günahlılığını düpedüz sergiliyor. 2:1-3:8 kesimi Yahudi halkıyla ilgilidir. Tanrı’nın evrensel yargılama yönteminde Yahudiler’in durumu yasası olmayan uluslarınkinden ayrı değildir (2:1-16). Gerçi, Yahudiler yasayla sünnetle kendilerine özgü bir sıradadır. Gelgelelim, onların yaşantısı öbürlerinkinden ayrımlı değil. Tanrı onları paganlara karşı yargıç kılmadı. Tıpkı İsa Mesih’in saptadığı kuralda dendiği gibi: “Yargılamayın ki yargılanmayasınız. Çünkü hangi yargıyla yargılarsanız onunla yargılanacaksınız. Hangi ölçüyle ölçerseniz aynı ölçü sizlere de uygulanacaktır” (Matta 7:1,2).

            Tanrı hiç kimseyi dini, şeriati, ulusu, dıştan görünüşüyle yargılamayacak. Bireyin iç varlığındaki gizli eylemler, düşünceler ve tasarılar kapsamında  yargılayacak. Bu bölümde Tanrı yargılamasının nasıl kesinleşeceğini belirten yedi özelliğe değiniyor yazar:

  1. Gerçek kapsamında (2)
  2. Birikmiş suçlar kapsamında (5)
  3. Bireyin işleri kapsamında (6)
  4. Ayrımsızlık kapsamında (11)
  5. Duyuculuğun ötesinde uygulayımsal kapsamda (13)
  6. Gizli kapaklı sorunlar kapsamında (16)
  7. Dinsellik değil, kutsallık kapsamında (17-29)

                Böylelikle yazar, “Ey yargı yürüten insan!” (1) ve “Gelelim sana” (17) derken Yahudi’ye de paganlara da sesleniyor. Tanrı hiç kimseye yanlılıkla, nabzına göre şerbet vermekle davranmıyor. Paganlar büsbütün yasasız kalmamıştır. Bir bakımdam “Vicdanları kendileriyle birlikte tanıklık eder” (15). Bu nedenle, 1:29-31’de sıralanan kaba günahlar herkesin yargı altında olduğunu kanıtlıyor. Herkesi kendi gerçeği kapsamında yargılayan evrensel Yargıç yansız-yanlışsız yargısını kesinleştirecek. Yahudiler salt Yahudilik’leri nedeniyle nasıl olsa Tanrı’nın merhametini hak ettiklerini savlar, hiç çekinmeden bunu üstelerlerdi. Kain kardeşi Habil’i kıskançlık sonucu öldürünce hak Tanrı onu ağır biçimde yargıladı. Kain’in tepkisi şöyle anlatılır: “Cezam taşınamaz oranda ağırdır. İşte bugün toprağın yüzü üzerinden beni kovdun; senin önünden gizli kalacağım” (Yaratılış 4:13,14). Ağır yargılama ağır suçluluk duyma.. Tanrı onun üzerine bir nişan koydu (4:15). Ruhsal yasaya bel bağlayan Yahudiler bu yasanın gerisine sığınarak kuru kuru kurumlanırdı. Oysa yasanın hiç kimseyi kurtarabilecek gücü yeteneği bildirilmemişti. Kain’in yüreği parça parça olurken, canı nedametle çalkanırken, Yahudiler şeriatlarını siper yaparak gurur kisvesi takınmaktaydı. Bir yanda, günahın ağırlığı altında çöken tanrısız Kain, öte yandaysa şeriat özelliğinin günahlılığa panzehir olduğu kuramına sürüklenen Yahudi.. Davut ikisine de şöyle der: “Kötünün acısı büyüktür; ama RAB’be güvenenin çevresini kayra kuşatır” (Mezmur 32:10). Romalılar’da belirtilen güven şöyle duyurulur: “O’nun iyi yürekliliğinin, cezayı erteleyişinin, katlanışının ululuğunu mu küçümsüyorsun? Tanrı’nın iyi yürekliliğinin seni günahtan dönmeye yönelttiğini bilmezlikten mi geliyorsun?” (Romalılar 2:4).

            Pavlos Yahudi kuramına kesinlikle ‘hayır’ dedikten sonra (4) muhataplarını uyarıyor: “Yüreğine yaraşır biçimde kendine karşı öfke biriktiriyorsun sen” (4-5). Biriktirmek ademoğluna özgü kovalayıştır: Para biriktirir o, mal mülk biriktirir, bilgi biriktirir, dost bazen de düşman biriktirir, kısacası ademoğlu hiç ara vermeden biriktirir. Birgün de biriktirdiklerinin tümü toptan dağılır. Rab İsa Mesih apayrı bir yüreklendirmede bulunur: “Kendinize göklerde gömüler biriktirin” (Matta 6:20). Oraya hiçbir yıkıcı etken ulaşamaz. Gelecek Tanrı öfkesinden kaçmanın yolu, Yol Mesih’e katılmak, O’nun bollukla uzatılan kayrasına sığınmaktır (bkz. Matta 3:7). Günahından dönmeye yanaşmayan ya da günahın ağır yükü altında ezilirken Tanrı kayrasını değerlendirmeyen insan, hak Tanrı’nın yargılama katında kendine karşı öfke biriktirir (bkz. Yakup 1:15). Bu gerçek karşısında hiç kimse dini, mezhebi, milliyeti, soyu sopu, özel yetkileri, eğitimi, banka hesaplarıyla boş savlara, küstahlığa kaptırmasın kendisini. Ya da, günahım öylesi ağır ki benim için umut yoktur yolunda çaresizliğe kapılan, düşkünlüğe sürüklenen hiç kimse.. “Doğruluğa dayanan Tanrı yargılamasının evrene açıklanacağı öfkeli yargılama günü” ileridedir (5a). O’nun katında herkesin günahı, belki de bel bağladığı sevaplardan, kuşanmalardan, hac yolculuklarından kat kat baskın gelir. İki dirhem bir çekirdek olmak nurlar Babası’nı etkileyemez. Sürekli diz dövmek de bir işe yaramaz. Mesih onun da öbürünün de taşınamayan günahını suçunu omuzlarında taşıdı; öldü.

            Ademoğlunun güçsüz tutumlarından biri dini doğrultusunda yumuşak bakışlara kapılması, yumuşak sözler söylemesidir. Tanrı’yı ön sıraya koyan, gerçeğinin öncelik taşıdığını kavrayan, bu tür savlara sarılma çabasından uzak durur. Pavlos’un konuştuğu Yahudiler bu sıradandı. Kendisi de katı bir Yahudi’ydi (bkz. II.Korintoslular 11:18; Filippiler 3:4-6). Ama gök açılarak karşısında Mesih’i görünce tüm bağnazlık, yanlılık buhar gibi ansızın dağıldı. Bunun yerine ölen, gömülen, dirilip göklere yükselen Mesih onun görüşünü yepyeni doruğa getirdi. Şimdi soydaşlarına en önemli gerçeği vurguluyor. Bu ilişkide 11 ve 6. ayetleri karşılaştırın. Aynı gerçeğe değinen 7 ve 11. ayetlerle 8,9. ayetleri de birbirinin ışığında inceleyin. Durmadan sağına soluna yargı yürüten insan Tanrı yargılamasından kurtulamayacaktır (3). Bir yorumcu yazıyor: “Başkasına işaret parmağını doğrulturken elinin üç parmağı kendine yöneliktir.”

            Yahudi olsun, uluslar arasından olsun Tanrı karşısında tek yararlılık yararlı işlerdir (7). Ne var ki, hiç kimse bu parlak aşamaya yükselememiştir şimdiye dek. Öte yandan kötülük işleyen herkesi acı ve üzüntü bekler (9). Budur tanrısal ölçüm ve yöntem. Bireyin kendi din özelliklerine bel bağlayarak başka inançtan olana içeriden yargı yürütenin ürkütücü sonucunu en başta Mesih belirtir (bkz. Matta 7:1,2). Mektubun vurgulamalı tezi her insanın günah yargılamasında bulunduğudur (bkz. 3:10-20,23). Bu durumda doğruluğa kavuşmanın tek yolu imanladır (bkz. 1:17; 3:20-22). Yazar, yararlı işler yoluyla yararlılığın kovalanışı savı üzerinde duruyor. Buna karşıysa tek kişinin bile doğru olamadığını belirtiyor. Tezini Mezmur 14:1-3, ve 53:2-4’le kanıtlıyor. Kutsal, kusursuz Tanrı’nın karşısında kesenkes yararlı olabilirse insan, yararlılığa kavuşabilir. Ne var ki, bu aşamaya gelen tek kişi düşünülemez. Birey günahtan dönmeye yanaşmaz; bu durumda kendine karşı öfke biriktirir (5). Günahlı insan günahtan dönüp doğruluğa ve kutsallığa hizmet edecek yerde günahına günah katar, kendi geleceğine öfke ve kızgınlık yığar. Yahudi de, pagan da aynı sağlıksız yolun yolcusu..

            Yahudiler Musa’ya verilen ruhsal yasayla daima övünürdü; ne var ki, onun her harfine uyamazdı (12). Onlar da yasasız paganlar gibi günahın egemenliğindedir. Kimisi bile bile günah işler, kimisi ise bilgisizlikte.. Hukuk yönteminde bir suçu suç olduğunu bilmeksizin işlemek özür sayılamaz yolunda konuşan kural iyi bilinir. Tanrı’nın yargı kürsüsünde hiçbir günahlı günahının yasasızlık olduğunu duymadığından onu işlediğini öne süremeyecek. Tanrı herkese kendi sesi denebilen vicdanı yerleştirdi. Varlığın derininde çoğu kez kısık kısık duyulan bir sestir o. Bilgisizliğin ilgisizliğe dönüşmesi çok kolaydır. Konuyla bağdaşıklığı olan şu yerlere bakmanız yarar sağlayıcıdır: Mısırdan Çıkış 20:8; Matta 10:15; Luka 12:47,48; II.Petros 3:5, vb. Çoğu kez ademoğlu kendi kişiliğinin baş aldatıcısıdır.

            Işık sadece denizin yüzeyini aydınlatır, derine inildikçe etkisi kısıtlanır. 170 metre derine yıldızlı gecenin ışığı kadar ışık sızabilir ancak. 400 metre derinliğinde ışık diye birşey bulunmaz. Ama buradan daha aşağıda, 4000 metre derinliğine ininceye dek canlılar yaşayabilir. Ne var ki bunlar gözsüzdür. Buna karşın duygularıyla yaşayabilirler. Aktöre sağtöre ilkeleri daima insanın derininde kendini belirgin eder. Ruhsal yasanın dilekleri bilinmeden bile (bkz. Mezmur 51:6; 19:12). Günahı ve günahlılığı kavramak ademoğlunun Tanrı önünde temel yükümlülüğüdür. Ne var ki, günah uyuşturuculara benzer; kişiden sağduyu yeteneğini çalar, onu esenlik getiren kavramdan anlayıştan soyar. Biri  öldürücü bir hastalık taşır, ama sapasağlam görünür, onu kemiren illeti bilmez.

            Yazar bu arada ruhsal yasayı bilmeyenlere değinerek, onun dileklerine ve uyarılarına götürür konuyu (14). Bunun belirgin bir örneği Kornilyos’la ailesidir. (bkz. Habercilerin İşleri 10:23-48). Özellikle 35’inci ayete dikkat edilmeli. Günahlılığını bilen, bir kurtarıcı arayan bu tanrısayar subayın haberci Petros tarafından aydınlatılması gerekiyordu. Petros bu subayın evine onun bilmeden iman ettiği Kurtarıcı’yı tanıtmaya ve ev halkının kurtuluşa nasıl kavuşabileceğini bildirmeye gönderildi. Yahudi olsun uluslar topluluğundan olsun, herkes günah yargısı altındadır (Romalılar 3:9). Herkesin İsa Mesih’in kurtarmalığıyla Tanrı doğrultusunda doğru sayılmaya gereksinimi vardır (bkz. Habercilerin İşleri 4:12). Din bakımından Mesihi olarak bilinirken O’nun sağladığı kurtarıştan bilgisiz yaşayanlar ve ölenler az değil! Buna karşı, uluslar sınıfından olup Mesih’e bağlılığı olmayan susamış canlar Mesih’e iman ediyor, O’na sarılıyor, kurtuluyor. Evrende tanrısal etki işlerliktedir: “Dünyaya gelen her insanı aydınlatan gerçek Işık O’ydu” (Yuhanna 1:9). Bu Mesih yeryüzünün her köşesinde tıpkı Kornilyos gibi içtenlikle O’nu arayanları Kutsal Ruh’u aracılığıyla buluyor, kurtarıyor, sonsuz yaşama atıyor. “Yaşam ondaydı ve yaşam insanların ışığıydı” (Yuhanna 1:4). Mesih’ten kaynaklanan yaşam her yerde herkesi etkilemektedir. Bazılarını olumlu ve sağlıklı doğrultuda, başkalarınıysa yargılanma doğrultusunda (bkz. Habercilerin İşleri 17:4; 28:24).

            Tanrı’nın yetkin yasası herhangi bir kitapta değil, insanın yüreğinde yazılıdır. Eski Yunan, yazıyla beliren yasanın ötesinde elle yazılmamış yasadan söz ederdi. İngiltere’nin anayasası bir kâğıda yazılmamış olmaya karşın Britanya etkinlikle yöneltilebiliyor. Kornilyos benzeri, bu yasanın sesini yüreğinde duyan kadın erkek göksel aydınlanma doğrultusundadır. Bu yasa insan yapıtı değil, Tanrı’nın hiç değişmeyen öncesiz-sonsuz yasasıdır. İnsan yasaları oluşturmaz, onların doğruluğunu algılayarak, bunları usa vurarak kaleme alır. Eczacı bir ilacı nasıl yapacağını kafadan tasarlamaz, sadece bilinen kimya kurallarını uygulamaya koyar. Davut şöyle der: “RAB’bin yasası yetkindir, varlığa can sağlar” (Mezmur 19:7). Aynı Mezmur’un 1. ayeti şöyle der: “Gökler Tanrı’nın görkemini açıklar.” Bu iki sözün birincisi sağtöresel yasadır, ikincisiyse doğasal (8:4; 10:4; bkz. Filippililer 3:8,9; İbraniler 10:9).

            Evren tanrıbilim kaynağıdır, değil salt dıştan beliren (1:20; bkz. Habercilerin İşleri 14:17), ama her bireyin derininde taşıdığı tanrısal tanıklık bakımından da (1:17-20,32; 2:15). Yaratan bu bilgiyi her yaratığına koymuş bulunuyor: “O’nun göze görünmeyen nitelikleri... açık açık görülmektedir” (1:20). Bu vurgulamanın Hellencesi aydınlatıcıdır: ta ğar aorata...nooumena kathoratai: “Çünkü görünmeyenler...akılla görülmektedir”. Bu kavrama ulaşabilmemiz için Tanrı hepimize nous (akıl) vermiştir. Nous (isim), noo (fiil). Tanrı’nın kendine özgü ayrılığı kendisini fiziksel görüşün ötesinde belirgin edişidir. Bu değişmez gerçeğin ışığında tanrısal yargılama gün gibi açıklanmakta. Tanrı’nın şimdiki yargılamaları son yargılamaya işaret etmektedir. Ademoğullarını her açıdan aydınlatan Tanrı, hepimizi son yargılama konusunda uyarıyor (16; bkz. Matta 25:31-46; Habercilerin İşleri 17:31; İbraniler 9:27,28; Vahiy 20:12). Tanrısal yöntem her günahlıyı o son yargılamaya taşımakta.

Ruhsal yasanın yanı sıra Yahudiler sünnet uygulamasıyla belirliliği olan bir topluluktu, bununla da daima kurumlanırdı (25). Yahudi rabbiler sünnetliliğin gereğine ve yararına öylesi kanmıştı ki, sünnetli erkek Şeol’a (Hades) gitmeyecek yolunda bir de inanç biçimlendirmişti. Ama ne ruhsal yasa ne de sünnetlilik günahı arıtabilecek yeterlilik taşıyabilmekte. Biricik yarar Tanrı’nın yasasına baştan sona kusursuz bağlılıktan kaynaklanır. Bu bağlılığıysa hiç kimse etkinleştirebilecek yeterlikte değil. Ne Yahudi, ne de pagan. Bu nedenle her iki sınıf günah yargılamasındadır. Tanrı’nın önünde geçerli sünnet bir et kabuğunun kesilmesi değil, yüreğin her tür günahtan kötülükten sünnetidir. Yazar bu gerçeği Eski Antlaşma yazılarından kanıtlıyor (bkz. Yasanın Tekrarı 10:16; Yeremya 4:4). Yasa’da yazılı kurallar uyarınca doğruluk değil, Ruh uyarınca Tanrı’yı hoşnut eden yaşamsal değişiklik (bkz. Yeremya 31:31-34; Hezekiel 36:26-27). Bu aşamaya getirilen can dinsel başarılarıyla, töreleriyle övünmez; tam tersine  Tanrı’dan övünç bulur (29).

            “Çünkü Tanrı insanlar arasında ayrım gözetmez” (11). Tanrı’ca beğenilen, övülen kadın erkek sadece Mesih’in sağladığı doğrulukla doğru çıkarılandır. Ruhsal yasayı bilmeye ve onunla övünmeye karşın onun içerdiği sorumlulukları hiçe sayanın yargısı çok ağırdır. Yahudiler ruhsal yasayla övünürken oradaki kuralları çiğniyordu. Eski Antlaşma’da yüreğin sünnetine değiniliyor. Bunun yanı sıra ruhsal yasanın yüreğe işlenmesi gereği belirtiliyor (bkz. Hezekiel 36:26; Yeremya 31:33). Yeni Antlaşma’da aynı gerçek anımsatılıyor (bkz. İbraniler 8:10; 10:16). Günahtan arıtılmayana ruhsal yasa günahlılığı sürekli olarak sergiler, arıtılma uğraşlarında düş kırıklığına düşeceğini belgeler; suçluluk yargılamasında bulunduğunu o kişiye üsteler. Buna karşı kayrayla imanla arıtılana ruhsal yasanın ilkeleri Kutsal Ruh aracılığıyla yüreğe işlenir. Arıtılan insan yasayla değil, Mesih’le övünür.

            Yahudiler yasalarıyla, yasasal uygulamalarıyla ve Yahudilik’leriyle övünen bir halktı. Musa’nın verdiği ruhsal yasa onların gurur desteğine dönüştü; ama yasanın vurguladığı kuralları uygulamayı öneme almazlardı (bkz. Matta 23:2,3). Böyle bir durumda ruhsal yasaya karşı suç işlerlerdi (paravasis). Bu ağır suçluluk eylemi mektubun üç yerinde konu edilir (23; 4:15; 5:14), iki yerde de (paravatis) yasaya karşı suç işleyen olarak geçer (25,27). Nicelerin durumu işte budur: Dinsel büyüklenme bol keseden konu edilirken Tanrı kimdir, günaha karşı tutumu nedir, günah sorununu nasıl çözmüştür, günahı yargılayışı hangi boyutlara varmıştır ve varacak? Bunlar bir yana itilir, Tanrı’nın yasasına karşı hiç durmadan ve çekinmeden çıkış ardına çıkış yapılır. Tanrı’nın değişmeyen yasası kutsallık sınırını saygısızca aşan her canı en ağır suçlamayla yargılayacak.

            Ruhsal yasadan (şeriat) söz edilirken, hiç kimsenin bunu harfi harfine tutamadığı bir kez daha belirtilmeli. Yasanın tek harfine tecavüz etmeden tüm buyruklarını kesenkes yerine getiren sadece İsa Mesih’tir: “Ama vakit dolunca, Tanrı öz Oğlu’nu gönderdi. O bir anadan doğdu, doğumu da ruhsal yasa altındaydı. Öyle ki, ruhsal yasa altında bulunanları özgür kılsın ve bizler evlatlığa alınabilelim.” (Galatyalılar 4:4,5). Hiç ara vermeden O’nu suçlamaya çalışan din önderlerini İsa Mesih şu sözle susturdu: “Bende günah olduğunu içinizden kim kanıtlayabilir? Madem gerçeği söylüyorum, neden bana iman etmiyorsunuz?” (Yuhanna 8:46; bkz. Yeşaya 53:9; II.Korintoslular 5:21; İbraniler 4:15; 7:26; I.Petros 2:22). Bu kesimlerden anlaşılabileceği gibi, günahlının günahını yüklenerek onun için ölen İsa, yeryüzündeki yaşamı süresince tüm yasayı tuttu. Tek insanın tutamadığı yasayı O harfiyen yerine getirdi. Zaten yasayı kesenkes tutmamış olsaydı yasasız insan soyu için ölemezdi. Kendisi borçlu kişi başka borçlunun yükünü nasıl taşıyabilsin?

            Bu gerçeğin bilinmesine karşın günahlı ademoğlu hiç durmadan yüz binlerce kez tecavüz ettiği yasaya hiç ara vermeden yapışır. Önceki tecavüzleri unutmuşcasına.. Tanrı da unutmuş olmalı yalanına kanarak var gücüyle yasanın dileklerini karşılamaya didinir: Yıkanmalar, libaslar serpuşlar, tapınışlar, oruçlar, haclar, mumlar, özel yerler, sünnetler ve biçimcilikle ilgili daha bir sürü yineleme (27). Bu arada günah eylemleri de sürdürülür. Bu insan Tanrı tarafından övülemeyecek (29). Yahudiler’in erkek çocukları on ikinci yaşa basınca ‘ruhsal yasa oğulları’ olarak anılır, tüm yasayı tutmakla yükümlendirilir (Bar mitzvah). Ne yazık ki, bir teki bile bunu başaramaz. Biçimci inancın görünümlerinden biri de işte bu!

 

            BÖLÜM 3

            İnancını Tanrı esinlemesiyle özel vahiy yoluyla alan tek halk Yahudiler’di. Bütün ulusların ve toplulukların kendine özgü dini vardı. On iki Olimpiyat tanrısına inanan Yunan inancı çok ileri bir dindi. İnsansal sağduyuyla, bilgelikle uyumda.. Ne var ki, bu iyi hesaplanmış inanç Tanrı’nın esinlemesi değildi. Bunun gibi eski Mısır, Aşur, Babil, Hint, Çin, vb. inançlar da çok ilginç öğeler taşırdı. Ama bunların hiçbirini gerçek, tek Tanrı esinlenmemişti. Yahudiler’e açıklanan inanca ilişkin şu söz vurgulanır: “Tanrı önceki çağlarda çeşitli biçimlerde, ayrımlı yollardan atalarımıza peygamberler aracılığıyla konuştu” (İbraniler 1:1).

            Eski Antlaşma, yani Musa’nın beş yazısı (Tevrat, Pentatefk), peygamberler ve şiirler (Mezmur, vb.) Tanrı tasarısı ve esinidir: “Çünkü peygamberlik sözü hiçbir zaman insan isteğiyle ortaya çıkmamıştır. Tersine, Kutsal Ruh’un güdüsüyle insanlar Tanrı’dan konuşmuştur” (II.Petros 1:21). Ne var ki, tarihin gelişiminde yürek burkucu bir evrimle karşılaşır konuyla ilgilenen. Yahudi topluluğu tanrısal açıklamayı bırakıp defalarca yalancı tanrılar tapınışına kaydı, daha sonraysa Kutsal Söz’ü törecilik-biçimcilik kalıbına soktu. Kutsal Söz Tanrı’nın buyruklarını açıklıkla bildirmeye karşın Yahudiler Tanrı yasalarına uymadı. İsa Mesih yeryüzüne gelince onların bu keyfi töreciliğini düpedüz kınadı. Kendisine düşman kesilmelerinin bir nedeni de buydu. Yahudiler tuttukları ters yönteme karşın Kutsal Söz’ü salt kendileri anlayıp yorumlayabildiği kuramını üstelerlerdi. Bu tutum onları anlamını yitirmiş biçimciliğe sürükledi.

            Mektubun 3:1-8 kesiminde Pavlos dininin doğruluğuyla övünen kuşağın kafasında oluşabilecek bazı sorulara eğiliyor. Hatta Tanrı’ya karşı saygısızlığa kaçabilen soruları teker teker ele alıyor, sonra da gerekli yanıtı belirtiyor.

  1. Yahudi olmanın, Tanrı’ca verilen sünneti uygulamanın yararı ne olabilir? (1-4)
  2. İnsan günahı Tanrı adaletinin kanıtlanışına neden oluşturuyorsa, Tanrı niçin günaha karşı öfkeleniyor? (5-6)
  3. İnsan yalanı Tanrı’nın gerçekliğini, yüceliğini kesinleştiriyorsa ademoğlu neden günahlı olarak yargılanıyor? (7)

            Düşünen akla bu insansal tartışmaların gülünçlüğü hemen belirgin olur. Ama çoğu kez ademoğullarının inanç tartışmalarında çelişkili savlar savurması alışılmış yöntemdir. İnanç konuları üzerinde zirzopluk denebilecek varsayımları öne sürmek, bunlara verilmek çok iyi bilinen hem acıklı hem de gülünç bir kaymadır.

            Tanrı Yahudiler’i parlak armağanıyla donattı: Tanrısal bildiriler (logia). Bilinçli sağduyulu, güvenli Tanrı yöntemini tanıyarak izlesinler diye.. Tanrı bildirileri en son ve kesin yetkidir. Bunlara imanla yaklaşan birey Tanrı’yı sevindirir. İncil iman edilecek Tanrı bildirisi ve sağlayışıdır. Hem güvenilecek, hem de bağımlılıkla tümlenecek Söz. İçinde hiçbir yalancılık öğesi bulunmayan evrensel, nesnel gerçek. Hasta doktoruna sadece güvenmekle kalmaz bunun yanı sıra onun dediğini sevinçle uygular. Tanrı’ya ve gönderdiği kurtarıcıya iman budur. Ne yazık ki Yahudiler, Tanrı gerçeğine insan safsatalarını kattı. Sağlıklı yönteme yan çizerek insan kaprislerine saptı: “Çünkü Yeruşalim’de yaşayanlarla başkanları İsa’yı tanımadı ve O’nu yargılayarak her Şabat günü okunan peygamberlerin sözlerini yerine getirdiler” (Habercilerin İşleri 13:27). Belirgindir; Tanrı Sözü’nün kesinliğini insan eylemi etkisiz kılamaz (3). “Ya RAB, Söz’ün göklerde sonsuza dek duruyor” (Mezmur 119:89). İnsanın sadakatsizliği Tanrı’nın sadakatini yok edemez (4). O, kutsal adına, kusursuz adaletine her zaman sadık kalandır. Bunlardan zerre kadar ödün veremez hiç değişmeyen evrensel egemen (1:25; bkz. Mezmur 138:2; Yuhanna 3:33; Yuhanna 14:17; I.Yuhanna 5:7; I.Korintoslular 1:9; I.Selanikliler 5:24; I.Petros 4:19; II.Korintoslular 1:20; Çölde Sayım 23:19; Titos 1:2; İbraniler 6:18).

            Az önce konu edildiği gibi, Yahudiler salt Yahudi olmaları nedeniyle özel yetki taşımıyor. Her günahlı insan gibi Yahudiler de Tanrı karşısında kurtarıcı Mesih’e iman etmekle yükümlüdür. İnsanlık ailesinde apayrı bir özellik taşımıyor bu halk. Şu anda imansızlıkta bocalıyorlar; ama Tanrı’nın geri alınamayan vaatleri eninde sonunda onlar doğrultusunda da gerçekleşecek (11:1-2). Yazar, uluslardan iman edenlere Mesih’le ilgili bir giz (mystirion) üzerinde bilgi veriyor (11:25): “Tüm İsrail kurtulacaktır” (11:26). İsrail’in zamana kısıtlı imansızlığı eninde sonunda kırılacak, “Sion’dan gelen kurtarıcı Yakup’un soyundan tanrısaymazlığı kaldıracak” (11:26). Bu içerikli yazıda Pavlos konuyu şimdi açıklanan kurtuluştan eskatologya (sonla ilgili olaylar) ile sonsuza erişen parlaklığa getiriyor, Tanrı tasarılarının geçerliliğini, çağları kucakladığını somut bilgi niteliğinde tanıtıyor. İnsanın imansızlığı Tanrı’nın sözünü geçersiz kılamaz (3).

            İnsan aklında biçimlenen ikinci soru 5,6 ayetlerde yanıtlanıyor. Tanrısal yargıdan kurtulayım düşüncesiyle kaçamak yollar arayan insanın içinde saman alevi türünden bir umut parlar: Benim söz dinlemezliğim Tanrı’nın adaletini kanıtlıyorsa ben yargılanmamalıyım! Bu biçimde çalışır mantıksızlığa kaçan insan uslamlaması. İnanç konusunda bu tür küstahlıklar, sakat düşünceler bir yandan egemen Tanrı’ya dil uzatır, öte yandan da yargılanma  mayalarını kabartır. Bu dönümde Davut’un o iyi bilinen Mezmur’undan Tanrı’ya seslenen bir alıntı yapıyor yazar: “Yargıya oturduğunda üstünlüğünü kanıtlayasın” (51:4).

         Evrensel, egemen, kutsal Tanrı’yla ilgilendiğimiz unutulmasın. İnsansal savların su götürür yanı olsaydı, Tanrı’nın yargı yetkisini hiçe indirirdik biz kurnaz yaratıklar. Tanrı karşısında tartışmaya koyulanın endişe oluşturan durumu budur. Bu türden kuramlar elbette tüm evreni yargıçsız bırakır. Tanrı’yla çekişenin oluşturduğu tehlike nedir? Keyfe göre biçimlendirilmiş bir tanrı, yargıçsız insanlık! Oysa Mezmur’da Tanrı’ya yükseltilen yakarı şudur: “Enginlerden seni çağırdım ya RAB! Ya Rab sesimi işit, yakarılarımın ünlemini kulakların iyi dinlesin” (130:1,2). Burada günahlı her itirazı ve tartışmayı bir yana iterek Tanrı’nın affını arıyor. Eski Antlaşma’da günahla ilgili yaklaşık on dört İbranice kullanım vardır. Tanrı’nın açıkladığı günah eylemleri.. Bu illet bazı kez bir biçimde başka kez de ayrı biçimde kendini belli eder. Mezmur’un yazarı günahın korkunç boyutlarını tümden kavrayamamanın bocalayışındadır. Tanrı’ya şöyle dua ediyor aynı Mezmur’da: “Ya RAB, suçların hesabını tutarsan, kim durabilir, ya Rab?” (103:3; bkz. Mezmur 76:7; Nahum 1:6; Vahiy 6:17).

            Dinsel-töresel uygulama ve geleneklere bel bağlayan, sorunun ilerisini görememenin çalkantısındadır (bkz. II.Petros 1:9). Pavlos bu türden günah ürünü sürtüşmeleri tek sözle yanıtlar: “Öyleyse, kötülük yapalım ki bundan iyilik çıksın” (8). Yahudiler’in temel bozukluğu ruhsal yasalarını her şeyin üzerine koymalarıydı. Belirli durumlarda Tanrı’nın egemenliğiyle bariz çelişkiye düşercesine sergilerlerdi bu ataklığı. Dinsel büyüklenmeden daha berbat bir pohpohlanma düşünülemez. Bu tuzağa yakalanan, kendisi gibi olmayanları elbette aşağı görür. Allah’ını kişisel düzensizliklerine kalkan gibi kullanan töresel uygulamalarından beslenir. Pek çok kişinin aklında kötü olan iyidir, çünkü onun bu varsayımı dininin icaplarına dayalı. Mesih’in kurtarmalığı önünde eğilerek günahından tövbe eden, tüm güvenini Tanrı’nın kayrasına bağlayan birey sağduyuludur, sonsuzlar sonsuzu mutludur.

            Sadık İncil habercisi kara çalınmak tehlikesiyle karşı karşıyadır. Pavlos’un su katılmamış öğretisini çekemeyenler birçok yolla onu suçlama çabasındaydı. inci ayetteki suçlamayı ona yüklüyorlardı: “Yaraşıklıdır; günah işleyin, ardından da affedilin!” Mesih’in sunduğu kayrasal kurtuluşa karşı çıkanlar bugüne dek aynı sıradan uydurma savlamalarla Tanrı adaletini, kurtuluşun kesinliğini yerer. Sadık haberci Pavlos birçok yerde bu türden suçlamalarla karşılaştı (bkz. II.Korintoslular 10:1,10; 11:26; Galatyalılar 1:7; 5:11; Filippililer 1:17 vb). Haberi etkisiz kılamıyorlarsa işin kolayı haberciyi yermek, karalamak, kötülemek ve bu çirkin iftiralarla Mesih’in Sevinç Getirici Haber’ini aşağılamak. İblisin taktikleri onun cin sürülerinden boldur (bkz. II.Korintoslular 2:11).

            9-20 ayetlerde tüm soyun günah yargılamasında olduğu kuşku bırakmaksızın vurgulanıyor. Adem’in kuşakları onun kopyesi. Eski hamam eski tas. Temel benzerlik günahlılığımız. Günah egemenliği hepimizi köle kılmış (6:15-23). Bu üzücü gerçek tüm çıplaklığıyla sergilenmekte, Eski Antlaşma’dan kesin açıklamalarla belirtilmekte. Tümü aynı noktada odaklanıyor: “Doğru olan yok, tek kişi bile” (10,11,12). Tanrı yargıç, hekim ve tarihçi betimleriyle tanımını vermekte. Aynı tez farklı dille 19,20 ayetlerde yineleniyor. Bu dönümde Pavlos konuyu genelleştirerek paganların günahlılığına geçiyor. 1:18’de ele aldığı konuyu şimdi yeni baştan sürdürüyor. Tanrı’nın hak öfkesi paganlara yöneliktir (1:18-32) ve Yahudiler’e (2:1-3:8). Böylece her soydan her boydan tümünün günah egemenliğinde bocaladığını bir kez daha anımsatıyor yazar (9). Kadın erkek herkes günahın acımasız egemenliğinde.

            Yaşam yolculuğunu sürdüren her can yokuş aşağı yolculukta.. İçerdeki günah sürekli hız kazanmakta, varlığı bin bir kargaşalığa tehlikeye açık bırakmakta. Mesih engebeli yaşam gidişine Tanrı’nın atadığı rampa oldu. Yokuş aşağı seğirten yüklü kamyonun frenlerine kesinlikle güvenilemez. Bu yerlerde yol mühendisleri aracın hızını kesmeye hizmet edecek rampa kurmayı düşünür. Frenler ısınınca ya da görevini yapamayınca şoför nefesi rampada alır. Bazı sağlam taşıtlar rampaya sığınmadan yolunu sürdürebilir; ama kusurlu, düşük, güçsüz canın başarı yeteneğine güvenilemez. Her durumda kurtarana koruyana gereksinimi belirgindir yaşam yolcusunun (8:7; bkz. Efesoslular 4:18; Titos 1:15). Tümel günahlılığa tümel arınma gerekir (9:23,24; bkz. İbraniler 7:25; Efesoslular 4:20-24). Günahın hem kişiliğini hem de evrenselliğini daha da kesinlikle kanıtlamaya Eski Antlaşma peygamberliklerinden on dört aydınlatıcı, öte yandan da bocalandırıcı eylemi sıralıyor yazar. Ardındansa konuyu yeniden Yahudiler’e taşıyor. Kadın erkek, genç yaşlı herkes günahın gitgide kıstıran mengenesinde:

  1. Doğru olan tek kişi bile yok (Eyub 9:2; Vaiz 7:20)
  2. Anlayışla davranan yok (Yasanın Tekrarı 29:4; Yeşaya 6:9,10; 63:17)
  3. Tanrı’yı arayan yok (Yasanın Tekrarı 32:17)
  4. Tümü yoldan saptı (Yeşaya 53:6, Malakya 2:8).
  5. Tümü yararsız oldu (Yeşaya 59:13)
  6. İyilik yapan yok, tek kişi bile (Yeşaya 58:3b, 4a)
  7. Boğazları açık gömüttür (Mezmur 5:9; 7:14; 52:3)
  8. Dilleriyle kandırırlar (Yeremya 9:5; Mika 6:12)
  9. Dudaklarının altında engerek zehiri var (Mezmur 140:3; 10:7b)
  10. Ağızları ilenme ve acı sözle taşar (Mezmur 10:7;73:8; Eyub 20:12)
  11. Ayakları kan dökmeye koşar (Yeşaya 59:7; Süleyman’ın  Özdeyişleri 1:16; 6:17)
  12. Geçtikleri yollar yıkım ve dertle dolu (Yaratılış 6:11,13; Yeşaya 59:7; 65:2)
  13. Barış yolunu bilmezler (Süleyman’ın  Özdeyişleri 3:17; Yeşaya 59:8)
  14. Gözlerinde Tanrı korkusu yoktur (Mezmur 36:1)

            “Annem bana günahta hamile oldu” (Memur 51:5b) diyen Davut her günahlıyı değişmeyen gerçeğe yöneltiyor (bkz. Eyub 14:4; 15:14; Efesoslular 2:3). Hangi düşük insan ezeli-ebedi nurun önünde dimdik durabilir, ona bakabilir? Bu Tanrı’nın kayrasıyla kurtulmamış, arıtılmamış can ilkin Mesih’in kurtulmalığına sığınsın, paklansın, arıtılmış yürekle, kutsal Olan’ı bilmekle, sevinç ezgisiyle Baba Tanrı’ya tapınsın. Ters durumda düşük-kirli diliyle, kaba kuvvete eğilimiyle, yalancılık-düzensizlikle her yana yıkım ve dert getirmekte. Hem içi hem dışı.. Bu kişinin bağlılığı şeytanadır. Ruhsal yasalı Yahudi ya da yasasız pagan olsun, “her ağız kapansın ve tüm dünya Tanrı önünde suçlansın” (19). Herkes günahı ilişkisinde Tanrı’ya sorumludur. Dininin onu haklı çıkarmaya yetersizliği, bireyi Tanrı’nın karşısında büsbütün mazeretsiz savunmasız bırakmakta. Bu nedenle, Tanrı’nın yargısı günahlıya ağır öfkeyle taşıyor. Meğer, günahlı kişi Tanrı öfkesinin çarmıhta İsa Mesih’e doğrultulduğunu, O’nun yaralarıyla sağlığa kavuştuğunu tanıyarak içtenlikle iman etsin.. Doğrulukla donatılmanın tek yöntemi budur. Ters durumda, çabalama kaptan ben gidemem!

            Günahlının tanrısal kurtarmalıkla arıtılıp yeniden doğuşu Tanrı hükümranlığına alınmanın biricik koşuludur (bkz. Yuhanna 3:7; Galatyalılar 6:15; İbraniler 12:14; Efesoslular 2:3; Yuhanna 6:44,45; Yeremya 13:23). Tanrı’nın adaleti doğruluğu (dikaiosini) 21-25 ayetlerin ana vurgulamasıdır (19,20). Kullanım bu kesimde dört kez geçer (21,22,25,26). Aynı kelimenin fiili (dikaioo) iki kez geçer (24,26), dikaios (26), yine aynı kökenli dikaioma ile ilgili yerlere bakınız (1:32; 2:26; 5:16,18 ve 8:4). Günahın nesnel sonucu suçluluktur. Varlığında özgün ve kalıtımlı günahı taşıyan ademoğlu günahı işleyince bu kez suçluluğu da üstlenir. Her günah kutsal Tanrı’yı aşağılamaktır (bkz. Mezmur 51:4-6). Günah yargıyı gerektirir, bu sonuçtan kaçış ise kefareti (bkz. İbraniler 9:22; II.Korintoslular 5:21). Şeriate bağlılık olsun, katı dinsellik olsun canı o parlak aşamaya yükseltemez. Hiç kimse bunlara harfi harfine bağlanabilmeyi aklının ucuna getirmesin. Günahlı kişi hak ve adaletli Tanrı’ya nasıl yaklaşabilir? Tanrı’ya bağlılığın baş gereği Tanrı’nın kutsallığına saygıdan esinlenen korkudur (18; bkz. II.Korintoslular 7:1; Efesoslular 5:21). Yaşantısı eylemleri ruhsal yasanın ilkeleriyle sürekli çelişkide olan birey din konularında ağzıyla kuş tutsa Tanrı’ya yararlılığı düşünülemez (20).

            23. ayette belirtilen gerçek tüm soyun nasıl bir çıkmazda bulunduğunu ışığa getirir. Burada Tanrı’nın evrensel yargısıyla karşılaşırız. Günah Tanrı’nın kutsallığından dille anlatılamayan ıraklıklara sürükledi ademoğlunu. Bu durumda can inim inim inlemekte. Kadının erkeğin temel gereksinimi günahı bilme aşamasıdır, epignosis hamartias (20). Bu kavram ancak Kutsal Ruh’un aklı yüreği aydınlatmasıyla gerçekleşebilir. Ters durumda ademoğlu her tür mazereti öne sürer, öte yandan koynunda bir engerek yılanı taşıdığını kestiremez. Ama Tanrı hem küçük hem de büyük günahı görür ve bilir. Yerçekimi yasası dünyamızda olsun, kendimizde olsun eşit güç ve etkinlikle çalışır. İnsanın her çeşit baş kaldırması Tanrı’nın kutsallık ilkesi karşısında belirgin olur, yargıyı gerektirir. Dinsel yasaları uygulayarak Tanrı’yı hoşnut edebileceğini düşünenin hesaba alacağı kaçınılmaz gerçekler onu sadece hüsrana uğratır:

  1. Ruhsal yasanın tek kuralını kırınca hemen suçlu duruma düşmez miyim?
  2. Zedelediğim Tanrı adaletini, yasanın dileklerini tutarak onarabilir miyim?
  3. Tüm şeriati tuttuğum varsayılsa bile geçmişte işlediğim günahların hesabı ne olacak?
  4. Ruhsal yasanın dileklerini yerine getirerek Tanrı’dan övgü ya da ödün beklersem, O’nu bana karşı borçlu duruma  düşürmez miyim? Konuyla ilgili olarak şu ayetlere bakınız: (3:20,28; 4:5:13,14; 5:19,20; 6:14; 7:4,6; 10:4; II.Korintoslular 3:14; Galatyalılar 2:16; 5:18; I.Timoteos 1:9; İbraniler 7:18,19).

            Tanrı ruhsal yasayı (şeriat) hangi amaca vermiş olabilir? Ön sırada kusursuz kutsal öz niteliğini açıklamaya (7:7-12). Ruhsal yasa Musa aracılığıyla Yahudiler’e verildi; onların bir teki bile oradaki dilekleri uygulayamadı. Yazar Pavlos bu konuyla ilgili başka bir mektubunda şu aydınlatıcı gerçeği vurgular: “Demek ki, ruhsal yasa Mesih’in gelişine dek bizlere eğitmenlik (pedagogluk) etti; imandan gelen doğrulukla donatılalım diye” (Galatyalılar 3:24). Bunun ışığında tüm insanlık Tanrı’nın hak yargısı altındadır (1:18-3:20). Sorunun orta yeri yoktur. Ademoğlu ya tümden suçsuzdur, ya da suçlu; az veya çok. Somut kurtuluşa İsa’nın kurtarmalığına imanla ulaşılabilir. Tanrı’nın kayrası sevgisinin işlerliğe konulmasıdır. Tanrı sevgi olmasaydı Adem’le Havva günah işledikleri an onları hemen çarpardı. Bunu yapacak yerde onlara bir kurtarıcı vaat etti (bkz. Yaratılış 3:15). Tanrıbilimde buna Protevangelion denir: İncil’in başlangıcı.

            Tanrı erden Meryem’den insanlığa Kurtarıcı’yı gönderdi. O’na iman eden, Tanrı’nın doğruluğu olmuştur (bkz. II.Korintoslular 5:21). Günahlı can, İsa’nın sağladığı doğrulukla doğru çıkarılır (5:9). Bu insanın Tanrı karşısında zerre kadar denebilecek hiçbir doğruluğu tasarlanamaz, ne de böyle bir şeyle övünebilir o (1:17). Ruhsal yasa da, eski çağın peygamberleri de bu gerçeğe tanıklık ediyor (3:21; bkz. Daniel 9:16; Mezmur 71:2,15; Yeşaya 51:5,8; Habercilerin İşleri 3:18).

            Tek Tanrı’nın yeryuvarlağında günahlı insanları doğrulukla donatma yöntemi tektir (3:22): İsa Mesih’e iman yoluyla. Herkes günahlı, herkes Mesih’e iman yoluyla günahtan arıtılır. Bu iman hem Tanrı sunusunu kabul etmektir, hem de Tanrı’nın tasarladığı adalet yöntemine teslim olmak. Tanrı böylesi şaşırtıcı kurtuluş yöntemini herhangi bir borçluluk düşüncesiyle işlerliğe koymuş değildir. Bu konuda kafası karışanların sayısı çok: Nasıl oluyor da, Tanrı Mesih’ini ölüme gönderiyor ardından da, O’na iman edeni kayrayla arıtıyor? Bu yolda tartışmaya koyulanın yanlışlığı bangır bangır bağırıyor: Sen kim oluyorsun da Tanrı’nın tasarısına, isteğine karşı çıkıyorsun? O’na meydan okuyabilir misin? Tanrı’nın bu kararı O’nun kutsal-egemen isteğinden kaynaklanıyor, ezellerden kesinliğe gelen.. Aldığı karara ilişkin hiç kimsenin bu kararı eleştirmeye hakkı yoktur; hiç kimseye hesap vermeye sorumlu tutulamaz kutsal, egemen Tanrı.

            Günahın Tanrı önünde oluşturduğu yara ve üzgü kesinlikle yatıştırılmalı; buysa ancak kurtarmalığın kanıyla gerçekleşir. Ademoğulları din törelerine uyarak  Tanrı’yı yatıştırma uğraşında bin bir yola başvurur; ama Tanrı’nın saptadığı ve etkin kıldığı yöntem tektir. Eski Antlaşma’da kurbanın kanıyla olurdu bu (bkz. Levililer 1:4; 4:20; 5:10; 6:7; 17:11; Eyub 42:7; Yaratılış 8:20,21; Yeşaya 53:1-12). Kurtarıcı Mesih Passah döneminde tüm insanlığın günahı için öldü. Eski Antlaşma’da birey sunulan hayvanı günahlarına karşı temsilcisi sayar, onun başına ellerini koyar, kişiliğini hayvana yüklerdi. Ardından kurbanın etini yerdi. Böylece kurtarmalığıyla özdeşliğe girerdi. Bu betimsel uygulama Yeni Antlaşma’da Mesih’in haçta günahlı için öldüğüne göstergedir. Rabbin sofrası, ekmekle şaraptan pay almak bunun bütünlenen, Tanrı’ca kabul edilen kurtarmalık olduğuna tanıklık eder. Günahlının biricik yükümlülüğü bunu değerlendirip Tanrı’nın arıtma gücüne iman etmektir (bkz. Yuhanna 6:51,57).

            İsa Mesih’in en parlak hizmeti insanı Tanrı’yla barıştırmaktır. Kutsal Tanrı yaratığı insan doğrultusunda mağdurdur; çünkü ademoğlu O’nun kusursuz yasasını çiğnedi, günaha verilerek Tanrı’yı aşırı oranda üzdü. Kutsal Tanrı’nın kutsallığı incindi. Kutsallığın dileği hakça uygulanan adalettir. Mesih kendi isteğiyle insan soyunun günahını yüklendi. “Günahı bilmeyen günah oldu; bununla biz Tanrı’nın doğruluğu olalım diye” (II.Korintoslular 5:21). Buna iman edip Tanrı’nın onayına kavuşan can Tanrı’yla barışa erer.

            Rab İsa Mesih’in haçı, günah karşısında Tanrı’nın acısı insanınkinden önde bulunduğunu kanıtlar. Haç, her tür günahın ve kötülüğün eninde sonunda acımazlıkla yargılanacağını düpedüz belirgin eder. Haç, insanın varlığında egemenliğini kuran her çeşit karanlık düşüncenin ve eylemin tüm açıklığıyla sergileneceğini tanıtlar. Hak ve adaletli Tanrı günahı Mesih’inin bedeninde yargılayarak günahlının günahlılığını tüm evrene sergiledi. Ademoğlunun en önde kavraması gereken temel gerçeği seven Tanrı her görenin gözü önüne böylece serdi. Mesih’in haçta ölmesi gerekliydi, çünkü, 1. Tanrı’nın zorlanan adaleti kesinlikle kurtarmalık diler. 2. Haçlamayla Tanrı cezalama yetkisini kullandı. 3. Çiğnenen kutsallığını Tanrı hangi karşılıkla geri aldığını gösterdi. 4. Yaratığı insanı Tanrı’nın doğrulukla donatmasının yolunu açtı.

            Bu dönümde yazar köklü bir tanrıbilim sözü kullanıyor: apolytrosis (24). Bu, ‘kölelikten satın alınma’ eylemini anlatır. Tanrı İsa Mesih’te günahlarımıza karşı tüm ödemeyi sağladı ve eliaçıklıkla bunu işlerliğe getirdi. Öyle ki, o ezici köleliğin bütün zincirleri kopsun (bkz. 9). Lytron, apolytrosis bileşik bir sözcüktür apo lytrosis fidye ödeyerek kurtarmak, (18:23; bkz. I.Korintoslular 1:30; İbraniler 9:15; 11:35). İbranice gaal (fidye, fidyeyle kurtarmak) sözünün anlamı için (bkz. Levililer 25:30; Mezmur 107:2; Eyub 19:25; Yeşaya 52:3). İbranice’de kapporeth sözünün anlamı (kipper), suçu kefaretle örtmektir. Bu uygulama Antlaşma Sandığı üzerinden yapılırdı. Bu yerde Musa’ya verilen On Buyruk iki taş levhada saklanmaktaydı. Her can oradaki buyruklara tecavüz etti, kutsal Tanrı’nın katında suçlu oldu. Yazılı yasa kırılmış, kefaret gereği kesinleşmişti. Büyük Kefaret gününde kurban kanı Antlaşma Sandığı’na serpilirdi; hem başrahibin hem de halkının suçluluğunu belirgin eden tecavüzler zinciri.. Antlaşma Sandığı’nı örten yere kan serpildiğinde, zorlanan yasada bildirilen günahlar bir yıl için bağışlanırdı. O gün o yerde Tanrı’nın zedelenen yasası gerekli kurtarmalığı alır, kişi bir yıl boyu kurtulmuş olurdu. Gelgelelim aynı kutsal tören bir yıl sonra yinelenmeliydi. (Efesoslular 1:7,14; 4:30; Koloseliler 1:14; İbraniler 9:15; Mısır’dan Çıkış 21:8). Aynı sözün başka kullanımları için (bkz. Luka 21:28; İbraniler 11:35).

            Bunun ardından başka bir isim kullanılıyor: hylastirion (25; bkz. İbraniler 9:5). Eski Antlaşma’da kutsallar kutsalında antlaşma sandığının üzerinde kan serpilen yer için bu ad kullanılırdı: kapporeth. Büyük kefaret gününde, özel kurbanın kanı serpilen bağışlamalık noktasıydı bu. Tören yılda yalnız bir kez yapılırdı. Bununla hayata karşı hayat sunulur, günahlar bağışlanırdı. Başrahip elinde kurban kanını taşıyarak –kendisinin günahları için de– buraya girerdi. Bu yerin üzerinde Yücelik Kerubimi gölge salardı (bkz. İbraniler 2:17). Yeni Antlaşma’da yalnız Romalılar ve İbraniler’de kullanılır bu ad (25; bkz. İbraniler 9:5).

            Eski Antlaşma, LXX’de (Yetmişlerin Hellence Çevirisi) şu yerlere bakınız: Mısır’dan Çıkış 25:18-22; 37:7; Levililer 16:2-5; 23:27; 25:9; Mezmur 25:11; 78:38; 79:9; 130:4; Süleyman’ın Özdeyişleri 16:14; Hezekiel 44:27; Daniel 9:9. Bu sözün İbranice kullanımı kapporeth (yatıştırmak, ödün vermek, günahları örtmek, bağışlatmak). Bunun Latincesi: propitiatorium, Almanca’nın Luther çevirisinde gnadenstuhl. Bu söz İngilizce mercy seat ile eşit anlamlıdır. Aynı adın başka bir kullanımı hylasmos, fiili hylaskomai (bkz. I.Yuhanna 2:2; 4:10). Eski Yunan’da on iki Olimpiyat tanrısı yılın on iki ayında af sağlamaya hylasmos dilerdi. Bu uygulamalarla hakkın yerini bulması gözetlenirdi. Yeni Antlaşma’da Tanrı uygulaması şu kesin dille açıklanır: “Çünkü tek sunuyla kutsal kılınanları sürekli yetkinliğe erdirdi” (İbraniler 10:14; bkz. ayet 10).

            Nur gibi parlak kutsallıkta Var Olan İsa Mesih günahlılığın karanlığında topallayana kendine özgü doğruluğu sunuyor. Mesih bağlısı yeniden doğuştan sonra Tanrı’nın doğruluğudur: “Tanrı günah nedir bilmeyeni yerimize günah kıldı. Öyle ki, Mesih bağlılığında Tanrı’nın doğruluğu olalım” (II.Korintoslular 5:21). “İsa’nın kanı aracılığıyla şu anda doğrulukla donatılmışsak, O’nun aracılığıyla Tanrı’nın gelecek olan öfkeli yargısından kurtuluş bulacağımız daha da kesindir” (Romalılar 5:9). Tanrı’nın hem adaleti hem de doğruluğu günahlının varlığında İsa Mesih aracılığıyla gerçekleşir. Tanrı’nın günahı giderme eylemi O’nun sevgisinden kaynaklanan armağan niteliğinde sadece Mesih’in haçında açıklanır, herkese sunulur. Mesih’in haç ölümü Tanrı’nın adalet dileğini yatıştırır hem de hak öfkesini kaldırır (25b, 26). Bu sınırsız öfke ıstıraplar çeken Mesih’e boşaltılmıştır. Günahlıların doğru sayılma aşaması salt iman yoluyla gerçekleşir. Bu parlak ulaşımdan her tür dinsel uğraş, dinsel şeref, dinsel önem dışlanır.

            Tanrı ancak İsa Mesih’in haçtaki bağışlamalığıyla hoşnut edilebilir. Adaletinin dileği bununla karşılanır, günahlıya bağışlamalık gereği sağlanmış olur. Her ikisi de İsa Mesih’in haç ölümüyle tümlenir. Gelgelelim, her ilişkide olduğu gibi Tanrı’ya yaklaşım kovalayışında da gururlu ademoğlu bunu kişisel başarılarıyla elde etmeyi yeğler. Böylece Mesih’in bağışlamalığına, kayrasal kurtarışına düşman kesilir. Ne der Yeşaya peygamber? “Haberimize kim inandı? RAB’bin pazısı kime açıklandı? ... Bütün doğruluk işlerimiz bulaşık bez benzeridir” (53:1; 64:6). Budur Tanrı karşısında günahlının dinsel, töresel, biçimsel uygulamalar dizisi. Dinsel bireyin önemi sarsılırmış bu kesin yargıdan! Varsın sarsılsın onun kuru gururu. Günahıyla ilkin Tanrı’nın ödün vermeyen kutsallığını zedelemiştir o. Belki bu kesin yargı onu paralar alçaltır, tövbeye ve kurtarıcı Mesih’e çeker, sonsuz yaşam güvenliğini belirgin eder.

            Günah insan soyuna Tanrı’nın keyfi kararıyla varılmış bir yükleme değildir. Kutsal ve kusursuz Tanrı üstünkörü hiçbir karar vermez, düşük kusurlu eylemleri etkilemez. Adem’in bedeninde yatan soyumuz onun günahıyla işbirlikçi oldu; hiç kimse kendisini atasından koparamaz. İlk atamız başımızdır. Bu bilgi soruna gerçekçilikle yaklaşmamızı yönler (bkz. Nehemya 1:6; Yeremya 3:25; 14:20). Amansız bir diktatörün kendi halkını herhangi bir vahşete sürüklemesi o toplumun boynunu büker; kuşkuya yer vermeksizin diktatörün işlediği kudurganlığa katılır o toplum. Çoğu kez onayı olmaksızın.

            Kargaşalıklı ortamda bir kötülüğe doğrudan doğruya katkısı olmayanlar da tek kişinin kötülüğü ardından gelen cezayı çeker. Bunun örnekleri boldur. Hepimiz yaşam ortağıyız. Birey, ben bu kötülüğe özgür kararımla katılmadım diyemez. Her birimiz aynı çevrenin evladıyız. Ne iyi olurdu, onlarda katkımız olmayan kötülüklerin cezasını taşımasaydık! Kurulu düzende sadece suç işleyen değildir genel cezayı çeken.. Nice suçsuz kişi bir ya da birkaç suçlunun getirdiği üzücü sonuçları taşımakta. Dünya düzeninde kişisel kötülüğün kişisel cezası var, bir de kollektif (ortaklaşa) cezası.. Olaylara bir göz gezdirdiğimizde bunun üzücü gerçekliğini görebiliriz.

            Bu dönümde çocuklarla ilgili bir soru belirir: Çocuk doğumunda günah doğasını taşır mı? Çocuklar niçin ölüyor? Tanrı katında onlar nasıl yergılanacak? Çocuk iman edebilir mi? Bu sıradan başka bir sürü soru gelebilir akla. Hiç unutulmasın çocuk da Adem’in soyundandır; bu nedenle özgün ve kalıtımlı günahı taşımaktadır. Buna hiç kimse şaşırmasın; çocuk da günah yargısındadır, ölüm onun da varlığında egemendir (5:12-21). Tanrı, çocuğu ayrı bir sıraya koymaz. Tanrı’ya şükür! Çok önemli bir gerçek kendisini belirgin eder. Bilgide yetkinliğe ermemiş çocuk kişisel kararıyla günah işlememiştir. Çocuk da evrensel kurtarıcı İsa Mesih’in kayra gölgesindedir. Sorumluluk aşamasına gelmeyen, bilerek ya da bilmeyerek günah işlemeyen çocuk hiç kuşkusuz Tanrı’nın bol kayrasından yararlanır, Mesih’in kurtarışı çocuğu da kapsar. Hangi ulustan, inançtan, sınıftan olursa olsun çocuk Tanrı’nın sunduğu sonsuz yaşamın mirasçısıdır. Tanrısal kayrayla (Matta 18:1-5; 19:13-15; Markos 10:13-16; Luka 18:15-17).

            Adem’in günahı insan soyuna günah sayıldı. Tüm soya sokuldu ve yükletildi (12; bkz. Efesoslular 2:3). Bu sorunda payımız katkımız olmayan düşüklükten nasıl sorumlu sayılabiliriz? Hak Tanrı bizi nasıl ilk atanın günahı nedeniyle günahlı kılar? Bu iki soru kökende birbirine eşittir. Sağduyulu yanıtıysa belirgindir: Hepimiz Adem’de ölüyoruz “Çünkü nasıl tümü Adem’de ölüyorsa, tümü de Mesih’te yaşama getirilecektir” (II.Korintoslular 15:22). Adem federal baştır hepimize. Hoşea peygamber konuyu belirginliğe getirir: “Onlar Adem gibi antlaşmayı aştı. Orada bana ihanet ettiler” (6:7). Peygamber, Tanrı’ya karşı günah işleyen İsrail toplumunu yargılarken, onların suçunu Adem’e, başka sözle insana taşıyor (bkz. Hoşea 8:1; Mezmur 82:7).

            Daha önce Eski Antlaşma’da kutsallar kutsalına bağışlamalık hayvanın kanıyla yıldan yıla bir kez giren başrahip, Tanrı’nın karşısında halkın günahlarını açık açık sergilerdi. Golgota haçında kurtarıcı Mesih alemin önünde en ağır yasa kırıcı olarak tüm utançla sergilendi: “Tanrı Mesih’in kişiliğinde insanların suçlarını saymayarak dünyayı kendisiyle barıştırıyordu” (II.Korintoslular 5:19). Tarihte önemi tek olan bu barıştırma eylemi ne Olimpiyat tanrılarına getirilen kurbanlara benzer, ne de şimdiki dinlerin sunduğu hayvan boğazlamalarına. Günah öylesi korkunç ki develer, zürafalar kurban edilse de onun  zerre kadarı giderilemez.

            Aynı soru birçok kez duyulur: Pekiyi İsa Mesih’in bağışlamalık ölümünden önce işlenen günahlara nasıl davranıldı? Soru yazar Pavlos’un düşüncesindedir; yanıtını şöyle veriyor: “Tanrı daha önce işlenmiş günahlara göz yummuştu” (25b). Bu nasıl oldu? Çünkü Tanrı katlanışta (anohi) bulundu (26a).  Önbilimle Mesih’in haça çakılışını kararlaştıran, bunun parlak sonucunu tanıyan evrensel yargıç Eski Antlaşma dönemindeki günahlara katlandı. O dönemin kurtulmuşları da özel açıklamayla, oluşundan önce Golgota’nın bütünleyici etkisini anladı. “Abram RAB’BE iman etti. RAB da bunu ona doğruluk saydı” (Yaratılış 15:6). Tanrı İbrahim’in ve bütün Eski Antlaşma inanlılarının imanı uyarınca onları doğru kıldı. Mesih şöyle dedi: “Babanız İbrahim günümü görmenin umuduyla kıvanç buldu” (Yuhanna 8:56). Eyub tüyleri ürperten ıstıraplarında şöyle haykırdı: “Ben ise bilirim; kurtarıcım diridir, en sonunda toprağın üzerinde dikilecek. benim derim, bu beden yok olduktan sonra o zaman etim olmaksızın Tanrı’yı göreceğim. Ben O’nu kendimden yana göreceğim ve gözlerim O’nu görecek. Bir yabancı gibi değil. Bağrımda yüreğim bayılmaktadır” (Eyub 19:25-27). Davut da bunu şöyle kutlamıştı: “Ne mutlu isyanı bağışlanan, günahı örtülen insana. Suçu RAB tarafından sayılmayan, ruhunda hile bulunmayan insana ne mutlu” (Mezmur 32:1,2b). Tanrı’nın adaleti kesinlikle Golgota’da açıklandı. Daha önce işlenen ya da ileride işlenecek günahlar konusunda.. Bunun sonucunda ne O’nun adı  adaleti zedelenmiş kaldı, ne de günahlı insan kurtuluşsuz sayıldı. İncil budur. Orada Tanrı adaletin, doğruluğun her dileğini kesenkes karşılar. Tanrı adaletinin hakkı, insan suçluluğunun çözümü İncil’de aydınlığa getirilir: Tanrı Kuzusu İsa Mesih’in kurtarmalık kanıyla.

            Hak ve adaletli Tanrı insanın doğru çıkarılmasını Oğlu İsa Mesih’in kurtarmalığına bağlı kıldı. Din başarılarını kesinlikle saf dışı bıraktı. Böylece insansal övünmeyi önledi. Tanrı hiç kimsenin övünmeyle kendisine yaklaşmasını onaylamaz (bkz. 27a). Dördüncü bölümde İbrahim’in doğruluğuna yaklaşırken, onun da hiçbir övünç payı olmaksızın doğrulukla donatıldığını anımsatır yazar Pavlos (4:1-2). Ardından günahlının ruhsal yasada buyrulan işlerle değil, imanla doğru Tanrı’nın doğru bağlısı ilan edildiğini vurgular (27b,28). İman inanlının kişisel başarısı değil, Tanrı’nın varlıkta bütünlüğe getirdiği eylemdir. İnanlının hiçbir işi onun kurtuluşunu satın alamaz (3.28; 4:4,5,16). Günahlı bireyi Tanrı’nın kurtarma eylemine O’nun Kutsal Ruh’u çeker: “Bize gelince Ruh bağlılığında, imandan oluşan umutla doğruluğu gözlemekteyiz. Çünkü Mesih İsa bağlılığında olana ne sünnet edilmenin, ne de edilmemenin bir yararı vardır. Önemli olan, sevgi yoluyla etkisini belirten imandır” (Galatyalılar 5:5,6). Günahlı yürek takatsizliğini kavrayarak kendini Mesih’e iman aşamasına yükseltir. Bu ortamda iman Tanrı doğrultusunda kesin söz dinlerliği oluşturur (1:5). İman kendiliğinden kurtuluş sonuçlaması değil, günahlı varlığı Mesih’e çeken tanrısal ilişkidir. İman, gereksinimli canı Mesih’e getirir, geminin demir atması gibi onu Mesih’te güvenliğe eriştirir. Tıpkı bu ilke uyarınca İbrahim de yaptığı işlerle değil, salt imanla doğru Tanrı’nın doğru bağlısı ilan edildi (4:3-8).

            Üçüncü gerçek, sünnetli ya da sünnetsiz kişi tek Tanrı karşısında imanla O’nun gerçek bağlısı olabilir (28-30). Aynı uygulamada sünnetlisi de sünnetsizi de iman yoluyla İbrahim’in evladı olur (4:9-17). Yazar, ‘yasada sıralanan işler’ in ergon nomou (28) etkisizliğini vurguluyor. Bu kesin ilkeyi Romalılar’a koşut olan Galatyalılar mektubunda da yineliyor (bkz. 2:16; 3:2,5,10). Yasa uygulamaları yeryüzünde tek insanı doğru çıkaramaz. Hepimiz ulusun yasası altındayız. Ulusun bir tek yasasına tecavüz etmedim diyen bulunabilir mi? Nerede kalmış bir kimse Tanrı’nın tek yasasına tecavüz etmedim diyebilsin? Bu gerçek her çeşit övünmeyi dışlar. Yahudiler şu ana dek dinsel özenlilikleriyle, tektanrıcılıklarıyla  övünür durur (bkz. 9:30-10:3). Tıpkı onlar gibi başkaları da din icaplarının başarıyla tutulduğunu öne sürerek övünür bir de elhamdüllilah çeker. Yani, din icaplarına uyduğunu Tanrı’ya söyletir. Pek çok din ifasını Allah’a borç ödemekle anlatmak ister; yani bir din uygulamasıyla Tanrı’ya görev eda edilirmiş! Sözün kısası dinsel insan verecekli, Allah da alacaklı.

            Düşük bireyin Tanrı’ya tek borcu vardır: Günah borcu.. İnsan sabahtan akşama dek din ifalarıyla oyalansa, alacaklı Tanrı’nın gönlünü hoşnut edemez. Dinli dinsiz herkesin Tanrı’ya günah borcu hiçbir zaman ödenemeyecek. Dünyanın günah borcunu Mesih çarmıhta ödedi; hem de kutsal kurtarmalık kanıyla. Bunu imanla kabul etmeyen, Tanrı’ya ilelebet borçlu kalacaktır. Kutsal Söz ne demiştir? “Tümü günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kalmaktadır” (3:23; bkz. Mika 6:6-8). Öncelikle Tanrı’nın kabul ettiği kusursuz doğruluk ancak kendisinden gelen doğruluktur; haktan beslenen doğruluk (4:3-8).

            Yazar üzerinde durulan konunun kökenine inerek, (5:12) Tanrı’nın kesin yetkinlik ve güzellikte yarattığı yeryuvarlağına günah kapısı nerede ve nasıl açıldı? sorusuna eğiliyor. İşte düşünürleri, bilginleri, filozofları, ruhbilimcileri, toplumbilimcileri ve daha her kim düşünülebilirse, çağlar boyu uğraştıran sorun budur. İncil’in temel konusu ve bunun Tanrı’ca çözümü bu kesimde apaçık gösteriliyor. Bunu göz ardı ya da akıl ardı eden ne tanrıbilimi ne de insanbilimi kavrayabilir. Yazar Pavlos’un tanrısal esinlemeyle soruna ışık saçması her sav ya da kuramı aşar.

            İlkin, herkes Adem’in günahında günahlı oldu (5:12; Yaratılış 2:17; 3:19). Sonra, herkes günah işledi ve işliyor (bkz. I.Krallar 8:46; Mezmur 90:7,8; 130:3,4; Süleyman’ın Özdeyişleri 20:9; I.Yuhanna 1:8-10). Çağımız bir makina çağı; ama nice makina gıcırdıyor, bozuluyor. Çünkü yağlanmamış. Yeryüzü de dinsel kişilerle dolup taşıyor; ne var ki tümü gıcırdıyor. Çünkü Kutsal Ruh yağlamasıyla yenilenmemiş yaşamlar Karadeniz’in hamsileri gibi bol. Tanrı önünde yaşamsal paklanma din biçimleriyle değil, imanladır (24). Bu, hak edilmeyen kayradır (bkz. Vahiy 21:6; 22:17; Efesoslular 1:7; İbraniler 9:15).

            Adem Eden’de günah işleyince tüm insanlık hüküm giydi. İkinci Adem Mesih Golgota’da haça çakılınca tüm insanlığın hükmünü kendisi taşıdı. Günahının Mesih’te yargılandığını kabul etmeyen, kendi yargısını taşıyacaktır (Vahiy 20:11-15). Tanrı’nın Mesih’te açıklanan sevgisini tepen, O’nun öfkesini hak edecektir (bkz. 1:18; 2:8; Yuhanna 3:36; 8:26a). Tanrı’nın kayrasal kurtarışına karşı kişisel başarılarına bel bağlayan mahvolacaktır (bkz. Yuhanna 3:18). İnsanın suçu ve suçlarına karşı dinsel uğraşları Tanrı’nın önünde mukavva hisardır; tutunamaz. O’nun adaletli tahtı karşısında sadece Oğlu Mesih’in kurtarmalık ölümü tutunabilir, iman eden herkesi doğru kılabilir.

            İsa’nın Golgota’da haçlanışına dek, günaha karşı belirgin yargılamalara rastlarız: Tufan, Sodom-Gomorra, Mısır’a karşı uygulanan cezalar, Yahudi halkının Babil’e sürgünü, vb. Ama tümünü geride bırakan Tanrı yargısı Golgota haçında kurtulmalık Mesih’e uygulandı. Bu eylemde değil sadece günaha karşı yargı sonuçlandı, bunun yanı sıra Tanrı’nın adı adaleti dilenen hakkı aldı, tatmin oldu ve yücelendi. Üstelik O’nun sevgisi kayrası işlerlikli eylemle belgelendi. Az önce sözü edilen yargıların hiçbiri böyle bir sonucu getiremedi. Onlarda Tanrı’nın günaha karşı öfkesi ve yargısı kesinleşti. Ama Golgota’da Mesih’in işkencesi öbür yargıların karşılayamayacağı sonucu oluşturdu; çünkü Tanrı adaletini eksiksiz tümlükle tatmin etti.

            Golgota’da asılı mağdur Mesih, kendisine karşı suç işleyenin ruhsal yasada kesinlikle belirtilen cezalar zincirinin her birini hakça bütünledi. Gereken tanrısal yargıya bedeninde işkencelerle katlandı. Bununla ilgili Tanrı’nın adalet dileği yatıştırıldı, bunun yanı sıra da umuttan yoksun günahlı insanın Tanrı’ya getirilmesi gerçekleşti. Bu çarpıcı olgu düşünen günahlıyı Mesih aracılığıyla Tanrı’ya dönmeye sürekli teşvik eder. Hak yargıcın adalet dileği sadece bununla karşılanabilirdi. Üstelik kendisine ölüm yaraşan suçluyu doğrulukla donatması salt bu yolda sağlanabilirdi. Her bakımdan günahsız Mesih’in kurtarmalık niteliğinde Tanrı yargısını kendisine çekişi, tarih boyunca geniş anlamlı biricik yargılamadır. Yıldırımsavarın (paratoner) yıldırımın tüm şiddetini ve yakıcılığını kendisine çekmesi daha önce bir örnek olarak kullanıldı.

            Yahudiler’in inancı Tanrı’nın tekliğinde odaklanırdı (bkz. Yasanın Tekrarı 6:4). Tanrı gerçekten tek ise yasası, insan soyuna davranışı, günahlıyı arıtması teklik ilkesinden ayrı tutulamaz. Tek Tanrı kendisini teklik kapsamında açıkladı. O’nun ayrı vahyi, farklı öğretiler getiren peygamberleri, sonsuzun yolunu çizmesi birbirinden ayrı hatta çelişkili olamaz. Yazar bunun önemini aynı bölümde belirtir (29,30). Musa’nın yasasıymış, şu ya da öbür peygambermiş.. Bunlar insanlar arasında engel oluşturan utanç duvarını yıkamaz (bkz. Efesososlular 2:11-22). Hangi ırk  halk ya da ulus olursa olsun Tanrı’nın karşısında o duvarı aşamaz. O’nun sağladığı kurtulmalığa ve doğruluğa salt imanla erişebilir günahın yükü altında ezilen can. Bunun dışında herkes günahlılığında, sonsuz yargıyı hak etmişlikte bocalar durur.

            Dünya borsalarında tahvillerin değeri aniden tepetaklak gidince her ülkede, her kentte nabızlar yükseliverir, aşırı sinirlilik ve telaş ortalığa hakim olur. Bunalımın gerisinde bireylerin para kaybı korkusu çöreklenir. Öte yandan ademoğulları, günahım beni başaşağı sonsuz yargıya, cezaya ve canımın kaybına sürükleyecek diye niçin telaşlanmaz? Günah düşüklüğünün gözlere perde çekişi en korkunç gözü görmezlik, gerçeğe tınmazlık bunalımı olduğu niçin anlaşılmıyor?

            Ruhsal yasa Tanrı’nın kutsallığını ve doğruluğunu yansıtan aynadır. Tıpkı aynanın yararlılığı gibi yüzdeki –bu durumda içteki– kirliliği ve çirkinliği apaçık gösterir, arıtılmaya gereksinimi belirtir. Ruhsal yasa günahlıyı onu arıtabilen paklanma pınarına yöneltir: Mesih’in kurtarmalık kanına. Aynanın bireye, çeşmeye musluğa koş demesi gibi.. Ayna sadece gerçeği bildirir, ama pisliği silemez, temizliği tümleyemez. Yüzünü aynaya sürüp temizlenmeye çalışanın payı düş kırıklığıdır. Ruhsal yasa günah kirliliğini göstermeye gereklidir; bu kirliliği giderebilen güç ise Tanrı’nın Mesih’te dorukladığı kayrasal kurtulmalıktır (bkz. 8:3,4).

 

            BÖLÜM 4

            Bu bölümde Eski Antlaşma’nın iki büyük insanıyla karşılaşır okuyucu: İbrahim, tüm bölümde konu edilir. Ve Davut. Çok iyi bilinen bu insana kısaca ama özlü olarak değinilir. Musa’yla bir arada bu üç önder İsrail’in en önemli kişilikleridir. İbrahim de Davut da, ilki Musa’nın yasası verilmeden önce, sonrakiyse Musa’nın yasasından yaklaşık beş yüz yıl sonra. Bunlar ruhsal yasa yoluyla doğruluğa kavuşmuş değiller. Tersine, Tanrı’nın kayrasıyla günahlarının affı gönencine geldiler. Pavlos 3:27-31’de geliştirdiği iman ilkesiyle doğru sayılma tezini bu bölümde daha da vurgulamalı dille geliştiriyor.

            Yahudilik İbrahim’i inancının önderi sayar, onunla hep övünür. Bunun yanı sıra, bütün Tanrı vaatlerinin İbrahim’e verildiğini, bunları da kendilerinin miras edindiğini savunur. Yazar ne diyor bu savlamalara karşı? İbrahim kendisinden beş yüz yıl sonra verilen ruhsal yasayı bilmiyordu bile. Yine de Tanrı’dan doğrulukla donatıldı. Ne biri, ne de öteki ruhsal yasa desteğiyle doğruluğa kavuştu. İbrahim’i Yahudi inancının yasalarıyla denklemek aldanıştır. Bir insan ortada olmayan bir değerle nasıl eşlenebilir? Musa’nın yasası verilmeden yüzlerce yıl önce Tanrı İbrahim’le antlaşma yaptı (bkz. Galatyalılar 3:15-18). İbrahim Tanrı’nın günahlıyı doğru kılmasına iman etti ve imanla Tanrı’nın sunduğu doğruluğa sarıldı. Bunun için imanla doğru kılınma ilkesi, ruhsal yasa ya da hayır işleri yoluyla Tanrı’ya yararlı kılınma çabalarına, yaya kaldın tatar ağası der.

            Yazar konuyu bir soru sorarak açıyor, ardından İbrahim’in Tanrı karşısında övünebilecek hiçbir dayanağı olmadığını  belirtiyor. Öyle değil mi? Dinciler, töreciler, giysiciler, serpuşçular daima dinsel önemlilikleriyle övünür, bunları tuttuğunu öne sürerek pohpohlanır. Hak Tanrı, insanla ilişkisinde her tür övüncü, başarı hoşnutluğunu yerle bir eder. İnsana, “Sen günahlısın, kurtuluşun salt benden kaynaklanır” der, her tür pohpohu yargılar: Din övüncü, hayır sevap yararlılığı, libas, serpuş, tesettür, tesbih, töre-anane önceliği, tümü de Tanrı’nın sevgisine ve kayrasına duvarı diker. Hiçbir günahlı, kutsal Tanrı’ya bu türden koltuk değneklerine dayanarak yaklaşamaz. İbrahim iman ettiği Tanrı’ya koltuk değneğinden destek arayarak bacağını sürüklemedi. Putlara tapıcılığından, pagansal uygulamalardan sıyrılarak olduğu gibi kayra Tanrısı’na imanla sığındı, af diledi, doğrulukla donatıldı. Kurtuluşun, yeniden doğuşun, yeni yaratık özelliğini taşımanın biricik yöntemi budur. Bu zorunlulukta bireyin seçeneği olamaz. Tek Tanrı’nın affetme yöntemi de her çağda tektir. Bu durumda ne İbrahim övünebildi, ne de ermiş sayılan herhangi bir kişi övünebilir (4:1-5).

                Kurtuluşta arıtmada Mesih’e iman tanrısal ilke ve kuraldır. İnsan bunu değiştiremez. İman konu edildiğinde, bunun sağlayıcısı Tanrı’dır. Mesih, “Tanrı’nın işi O’nun gönderdiği kişiye iman etmenizdir” der (Yuhanna 6:29). Pavlos bu konuyu şöyle genişletir: “Çünkü Tanrı’nın insanı doğruluğa iletmesi Sevinç Getirici Haber’de açıklanır. İmana dayanan, imana ulaştıran doğruluktur bu. Tıpkı yazılı olduğu gibi, ‘Doğru kişi imanla yaşayacaktır’” (1:17; bkz. I.Korintoslular 12:9). Yuhanna 6:29 ve Romalılar 1:17 yazılarında iki benzer kavramla karşılaşırız: ergon tou theou ve dikaiosini gar theou: Tanrı’nın işi ve çünkü Tanrı’nın doğruluğu. Tanrı’nın doğruluğuna tam kavuşmak ‘iman’ ladır. İman ise Tanrı’nın içimizde Kutsal Ruh’un etkisiyle oluşturduğu sonuçlamadır. Günahlının varlığında imanı Tanrı canlandırır, ardından Mesih’e iman edeni doğruluğuyla donatır ve yöneltir (1:5).

            İman inanlının kişisel başarısı değil, Tanrı’nın varlıkta bütünlüğe getirdiği sonuçlu eylemdir. İnanlının hiçbir işi eylemi kurtuluşu satın alamaz (3:26; 4:4,5,16). Günahlı bireyi Tanrı’nın kurtarma eylemine O’nun Kutsal Ruh’u çeker: “Bize gelince Ruh bağlılığında, imandan oluşan umutla doğruluğu gözlemekteyiz. Çünkü Mesih İsa bağlılığında olana ne sünnet edilmenin, ne de edilmemenin bir yararı vardır. Önemli olan, sevgi yoluyla etkisini belirten imandır” (Galatyalılar 5:5,6). Günahlı yürek takatsizliğini kavrayıp kendini Tanrı’nın eylemine atınca, Tanrı onu imansızlıktan Mesih’e iman aşamasına yükseltir. Bu ortamda iman Tanrı doğrultusunda kesin söz dinlerliği getirir (1:5). İman kendiliğinden kurtuluş sonuçlaması değil, günahlı varlığı Mesih’e çeken tanrısal sağlayıştır. İman, gereksinimli canı kurtarıcı Mesih’e getirir, geminin demiri atması gibi onu Mesih’te güvenliğe bağlar.

            Yazar bunun ardından Davut’a değinir, onun da aynı yöntemle günahtan arıtıldığını anımsatır (6-8). Atamız İbrahim’i de, kral-peygamber Davut’u da doğrulukla donatan güç ne yararlı işlerdi (4,5), ne ruhsal yasanın yeterliliği (13-17), ne de sünnet töreni (9-12). İbrahim’in kurtaran Tanrı’ya diri ve etkin imanı kendisine doğruluk sayıldı (18-22). Her çağda, her kadının ve erkeğin kutsal Tanrı’ya yaklaşımı, hiçbir koşulla değiştirilemeyen bu ilkeye dayanır (23-25).

            Pavlos bu konuda ilginç bir örnek kullanıyor: Emekçi emeğinin karşılığını ücret olarak alır. İşveren emekçiye karşılığını ödemeye zorunludur; çünkü o emeğinin ödeneğini alın teri dökerek hak etmiştir. Hiçbir işveren emekçime ödül verdim diyemez. Ne de emekçi işverenim beni ödüllendirdi diyebilir. Ama Tanrı’nın kurtarma-arıtma sunusuna gönülden iman eden insan, Tanrı beni kayrasıyla ödüllendirdi diyebilir. Kutsal Söz böyle işlerlikli (pratik) bir benzetiyle iman - din uygulamaları arasında köklü ayrımı her cana anımsatıyor, her günahlıyı Tanrı’ya bu yolda yaklaşmaya çağırıyor. İman, ödülü verenden hakkını aldığını öne süremez. İman hak etmediği tanrısal kayranın teşekkür dolu canla kabulüne tanıklık edebilir.

            Davut bu şaşırtıcı Tanrı eylemini en canlı ve içtenlikli dille kutluyor (7,8). Yazar Pavlos’un bu alıntısı Mezmur 32:1,2’dendir. Bu, yedi tövbe Mezmur’undan biridir (bkz. Mezmur 6; 38; 51; 102; 130 ve 143). Bu yedi Mezmur’un sözlerine dikkatle yaklaşan, bunlarda günahlının dine-töreye-sevaba değil, Tanrı’nın kayrasına ve lütfuna sığındığını görebilir. Tövbe etmek isteyen günahlı bu yedi Mezmur’u kişisel ilahisi kılsın, canı gönülden Tanrı’nın kayrasında ruhunun sığınağını bulsun. Buna imanla doğru kılınmak denir, onu  verense ‘kayra Tanrısı’ olarak anılır, kendisine sadece şükran sunulur: “Tanrısaymazı doğrulukla donatan Tanrı” (5). Ademoğlu dini, şeriati, giysisi nedeniyle kendisini Allah’a  yakın sayar belki. Hatta O’na borcunu ifa ettiğini savlar. Ama Tanrı bu sıradan batıl kuramları dışlar; bunlara karşı kendisine gelen tanrısaymazları, Kurtarıcı’ya iman edenleri kutsal katında kucaklar. Çünkü affedişi yararsal nedenle değil, kayrasal sevgiyledir (bkz. 15:20-24). Egemen Tanrı günahlının kabulünü kendi sevgisine, iman kapsamında O’na sığınmasına bağımlı kılmış, din-biçim yaklaşmalarını her çağda dışlamıştır.

            Yahudiler bugüne dek sünnet törenine aşırı önem verir; erkek çocuklarını sekiz günlükken sünnetten geçirir. Pavlos yeniden İbrahim konusuna dönüyor. Onun Tanrı karşısında doğru sayılması (bkz. Yaratılış 15:6) sünnet buyruğunu alışından (bkz. Yaratılış 17:10-14) yaklaşık otuz yıl önceydi. Demek ki, İbrahim daha sünnetsizken Tanrı onu iman sonucunda doğru çıkardı (11a). Tanrı Kurtarıcı’ya iman edenlerin tümüne ruhsal baba oldu (11b). Yahudiler, İbrahim’i babaları sayarak övünür; kaldı ki tüm insanlık İbrahim’i kendi atası yerine koyabilir. İsa Yahudiler’in çürük güvenliğini şöyle sarstı: “Babanız İbrahim günümü görmenin umuduyla kıvanç buldu. Ve görüp sevindi” (Yuhanna 8:56). İsa’nın insan bedeni kuşanışından yaklaşık iki bin yıl önce İbrahim O’nun gelişini özel peygamberlik göstergesiyle tanıdı, O’na iman etti, kutsal Tanrı karşısında doğru insan sayıldı. Şu anda salt Yahudi soyundan, sünnetli kuşaktan gelenlere değil; onun iman izlerinde yürüyen, Mesih’e bağlanmış Yahudiler’e babadır İbrahim. Şeriatçı Yahudi insan bunu kabul etmiyor. Ulusal topluluklar belirli ‘babalar’la övünür. İbrahim’in onlara gerçek anlamda baba olduğu insanlık kendine özgü bir topluluktur: Onun imanı örneğince yaşamda kesin bir yeğleme yapanlar, diri Tanrı’ya din kuralları gereğince değil, Golgota haçında kendisini sunan Mesih’e imanla bağlananlar.. Günahlı birey, ya din icaplarına uymaya didinen bir din bağlısıdır, ya da İbrahim’in parlak örneği uyarınca Tanrı’nın affeden kayrasına sığınan.. Eski Antlaşma’da belirtilen, coşkuyla kutlanan ilke Yeni Antlaşma’da tümlüğe geldi; İbrahim’in imanı Yeni Antlaşma’da tanrısal yöntem niteliğinde açıklandı:

  1. “Halkının suçlarını bağışladın, bütün suçlarını örttün” (Mezmur 85:2)
  2. “Bütün suçlarımı sırtının ardına attın” (Yeşaya 38:17)
  3. “Günahlarını artık anmayacağım” (Yeremya 31:34)
  4. “Suçlarımızı ayak altında çiğneyecek” (Mika 7:19a)
  5. “Günahlarımızı denizin derinlerine atacaksın” (Mika 7:19b)
  6. “Doğu batıdan ne denli ıraksa, isyanlarımızı bizden o denli  uzaklaştırdın” (Mezmur 103:12).

            Eski Antlaşma’nın bu parçalarında özetlenen tanrısal kayra eylemi İbrahim’in imanını örnek tutar ve Yeni Antlaşma’da tüm insanlığa sunulur. Buna karşı ruhsal yasanın yetersizliği açıkça belirtilir (14-15), tanrısal kayranın evrenselliği, yeterliliği kanıtlı dille vurgulanır. Kayra iman eden herkese yeterlidir; ruhsal yasa hiç kimsenin tümlükte kesenkes ulaşamayacağı ülküsel aşama buyruğudur. Bunun iman ilkesiyle hiçbir yakınlığı bağlantısı yoktur. Şeriat hangi cana kutsallık-kutluluk güvenliği getirebildi bugüne dek? Ruhsal yasa sadece tanrısal öfkeyi oluşturur (15) bireyi borçluluk yüküyle sürekli dürter (bkz. II.Korintoslular 3:7,9). Buna karşı kayra kurtuluş güvenliğiyle canı ihya eder (bkz. Mezmur 32:1,2). Kutsal Söz’ün yargısı şudur: “Günahlarını örten başarı bulamaz” (Süleyman’ın Özdeyişleri 28:13). Bunun tersine günahları Tanrı kayrasıyla örtülen mutluluğa kavuşur (7).

            Hükümetin yasalarını tutan şeref listesine geçirilmez. Hiç kimse onu övmez. Ama yersel yasaları bozanın ensesine yapışırlar. Tıpkı bunun gibi, ruhsal-dinsel yasaları tutan ne övülür, ne de sonsuz yaşamla ödüllendirilir. Öte yandan buna tecavüz eden, Tanrı’dan titrer, O’nun öfkesini hak eder. Çünkü şeriat suçluluğu belirgin eder; dikkatinden en küçük tecavüz bile kaçamaz. Din yasalarıyla doğruluk kazanmaya çabalayanın durumu en azından umutsuzluktur. İbrahim’in gönülden bağlandığı kayra-kurtuluş Tanrı’sına iman edenin umudu dünyanın mirasçısı olmaktır: “Eğer siz Mesih’in iseniz, bu durumda  İbrahim’in soyusunuz. Vaat uyarınca mirasçılar” (Galatyalılar 3:29).

            Tanrı İbrahim’le işi Sarah’ya kocamış yaşta (100 ve 90) kendi oğulları İshak’ı verdi, daha sonra İshak’ı sunu yerinden kurtardı, İbrahim’in kararlı imanına karşılık, sunakta, kurbanlık koçu sağladı (bkz. Yaratılış 22:1-14). İshak İbrahim’in iman sonucunda doğan çocuğuydu. Öte yandan İsmail köle kız Hacer’den doğal doğumla doğdu (bkz. Galatyalılar 4:21-31). Tanrı Söz’ü imanla doğru sayılana şu güvenliği verir: “Öyle ki, O’nun kayrasında doğrulukla donatılmış olarak, sonsuz yaşam umudu içinde mirasçılar olalım” (8:17; bkz. Galatyalılar 3:29; 4:7; Titos 3:7; İbraniler 6:17).

            İmanla doğru çıkarılan, ruhsal yasa (şeriat) bağlarının tümünden özgür kılınmıştır. Yeni Antlaşma’da iman ilkesi şöyle belirtilir: “İman dışında Tanrı’yı hoşnut etmek olanaksızdır. Çünkü Tanrı’ya yaklaşanın ilkin O’nun var olduğuna ve kendisini arayanları ödüllendirdiğine iman etmesi gerekir” (İbraniler 11:6). İsa Mesih’e iman Tanrı’yla sağlıklı ilişkiye gelmenin biricik yöntemidir (23-25). İman ilkesi canı yelken gemisi andırışında Tanrı’nın selamet limanına ulaştırır. Kişi iman ettikçe imanı çoğalır, genişler, zenginleşir. Dendiği gibi dinsel yasalara, göreneklere, törelere tutunarak yaşamaya çalışmak dipsiz kile boş ambardır. Öte yandan imanla yaşamak Tanrı’nın kurtuluş kuyularından sevinçle sulanmaktır (bkz. Yeşaya 12:3). Ruhsal yasanın dilekleri örneğince Tanrı’ya yararlı olma uğraşı canı sürekli suçlulukta (paravasis) bırakır (bkz. 2:23; 5:14, Galatyalılar 3:19; I.Timoteos 2:14). İman ilkesine uyulmadan suçluluk zincirleri kırılamaz. İman atılımı sorunlara doğal açıdan yaklaşana belki bir anlam veremez; gelgelelim diri Tanrı’nın kayrasına kavuşmanın tek yolu budur. İsa on iki yıldır hastalıktan eriyen bir kadını iyi etti, ardından ona şu güvenliği verdi: “Kızım, imanın seni kurtardı, esenlikle git ve hastalığından sağlık bul” (Markos 5:34). Beş duygunun hiçbiri Tanrı’yla ilişki kuramaz; o ilişkiyi sadece Kurtarıcı’ya iman  kesinleştirir.

            Bu kesimde Tanrı’nın sınırsız gücüyle karşılaşırız (17). İnandığımız üçte tek tekte üç Tanrı hiçbir kısıtlaması olmayan gücü taşır. Ters durumda O’na inanılamazdı. En küçük bir kısıtlılığı varsayılan Tanrı’ya ve O’nun Oğlu’na inanmak hiçbir sonuç sağlayamaz (1:17). O doğayla ilgili eylemleriyle belirir (bkz. Yaratılış 1:1-3; Yeşaya 44:24; İbraniler 1:3; II.Korintoslular 4:6; Efesoslular 1:19; 3:20). O’nun yeni varlıklar oluşturmaya gücü tümdür (Matta 3:9; Romalılar 4:17). O güçlü işlerini öz isteğinin onayı uyarınca sonuçlar (Mezmur 115:3; Efesoslular 1:11). O’nun katında olanaksız sayılabilecek hiçbir eylem düşünülemez (bkz. Yaratılış 18:14; Eyub 10:13; Zekarya 8:6; Matta 19:26; Luka 1:37). Unutmayalım, belirli durumlarda egemen Tanrı bir eylemi uygulamıyorsa, bu O’nun kudretsiz dermansız olduğuna işaret değildir. Tanrı her eylemini kendi egemen isteği uyarınca gerçekleştirir. Bu durumda bazı eylemleri bütünlememeye kendi egemen isteğiyle karar verir. O’nun egemen isteği her olguyu eylemi yapar, ya da yapmaz. Bunun nedeni, O’nun önbilimi uyarınca kararlaştırılmış sonuçlamaya dayanır.

            Yazar Pavlos bireyi İbrahim’in imanı uyarınca bu Tanrı’yla ilişkiye çağırıyor. İbrahim, Tanrı vaatlerinin gerçekleşemezliği görüşüne karşın umutsuzluğu umutla alt etti, O’nun tüm vaatlerine canı gönülden sarıldı (18). Bu dönümde ‘umut’ ilkesiyle karşılaşıyoruz. Bu söz mektupta isim olarak on iki kez geçer (bkz. 4:18; 5:2,4,5; 8:20, 24 (üç kez) 12:12; 15:4, 13 (iki kez), fiil olarak dört kez geçer (bkz. 8:24,25; 15:12,24). Bu yerlerde, imanla beslenen umudun parlak sonuçlamalarından bazısına eğilmek yararlıdır: Umutsuzluğa karşın umut kaynağı Tanrı, yüceliğin umudu, denenme umudu oluşturur, bu umut utanç getirmez, yine de umut vardır. Kurulu düzen ilişkisinde, bu umutla kurtuluş bulduk, gördüğü şeye kim umut bağlar? Taşıdığınız umut sizlere sevinç versin. Katlanış ve yüreklilikle umudunuz olsun. Umut kaynağı Tanrı, Kutsal Ruh’un gücüyle umudunuz büyüyerek sürüp gitsin. Fiil olarak geçen kullanımın ikisi: Görmediğimize umut bağlarsak onu sabırla bekleriz. Uluslar O’na umut bağlayacak.

            Yeni Antlaşma’da ‘umut’ isim ve fiil olarak (elpis, elpizo) sürekli konu edilir. Yunan klasiğinde de sık sık kullanılan duygu terimidir bu. İman umuttan ayrı olarak düşünülemez: “İman, umulanların güvencesidir” (İbraniler 11:1). Varoluşçuluk (egzistensiyalizm) felsefesi umudu tümden dışlar, onunla oyalanmanın boş olduğu savına yapışır. Ama umuda omuz silkmek, kişinin görünmeyen köye kılavuz gerekmez sırasından bir kör döğüşüne düşmesidir. Yeni Antlaşma’da bu önemli kullanımla ilgili bir inceleme her bakımdan yarar getirir. Umutsuz yaşam sürdürmeye çalışan, bindiği dalı çoktan kesmiştir. Sağlam dalı tanıyıp ona sarılan, esenliğin güvenliğin yolundadır.

            İbrahim umutsuzluğa karşın umutla kendisini Tanrı’nın vaadine teslim etti ve tıpkı Tanrı’nın bildirdiği gibi birçok ulusun babası oldu (18). Tanrı’nın çağrısını umutla kovalayan İbrahim akla gelmedik mutlulukların mirasçısıdır; hem de bugüne dek.. Umut genellikle iyi ve sağlıklı gelişimlerle ilgilidir. Kutsal Söz’de kurtuluşla, sonsuz yaşamla bağlantılıdır (bkz. Habercilerin İşleri 23:6; 24;15; 26:7; I.Korintoslular 13:13). Umut, doğal fiziksel yasaların hiçbir olanak tanımadığı durumlarda güçlüklerle boğuşan inanlının imdadına yetişir, ona taptaze güç  güvenlik getirir. Çünkü Mesih bağlısının umudu yalan konuşmayan diri Tanrı’yadır. Umutlar boşa çıktı diye her zaman duyduğumuz bir söz vardır. Kuşkusuz, boş inanca dayanan umutlar boşa çıkacak. Ama umut tarih boyunca sözüne güvenilen, vaatleri gerçekleşen, sayısız inanlıyı besleyen güvenilir Tanrı’dan kaynaklanıyorsa birey kılını kıpırdatmadan söylenene kesenkes inanır, eninde sonunda beklediğine kavuşur.

            Tanrı’nın vaatlerine güven, O’nun içimizde egemenliği olan Kutsal Ruh’undan desteklenir (20,21; 8:16; bkz. Efesoslular 1:13: I.Yuhanna 4:13; 5:10). Günahların affı, canın kurtuluşu öneme alınmaksızın iman, dayanağı olmayan bir kuramdan öteye gidemez. Kurtulan canın imanı tanrısal güvenlikle desteklenir. İnanıyorum diyen, kendisine sormalı: İman ettiğim Tanrı bana günahımın affını kesinleştirmiş midir? (bkz. İbraniler 6:11: II.Petros 1:10).

            Ruhsal yasaya (şeriat) bel bağlayanın umudu olabilir mi? O insan günah affını bilemez, sonsuzun güvenliğini göremez, Tanrı’ya ‘Babam’ diyemez. Buna karşın usanmadan yorulmadan dininin buyruklarına uyar, çoğu kez de uyamaz. Mesih inanlısı tıpkı İbrahim gibi bir sıra olmazlıkla çevresi çemberlenmiş bir insan durumunda olabilir. Şükür Tanrı’ya, o kuşatılmış durumda her engelin ötesinde Tanrı’yı görür, O’na tapınır, kesenkes güvenir, sonunda vaatlerin gerçekleştiğini görür. Şüphe bulutları umut ışığına daima gölge salabilir. Herkes gibi İbrahim de bu tür sarsıntıdan geçti (bkz. Yaratılış 17:17). Ne var ki, vaadi veren diri Tanrı’ya sarsılmaz güveni şüphe bulutlarını hemen dağıttı, güneşin parlaklığıyla mest oldu.

            Öncelikle bu iman İbrahim’e doğruluk sayıldı (22; bkz. Yaratılış 15:6). Değil salt İbrahim’e, onun imanı uyarınca, ölüp dirilen Rabbimiz İsa’ya iman eden herkese de (23,24). Bedensel ölüm günaha karşı uygulanan tanrısal yargıdır (bkz. I.Petros 3:18; 4:6). Buna karşı Mesih’te bütün inanlıların dirilişi Adem’de giydiğimiz ölüm yargısının refedilmesidir (bkz. I.Korintoslular 15:21,22). Bu kavrama gelen herkes sevinçten coşsun (6:9,10: 8:3,10,11; bkz. Galatyalılar 3:3). Rabbimiz İsa Mesih günaha karşı gereken ölüm yargısına kendisini teslim etti, ölümden dirilmekle günah sorununun Tanrı karşısında çözümünü belgeledi (25; bkz. Vahiy 5:9). İsa Mesih kendisini insan soyuyla kesinlikle özdeş kıldı. Etimizi kuşandı, kanımızı taşıdı. Günahsız kanını derin sevgiyle bizim kurtarmalığımız niteliğinde sundu. O’na iman eden herkesi günahın lanetinden kurtardı. Görkemli dirilişiyle Tanrı katında ölümsüzlüğümüzü mühürledi. Ölenlerin ilk-doğanı oldu. Böylece ölümden sonra dirilişimizi en parlak umut kıldı.

            İman-umut yaşamı kesin kusursuzluk-huzurluluk değildir. Çelmeler, sendelemeler, hatta sürçmeler elbette gelecektir. Ama iman yolunu tutan okka dörtyüz dirhem inanlı bunların tümünü aşar, dikkatini vaatlerinde hiçbir kusuru olmayan diri Tanrı’ya doğrultur. İbrahim, taa Yaratılış 15:6’da belirtildiği gibi, vaat eden Tanrı’ya kesin imanla sarıldı, O’nu hiç bırakmadı. “Mesih’in gününü – daha doruğa gelmeden – görmenin umuduyla kıvanç buldu” (Yuhanna 8:56). Bu çağın Mesih inanlıları ise O günü – Golgota haçını – sonuçlanmış Tanrı eylemi olarak görür, bununla sürekli kıvanç bulur. İmandan beslenen can taptaze boyutlara tırmanır, umutları yeşerir.

            Bu canlı bölüm çok eski bir iman ikrarıyla doruklanıyor: “İsa bizim suçlarımız için ölüme teslim edildi ve doğruluğumuz için ölümden dirildi” (25). LXX çevirisinde Yeşaya 53:12’den alınan bu ayette, Mesih’in haçlanışıyla dirilişinin birbirinden ayrı tutulamayacağı dikkate getiriliyor. Arıtılışımız doğruluğumuz haçta ve boş mezarda gerçekleşmiştir. Mesih’in dirilişini tanımayan O’nun haçta kesinleştirdiği doğruluğu ne bilebilir ne de ondan yararlanır.

 

            BÖLÜM 5

Yaratan Tanrı aynı zamanda Kurtaran’dır. Sevinç Getirici Haber (İncil) O’nun  kurtarışının gücünü açıklayan göksel bildiridir 5:1-8:39. İncil güçlü ve görkemli eylemin temel öğretisini içeren evrensel belgedir (bkz. II.Timoteos 1:10). Yeryuvarlağının her köşesinde, her soydan her boydan tüm insanlığa duyurulan Tanrı haberidir İncil. Bir uçtan öbür uca insan soyu bunu duysun ve yüreğine sindirsin. 1:18-4:25 kesiminde imanla kavuşulan doğrulukla karşı karşıyayız. Bundan sonraki kesimdeyse Tanrı’nın kurtarma gücüyle karşı karşıyayız. O’nun kurtarma yeteneği yaratma gücünden de daha etkindir; çünkü kendisine çok pahalıya mal olan eylemdir (bkz. Mezmur 8:3; Yeşaya 59:16).

            Tanrı’nın günahlı insan yararına gerçekleştirdiği kurtuluşun yönleri çeşitlidir: Günah tutsaklığından özgür kılınmak, O’nun hak yargısından kurtulmak. Bu, kurtuluşun doruğudur. Tanrı’nın kurtarma eylemi böylesi geniş kapsamlıdır. İnanlı günahın egemenliğinden ve ruhsal yasa köleliğinden özgür kılınmıştır. Önceki kesimde vurgulama ‘iman’ üzerinedir (otuz üç kez). Sonraki kesimdeyse ‘yaşam’ üzerine (yirmi dört kez). Bu kesimde iman sözü sadece üç kez geçer. İlk on ayet şu yolda sıralanabilir:

  1. İmanla doğruluğa kavuşan, Tanrı’yla barış gönencindedir (1)
  2. Kayra kanatlarıyla korunarak yeryüzünde günlerini sürdürür (2)
  3. Kavuşacağı Tanrı yüceliğinin umuduyla övünür (3,11a). Övünmek olumlu bir tutum değildir elbette. Ama burada insan kendine özgü başarıyla değil, Tanrı kayrasının getirdiği umutla övünür (2:17; bkz. I. Korintoslular 1:31; Yeremya 2:23;24)
  4. Çeşitli yaşam baskılarını sabırla göğüsleyebilir (3,4)
  5. Kutsal Ruh’un kanıtladığı Tanrı sevgisinde güven bulur (5,8)
  6. Gelecek olan öfkeli yargıdan kurtulduğunu bilir (9)
  7. Mesih’in yaşamı yoluyla (özdeşlikle) günah yönteminden  koparılır (10)
  8. Tanrı’yla barış kutluluğunun taze aşamalarına ulaşır (10)

            İman, doğruluk, barış. Bunlar Tanrı karşısında İsa Mesih’in günahlıya sağladığı kutluluklardır (1). Bu, öznel değil, nesnel barıştır. Niceler belirli bir gelişimde içlerinde barış duygusuyla etkilenebilir. Buna karşı Tanrı’nın verdiği barış bambaşkadır: Mesih’in kurtarmalık sunusundan kaynaklanan nesnel barış.. Gönenci her anı, evet tüm yaşamı ve sonsuzu etkiler. Duyguların barış gönenci çeşitli nedenlere dayanır; ama Tanrı doğrultusunda öznel barış, Mesih’in kurtarışıyla sağlanır (11). Tanrı’nın doğrulukla donattığı günahlı salt gelecek yargıdan kurtulmuş sayılmaz, ama Tanrı katında söz dinler insanın ödülüyle donatılır.

            Yazar bu kesimde yaşam boyunca karşılanabilecek denenmelere de eğiliyor. Herkes gibi Mesih bağlısı da yaşamın görgülerine ve çalkantılarına açıktır. Bunlar Mesih’e kesin bağlılığı, O’ndan kaynaklanan esenliği güvenliği sarsamaz (3,4). Mesih’i kurtarıcı olarak tanımayan birey acılar görgüler denenmelerden hiçbir anlam çıkaramaz. Daima nedenini sorar. Pek çok kişi bunu kadere kısmete alın yazısına tecelliye dayar, başkalarıysa kara talihe şansa, vb. Ama bu dünyada insanın yaşamı bir sıra içaçıcı olayla dolup taşmaz. Düşük ortamdayız. Kusurlu dünyamızın cilvelerinden biri derdin ıstırabın bolluğudur. Düşünürler, toplumbilimciler, filozoflar, ozanlar soruya bir yanıt bulabilme çabasında. Yalnız İncil sağlıklı gerçekçi yanıtı sunar soruna.

            İncil’in açıklamalarına inanan orada ıstırap işkence çeken Kurtarıcı’yla karşılaşır. Tanrı Sözü Mesih’in beden kuşanarak insanın acılarına katıldığını, ölümüyle insana günahtan bağışlanma, kurtuluş ve sonsuz yaşam sağladığını tanıtır. Buna iman eden, Mesih’in dirilişi sonucunda artık alt edilmesi olanak dışı kesin yenginin bütünlendiğini sürekli bilerek teselli bulur, O’nun yüreklendirmesiyle yaşar: “Dünyada acı çekeceksiniz; ama yürekli olun. Ben dünyayı yendim” (8:18; bkz. Yuhanna 16:33b; Yakup 1:2-4; I.Petros 1:6-7). Kilise tarihinin başlangıcında, Mesih’e iman edenler kendilerini her tür acı ve ıstırabın beklemekte olduğunu bilerek bu kararlı adımı attılar (bkz. Habercilerin İşleri 14:22; Koloseliler 1:11; I.Selanikliler 3:3,4). Yirmi yüzyıl sonra niceler rahat, konforlu, başarılı bir yaşam biçimi arıyor. Bu yorum, bu tutum temelde yanlıştır. Mesih inanlısı ‘acıları tanımış, elemler insanı’ nın bağlısıdır (bkz. Yeşaya 53:3). Ne der O? “Öğrencisinin öğretmeni, uşağın da efendisi gibi olması uygundur” (Matta 10:24,25; Yuhanna 13:16).

            Bu Mesih’i bilen O’nun yeterliliğiyle yaşam sürdüren, acılarda övünç duyar (3). Çelişkili ve aykırı gibi görünen bu tutum gerçekte sağlam somut dayanaktır. Acılarda ve ıstıraplarda Mesih’e yaslanmasını bilen inanlı güçlü bir iman yiğididir. Bu görgülerde acılar ona  sabır sağlamıştır. Sabır inanlıyı ateşte denenen altın gibi pak kılar, umudu oluşturur. Ve bu umut utandırmaz (5). Utandıran umutlar zinciri bulunduğu da unutulmasın. Denenme (dokimi), ‘denenip onaylanan karakter’ olarak çevrilebilir (4) (bkz. II.Korintoslular 2:9; Filippililer 2:22). Demek ki, Mesih adına ıstıraplara katlanış, denenmiş karakter taşıyan bireyin sağlam temeli olmuştur.

            Daha önce umut konusuna geniş çapta değinildi. Şimdi bu umudun utanç getirmediği belirtiliyor; çünkü Tanrı’nın sevgisinden kaynaklanıyor o (5). Tanrı’nın dünyaları aşan sevgisi inanlıyı nasıl doldurur? Kutsal Ruh aracılığıyla (5). Kinle, kıskançlıkla, katakulliyle dolu yaşam nasıl değişir, ne tür sevgiyle dolar ve taşar? Kutsal Ruh’un o varlıkta konutunu kurmasıyla. Doğrulukla donatılan insan bunu nasıl gösterir? Kutsal Ruh’un sevgisiz cana Tanrı sevgisini işleyişiyle. Bu Kutsal Ruh sevgiden yoksun insanı göksel sevgiyle kuşar. İnanlının yaşamında konutunu kuran Kutsal Ruh bu umudun başkalığını kanıtlıyor. Tanrı insanlığa sevgisini Mesih’in yerimize ölmesiyle belgeledi ve belgeliyor (8; bkz. Yeşaya 53:5,6; I.Petros 3:18). Oğlu’nun ölümü aracılığıyla Tanrı doğrultusunda barış gönencinde yaşarız. Kurtuluşumuz Mesih’in yaşamı aracılığıyla sağlanır (10). Böylesi geniş kapsamlıdır Tanrı’nın günahlı insana sevgisi ve ilgisi. Oğlu’nun ölümü aracılığıyla barış gönencine vardık; dirilen yaşamı aracılığıyla önceki günaha hizmet egemenliğinden kurtuluruz. Tanrısal sevginin somut kanıtı Golgota haçında sergilendi ve evrensel yetkisini hiç yitirmedi. Bu sevgi bilinen insansal sevgi ilişkilerinin tümünü aşar. Tanrı’nın, Mesih’te açıklanan sevgisi O’nun düşmanlarını da kapsadı. Ve kuşkusuz peygamberlik sözüne iman ederek bu benzersiz sevgiyi derin imanla özleyenleri (10).  Ademoğlu doğal ortamda düşmanına sevgi gösteremez; tersine kin besler. Ama Mesih’te tanık olduğumuz sevgi, Tanrı’nın en aşırı bir durumda gösterdiği sevgiyi tanıtlar.

            Kutsal Söz, günahlılığımızda ne biçim kişiler olduğumuzu anımsatır: Güçten yoksun, Hasta (asthenis) (6), Günahlı (hamartolos) (8), Düşman (ehthros) (10). Kim sevebilir böyle birini? Salt Tanrı. Buysa kurtarmalık kanını sunan İsa Mesih aracılığıyla gerçekleşir. O, bu türden insanlar yararına öldü. Bu ilişkide yazar, kıyas kabul etmez bir karşılaştırma yapıyor: İnsanın doğru olduğu varsayılsın. Kim onun suçu için ölmeye zorunluluk duyar? Başka durumda onun yararlı biri olabileceği düşünülsün. Böyle biri suçlulukta yakalanırsa belki biri onun yararına ölmeyi göze alırdı (7). Ama biz ne biri ne de öbürüyüz. Kesin düşüklüğümüzde, en küçük acımayı hak etmememizde, Mesih yücelerden geldi yerimize öldü böylece Tanrı’nın akılları durduran sevgisini kanıtladı (8). Kutsal Tanrı karşısında günahlı varlığın doğruluk kuşanımını alması, kesin belirginlikle Tanrı’nın sevgi eylemidir. Bunda bireyin zerre kadar katkısı etkisi düşünülemez, ne de böyle bir başarının geçerliliği olabilir. Tanrı’ca sağlanan bu doğruluk, günahlının aklanması (beraati) değildir. Hiçbir günahlı Tanrı önünde sanki suç işlememiş biri niteliğinde aklanamaz. Yunanca’da ak olmanın karşılığı athoosis’tir. Bu İncil’de fiil olarak hiç geçmez; sadece ad özelliğiyle belirir: athoos. Ak olmanın ne anlam taşıdığını bilmek için şu iki yere bakınız: Matta 27:4,24. Bu kullanımın İbranice karşılığı için şu yerlere bakınız: Çölde Sayım 5:31; 32:22; Yaratılış 24:41; II.Samuel 3:28. Yunanca’da dikaioo’yu ‘aklamak’ a dönüştürmek kusurlu tanrıbilimdir.

            Günahlıya karşı Tanrı’nın öfkesi gökten açıklanır (1:18). Günah öylesi bir tanrısaymazlık ki, yazar yıkımcıl bir suçlama terimini kullanıyor: theostygis (1:30) Tanrı’ya buğz-u-haset etmek. Bu çirkin söze sadece bu yazıda rastlanır. Eski Yunan’da bu kullanım, tanrılarca nefret edilenlere ilişkin kulanılırdı. Bu söze yakın başka bir kullanım için (bkz. Habercilerin İşleri 5:39): theomahos: Tanrı’ya karşı savaş açan. Tanrı’yı yermek ilişkisinde yazarın kullandığı şu suçlamalar da yürek burkucudur: “Biz düşmanken...” (5:10) “Çünkü bedenin gereksiz isteklerine bağlı düşünce Tanrı’ya düşmanlıktır” (8:7). Tanrı ve insanlar önünde doğrulukla donatılan salt suçluluktan arıtılmaz, ama bundan böyle ‘doğru’ sayılır. Tanrı’ya inanan, biçime göre O’na tapınan insan gerçekte Tanrı’nın düşmanıdır. Tanrı hepimizi bizim kendimizi bilmemizden çok daha iyi bilir. İç yaşamımızı tanıyan Tanrı her insana bu ağır yargıyı yapıştırıyor. Ama sevgisi öfkesine öylesi üstün geliyor ki, doğal aklın eremeyeceği özveriyle düşmanları yararına biricik Oğlu’nu kurbanlık kuzu kılıyor. Herkesi şaşkına çeviren olgu! Seven kayıran diri Tanrı kendisinden nefret edenleri kurtuluş armağanlarıyla donatıyor (9). Hangi günahlının tanrısı böylesi yücedir? Kayrasal barış, bireyi herhangi bir din öğretisinin tasarlayabileceği sağtöre (etik) kurallarının üstüne getirir, Tanrı’yı hoşnut eden yöntemi belirtir. ‘Günahsız Mesih Ruh’ta doğrulandı’ (I.Timoteos 3:16). O’na bağlanan birey de O’nun doğruluğuna paydaş olur (bkz. Habercilerin İşleri 13:39; II.Korintoslular 6:11; Galatyalılar 4:5; II.Korintoslular 5:21; Filippililer 3:9).

            Yazar bu dönümde düşünen akla seslenerek sağduyuya konuşuyor. İsa’nın kanındaki kesin etkinliğe çekiyor dikkatimizi. Tanrı, Oğlu’nun ölümü aracılığıyla günahlıyı kendisiyle barışıklığa getirince, yeni yaşamı gereken bağlılıkla sürdürebilmesi için ona Mesih’in diriliş yaşamından güç destek sağlıyor. Budur Tanrı’nın kayrası. Mesih’in yücelerdeki yaşamı yengi kutluluğudur. Gerçek inanlı o yaşamdan beslenince zafer kesinleşir (10). Tanrı bağlılığında kim övünebilsin ki? Ne dinci, ne şeriatçı, ne sevap işleyici, ne de icap bütünleyici. Yalnız Mesih aracılığıyla şu anda barışma yetkisi almış bulunan.. Onun övüncü kişisel övünç değil, her zaman Tanrı’nın kayra hazinesinden coşan övünçtür (11).

            Bu dönümde yazar İncil’in temel konusuna eğilir: Adem’le Mesih. İnsanlığın önde beliren iki temsilcisi: “Bir tek kişinin (Adem’in) suç işlemesiyle bunca insana ölüm geldi” (15,17). Buna karşı Tanrı kayrası ve armağanı bir tek insan (İsa Mesih’in) kişiliğinde dileyene bollukla dağıtılıyor (15; bkz. I.Timoteos 2:5). Adem kendi isteği ve kararıyla günahı seçti, ondan doğacak tüm soyu günahlı kıldı. İsa Mesih Baba’nın isteği ve kendi kararıyla insan bedeni kuşanmayı seçti; yüceden yeryüzüne geldi, yine özgür kararıyla Tanrı Kuzusu olmayı seçti. Kutsal günahsız yaratılan Adem Tanrı buyruğuna karşı gelerek günah işledi, sonunda da tüm soya günahı ve ölümü getirdi (12a, 18a, 19a). Mesih her buyruğa uydu (18b, 19b; bkz. Galatyalılar 4:4,5), günahsız kişi günahlılar yararına ölme yeteneğini evrene sergiledi. Kuşkusuz, günahı olan ancak kendi günahını taşır; ama hiçbir günahı olmayan, tüm insanlığın günahını yüklendi ve buna yaraşan ölümü öldü (1:29,35; II.Korintoslular 5:21). 18b ve 19b’de ‘nasıl’ (outos) sözüne dikkat edilsin. Adem’in suçluluğu nasıl bütün insanları kapsadıysa... bir tek insanın buyruğa uymazlığı nasıl birçokları günahlı kıldıysa... Bu acıklı gerçeğe karşı daha kesin gerçek, bir tek insanın doğru çıkarma eylemi... bir tek insanın buyruğa uyması birçokları (Mesih’e iman edenleri) doğru kılar.

            Adem’in Tanrı karşısında söz dinlemezliği insanlığa günahın ve ölümün egemenliğini soktu. Mesih’in, Babası Tanrı karşısında kusursuz söz dinlerliği insanlığa kayra ve yaşam egemenliğini getirdi (15-17,21). Adem’in soyuna soktuğu ölüm egemenliği, günah egemenliğinin devamı ve sonucudur. Günahsız ölüm düşünülemez (bkz. Yaratılış 2:17). Bu ölüm fizikseldir, aynı zamanda ruhsaldır, evrenseldir ve sonsuzdur (8:13; bkz. Efesoslular 2:1; Yakup 5:20; I.Yuhanna 3:14). Adem, Yaratanı Tanrı’dan koparak O’nun katından kovulmuştur (Yaratılış 3:23-24). Günahın en belirgin etkisi ne olabilir? Ayırmak.. İnsanı Tanrı’dan, üstelik insanı insandan (bkz. 3:23). Bir adım daha ileriye giderek, günah insanı kurulu düzenin ve çevresinin uyumundan ayırdı demek de yanlış olmaz (bkz. Yaratılış 3:17-19). Herkes Adem’de günah işledi, Adem’de öldü (bkz. I.Korintoslular 15:21,22). Adem insan atamızdır; Onun soyundan gelen hepimiz Adem’e özgü ne varsa tümünü miras aldık.

            Evrim kuramına bağlanmayan, tersine yaratılış öğretisini değerlendirenin benimsemesi gereken gerçek, Adem’in insanlık tarihinde kişiliği, tüm insan soyununsa Adem’de bütünlüğüdür. Hiçbir ilişkide Adem’den kopamayız, elbette günah ve ölüm ilişkisinde de durum aynıdır. Evrimci görüş bunu kabullenemez. Evrimcilere sorulabilecek bir tek soru gelir akla: Evrim kuramı gerçekleşiyorsa, her varlık alt düzeyden üst düzeye tırmanmış bulunuyor. En belirgin aksaklık ve düşüklük olan günah bozukluğu acaba hangi dönemde ve hangi biçimde soyumuzu baştan başa sardı? Evrimden oluşan soy ilerliyorum yükseliyorum derken, en sarsıcı ve kahredici gerileme hangi dönemde ve nasıl bu yetkinleşen insanlık soyuna sokuldu? Evrimcinin gerçekçilik kapsamında düşüneceği kurcalayıcı soru budur. Bu zincirleyici miras soydan soya sürer, kuşaktan kuşağa geçer hem de geçmektedir. Adem’in atamız olduğunu bilen de, bilmeyen de bunu tanımakta direniş gösteremez.

            5:12-21 kesimi mektubun en önemli tezi üzerinde durur. Topraktan yaratılan Adem, yüceden insanlığa gelen, beden kuşanan Mesih.. İkisinin eylemi birbirinin tam tersi. Adem insanlığı günaha düşürdü, Mesih düşük soyu kurtardı (O’na iman edenleri). Adem ölümün başlatıcısıdır, Mesih ölümden dirilişin öncüsüdür. Kayrayla sağladığı yaşam tüm sonsuzluğu kapsar. Günah ölümün dikeni olarak kullanılır ve böyle anlatılır. Kayra, Tanrı’nın sağladığı doğruluğu yaşam ileticisi olarak gerçekleştirir. Bunu seçenler kayra bolluğunu ve doğruluğun armağanını alır (15). Adem tutsaklığımızın bayraktarıdır, Mesih özgürlüğümüzün önderidir.

            Herhangi bir inancın kuşku bırakmayan bütünlüğü ve sağduyululuğu günah sorununa ve onun çözümüne nasıl yaklaşmasında odaklanır. Konuya ciddilikle yaklaşmanın adımları şu başlıklarla anlatılmalı: 1. Tanrı’nın kutsallığı varlığının özüdür. Kutsallık Tanrı’nın önde beliren özelliğidir. Bununla bağdaşık uyumlulukta kutsallık ademoğlunun en önde beliren yararıdır (bkz. I.Selanikliler 3:13). 2. Tanrı’nın yasası kesin kutsallık diler, 3. Günah kirlilik ve bozukluktur, 4. Her insanın durumu budur, 5. Kirlilik ve bozukluk Adem’de başladı, 6. Sen ve Adem BİR’sin, 7. Adem’in suçu ve cezası senindir. Tanrıbilim buna, özgün ve kalıtımlı günah der.

Tümü Adem’de günah işledi (12), tümü Adem’de öldü (bkz. I.Korintoslular 15:22).

Ölüm hükümranlık kurdu (12b; 14, 18a).

Günah hükümranlık kurdu (5:12; 21a).

Kayra hükümranlık kurdu (18b; 21b; bkz. I.Korintoslular 15:22,45,49).

Adem insanlığa günahı, çürüklüğü, ölümü soktu; Mesih af ve yaşam yeniliğini sağladı. Bireyin kendisine sorması gereken soru şudur: Ben Adem’de miyim yoksa Mesih’te mi? Adem’e kendi kararımla katılmadım, ama Mesih’e kişisel kararımla nasıl katılabilirim:

  1. Adem’de ben günahlı sayıldım (kendi kararımla değil).
  2. Mesih’te ben doğru sayıldım (O’na imanla, Tanrı’nın çağrısına uyumla).
  3. Mesih’in doğruluğu benim doğruluğum sayıldı (Tanrı’nın sağlayışı ve kayrasıyla).
  4. Her iki bağlılık gerçektir ve somuttur. Doğal sonuçlamayla Adem’e, ya da İncil’in haberine iman ederek Mesih’e..

            Tanrı Adem’in suçu sonucunda beni niçin suçlar? Böyle bir soru her zaman duyulur. Ademoğlu bedenden, ruhtan oluşan bir varlıktır. Beden bakımından atamız Adem’in tam benzerliğindeyiz. Ruh açısından da ona benzerliğimiz yadsınabilir mi? Hiç kimse iki el yerine  üç el sahibi olabilmeyi aklının ucuna getiremez. Adem’in iki eli vardı; bizim de. Adem’in ruhu vardı; bizim de. Her şeyi ondan miras aldık. Günahı da günahlılığı da, ölümü de yargıyı da.. Yazarın bu ilişkide kullandığı kelime Adem’le soyu arasında koparılamayan bağlantıyı belirtir; ‘nasıl’ (osper) (12). Adem neyse, nasılsa, neredense tüm soy da öyledir. Ölüm Adem’den tüm insanlığa sıçradı. Bu nasıl oldu? Çünkü tümü günah işledi (12b). Tanrı bildirisine inanmak isteyene bu açıklama kesin ve belirgindir. Konu bu noktadan 19’uncu ayete götürülür: Adem Tanrı’ya karşı nasıl günah işlediyse ben, sen, hepimiz o anda günahlı olduk. Bu öğreti Tanrı’nın egemenliğiyle kesin uyumdadır. Günah (hamartoloji) konusunda bu gerçeği yadsıyan, Tanrı’nın egemenliği ilkesiyle içinden çıkılamayan çelişkiye sürüklenir.

            Özgün ve kalıtımlı günah gerçeğine karşı çıkana şu sağduyu sorular doğrultulmalı: Hiçbir tartışmaya yer verilmeden varlığını her gelişimde belirgin eden kişisel ve evrensel düzensizliğe Tanrı ‘günah’ der; sen buna ne dersin? Bunun kökeni acaba nerede? Soydan soya kesin direnişle çirkin başını gösteren kötülükler zincirine karşı uluslar yasa çıkarıyor, eğitime yoğun önem veriyor, sanata edebiyata ödüller dağıtıyor ve gelişme doğrultusunda çaba ardına çaba gösteriyor. Ne yazık! Kötülük, yolsuzluk, cana kıyıcılık, haksızlık, adaletsizlik çığ hızıyla bidüzüye her yanı herkesi kırıp geçiyor. Cezaevleri tıklım tıklım; cezalıların sayısı giderek kabarıyor, oraya girmeyenlere gelince, bunlar da yasasızlıktan kendisini sıyıramıyor. Denenme tuzağında yakalananların sayısı her toplumu sarsmakta. Belki hırsızlığa, adam öldürmeye ‘hayır’ diyenlerdensin, ama yalancılığa, kıskançlığa, harisliğe, dalavereye, akılda kirli düşünceler ağızda çirkin sözler eğleştirmeye, tespih çekercesine vallah billahla yüklü yeminler dökmeye, kine, öç alıcılığa ‘hayır’ diyebilenler yok gibi. Büyüklenme, insan kardeşini ezme, sömürme sıradan işler.. Dinsel vecibeler, milliyetçi taşkınlıklar da günahlıya kurum ve çalım sattırıyor. Bütün bunlar ve benzeri sakatlıklar nereden oluşuyor? (6,12,14,17; bkz. Yakup 1:13-15). Günah tüm evrende ölümü enikliyor (bkz. Mezmur 39:11; 90:7-9).

            Sorunla yakından boğuşan biri sorabilir: Mademki günah ruhsal yasanın ışığında günah sayılıyor, buna göre ruhsal yasanın verilişini tanıtan Musa dönemine dek insanlar günahsız olmalı (bkz. 3:20; 4:15). Kutsal Söz, hepimizin Adem’de günah işlediğini vurgulayarak bu sorunu ‘özgün ve kalıtımlı günah’ trajedisiyle yanıtlıyor (16). Bunun kanıtınıysa, Adem’den Musa’ya dek ölümün egemen olduğunu belirterek tanımlıyor (14). Ruhsal yasanın verilişinden önce insanlar ölüyordu; demek ki günahlıydılar. “Çünkü bir tek insanın suçu sonucunda saptanan yargı suçlu çıkarılma oldu” (12,15,16,17,18,19). Adem’in yaptığı gibi, verilen yasaya karşı çıkmamaya karşın o çağdaki insanlar da öldü. Günah ilkesi salt ruhsal yasanın verilişiyle çirkin yüzünü belirgin etmedi, keskin dişlerini bu olayda göstermedi. Günah, işkence ıstırap çektiren gücünü Adem’den başlayarak bütün kuşaklara tanıttı. Ve ruhsal yasanın verilişiyle yıkıcı etkisini gün ışığına çıkardı.

            Sabahın ışınları odaya girinceye dek çevrenin tozlu olduğu görülemez, ama güneş odayı aydınlatınca toz sütunları hemencecik kendini gösterir. Ruhsal yasa, temelde var olan günahın kirliliğini sergiler. Maden emekçisi yeraltından çıkınca yüzünün kapkara olduğunu göremez; ama aynanın karşısına dikildiğinde kömürün o yüzü ne duruma soktuğunu anlar. Ne var ki, güneş tozu gideremez. Onu esen rüzgâr dağıtır. Ayna da kararmış yüzü pak kılamaz. Ona su gerekir. Ruhsal yasa sadece günahı belirgin eder, çirkinliğini gözlerin önüne serer. Ama hiçbir yolla bireyi günahtan arıtamaz. Bunu sadece Rab İsa Mesih’in kutsal kanı bütünler. Adem’le Musa arasında tufan, Sodom Gomorra, Mısır’ın belaları, vb. ruhsal yasa yokluğunda tüm dehşetiyle etkinlikteydi. Ölen küçücük çocuklar günahın egemen gücüne tanıklık eder. Adem’in günahından ben sorumlu tutulamam diyen, kendini insan soyundan kopmuş kılıyor ; bununsa olanağı yoktur.

            Adem suçluluk yargısını (16) ve ölümü (17) getirdi. Mesih, doğru çıkarılmayı (16) ve doğruluk armağanını (17) getirdi. Tanrı’nın Mesih’te açıklanan kayrası Adem’in oluşturduğu yıkıcı eylemlerin tümünü yıktı, yeni insanı oluşturdu. “İlk insan yerdendir, yerseldir. İkinci insan göktendir” (I.Korintoslular 15:47). Adem’e bağlılık ölümü oluşturur, Mesih’e bağlılık yaşam getirir (15:22). Her can yersel olana benzerliği kuşanır (15:49). Adem’in yıktığı canlar Mesih tarafından yeni yaratık kılınır. Adem’in doldurduğu mezarlar Mesih tarafından boşaltılacak (iman edenler). Birey Adem’in günahında ve ölümlülüğünde kalır, ya da Mesih’in sağladığı doğruluğu yeğleyerek yaşam armağanını alır, sonsuz güvenliğini bulur.

            Mesih’in kayrası Adem’in suçundan üstündür. İşlenen suçlar trilyonlar trilyonudur. Mesih’in doğruluk eylemi tektir, çağları kapsayıcıdır. Milyonları kat kat aşan suçtan doğru çıkarılmayı gerçekleştirir (15,16). Bundan yararlanan her varlık günah tutsaklığından özgür kılınabilir. Mesih’in tek eylemi niteliklidir. Adem’den gelen trilyonlar trilyonlarcası eylem niteliksizdir. Mesih’in bir tek doğruluk eylemiyle etkisiz bırakılabilir.

            Günahlı bireyi doğrulukla donatan İsa Mesih’e insan olarak değinildiğini anımsatmalıyız (15b; bkz. Yuhanna 8:40; Habercilerin İşleri 2:22; I.Korintoslular 15:21; I.Timoteos 2:5). Bu ilişkide İsa Mesih’in iki soyağacına (şecere, jeneoloji) eğilmek de aydınlatıcıdır (bkz. Matta 1:17; Luka 3:23-28). Bunların ilki Mesih’in krallık kökeniyle, yani Davut’un tahtına oturacak hükümran olmasıyla ilgilidir. Bu soy ağacı İbrahim’e uzanır. Yazar Matta O’na İnsanoğlu da der (Matta 20:28). İkinci soyağacı İsa’nın soyunu taa Adem’e dayar; buysa hepimiz gibi İsa’nın da bir insan olduğunu gösterir. İsa’nın fiziksel varlığına ilişkin başka bir kullanım ‘beden’dir: Söz beden oldu (Yuhanna 1:14; I.Yuhanna 4:2). İsa Mesih tam insandır. Tüm insanlığı temsil eden iyi, günahsız, kutsal insan. Bazıları O’na ‘Meryemoğlu’ der. Bu yanlış değil! Ama İsa’ya yaraşan ad İnsanoğlu’dur. Her bakımdan insan, bunun yanı sıra bazı özelliklerden arı: Bilginin taa kendisiyken hiçbir yapıt yazmadı, evlilik hayatına girmedi; ilginçtir, ağladığı bildiriliyor, ama güldüğü söylenmiyor. Bu insan haçın gölgesinde yaşadı. Yeşaya paygamberin O’nu ‘elemler adamı’ olarak tanıttığı gibi (bkz. Yeşaya 53:3).

            İşte bu Mesih aynı zamanda Tanrı Oğlu’dur, Rab’tir. Öncesiz-sonsuz Tanrı’nın taa kendisidir. Üçte tek, tekte üç Tanrı’nın ikinci kişiliğidir. Mesih’in kişiliği özellikler zinciriyle belirir. Aynı İsa Mesih hem Tanrı’dır, hem de insan. Bu yüzden Pavlos, “Tanrısayarlığımızın gizi büyüktür” gerçeğini hepimize yeterli yetkiyle anımsatır (I.Timoteos 3:16a). Mesih Tanrı olduğunu belirtti: (bkz. Yuhanna 3:12; 8:58; 14:9,10). O, Tanrı’ya ‘Babam’ dedi (bkz. Yuhanna 20:17). O Tanrı’nın açıklayışı uyarınca ‘sevgili Oğul’ dur (bkz. Luka 20:13); O, ‘Tanrı’nın biricik Oğlu’ dur (bkz. İbraniler 1:6; Luka 1:35). Mesih yarattı, günahları bağışladı, insan kuşaklarında düşünülemeyecek mucizeleri işledi, yeryüzünde Tanrı’ya özgü güçle eylemler yaptı, doğasal-fiziksel kuralları buyruğuna bağımlı kıldı. Ademoğullarını bir dine değil, kendisine çağırdı (bkz. Matta 11:28), bütün varlıkları yargılayacağını belirtti (bkz. Matta 25:31,32). Tanrı’nın kendi adına konuştuğu gibi, ‘Ben’im’, ‘Ben sözlüyorum’, ‘Ben ölüp dirileceğim’, ‘Ben göklere yükseleceğim’, ‘Ben kilisemi kuracağım’, ‘Ben Kutsal Ruh’u göndereceğim’, ‘Ben görkemle yeniden geleceğim’ diyerek konuştu. Bunlar Mesih’in kesin yetkiyle yüklü sözleridir. Tüm tarihin doruğunda iki çarpıcı olgu vardır: “Söz beden kuşandı.” Ve bedende günahlarımız için öldü. Burada birbirine ters iki kullanım dikkatimizi çekiyor: Bir tek insanın suçu nedeniyle suçlu çıkarılma (katakrima) geldi. İkinci kullanım (dikaioma) kayrayla doğru çıkarılmadır. Buysa tanrısal armağanla (harizma) gerçekleşir, salt imanla bunu dileyene bollukla verilir (16).

            Bu dönümde okuyucu yeni bir kullanımla karşılaşır. Krallık-egemenlik (basilevo, basilevma, 14,17’de iki kez, 21’de iki kez). Bu fiilin etkisini daha yakından anlayabilmek için, Mezmurlar’da şu yargıya kulak verelim: “Sürü gibi ölüler diyarına sürülecekler. Ölüm onları güdecek. Tan ağarınca doğrular onlara egemen olacak. Cesetleri çürüyecek. Ölüler diyarı onlara konut olacak” (Mezmur 49:14). Burada ölümün kahredici egemenliği tüm açıklığıyla betimlenmekte. O egemenlik Adem’in günaha sürüklendiği an tahta kuruldu: “Ondan yediğin gün öleceksin” (Yaratılış 2:17). Aydın, düşünür Pavlos bu acıklı gerçeği özetliyor: “Bir tek kişinin suç işlemesi ölüm egemenliğini getirdi” (17). Ama Tanrı’ya şükür! O’nun Mesih’te sağlanan kayrası Adem’in getirdiği yenilgiyi daha da etkin yengiyle bastırdı, ademoğlunu yeniden doğuş yoluna taşıdı. Bu görkemli gelişim aynı ayetin ikinci kesiminde vurgulanıyor: Mesih’in kayra armağanını, doğruluğunu alanlar yaşamda (ölümsüzlükte) egemenlik sürecek. Bu değişim, aşırı oranda zalim bir diktatörün egemenliğinden kurtularak en parlak demokrasi yönetimine geçişe benzetilebilir. Ama bu ondan da parlaktır; çünkü daima kalıcıdır.

            İki aykırı egemenlik konusu ardından yazar Pavlos, günahlıyı ölüm egemenliğinden yaşam egemenliğine aktarıyor (21). Yaşam egemenliğinin gerçekleşmesi, dikta rejimine karşı en üstün yengidir, kayra egemenliğinin yaşamda tahtını kurmasına bağlıdır bu. Ölüm egemenliğini ezen Rab’bin kesin sonuçlu yöntemidir bu. Hiçbir güç onu bu yürek burkucu durumdan özgür kılamaz (bkz. İbraniler 2:14). Musa bir ilahisini şöyle doruklar: “RAB sonsuzlar sonsuzu hükümranlık edecek” (Mısır’dan Çıkış 15:18; bkz. Vahiy 11:15-17).

            Mesih bağlısının varlığında  kayra (inayet) egemenlik sürüyor. Bunu anımsatan Pavlos daha sonra şunu ekleyecek: “Bundan böyle günah ölümlü bedeninizde egemenlik kurmasın” (6:12,14). 14’üncü ayette daha da güçlü bir söz kullanır (kyrievo). 12-17 ayetlerde Tanrı kayrasının günahlı insanı günahtan kutsallığa, ölümden yaşama, yargıdan doğruluğa geçirmesi vurgulanmakta. Günahla ölümün soyumuzla birlikte gelmiş doğal bir görünüm değil, korkunç bir istilacı olduğu açıklıkla görülüyor. Yaratan’ı en çok üzen, kurulu düzeni kökten etkileyen böylesi bir istilacıyı alt etmek için Tanrı en üstün karşılığı ödedi: Oğlu Mesih’i. Düşük insanın ve dolayısıyla tüm dünya insanlarının kurtulması tarih içinde Tanrı’yı zorunlu kıldı. “Tanrısal Söz beden oldu” zayıflığımıza, sarsıntılarımıza kendisini açık bıraktı. Adem’inkinden farklı bir doğuşla insanlığa katıldı. İsa Mesih’in adı İMMANUEL’dir (Yeşaya 7:14; Matta 1:22). EL-BİZİMLE. O bizlerden biri oldu; insanlığa Tanrı’nın sağladığı en etkin ve sonuçlamalı hizmeti kesinleştirdi (bkz. Markos 10:45). Ölümlülüğümüzü mezara taşıdı. Dirilişinde insanın yargısını doğruluğa dönüştürdü, O’na iman edenin dirilişini gerçekleştirdi, kurulu düzene parlak yarının yolunu açtı. Tanrı’nın karanlık ortamı değiştirmesi sonradan akla gelen bir eylem değil, yaratılıştan önce tanrısal tasarıda biçimlenen uygulamadır (16:25; bkz. Efesoslular 1:3-10; 3;8-11; II.Timoteos 1:9-10; I.Petros 1:19-20).

            Tanrı’nın Mesih’te açıklanan kayrası ne belirli bir inanç içindir, ne de bir kesim insanlık için. “Bir tek insanın doğru çıkarma eylemiyle yaşam doğruluğu bütün insanlığı kapsamıştır” (18). Adem’in tek eylemi bütün insanlığı içerdiği gibi (12), Mesih’in tek haçlanışı, O’na iman edip Tanrı’nın armağanını kabul eden herkesi içerir niteliktedir (bkz. I.Korintoslular 15:22-23). Adem’in tek günahı, günahı evrenselleştirdi, Mesih’in tek kurtarmalık sunusu yaşam doğruluğunu evrenselleştirdi. Ruhsal yasa Adem’in getirdiği günahlılığı değiştirebilecek hiçbir katkıda bulunamadı (bkz. 13-14,20). Gerçekte ruhsal yasa günahla günahın iğrençliğini evrene tanıttı, günahlı insanın isyanını açıklıkla belirgin etti. “Ruhsal yasa tanrısal öfkeye neden oldu” (4:15; 5:9). Tanrı’nın hak öfkesi, insan günahına karşı tanrısal sevginin tepilmesi ve tanrısal adaletin tepkisidir (bkz. II.Korintoslular 5:19). Tanrı’nın hak öfkesi kayra yolunu çizdi. Öyle ki, “günahın arttığı yerde, kayra da her ölçüyü aşan bir artışla çoğaldı” (20). Kayra egemenliği günah-ölüm egemenliğini yıktı viran etti, cehennem yolculuğundaki insanı sonsuz ilişkisinde kurtardı. Bunu değerlendirerek Mesih’e kurtarıcısı, yaşam sağlayıcısı niteliğinde iman eden “doğru kişi imanla yaşayacaktır” (1:17).

            Günahlının kişisel kararla Adem’in günahında kalmayı yeğleyişi yaşamda en üzücü ve sarsıcı karardır. Mesih’in sevgisi-kayrası Adem’in saygısız tecavüzünden milyonlarca kez üstündür. Adem’de kalmayı yeğleyen ölümün egemenliğine boyun eğmektedir. Kurtarıcı Mesih’te ‘yaşam doğruluğu’ (18) kişiyi beklemekteyken.. Mesih diriliş yaşamıyla –ölüler arasından dirilişiyle– kurtuluşumuzu kesinleştirdi (10). İsa Mesih yücelerde taşıdığı muzaffer yaşamı şimdi yeryüzündeki inanlısıyla paylaşıyor. O’nun doğruluğu inanlının doğruluğudur, erdemi inanlının erdemi esenliği. Kurtarmalık ölüm bu mutlu sonucu getirdi. Günah okyanusların kudurganlığıyla saldırsın, kabaran tufanın azgın suları gibi taşsın, ormanı yalayan alevler gibi her yanı yaksın; iç yaşamda Mesih esenliğini-egemenliğini sürdürdükçe o kişi sağlam kaya benzeri oturmuşlukta ve güvenliktedir.

            Günah ölüm yoluyla krallık sürer, kayra ise doğruluk yoluyla krallık sürer (basilevo 21). Hiçbir ülkede iki krala ya da Cumhurbaşkanı’na yer tanınamaz. Ya biri ya da öbürü. Her yaşamda ya günah krallık tahtına kurulmuş oturmakta, ya da doğruluk.. Yazarın sunduğu gerçek böylesi basittir; ikisinin orta yeri yoktur. Yeryüzü krallıkları gelip geçicidir; ama bu krallık kalıcı ve süreklidir. Örneğin, gece gördüğün rüyaları düşün; yaşam boyu rüyalarımızdan sorumlu tutulmuş olsaydık, hiç himsenin ağır suçluluktan kurtulabilmesi düşünülemezdi. Günah şurada bir eylem, öte yanda başka eylem değil, sürekli ve kalıcı eylemler zinciri, düzensizlikler çirkinliği, kahredici egemenliktir: Düşünceyle, dille, işlerle.. Ve bu krallığın bastırılmaz gücü ölüm yoluyla hep sürer (21; 8:13; bkz. Efesoslular 2:1; 5:14; I.Yuhanna 3:14; Yakup 5:20; Vahiy 3:1). Öte yandan Tanrı’nın iman yöntemi şöyle vurgulanır: “Çünkü bizim kavgamız kana ve ete karşı değildir. Ama başkanlıklara, yetkilere, şu karanlığın evrensel çapta eylem yapan egemen güçlerine, göksel yerlerdeki ruhsal kötülük kuvvetlerine karşıdır” (Efesoslular 6:12).

 

            BÖLÜM 6

Kurtarıcı Mesih’in diriliş yaşamıyla birleşen, günah karşısında ölüdür. Güzel; inanlının günaha ilişkin durumu nedir, ne olmalı? Ne demişti Pavlos daha önce? “Ama günahın arttığı yerde kayra da her ölçüyü aşan bir artışla çoğaldı” (5:20). Nicelerin aklını bir sürü soru kurcalayabilir: “Günahın çokluğu kayrayı artırıyorsa, ne güzel! Bol bol günah işleyelim, böylece Tanrı’nın inayetine genişleme olanağı sağlayalım.” Ya da, “Kayranın koruyuşunda olduğumuza göre, günahın çirkinliğini açıklayan ruhsal yasadan özgürüz. Gayrı hiçbir kısıtlama yoktur önümüzde!”

            Bu türden küstah, çılgın ve her saygıdan yoksun savlamalaya yazar Pavlos vurgulamalı ‘hayır’ diyor. Ve ardından bu bölümün temel tezini dünyanın gözü önünde sergiliyor: “Günaha karşı ölmüş olan bizler bundan böyle nasıl günah içinde yaşayabiliriz?” (2). Bu önemli sorunu bir örnekle aydınlığa getirmek yerindedir. Varsayalım, Bekir bey tümden bekri. İspirtoya varıncaya dek her alkollü nesneyi, her ne bulursa aşağı indiriyor; hiçbir yolla şifa bulamıyor. Sonunda siroz karaciğerini mahvediyor, Bekir beyi yere seriyor. Çevresi geniş. Onu seven masa arkadaşları hep cenazesine katılıyor. Öylesi bağlılık duydukları arkadaşlarını en çok sevdiği armağanla yolcu etmek istiyorlar. Ona ne getirelim? En uygunu seçkin viskiler, itinayla demlenmiş pahalı içkiler, parlak partilerde açılan eski şişeler.. Her biri çok para döktüğü şişeyi getirip tabutun çevresine saygıyla diziyor: “Bekir bey kalk, iç eğlen!” Ses seda kesilmiş. Ne oldu öylesi içki tutsağı Bekir beye? Öldü! Her şeye öldü. O denli sevdiği içkiye de öldü. Daha yaşamda olsaydı onları derin zevkle soğururdu. Gelgelelim Bekir bey ölüdür. Artık bu nesnelerde ilgisi isteği albeni kalmamış.

            Temsilde hata olmasın. Günahtan kurtaran Mesih’e dönen, yeniden doğan kadın ya da erkek eski yaşama ölmüştür. Önceki yolun, gidişin çekiciliği kalmamış artık ona; tümü geride bırakılmış. Onu gün günden destekleyen Tanrı’nın yöntemi şöyle vurgulanır: “Aldanış tutkularının ardı sıra koştuktan sonra çürüyüşle noktalanan, geçmiş yaşantı zinciriyle bağlı önceki insanı atın üzerinizden” (Efesoslular 4:22; bkz. Romalılar 6,7, 8:1,17; Galatyalılar 1:19; 5:24; Koloseliler 3:8,9). Yaratan Tanrı’nın kesin kurtarma gücü böylesi içerikli ve çok boyutludur. Bundan bilgisizlikte gün tüketen, Tanrı’yla ilgili en parlak gizemi kavrayamama çıkmazındadır. “Mesih bizim için lanetlenerek, ruhsal yasanın lanetinden bizleri özgür kıldı. Çünkü Kutsal Söz’de şöyle yazılmıştır: ‘Tahtaya asılan herkes lanetlenmiştir’” (Galatyalılar 3:13).

            Yeniden doğuş tanrısal eylemdir, sonucuysa kesindir, belirgindir. Birey eski yaşam zincirinin koparılmasıyla sevinçtedir. Eski hamam eski tas kuramının geçerliliği kalmamıştır artık. Mesih arıttığı, kurtardığı insanı günaha tutsaklıktan özgür kılar (6,7,14,17,18,29). Kurtulduğunu, yeniden doğduğunu bilen kişi bu gönençte yaşar. Sonsuza ileten aydınlanıştır bu. İnanlı günahın getirdiği yargıdan kurtulur, günahın doğal varlıkta oluşturduğu biçimsizliklerden kutsallığa kavuşur. Mesih’in kurtarma, yeniden yaratma gücü Tanrı’ya özgüdür. Yeniden yaratılan, Yaratan’ın yapıcı yetkisini içinde duyar, O’nu herkese yayar.

            İsa, Adem’in göbeğinden kesilmiş biri olsaydı, konusu edilen tanrısal eylemlerden bir tekini yapamazdı. O kesinlikle suçsuz, günahsız, kusursuz, kutsal tek kişidir. Baba Tanrı’nın kutsallığını tatmin edendir. Gerçekten tövbe edenin aklına düşüncesine bambaşka yöntem verendir. “Bu giz Mesih’in içinizde olmasıdır” (Koloseliler 1:27). O’na iman eden hem arıtılır, hem de pak kılınır. Bu ilişkide yeni baştan inanlının kararı-isteği anımsatılsın. Beden o uçarı anlara günlere özlem çekince inanlı, önceki yaşam eylemlerine ayak uyduran huy ve davranışları içinden attığını hemen anımsar (14,15). Onda konut kuran Kutsal Ruh bu insanı o anda uyarır, yeni varlık olmanın benzersiz özelliğine onu uyandırır (bkz. Efesoslular 1:13; 4:30; I.Selanikliler 3:13). Tanrı yeni yüreğin, yeni ruhun oluşturucusudur (bkz. Mezmur 51:10; Hezekiel 11:19; 36:26). Ama bu, ademoğlunu pasif (edilgen) durumda bırakmaz. Tanrı Mesih’e iman aşamasına gelenin aktif (etkin) yükümlülüğünü de vurgulamakta, yeni yüreği, yeni ruhu özleyen Mesih’e bağlı bir inanlı olmasını ona duyurmakta (bkz. Hezekiel 18:31; II.Korintoslular 7:1; Filippililer 2:12,13; Efesoslular 5:14).

            Bu köklü gerçeklerle karşılaşan, Mesih inancının bir din bağlılığı değil, doğuşta miras edinilen kimlik özelliği değil, yepyeni yaşam yöntemi olduğunu kavramakta güçlük çekmez. Eski yaşam Adem’e bağlılıktır, günaha ve ölüme tutsaklıktır. Yeni yaşamda önder Mesih’tir, doğruluk güncel gündemdir, Kutsal Ruh inanlıya yönetmendir, kayra ve iman Tanrı-inanlı bağlantısıdır, yaşam sonsuzlara uzanan güvenliktir.

            Mesih’e kesin bağlılık, günaha ölmenin anımsatıcısıdır. Bağlı bulunduğumuz Mesih günah için öldü, inanlı bu ölüm yoluyla günaha öldü. Bu gizemcilik değil, zikir çekmek değil, Mevlevi tarikatına katılmak değil, tanrısal eylemle yenileniş Mesih’le sürekli özdeşliktir. Pavlos bunu inancın en iyi bilinen ve her inanlı tarafından severek sevilerek benimsenen vaftiz uygulamasıyla betimliyor. ‘Vaftizomai’ Hellence’de suya batırılmaktır. Bilindiği gibi vaftiz edilen Mesih bağlısı kadın ya da erkek imanının belirgin tanıklığı niteliğinde sulara gömülerek Baba, Oğul, Kutsal Ruh adıyla vaftiz edilir. “İsa onlara yaklaşıp, ‘Gökte ve yeryüzünde tüm yetki bana verilmiştir’ dedi. ‘Gidin bütün ulusları öğrencim yapın. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adıyla vaftiz edin. Sizlere buyurduğum her şeyi tutmaları için kendilerini eğitin. Bilesiniz ki tüm günler boyunca, çağ sona erişinceye dek sizlerle beraberim’” (Matta 28:18-20).

            Bu kesimde uygulamanın betimsel anlamı belirtiliyor, bunun yanı sıra da vaftiz edilenin buna niçin uyduğu açıklanıyor. Tanrı bireyi Mesih’in kefaret ölümüne iman etmeye çağırır. Bunu değerlendirenin Mesih gibi ölmesi, gömülmesi, yepyeni yaşama dirilmesi doğal sonuçlamadır (3). Mesih’le birleşmenin açıklıkla belirtilendirilmesidir bu. Vaftiz eden kişi vaftiz edileni betimsel bakımdan Mesih’in ölümüyle özdeş kılar. Ölüye gömülme yaraşır. Yeni inanlı suya batırılınca Mesih’le birlikte O’nun ölümüyle gömülmesiyle özdeş olur. Sulardan dışarı çıkarılınca da Mesih’in dirilişiyle birleşir. Bundan sonrası, dirilen Mesih nasıl gayrı ölüm bilmeyen görkemli bedenle yaşıyorsa, O’nun inanlısı da diriliş yaşamının yeniliğindedir. Günaha karşı zafer yaşamı.. Bununla vaftizin anlamı içeriği betimlenir (4). Vaftizin hem uygulamalı hem de betimsel anlamı budur. Bu parçada vaftizmle, Kurtarıcı’ya iman eden kadının erkeğin, kararlılık ve özgürlük kapsamında önceki günahlı yaşama öldüğü aleme ilan edilmekte. Bu yüzden Mesih’e iman edenin özgür ve kişisel isteğiyle vaftizi istemesi gerekli bir belirginleştirmedir.

            Bebeklerin çocukların vaftizi sonradan araya sokulmuş bir töreciliktir; Kutsal Söz’de her tür destekten yoksun bir uygulama (bkz. Koloseliler 2:12; 3:3; Galatyalılar 3:27; I.Petros 4:1). Mesih bağlısının O’nunla birlikte öldüğü bu bölümün sürekli üstelemesidir (bkz. 2,3,4,5,6,7,8,11,13). Yalnız O işkenceler çekerek öldü, bizse O’nun kurtarmalık ölümüne iman ederek özdeşliğe girdik, ölümünün bütün sağlayışlarından yararlandık, hem de gün günden yararlanmaktayız (bkz. Galatyalılar 2:20). İsa Mesih’in ölümü tanınmazsa günaha ölmek de bilinemez (bkz. I.Yuhanna 3:9; 5:18). Bu ilişkide, bir insanı vaftiz ederek onu Hıristiyan yapmak savlamasının  saçmalığı da anımsatılmalı. Hıristiyanlığı beğenerek vaftiz edilen pek çok kişi olmuştur ve vardır. Ne yazık ki, bunların vaftizde beliren içerikten hiç bilgisi olmamıştır. Vaftizi tören saymak da bu anlamlı uygulamayı her tür değerden soyup soğana çevirmektir. Vaftiz belgesi vermekse lüzümundan fazla bir çabadır ve yeri düşünülemez.

            Vaftiz kendiliğinden hiç kimseye yarar sağlayamaz. Kişi Mesih’le ölmek, gömülmek, dirilmek konularında O’nunla özdeşleşmemişse.. İlkin, Mesih’in kurtarışını herkese bildirmek, ardından iman edeni O’nun adıyla vaftiz etmek tanrısal buyruktur. Gerçek inanlının vaftiz edilmesi kesenkes zorunludur. Vaftiz, önceki günahlı yaşamla ve geçmişteki din bağlantılarıyla ilişkinin kesildiğini çevreye açık açık bildirmektir. Bu kararla yüz seksen derecelik bir yön değiştirme olduğunu hiç korkmadan çevreye göstermektir (bkz. I.Petros 3:21). Tanrı o tek kurbanla günahı kaldırdı, buna iman edeni arıttı. (İbraniler 7:27; 9:12,26,28; 10:10,14; I.Petros 3:18).

            Mesih ölümden dirilince günahın yargısını taşımış, etkisini kırmıştır. Mesih’le dirilen inanlı da günahla ilişkisini keser, Mesih ise onu sonsuzlara dek  saklar. Mesih’in doğruluğu inanlının mirası gönenci olur. Diriliş gününde Tanrı Mesih bağlısına yepyeni diriliş bedeni verecek. Tıpkı Mesih’in diriliş bedeni benzerliğinde.. Mesih’in yeni bedenle dirilişi inanlısına o parlak dirilişin, kuşanacağı yepyeni bedenin habercisi olmuştur (bkz. I.Korintoslular 15:43,48,49; Filippililer 3:20,21).

            Günaha tövbe edip Mesih’e iman yoluyla yeni doğuşa gelen, vaftiz edilen biri uzun süredir görmediği bir arkadaşla karşılaşır birgün. “Ben öldüm, yeni insan olarak dirildim” yolunda içerikli bir bilgi iletir ona. Arkadaşı bu gizemli sözden bir anlam çıkaramaz. “Acaba nedir ölmek, sonra da yeni insanı kuşanmak?” yolunda bir merak kafasını hep kurcalar. Bir süre sonra yeniden arkadaşıyla karşılaşır, o bu kez şöyle der: “Eski yaşama ölmelisin, yeni insanı kuşanmalısın. Bu sağlayışı Rab İsa Mesih verir.” Konuya aklını yorarken gerçek şimşek gibi önünde çakar. Demek ki arkadaşım İncil’in sözünden aydınlanmış. “Bilgide yenilenen kendisini yaratana benzeyen yeni insanı kuşandınız” (Koloseliler 3:10). Vaftizmin temel özellikleri şunlardır: 1. Günaha ölüm, 2. Mesih’in sunduğu yepyeni yaşama diriliş, 3. Tüm varlığı üçte tek tekte üç Tanrı’ya sunmak. “Gidin bütün ulusları öğrencim yapın. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adıyla vaftiz edin. Sizlere buyurduğum her şeyi tutmaları için kendilerini eğitin. Bilesiniz ki tüm günler boyunca, çağ sona erişinceye dek sizlerle beraberim”(Matta 28:19,20).

            Yaratan-Kurtaran eski insanı dinlerle, törelerle, icaplar ve tekbirlerle onarmaz. Kendine özgü yetkiyle günahlıyı kurtarır, onu ölmeden ölüme götürür, mezara girmeden önceki yaşantıyı mezara kor, yepyeni bir insan yaratır. Adem’e bağlılığı Mesih’e bağlılığa dönüştürür. Mesih bir kez öldü; bir daha ölmez. Günahlı insan da Mesih’e imanla eski yaşama ölür, yeni yaşamı kuşanır (8; bkz. I.Korintoslular 15:3-4). Hiç kimse günahın egemenliğini iticiliğini yadsıyamaz. Herkes günaha karşı ne denli savunmasız olduğunu çok iyi bilir: Cinsel çekiş mi, yalan mı, tamah mı, şiddete götüren hırs ve çirkin tepki mi, kin mi? vb. Bu takatsizliği Mesih kaldırır: O’nunla günaha ölmemizle (10). Vaftizimizi O’nun ölümüyle bir saymamızla. Pentekost günü Petros’un herkesi tövbeye çağıran konuşmasını dinleyenler “yüreklerine hançer saplanmış gibi oldu” ardından, “Kardeşler, öyleyse biz ne yapmalıyız?” diye korkuyla dolu soruyu yükselttiler. Petros onları aydınlattı: “Günahlarınızdan dönün ve günahlarınızın bağışlanması için her biriniz İsa Mesih’in adıyla vaftiz edilsin. Böylece Kutsal Ruh armağanını alacaksınız” (Habercilerin İşleri 2:38; 8:16; Romalılar 6:3; Galatyalılar 3:27). Günahlı insan İncil’de şöyle anlatılır: “Sizler de suçlarınızdan ve günahlarınızdan ötürü ölü kişilerdiniz... suçlarımızın içinde ölü olan bizleri Mesih’le birlikte yaşama getirdi. Kayrayla kurtulmuş bulunuyorsunuz” (Efesoslular 2:1,5).

            Tanrı karşısında diri birey durumunda belirmek (11) aşamaların en parlağıdır. Diri bireyin kurtarıcı Mesih’le özdeşleşmesi bir varsayım değil, kuram değil, din kursu değil, O’nun ölümüyle ölmesi, sonra da yeni yaşamı kuşanmasıdır. Bu parlak gönence gelene günah devrik diktatördür. Bu gerçek hiç unutulmamalı ve güncel imanla işlerliğe konulmalı: “Bundan böyle günaha tutsaklık etmeyelim” (6). Artık ruhsal yasanın zalim dikta rejimi altında inlemiyoruz, tersine Mesih’in özgürlük sağlayan iyicil yönetimiyle övünüyoruz. Kayra altındayız (bkz. Yuhanna 1:17). Mesih’e iman eden O’nun  kesin vaadinin öz varlığında gerçekleştiğine tanık olur, bu tanıklığı da herkese duyurur: “Size önemle belirtiyorum: Sözümü kim tutarsa sonsuza dek ölüm görmeyecektir” (Yuhanna 8:51).

            Ölüm, Yaşam Başkanı’nı üç gün bağrında tutabildi (Habercilerin İşleri 3:15). Ama Tanrı O’nu ölüler arasından diriltti. O’nun tüm görgüleri inanlının kurtuluşuyla, dirilişiyle, zafer yaşamıyla ilgilidir. O olmadan bu parlak gönençlerin bir teki bile gerçekleşemez. İnanlı günahın kahredici egemenliğiyle tanış oldu; O’nun ezici gücünü iç varlığında işlerlikte gördü. Bu dikta yönteminden kaçtı Mesih’e sığındı; kurtuldu. Öte yandan günahın kırıcı egemenliğini bilmeyen, dinsel olsun dinsiz olsun, günaha karşı savunmasız yaşayan, günahın ne denli amansız bir köle ağası olduğunu tanımayan, içinde boğuştuğu çaresizliği anlayamaz. Ama günahtan özgür kılınan, günah yönteminin en amansız boyunduruk olduğunu bilen yeni baştan günah uğraşlarına atılamaz. Aynı zamanda günahının Mesih’e en ağır işkenceleri çektirdiğini bildiğinden Tanrı’yı ve Mesih’i incitmemek kararıyla yeryüzündeki günlerini kutsallıkta esenlikte geçirir. Günah diridir, ama inanlı ona karşı ölüdür; günaha meydan okuyabilir savunmadadır: “Ben Mesih’in dirilişiyle yeni yaşama dirildim; sense yenik-düşük bir diktatörsun” diyebilir.

            Günah ilkin akılda yuva kurar. Eylemlerini bedenin parçalarına aktarır: Gözler, dil, kulak, eller, ayaklar, vb. Tümü günahın amansız pençesinde inler. Öte yandan Mesih’le dirilen, günahın saldırılarına karşı nasıl davranılacağını bilebilir. Hiç kimse iradesine, vicdanına güvenmesin. Kuşkusuz, varlıkta bunların etkisi yadsınamaz. Ama ne birinin ne de ötekinin günahı defedebilecek gücü-yeterliliği vardır. İblis varlığımızda taşıdığımız bu soyutsal silahlardan daha güçlüdür. Ondan güçlü olan salt Mesih’tir (bkz. II.Korintoslular 2:14; Filippililer 1:21).

            Mektubun yazıldığı yıllarda köle alışverişinde uygulanan bir yöntem geçerliydi. Köle yeteri kadar para biriktirebilirse bu parayı tapınağa götürüp oraya bırakır ve gayrı tapınağın bağlısı olurdu. Tapınak parayı köle sahibine verince onun köle üzerinde hiçbir yetkisi kalmazdı artık. Köle bundan böyle tapınağın kuralları uyarınca yaşardı. Mesih bağlısı İsa’nın kanı pahasıyla günahtan satın alındı. Bundan sonra teslim olduğu Mesih öğretisine gönülden boyun eğer. O kendisini Mesih’in kutsallık ilkesine teslim etmiştir. Bedeni Tanrı’nın kutsallık ilkesine uyruk olmuştur. Oysa önceki yaşamda aynı beden çeşit çeşit kirliliğe tutkundu (17). “Ama kötüler çalkalanan deniz gibidir, O deniz ki, rahat duramaz, suları çamur ve pislik savurur. Kötülere esenlik yoktur diyor Tanrım” (Yeşaya 57:20-21).

            Mesih bağlısı ruhsal yasanın sert ve katı şartlarından Tanrı kayrasıyla özgürlüğe yükselmiştir. Gayrı efendisiz değildir. Onu kutsal kanıyla satın alan Mesih o yaşama kendi yöntemini, kurallarını, ilkelerini işler (18,19; bkz. Yeremya 31:33; İbraniler 8:10; 10:6). Mesih’in inanlısı bir din icabına uyarcasına değil, özgürlüğe kavuşmuş yeni insan durumunda Tanrı’nın isteğine canı gönülden sarılır.

            Günahın kölesi ters bir özgürlük bilir (20). Doğruluktan özgürdür o. Doğruluğa karşı direnmekte, ona sırtını çevirmekte, keyfine göre iş yapmakta özgürlüğü var onun. Kafasız özgürlük. Günahın kölesi, doğruluğun rest çekicisi.. Acıklı mı acıklı! (bkz. Yuhanna 8:31-36). Bunlara Mesih içtenlikle seslenir: “Ey bütün yorulanlar ve yük altında yıprananlar! Bana gelin. Sizleri dinlendiririm” (Matta 11:28). Mesih’in gerçekleştirdiği gönençli sonuç şudur: “Şimdi de kutsallığa yükselten doğruluğun uşakları...Bundan topladığımız ürün yaşam kutsallığıdır” (19b, 22b).

            Bu yerlerde kutsallık ilkesi ve gönenciyle karşılaşıyoruz (bkz. 1:4). Tanrıbilim kuşaklarında çok iyi tanınan ve sayılan Jonathan Edwards (1703-1758) kutsallığa ilişkin düşündürücü bir gözlemde bulunmuştur: “Tanrı’yı düşünürken canımı ve ruhumu mest eden yönü O’nun kutsallığıdır. Tanrı’nın ödünsüz kusursuzluğu, Oğlu İsa Mesih’in parlaklığı ve yüceliği. Böylesi bir görkem sahibinin kendisini benim gibi bir günahlıya açıklayışı insan kavramının ötesindedir. Bu Tanrı kendisini bana kutsallığında açıklıyor. O’nun kutsallığı ruhumda saygının yanı sıra sevinç çağlayanları oluşturuyor. Böyle bir Tanrı’nın ışığında, gönencinde olmam canıma derin esenlik ve güvenlik sağlıyor.” Tanrı kutsallığının bireye gelişi, kutsallığını kanıtlamak için biricik Oğlu’nu o çirkin haçta günah kılması (bkz. II.Korintoslular 5:21) kafaları uğraştıran düşünce olmalı. Tanrı, günahın zorladığı kutsallığının hakkını vermek için kutsal Olan’ı sunu kıldı. Bu ölüm sunusuyla kurtulana kutsallık kapısı açılmıştır. Ondan giren, önceden hiç bilmediği kutsallık donatımıyla kuşatılır, kutsallığın varlığı kutluluktan kutluluğa ileten odalarında Mesih’in şölenine katılır. Kutsallık Tanrı’nın önde beliren özelliğidir. Bununla bağdaşık uyumlulukta kutsallık ademoğlunun en önde beliren yararıdır (bkz. I.Selanikliler 3:13).

            6:15-23 kesimi istenç (irade) ve sorumluluk konularını kapsar. Tanrıbilimde, felsefede, toplumbilimde en çetin sorunu oluşturan bu konu yazının dışında bırakılmıyor. Bir düşünür olan yazar Pavlos önündeki düğümün gizemini felsefeleştirmiyor. Tersine, günah bağından özgür kılınan, Tanrı’nın uşaklığına yükseltilen, yaşam kutsallığının ürünleriyle donatılan sonsuzun güvenliğini bulanlara sesleniyor. Doğal bireyin (yeniden doğmayan) istenci de sorumluluğu da kendi yaşamına dönüktür. Varlıkta egemen kesilen ‘Ben’ daima düşük istençle yöneltilir, sonundaysa bunun acı ürününü devşirir. Buna karşı günahtan özgürlüğe getirilen kadın erkek istençlerini ölçüye vurabilir. Düşük varlığını utanca götüren ağır sorumlulukların yükü altında ezilmez; çünkü o teslim olduğu öğretiye gönülden boyun eğmiştir (13,17,19). Günahın uşağıyken o, doğruluğa özlem çeken istenci hiçbir yolla doğruluk ürünleri yetiştiremez, düş kırıklığıyla sonuçlanan eylemlerin altından kalkamaz. Onun öz yapısı (karakter) günahlıdır, özgür kılınmamıştır. İstençleri günahlılığın etkisinde ve yönetimindedir. Bunu hepimizden iyi bilen Rab İsa Mesih yeniden doğuşun önemini üstelemeyle vurgular. Bir vakitler bencilliğe ve nefse hizmet eden öz yapıyı taptaze gerçeğe ve aşamaya yükseltmekle ilgilenir. Mesih yaşamı değiştiren kurtarıcıdır. Ters durumda O’na iman etmenin ne anlamı olabilir, ne de bir yararı.

            Yaratan’ın ademoğluna havvakızına sağladığı temel armağan özgürlüktür. İstencin özgürlüğü bireyin yaptığı seçimle belirgin olur. Özgür istenç taşıyan kişi günahın uşağı olabilir (bkz. Yuhanna 8:31-36), ya da doğruluğa ulaştıran söz dinlerliğin (16b; bkz. İbraniler 12:23). Görüldüğü gibi ezici çoğunluk istencini bencil kovalayışlarda kullanıyor, sonundaysa çok ağır sorumluluk zincirini taşıyor. Özgür insanın, özgürlüğünü her durumda kusursuz-kutsal istençle beliren Tanrı Oğlu Mesih’e teslim etmesi iç yaşamda düzen ve erdem ürünlerini yetiştirir. Ademoğlunun günahlılığı onun istencini sağlıklı biçimde kullanmasına engel dikmiş bulunuyor. Bu düş kırıcı tutsaklıktan özgürlük tüm özgürlüklerin ön sırasındadır.

            Ne yazık ki, pek çok kişinin özgürlüğünü ters doğrultuda, bencillik ilişkilerinde kullanması kendi başına bin bir çorap örmekte: “Özgür değil miyim? Dilediğimi, doğru saydığımı yaparım” sırasından yıkıcı karar günahlıyı dertten derde sürüklüyor, içinden çıkılamayan karanlık dehlizlere çekiyor. Evet, herkes serbestlikle istencini dilediği gibi kullanabilir; ama bu yöntemin oluşturduğu acı sonuçlar gözlerin önünde. Yıkıcı seçimler dizisinin sonucu, verilen kararın bozukluğundan da berbattır her durumda. Eli silahlı bir meyhaneci müşterilerine sürdüğü düşük nesneyi onlara şu sözlerle dayarmış: “Hem bu içkiyi soğuracaksınız, hem de onu beğeneceksiniz.” Günah derebeyi de matahını işte böyle sürer. Tarih pek çok derebeyinden söz eder, ama gözle görülemeyen bu derebeyinin amansız tahakkümü sadece Tanrı Sözü’nde anlatılır.

            Bir ruhbilimci şu ilginç gözlemde bulunur: Dine dinselliğe eğilimli insanların ortaklaşa (müşterek) özelliği nedir? 1. Ruhlarında duydukları huzursuzluk, 2. Bunun çözümünü arayış. Ve bu bilgin sorunu şöyle özetliyor: 1. Varlığımda bir düzensizlik duymaktayım, 2. Bu düzensizlikten sıyrılmam gerekir, yüce güçlerle ilişkiye gelmeliyim. Birey bu düşünceyle dinine sarılır.. Öte yandan Tanrı tüm insanlığı şöylece kendine çağırır: “Ey dünya uçları, hepiniz bana yönelin ve kurtulun. Çünkü Tanrı Ben’im ve başkası yoktur” (Yeşaya 45:22; bkz. Yuhanna 3:3; 5:21; Efesoslular 2:1).

            Mesih’in kutsal kanıyla günah pazarından satın alınan can yaşam kutsallığını ve sonsuz yaşamı armağan olarak alır. Buna karşı günah kendi ücretini getirir: Ölüm. Fiziksel ölümü, ardından da sonsuzlar sonsuzu canın işkencesini. Tanrı’dan ayıran yargı ölümüdür bu. Tüm gün belirli bir işte çalışan emekçi ücretini alır. Gelgelelim pek çok ülkede bu ücret temel gereksinimlere bile yetmez. Ama o erkek ya da kadın, hatta çocuk çalıştığı yere elinin emeğini gözünün nurunu dökmüş. Günahın kölesi de bedenin parçalarını her tür iğrençliğe, bir kötülükten başka bir kötülüğe uşak olarak sunmuş (19). Ücreti ne? Ölüm! (23). Eski Antlaşma’da onun ölümü şöyle anlatılır: “Dipten kökleri kuruyacak ve üstten dalları solacak. Anısı ülkeden silinecek, sokakta adı kalmayacak. Işıktan karanlığa sürülecek; dünyadan kovulacak” (Eyub 18:16-18). “Doğrunun anılması kutluluktur; ama kötülerin adı çürür” (Süleyman’ın Özdeyişleri 10:7). Günahla ölüm bileşiminin büsbütün yıkıcı görünümü işte bu!

            Günahın ücreti ölüm. Buna karşı Tanrı’nın armağanı (harisma) sonsuz yaşam.. Harisma ile haris (kayra) aynı kökenli sözdür. Buna karşı kişiyi köle yapan, sonundaysa umutsuz ölümü oluşturan ruhsal yasanın ne denli zalim bir köle ağası olduğu düşünülmeli. Ölüm, ücretlerin en berbatıdır. Tanrısal armağan her bakımdan canı ihya eden sağlayıştır. Ona sadece Rab İsa Mesih aracılığıyla kavuşulabilir. Başka hiçbir yolla sağlanamayan kutsallık göksel armağanla donatılmanın parlak sonucudur.

            Devletin yasaları suçluyu, zararı yok serbestsin diyerek salıvermez; gerekli cezayı kesenkes yapıştırır. Doğa, yasalarına saygısızı kesin acımazlıkla cezalandırır; hiç kimseyi bağışlamaz. Tıbbın yasaları yanlış ilaç yutanı affetmez; değişmez belitini uygular. Ulusun yasaları onları çiğneyene acı duymaz. Ülke yasasının dilediği cezayı yapıştırır: “Günahın karşılığı ölümdür” (6:23) yargısı evrende en köklü yargılamadır. Tanrı buna ilişkin uyarıyı Adem’le Havva’ya vurguladı (bkz. Yaratılış 2:17). Günahın soyumuza girişinden sonra Tanrı kesin yargıyı bildirdi (bkz. Yaratılış 3:19; Çölde Sayım 16:29,30). Bu yerlerde günahın yasasal yargılanışı anımsatılır. Musa ve kral Hezekya günahın yargıyla ilgili olduğunu belirtir (bkz. Mezmur 90:7-9,11; Yeşaya 38:17,18). Yeni Antlaşma’da bu gerçek hep anımsatılır (5:12,14,16,17; bkz. II.Korintoslular 5:10; İbraniler 9:27,28; Yuhanna 8:34). Haberci Petros aynı cezayı belirtir (I.Petros 4:6). İsa Mesih günahın cezasını taşımak için çarmıhta öldü (4:24,25; 6:9,10; 8:3,10,11; bkz. Galatyalılar 3:13). Mesih’in ölüler arasından dirilişi hem kurtuluşumuzun, hem de doğruluğumuzun kanıtı ve mühürüdür (4:25). Kurtuluşumuz Golgota haçında gerçekleşti, Mesih’in boş bıraktığı mezarda belgelendi: Bu ortamda RAB Tanrı verdiği sağtöre ve etik yasalarına saygısızlıkla, düşüncesizlikle karşı çıkanı, göksel ilkelerini çiğneyeni din icaplarıyla, hayır-sevapla, kuşanım yoluyla serbest bırakmadı; adaletinin gereğini işlerliğe getirdi (bkz. 5:12, 21; Yaratılış 3:19, 22; İbraniler 9:27).

            Bu değişmez gerçeğin bilinmesine karşın gururlu-dinci insan kişisel uğraşlarıyla Tanrı’ya beğenileceğini, O’nun gönlünü alacağını tasarlar. Oysa Tanrı, “Benim sağladığım haç ölümüne iman et, seni arıtayım, doğrulukla donatayım” der. Günahlı birey art arda yinelediği din alışkılarından tatminlik duyar; ama bu arada bile bile Tanrı kayrasının yürekte kurtuluş eyleminin bütünleyişini tıkar. İnancı bir alışveriş ilişkisine dönüştüren herkesi hüsran bekler. Tanrı, “Sağladığım kayraya güven, Mesih’ime iman et” derken.. Bu insan en sonunda acımasızca kaybolacaktır.

            Bu bölümde geçen bazı anlamlı kullanımlar üzerinde durmamız da aydınlatıcıdır: ‘Ölümünün benzerliğinde O’nunla birleştik’ (symfitos, 5). ‘Eski insan benliğimiz O’nunla birlikte çarmıha çakıldı’ (systavroo, 6). ‘Mesih’le birlikte öldük’ (apothnisko syn Hristo, 8). ‘O’nunla birlikte yaşayacağız’ (syzao, 8). Bu bileşik kullanımlar mektubun başka yerlerinde de geçer. Hellence’de syn, birlikte özdeşlikte bileşimli varlıklara ilişkin kullanılır. Örneğin sentez, sentetik, sinonim, sinagog, vb. Romalılar’da ve ayrı ayrı mektuplarda inanlının Mesih’le bileşim durumunda olduğu bu kullanımla anlatılır. Başka yerlerde buna yine değinilecek.

 

            BÖLÜM 7

            Ruhsal Yasadan Özgürlük

            Yahudiler ruhsal yasaya (şeriat) kesenkes bağlıydı. Bir kitapta yazılı, çeşitli dileklerle yüklü biçimsel buyrukların günahlı varlığı arıtamayacağı, onu Tanrı katında doğru kılamayacağı düşüncelerini uğraştırmazdı bile. Yazar Pavlos altıncı bölümde günahlının İsa Mesih’e imanla, O’nunla özdeşliğe girmekle günaha öldüğünü, Tanrı’nın kölesi olduğunu vurguladı. Bunun sonucu yaşamsal günahlılığın yaşamsal kutsallığa dönüştürülmesidir. Bu somut ve kutlu gelişim altıncı bölümün ezgisini oluşturur.

            Önümüzdeki bölümdeyse şeriat karşısında ölmenin etkinliği belirtilmekte. Bu, Mesih’le birleşmenin doğal sonucudur. Ruhsal yasa (şeriat) önceki yaşamın diktatörüdür. Günahlı birey özgürlüğe kavuşup hak ve doğruluk kapsamında yaşamak için Mesih’le birleşmeli (bkz. 6:14-15). Yedinci bölümde ruhsal yasanın yetersizliği kesin dille belirtilmekte. Yazar, ruhsal yasanın iyi bir buyruk olduğunu anımsatıyor; ne var ki, bu iyi buyruk bozuk insanın içinde iyilik oluşturamaz.

            Yedinci bölüm ikiye ayrılıyor:

  1. Tanrı’nın belirli bir süre için şeriate bağlı kıldığı ademoğulları, kurtarıcı Mesih’in haçtaki ölümüyle şeriate öldü. Böylece, Mesih’le birleşmiş durumda Tanrı’ya ürün getiren yaşamı yaşayabilsinler. Bunun tersine, önceki yaşamda inanlı ölüme hak eden ürünü yetiştirmekteydi. Ama günah yaşamına ölen Mesih bağlısı, kendisini bağlayan, sağlıklı sonucu getiremeyen yasadan özgür kılınmıştır. Bundan böyle, yasanın buyruklarına uyruklukla değil, yepyeni ve yeşermiş yöntemi izleyerek diri Tanrı’ya dirilikte hizmet sunar, ürün verir (1-6).
  2. Ruhsal yasa kesin uyum ve söz dinlerlik bekler; hiç kimseye ödün vermez. Gelgelelim güçsüz yeterliksiz bedene. Onda ruhsal yasayı kesenkes tatmin edebilecek, “Çok iyi iş işledin, başarın yerinde” dedirtebilecek sağlık yoktur. İyiliği özleyen birey bu çıkmazda bocalar durur; en sonunda Tanrı’ya yakarır: “Ölüme götüren bu bedenden beni kim kurtaracak?” (24). Bu parçada kurtarıcı Mesih’e ilişkin parlak bir kavrama varır okuyucu (7-25). Ruhsal yasa egemenliğinden Mesih’te özgürlük gönencine geçiş inanlının kesin çaresizliğinde bilebileceği benzersiz aşamadır; iman yolculuğunun doruğudur bu (4).

            Ruhsal yasa insana onun yaşamı süresince egemendir. Yazar bu gerçeği evli bir çifti örnek tutarak anlatır (bkz. 2-3). Evli kadın kocası yaşadıkça eşine bağlıdır. Ama koca ölürse başka bir erkeğe varmakta serbesttir. Bu ilişkide anımsatılması gereken bir noktaya değinilmeli: Boşanmanın evlilik bağını koparamadığı belirginliğe gelmekte. Bireyi tutsak kılan şeriat bağından kopmak Mesih’in ölümü yoluyla gerçekleşebilir. Şeriat bağından özgür edilmek ölümü gerektirir. İsa Mesih’in haçtaki ölümü hem günahlıyı kurtarır, hem de onu ruhsal yasanın egemenliğinden özgür kılar. Ama inanlı dilediği biçimde yaşayamaz bundan böyle. Bu kez o Mesih’e varmıştır. Eşi ölen kadının başka bir eşe bağlanması gibi.

            Ruhsal yasaya (şeriat) tutsaklıkla Rab İsa Mesih’e bağlılık el ele beraber yürüyemez. Aradaki uçurum çok derindir. Ruhsal yasa ardı kesilmeyen dilekleri, buyruklarıyla bireyin yakasına yapışır; hem de ikide bir, şunda bunda tecavüz ettin diyerek onu suçlar. İsa Mesih şeriatin hiçbir harfine tecavüz etmedi, şeriat O’nu hiçbir zaman suçlayamadı. Ruhsal yasanın her dileğini yerine getiren Tanrı Oğlu şeriatin her harfini çiğneyen günahlılar için öldü ve O’na inananı şeriatin ağır boyunduruğundan özgür kıldı (2). Şeriat kesin söz dinlerlik dilerken hiç kimseye söz dinler insan olma yeterliliğini veremez (4:15; 5:20; 6:14-15; bkz. Galatyalılar 3:21-25). Ama ruhsal yasanın bağından özgür kılan Mesih, söz dinlerlik sevincini inanlısının varlığına işler.

            Günahın ve şeriatin ağır yükünden kopmak isteyen, ölen Mesih’in bedeni aracılığıyla ruhsal yasa karşısında ölüdür. Bundan böyle Mesih’e varmış kişi olarak özgür yaşamı yaşar, Tanrı’ya ürün getirir (4; bkz. II.Korintoslular 5:14; Koloseliler 2:14; I.Petros 2:24). Sömürücü köle ağası ölen köleden gayrı yararlanamaz; onu gömer. İnanlı da şeriate (köle ağası) ölür; seven kayıran bir efendiye ölümden diriliş yaşamını yaşar. Dirilen Mesih’e bağlılık inanlıya Mesih’in haklarını, yasal yetkilerini aktarır. Mesih’in beden kuşanıp soyumuzla bir olması O’nun bedeninde kefareti sağladı, buna koşut olarak inanlının Mesih’le bir olması yaşamsal doğruluğu sağlar. İnanlı Mesih’in haklarını, özelliklerini varlığında taşır. Mesih’in kurtulmalık ölümü ve dirilişi, O’na iman edeni tanrısal doğaya sahip kılar.

            Yeniden doğuşun getirdiği sonuçlar yaşam boyunca yinelenen dinsel uygulamaların toplamından çok daha etkin sonucu gerçekleştirir. Önceki yaşantıya bağlı kadını ya da erkeği bu kez Mesih’in kutsal yaşamı doldurur. Mesih’le özdeşliğe gelir (6:7,8; 8:1,17; bkz. Habercilerin İşleri 13:39; I.Korintoslular 1:30; 3:21,23; 6:11; II.Korintoslular 5:14,21). Mesih’le özdeşlik iç dünyada sürekli yenilik oluşturur. Kutsallık ve bağlılık bu yaşamın belirtisidir (8:10; bkz. Yuhanna 1:16; I.Korintoslular 15:45; Filippililer 2:5; I.Yuhanna 3:2). Mesih’le özdeşlik Tanrı’dan kopmuş insanı yepyeni yaşam aşamasına yükseltir. Mesih bağlılığı ürün yaşamıdır (bkz. Yuhanna 15:4). İsa Mesih bu gerçeği başka bir simgeyle de anlatır. “Yere düşüp de ölmeyen buğday tanesi tek başına kalır. Ama ölürse bol ürün getirir” (Yuhanna 12:24).

            “Bizler bedenin istekleri uyarınca yaşamaktayken” (5). Burada sözü edilen beden taşıdığımız et beden değil, ama o bedenin hiç sıkılmadan işlediği utandırıcı eylemlerdir. Kendiliğinden varlığımızın önemli bir parçasıdır beden. Kötü bir varlık değil, tersine her yönden herkese gerekli ve yararlıdır. Gelgelelim, düşük bedenin (nefs) günahlı, kötü, çirkin isteklerine ve bunların işlerliğe konmasına. Budur anlatılan ve ölmesi gerekli olduğu vurgulanan yönümüz. Herkes bu acıklı tutsaklıktadır. Ancak günahsız Mesih’in bedeni aracılığıyla bizim bedenimiz günaha ölür, vaftizde gömülür sonra da kutsal yaşama dirilir. Bu gelişimde Kutsal Ruh yönetimi kendi eline alır. O’nun çizdiği yolda Tanrı’ya geçerli hizmet sunmamızı gerçekleştirir. Kutsal Ruh’tan yoksun kişinin yaşam yöntemi günahlılıkta bocalamaktır. Varsın o şeriatin kurallarını harfi harfine uygulamaya çabalasın. Tanrı’ya geçerli hizmeti salt Kutsal Ruh gerçekleştirir. Ters durumda şeriat boyunduruğu günahlıyı kurtarmak bir yanda dursun, onu sürekli suçlar, varlıkta ölüme yaraşan ürünleri oluşturur (5). Öte yandan, yüreği sünnet edilmiş olan, ruhsal yasada yazılanlara değil, Ruh’a uyan, her durumda etkin hizmeti sunandır (2:29). Ruhsal yasayla ilgili şu açıklamalara da dikkat edilsin: “Yazılı belge ölüme yol açar, oysa Ruh yaşam verir” (II.Korintoslular 3:6). “Ölümün kargısı günahtır, günahın gücü ise ruhsal yasadır” (I.Korintoslular 15:56). Yeryüzünün her yanında şeriat yönetimlerinin kaş yapayım derken gözleri kazıdığı belirgin bir katı yürekliliktir.

            Şeriat daima suçla günahla bağlantılıdır. Günahı çirkinliğiyle gösteren aynadır, pusulayı şaşırmaktır; hiçbir günahlıyı doğrulukla donatamayan suçlayıcı (3:20). Musa aracılığıyla verilen Ruhsal yasa gelince, onun ışığı altında günahın tüm çirkinliği belirgin oldu (5:20). Şeriat tanrısal öfkeye neden oldu (4:15). Bunlara karşın şeriatin nesnel bir kötülüğü, bozukluğu yoktur; hem de bu düşünülemez (bkz. 12). Ruhsal yasada görülen olumsuz etki yasanın kötülüğünden değil, günahlı bedenin günaha tutsaklığından kaynaklanıyor. Ademoğlunda ruhsal yasayı hoşnut edebilecek güç ve yeterlilik yoktur. Yazar bu önemli sorunu 8:3a’da dorukluyor: Bedenin gereksiz istekleri ruhsal yasanın dileklerini bütünleyemiyor, tam tersine onları çiğniyor. Tanrı hem bu dilekleri kesenkes bütünleyen Oğlu’nu gönderdi, hem de O’nun günahsız bedeninde günahı yargıladı. Tanrı ruhsal yasayı bireyi doğru kılsın, onu kutsallık ortamında yaşatsın diye göndermedi. Bunları veren Musa ne der? “Kurallarıma, ilkelerime sarılın. Çünkü onları yerine getiren onlar sayesinde yaşayacaktır. RAB BEN’İM” (Levililer 18:5).

            Bu ilke Romalılar’da hep yinelenir (bkz. 10:5). Buyrukları tutarak doğruluk yapabilen birey bu yolda yaşayacak. Yasaları kıranın nasıl yargılanacağıysa Kutsal Söz’ün sürekli konusudur. Ruhsal yasa Tanrı’nın adalet ve doğruluk belgesi olduğundan, ona karşı çıkan herkes yaraşan cezayı hak edecek. Demek ki, ruhsal yasa günahı tanıtan belgedir (7b); hem de, günah ruhsal yasanın bu özelliğinden yararlanarak aslında günahlı olan varlıkta Tanrı’ya karşı isyanı, başkaldırmayı körükledi (8-11). Günah kıvrımlı, zehirli yılan gibidir. Onu dürten olmazsa uslu uslu yatar. Ama hele bir etken onu dürtsün! Bir anda tüm saldırı gücüyle uyanır. Ruhsal yasa gelinceye dek günah rahat rahat işini yürütmekteydi. Ama yasa belirince, günahın her çeşidi eyleme koyuldu, gün ışığına çıktı.

            Ruhsal yasa günahsız bir soya verilmedi. Tersine, günahlı insan soyuna verildi ve bu yasa hemen harekete geçti (5:20; 7:5). İsrail topluluğuna Musa’nın yasası verilinceye dek günahlılık kendini belirgin etmiyordu. Çünkü yasa olmayan yerde günah günah sayılamaz. Ama Musa’nın ruhsal yasası sahneye çıkınca tüm İsrail kendini günahlılıkta tutsak buldu. Yazar Pavlos bu kesimde (7-25) özlük adılıyla (kişilik zamiri) konuşuyor. Bununla durumu genelleştiriyor. Kurtarıcı Mesih günah işleyenin günaha köle olduğunu vurgular (bkz. Yuhanna 8:34). Yedinci bölümde günah etkisinin varlıkta kesin işlerliği belirtilir (11,13,14,17,20). Kutsal Söz ‘kötü düşünceler’e (bkz. Matta 15:19) ve ‘kötü yüreğe’ (İbraniler 3:12) değinir. “Günah ölümde egemenlik eder’ (6:12), günah ölümlü bedende egemenlik eder (5:21).

            Günah, buyruğu basamak yaparak varlığımda göz dikmenin her çeşidini oluşturdu (8). Gayrı gel de göz dikmenin bin bir çeşidini sırala! İnsanın canında çöreklenen günah, buyruğu kendisine çok yararlı bir dayanak kıldı, tecavüzler dizisini işlerliğe koydu. Günahlı varlık şahlandı, şevke getirildi (bkz. Yeremya 17:9; Yeşaya 1:5). Ruhsal yasa açıklanmadan günah uslu uslu yatan yırtıcı bir düşmandır. Onun yırtıcılığı ruhsal yasanın etkisiyle belirgin olur; hem de nasıl! Günah salt bir eylem değildir, canı ruhu istila etmiş korkunç illettir. Buna gerekli darbeyi sadece İsa Mesih indirebilir. Dinsel yamalamalarla günah sorununu çözmeye çalışanın payı bozguna uğramaktır.

            Şimdiye dek hiç kimse cetvelsiz, hiç kusuru olmayan bir çizgi ya da eğmeç (kavis) çizemedi. Bu türden çizgiler yardım edici gereçlerle çizilenler karşısında her zaman sırıtır. Bu benzetinin ışığında kişisel, dinsel yetenekleriyle Tanrı’yı hoşnut edici yetkin yaşamı yaşamaya çalışanları düş kırıklığı bekler (7,8; bkz. Galatyalılar 3:24). Ruhsal yasa günahlıya, “sen bu aşamaya gelemezsin” diyerek onu hep suçlar. Buna karşı Kutsal Ruh kurtarıcı Mesih’i ona tek çözüm yolu olarak sunar. Galatyalılar kesiminde belirtildiği gibi ruhsal yasa günahlıya eğitmendir (pedagog). Hellence’de bu söz kullanılır. Yasa ruhsaldır; ne var ki, günahın egemenliğinde ağınan ademoğlu ruhsal doğrultuya yönelecek yerde bedenin gereksiz istekleriyle boğuşur durur ve her durumda onlara yenik düşer (14). Ruhsal yasa yüreğe korku getirir, günahlıyı korkunun gidericisi Mesih’e yöneltir. O, ideal kurtarıcıdır, kurtardığı bireyi toplum içinde ideal kişiliğe iletir. Çarmıhta asılan Mesih, geride boş mezar bırakan Mesih, her an Tanrı’nın sağında inanlıları için aracılıkta bulunan Mesih, dirilişinden sonra Kutsal Ruh’u gönderen Mesih insanı ruhsal yasanın kesinleştirdiği lanetten kurtarır (5:10; bkz. Galatyalılar 3:13). Şeriatin her dileğini O kendi günahsız bedeninde karşıladı, ardından da ruhsal yasayı yüreğimize çizdi. Hattatın maden üzerinde dilediği biçimleri oluşturması gibi.. İnanlı hiç yanılmayan iman adımıyla ruhsal yasanın dileklerini tümleyen duruma getirilir. Mesih tarafından.

            Mektubun önemli bir kesimi olan yedinci bölüm hangi ortamı imliyor? Günahlı insanın kurtuluş öncesi görünümü mü, yoksa iman yaşamındaki ruhsal çalkantıları mı? Bu konuda yorumcuların görüşü ayrılıyor. Varlığını günah eylemlerine satan herhalde böyle bir çelişkiyle boğuşmaz. Bunu yapmasam iyi olur; ama yapacağım diye kafasını yormaz. Öte yandan inanlı hiç kuşkusuz derininde bu tür bir sürtüşmeyi duyar. Halen günahlı bedende konut kurduğundan, bedensel istekler tarafından rahatsız edilir; buna karşın ruhsal ilkelere bağlanmaya derininde özenir. İnanlı Mesih’in Ruhu’yla yenilenmiştir. O’nun buyurduğu parlak yaşamı salt Ruh’un gücüyle yaşayabilir; ruhsal yasa gücüyle değil (14,23,25). İnanlının öz varlığı bir savaş alanıdır (Galatyalılar 5:17). Bu savaşta kesin yengiyi kazanmak, parlak yaşamı yaşayabilmek ruhsal yasanın çizdiği kurallar uyarınca değil, salt dirilen Mesih’in hiç azalmayan aksamayan diriliş gücüyle gerçekleşebilir (5:9-10; 6:4,5).

            Şu kısa açıklamada iki ayrı görüşe değinildi. Bu kesimin kurtuluş öncesi yaşam savaşını düzen kapsamında yaşayabilmek isteğini ilgilendirdiği görüşü yazar Pavlos’un sözlerine değinilerek savunulmakta (bkz. 14b,25a,23). Buna karşı başka yorumcular bu öğretinin arıtılmış yaşamla ilgili olduğunu savunmakta. Her iki görüşün de hem onaylayıcı hem onaylamayıcı yorumu gözden kaçamaz. Genellikle tanrıbilim tarihinde iz bırakmış yorumcular, bu sözlerin birey iman yaşamına girdikten sonraki durumu yansıttığını savunur. Bizim görüşümüz de buna yaklaşıktır. Okuyucunun konuyu bilgelikle, sağduyuyla, duayla araştırması hiç kuşkusuz kendi yararınadır.

            Her iki görüşün de odak noktası aynıdır: Tanrı’nın Musa’ya verdiği ruhsal yasa günaha günah damgasını vurdu, bireye günahın ölüm ve yargı oluşturuculuğunu belirgin etti, ama günaha set çekemedi. Sığınılacak tek kale ve savunma odağı yücelerde egemenliğini sürdüren İsa Mesih’tir. Salt O, bireyleri şeriat suçlamasından ve sonu gelmeyen yargıdan kurtarabilir. Aynanın karşısında temiz yüzüne bakan temizliğine ilişkin kanıtlanır, hiç çekinmeden herkesin karşısına dikilir. Öte yandan, maden ocağından çıkan, yüzündeki karalığa bakınca aynayı suçlayamaz. Bu gülünç olurdu. Ne yapar? Hemen duşa koşar, her yanını suyla yıkar, tertemiz yüzü açığa çıkar. Ayna temizliği ya da kiri belirgin eder. Tanrı’nın ruhsal yasası da günah kirini açığa vurur. Günahlılığını tanıyan, günahsız Mesih’e koşar; O’nda temizlik-esenlik bulur. Şeriat hiç kimseye, sen Tanrı karşısında tertemiz birisin, sonsuz güvenliğini buldun diyemez (9-12).

            Günahın aşırı günahlılığını ruhsal yasa tanıtır (13). Günahın ürkütücü sonrası ölümdür. Bu etkiyi, bu sonucu önleyebilecek güç yoktur. Bu kapkaranlık çıkmazda Tanrı günahlıya eşsiz bir armağanla yaklaştı: Rab İsa Mesih. Pak suyun madenciden karalığı giderdiği bir betim yapılabilirse, Mesih’in sağladığı arıtma yeteneği de günahlıyı arıtır, pampak kılar. Tanrı ve insan karşısında günahlı canı tertemiz aşamaya yükseltir. Günaha tutsak insan bedenin gereksiz istekleri tarafından yöneltilir. Bu tutsaklık bazılarda çok aşırıdır. Örneğin terörist, cinayet işleyen, uyuşturucular süren, vb. Elbette bunlar da ruhsal yasa aynasının denetiminde. Ruhsal yasa kaba suçluya da hafif suçluya da ayna görevi görür, herkesin gerçek niteliğini belirgin eder. Kimisi korkunç çapta kimisiyse sinsi boyutta. Saygıdeğer yurttaş olarak bilinen nicelerin iç dünyası yüz karası: Yolsuzluk, üçkâğıtçılık, hak çiğneyicilik, büyüklenmecilik, miskinlik, vb. Aynanın yansıttığı gerçeği kavrayan, inanlı veya galiz günahlı hemen kurtarıcı Mesih’in günahtan arıtan kanına koşsun arıtılma isteğini dile getirsin.

            Tanrı Adem’le Havva’ya kesin buyruğunu belirtti: “İyiliği kötülüğü bilme ağacından yemeyeceksin; çünkü ondan yediğin gün kesinlikle öleceksin” (Yaratılış 2:17). İnsan soyuna hem ruhsal hem de fiziksel ölüm Tanrı’nın yasasını çiğneme sonucunda geldi (10,11). Tanrı’nın yasasına tecavüz ölümle eşittir. O korkutucu olayda Tanrı Musa aracılığıyla İsrailoğulları’na iki taş levhada on buyruğu verdi. Musa bunları halka sunarken Tanrı’dan şu uyarıyı vurguladı: “Ben Tanrı’nız RAB’im; bu nedenle yasalarımı ve yargılarımı tutacaksınız. Bir insan onları uygularsa, onlarda yaşayacak; BEN RAB’İM” (Levililer 18:5). Tanrı’nın yasasına uymak yaşamla eşitdeğerdir. Ne var ki, ruhsal yasanın insanı yaşama iletmesi gerekirken onu her tür tecavüze götürdü ve ölümü getirdi. Tanrı günahsız, kutsal Oğlu’nu insan bedeninde yeryüzüne gönderdi. Mesih yasanın en küçük harfini bile tıpatıp yerine getirdi. İnsanda ölümü oluşturan yasanın kesenkes uygulayıcısı oldu. Bir tek noktaya tecavüz etmeden. Tanrı’nın yasasına tecavüz eden ademoğullarının yasasızlığını kendi üzerine yüklendi, yasayı saymayan yasasızların yerine öldü. Ölümlü insana kendi ölümsüzlüğünü sağladı. Ona iman eden kadını erkeği O şu anda yaşama ve ölümsüzlüğe naklediyor, kendisine kurtarıcı olarak iman eden herkesi.. Önümüzdeki çarpıcı gerçeğin vaftiz uygulamasındaki anlamı açıklayan (6:4,7,10,11) kesimle bağlantısı belirgindir (bkz. II.Korintoslular 5:14). Vaftiz edilen inanlı bu uygulamayla Mesih’in ölümüne gömülür, O’nun dirilişiyle de dirilir. Budur Tanrı eylemi.

            Az önce belirtilen üzücü görünüm (bkz. Galatyalılar 5:17), bu bölümün 15-20 ayetlerinde geniş çapta belirtilir. Bu kesin bir savaşı betimler; amansız savaş.. “Ne yaptığımı anlamıyorum. Çünkü istediğimi yapmıyorum; nefret ettiğim ne ise onu yapıyorum” (15,18,23). Bu söz ademoğlunun iç dünyasında gözle görülmez çatışmayı belirgin dille açığa vurur. Tanrı karşısında bireyin iç dünyasında ‘iyi’ diye nitelendirilebilecek hiçbir eylem düşünülemez. İnsansal ölçünün ‘iyi’ dediği nice davranışın gerisinde neler neler sırıtmakta! Kincilik, hazcılık, çıkarcılık, yolsuzluk, dedikoduculuk, kıskançlık, çekememezlik, kurnazlık, öç alıcılık, düşmanlık, vb. Ruhsal yasa bütün bu düşüklükleri ve daha pek çoğunu ayna niteliğinde sergiler. Kişi kabul etsin ya da etmesin. Tanrı’ca verilen ruhsal yasa kutsal, doğru ve yararlıdır; bozuk sönük resim göstermez (12). Her günahı olduğu gibi açığa vurur.

            Tanrı Sözü varsayımlar öğretmez. Kesin bilgiyle yetkiyle herkesi içinde sürüp giden amansız savaş sorununda aydınlatır. Gerçek kapsamında yargı vermeye istekli birey bu belirgin görünüme yan çizemez. Herkesin içinde çaresiz çözümsüz durumu açıklayan bir yasa yatar: İyiliği yapmak isteğine karşı kötülük sırıtmakta (21,23). Bu korkutucu yasa günah ve ölüm yasasıdır (8:2). Başlangıcı taa Adem’in söz dinlemezliğine dayanır: Özgün ve kalıtımlı günahın Adem’in varlığında insanlığa sokulması.. Bundan hiçbir yolla özgürlük düşünülemez. Şeriatle, din tertipleriyle, hayır sevapla, belki de taşınan iyi niyetle, vb. Bu umutsuz ve hüzünlü durum yazar Pavlos’un iç dünyasında bir haykırı oluşturur: “Ne düşkün bir insanım ben!” Bu ünlem, acıklı gerçeği kavrayanın haykırışıdır. Kölenin özgürlüğe kavuşmak için yürek burkucu isteği ve bağırışı..

            Dikkat edilirse, bu kesimde günah kişisel özellikle beliriyor. Günah her nerede her ne zaman olursa olsun bireyin sırtını yere seren amansız korkmazsız düşmandır. Kendi kişiliğimiz ötesinde onun hakkından gelebilen daha üstün ve etkin bir güç gerektir. Bilindiği gibi, özgürlüğe özlem insanın bağrında hiç durmadan hak adalet arayan, bunları kovalayan hasrettir. Siyasal, toplumsal, kişisel ilişkilerde hep görülen güçlü istektir bu.

            Özgürlüğü özleyen, olmadık düşünülmedik katlanışlara başvurabilir. Az önce sıralanan özgürlükler zincirinden çok daha önemli olanı ruhsal özgürlüktür. İç dünyayı allak bullak edebilen günah tutsaklığından.. İşin acınılacak yönü doğal bireyin bundan bilgisiz ya da kayıtsız yaşamasıdır. Ademoğlunun derininde figan oluşturacak temel istek günahtan özgür olma isteğidir. Bir din araştırmacısının az önce belirlenen gözlemi gibi. Her yerde herkesin dinsel yerlere koşması bunun kanıtıdır. Ama günah sorununu örtbas etmeyi başaran iblis günahlının gözüne kül atmanın ustalığını da çok iyi bilir. Her tür özgürlük aranmalı; ama bu özgürlüğe istek bastırılmalı, der şeytan. Şeriate bağlanmak, din töreleri ve uygulamalarıyla uğraşmak, vicdan uyarınca yaşamak yeter! Sakın ileriye gitmeyesin: İşte böyle duyurulur amansız düşmanın sinsi önerileri.

            Yazar Pavlos’un haykırışı köklü bir gerçeğe dayanır: “Beni kim kurtaracak?” (24). Sağduyulu, ruhsal kavramlı birey, “Kendimi nasıl kurtarabilirim?” yolunda kişisel başarı bekleyen çözüm yollarıyla oyalanmaz. Tersine, “Beni kim kurtaracak?” diye somut soruyu sorar. Bu sorunun öncesi derin bir ünlemle yüklüdür; “Ne düşkün bir insanım ben!” Bu, günahın egemenliğinde boğuşanın her tür kişisel çabasal bedensel uğraşa rest çekerek varlığın ötesinde ondan daha etkin ve güçlü birine duyulan özlemi dile getirir (bkz. Mezmur 51:6; Yeşaya 6:5; Levililer 13:45; Luka 5:8; 18:13; I.Timoteos 1:15). İşte budur bireyin tüm insansal uğraşları bir yana itip gücü kendininkinden kat kat üstün olanı arayışı. Bu inlemeler yaşamın günah egemenliğinde amansız figanıdır. Özgün ve kalıtımlı günahın ruhsal ölümü, fiziksel ölümü tümleyişi.. Bu insana özgürlük sağlayan kurtarıcıyı Tanrı herkes için göndermiş bulunuyor. Çok önceleri şu peygamberlik sözü duyurulmuştu: “Kurtuluş RAB’tendir” (Yunus 2:9). Bireyin bunalım ortamından, ölümü yenen ve dirilen Mesih’e sığınması gerçekten en parlak inanç aşamasıdır.

            Yazar Pavlos bu çok önemli sorunu şöyle dorukluyor: “Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla Tanrı’ya şükürler olsun” (24). Yeryüzünde sonsuz parlaklık, sürekli etkinlik taşıyan tek eylem İsa Mesih’in gerçekleştirdiği kurtulmalıktır. Ölümüyle günahı yendi O, dirilişiyle günaha tutsak bireyleri doğruluğa özgürlüğe kavuşturdu (4:25). Günahlıya düşen yükümlülük özgürlük sağlayıcısına haykırmaktır. Çünkü salt O’dur bireyi hem günahtan, hem de ölüm bedeninden özgür kılan. O’nun etkin eylemi milyonlarca varlıkta gerçekleşmiş ve gerçekleşmektedir.

            Yazar bu önemli kesimi önemli bir anımsatmayla doruğa getirir; şimdiye dek dediklerine yeni bir vurgulama kor: Sağduyu Tanrı’nın yasasına uşaklık eder. Bununla, somut ve sağlıklı biçimde çalışan sağduyudan söz edilmekte. Kurtulmuş insanın sağduyusu.. Ne var ki, beden ıslah edilebilir türden başarılı bir bütün değil. Bu nedenle ölmeli, Mesih’in gelişinde her inanlıya verilecek yepyeni bedeni beklemeli. Beden yalnız günah yasasına uşaklık edebilir. Tanrı’ya şükür, şimdi bireyi ölüm bedeninin egemenliğinden özgürlüğe kavuşturabilen Mesih, günahlının O’na sığınmasını özler. Tıpkı yazar Pavlos’un yaptığı gibi..

 

            BÖLÜM 8

            Mektubun bu ‘zafer’ kesimi, ‘suçlu çıkarılma yoktur’ (1) güvencesiyle açılır, ‘ayırma yoktur’ (35) kanısıyla doruklanır. Aradaki yazı bu önemli iki bildiriyi genişletir. Bu kesimde Kutsal Ruh’un tanrısal tasarı ve düzende kesin işlerliğiyle karşılaşırız. Burada Ruh (pnevma) yirmi bir kez konu edilir. Bunlar, tanrısal üçlüğün üçüncü kişiliğiyle ilgilidir. Sadece iki yerde –uşaklık ruhu (15) ve bizim ruhumuz (16)– görüleceği gibi ayrı ilişkidedir. Bu parça Kutsal Ruh konusuyla ilgili bir öğreti kesimi değildir. Kutsal Ruh’un tanrısal kurtarma ve inanlının iman yaşamı çerçevesinde görülen etkisiyle ilgilidir.

            İsa Mesih inancı tekte üçlük, üçte teklik Tanrı inancıdır. Tanrı-insan ilişkisini tüm etkinliğiyle tanıtlayan inançtır bu. Yaratan Baba, kurtaran Oğul, yaşatan Ruh olmasaydı inanlının yaşamı başkaların yaşamından ayrımlı olamazdı. Ama Mesih inanlısının yaşamı-sonrası öbür inanç bağlılarınkinden apayrıdır. Bu kesimde Kutsal Ruh’un inanlı yaşamında etkisi şu özelliklerle görülmekte:

  1. Kutsal Ruh’la dolan inanlı beden düzensizliklerini alt edebilir (1-13)
  2. Kutsal Ruh’la dolan inanlı Baba’nın - Oğul’un mirasçısıdır (14-25)
  3. Kutsal Ruh’la dolan inanlı yakarışlarında Kutsal Ruh’ça desteklenir, sonsuz güvenliğiyle mest olur, ruhunda yükselir (26-27)
  4. Kutsal Ruh’la dolan inanlı Tanrı’nın özel düşüncesi ve çağları içeren hedefidir (28-30)
  5. Kutsal Ruh’la dolan inanlı doğal kuşaklarda bilinemeyen yengilere kavuşmuştur (31-34)
  6. Kutsal Ruh’la dolan inanlı sürekli olarak Tanrı’nın sevgisinde yaşar ve gelişir (35-39)

            Haçta İsa Mesih’in kurtarmalık ölümü dışında, canın arıtılması ve kurtulması konu edilemez. Buna koşut olarak, Kutsal Ruh’un inanlı yaşamında yardımı ve desteği olmaksızın kurtuluşun işlerliğe gelmesi gerçekleşemez. İmanla kurtarıcı Mesih’in arıtıcılığına sığınan ve O’nun kurtarmalığından kendine pay alan inanlı, Mesih’in ölümü yoluyla önceki günahlı yaşama ölür, günah tutsaklığından özgür edilir. Ruhsal yasa boyunduruğundan kayra (inayet) bolluğuna yükselir. Bu aşamada Kutsal Ruh’un etkisi belirgindir. Kutsal Ruh Tanrı’nın kişiliğidir. O’na şu açıklamalarla rastlarız. Yaşam Ruhu (2), yakarı Ruhu (26,27), Kutsal Ruh günahtan arıtılan insanı günah ve ölüm egemenliğinden koparır, Mesih’le birliğe getirir onu (bkz. II.Korintoslular 5:17), Ruh’un sevgisi (15:30), gerçek Ruhu (Yuhanna 16:13), kutsallık Ruhu (Efesoslular 4:30), sonsuzluk Ruhu (İbraniler 9:14), her yerde hazır olan Ruh (Mezmur 139:7), bilgi Ruhu (I.Korintoslular 12:11), öğreti Ruhu (Yuhanna 14:26; I.Korintoslular 2:13; I.Yuhanna 2:27), yaratış Ruhu  (Yaratılış 1:2), cinleri kovan Ruh (Matta 12:28), ilzam, kınama, suçlama Ruhu (Yuhanna 16:8), yeniden doğuş Ruhu (Yuhanna 3:8; Titos 3:5), diriliş Ruhu (Romalılar 8:11; bkz. I.Korintoslular 15:45), inanlıyı Tanrı’nın tapınağı kılan Ruh (I.Korintoslular 3:16), vaftizde etkin Ruh (Matta 28:19), kutsama Ruhu (II.Korintoslular 13:14; I.Petros 1:2), Mesih’te yaşam veren Ruh’un yasası. Günah ve ölüm yasasını alt eden Ruh (2). Yeniden doğuşla değişikliğe eren yürek Mesih’e konutluk eder, O’nunla özdeşliğe ve birliğe girer.

            Mektupta vurgulandığı gibi, “tüm dünya Tanrı karşısında suçludur” (3:19), “dünyanın Tanrı’yla barışması” (11:15) Mesih aracılığıyladır. Bu değişmez gerçeği tanıtan yazar Pavlos, Mesih’e bağlanana ‘suçlu çıkarılma yoktur’ güvenliğini vurguluyor. 7:24’deki o içtenlikli haykırı şimdi yanıtlanıyor (2). Yedinci bölümün konusu, ruhsal yasa boyunduruğunda varlığı sürdürmenin (7-25) oluşturduğu güçsüzlüktür. Buna karşı, sekizinci bölümün konusu Kutsal Ruh yönetiminde yaşamanın (2-4,7) sonuçladığı güvenliktir.

            Yazının beşinci bölümüne geri gidildiğinde, bir tek insanın (Adem) suçu sonucunda insanlığa suçlu çıkarılma geldiği görülür (5:16,18). Burada geçen katakrima aşırı suçluluk kullanımıdır. Yunanca’da en ağır ceza olan ölüm yargısı ilişkisinde geçer. Ama tanrısal perde orada inmiyor. 8:1’de, “Mesih İsa bağlılığında olanlara katakrima yoktur” güvenliğiyle iletilen çok sevindirici bir gelişim dikkati çekiyor. Öyle de olmuştur: Adem’le insanlığa katakrima gelmişken, Mesih’le insanlığa harisma (tanrısal bağış) geldi. Bunun nasıl gerçekleştiği üncü ayette belirtiliyor: “Tanrı kendi Oğlu’nu göndererek insan bedeninde günahı yargıladı” katekrinen (3). Bu, katakrima’nın fiil biçimidir. Seven Tanrı benim ölüm yargımı, insan bedeni kuşanan İsa’nın günahsız-ölümsüz bedeninde yargıladı. Tanrı insanın ölüm ilamını kendi Oğlu’na astı, O’nun, ölümle vurulması sonucunda adaleti dileğini aldı, hak Yargıç’ın günaha karşı öfkesi yatıştırıldı. Mesih bağlısı elbette sıkıdüzene getirilir, ama suçlanmaz, yargılanmaz. Onun yargısını çarmıhta Mesih yüklenmiştir (1,2; bkz. İbraniler 12:6; Vahiy 3:19).

            Tövbe eden ve Mesih’e gelen günahlıyı Tanrı O’nun yaralarıyla iyi etti (bkz. Yeşaya 53:5b), böylece günahın ademoğlu üzerindeki etkisini kırdı. Ruhsal yasa bunu hiçbir vakit başaramazken Tanrı yaptı. Şaşılacak eylemleriyle kendisini tanıdığımız Tanrı akılları durduran kurtarışı Golgota’da sundu. Mesih dünyanın günahını kaldıran Tanrı Kuzusu’dur (bkz. Yuhanna 1:29,36; İbraniler 9:26). Tanrı tasarısında O’nun kurtuluşumuz için ölmesi gerekliydi (bkz. Luka 24:26; Habercilerin İşleri 3:18; 26:23). Buna karşın bazı kuşakların kafasına sığamaz bu Tanrı eylemi. Ne der onlar? Bir kişinin yerine başkası ölemez. Bu kuramın doğruluğu düşünülebilirse, bu kişiler yargısını yüklenecek, mahva gidecek. Çünkü Tanrı düzenini bir yana ittiler yaratık kafasıyla, kendilerine özgü düşünceyle düzdükleri yolda yürümeyi yeğlediler. En başta beliren günah, günah kavramını yitirmiş olmaktır (bkz. Mezmur 19:12; 51:6; Efesoslular 4:18,19). Günahlının günah duygusunu uyuşturması, körleştirmesi en korkutucu günahtır. Günah kavramını bastırma, tanrısal yargı ve tanrısal kurtarma bütün açıklığıyla önümüzdedir. Bu sorular belirgin dille yanıtlanır: “Ruhsal yasadan özgür kılınan...Ruh’un yeni yolunda hizmet sunar” (7:6), Tanrı kayrasının yüceliğini över.

            Bu bölümde iki ayrı yasadan söz edilir: ‘Yaşam veren Ruh’un yasası’, ‘Günah ve ölüm yasası’ (2). İki ayrı yasa; ilki ikinci yasayı etkisiz bırakır. Bu bir betimle anlatılmalı. Havaya yükselen uçak yerçekimi yasasından özgürdür. Aerodinamik yasası yerçekimi yasasının etkisini kırar. Daha basit bir örnek, nesnelerin yere düşmesi doğaldır. Yerçekimi yasası düşen nesneyi aşağı çeker. Ama elle tutulan bir nesne yere düşmez; elin gücü yerçekimi yasasını durdurur. Bu benzetiler ayette belirtilen gerçeğe ışık saçmakta: Günah ve ölüm yasasının herkesi aşağıya çekmesi doğal gelişimdir. Yedinci bölümde belirtildiği gibi, ruhsal yasada bu düşüşü engelleyebilecek güç yoktur. Ruhsal yasa sadece düşüşün nedenini bildirir, ardından da düşeni suçlar. Bu kez daha üstün bir yasayla karşılaşır okuyucu: ‘yaşam veren Ruh’un yasası’. Mesih’e bağlananın varlığında bu yasa tüm etkinliğini gösterir. Düşüşe set çeker, onu önler; çünkü onun gücü günah ve ölüm yasasından üstündür.

            Mesih İsa aracılığıyla Tanrı inanlıyı günah ve ölüm yasasından özgür kıldı (2). Bu ilişkide şu yerlere bakınız: 5:12-21; 6:1-23; 7:7-25. Ruhsal yasa ölüm yargısını getirdi; günahlılığı kesenkes sergileyerek.. Kutsal Ruh yaşama ve özgürlüğe ileten yolu açtı. Tanrı Mesih’in günahsız bedeninde günahı yargıladı (3). Bir yanda ne başarı ne de etkin sonucu getirebilen ruhsal yasa, öte yandaysa diri Tanrı’nın ölümden dirilen Oğlu. Golgota haçında Tanrı tarihin en parlak olgusunu tümledi. Ruhsal yasanın güçsüz bıraktığı bedeni, Tanrı günahsız beden kuşanan kendi Oğlu aracılığıyla o kahredici ölümle günahlılıktan özgür kıldı (bkz. İbraniler 7:18; Galatyalılar 4:4; Filippililer 2:7; Koloseliler 1:22). Güçlükle kavranabilecek tanrısal gizem: İsa Mesih haç üzerinde insanlığı suçlu çıkarandır, hem de onun suçunu üzerine yüklenendir (bkz. Yasanın Tekrarı 21:23; Galatyalılar 1:4; 3:13; İbraniler 6:28; 9:15; Romalılar 3:25,26). Günah günahsız olanın bedeninde, canında yargılanınca günahlı bireye özgürlük sağlandı (II.Korintoslular 5:21; İbraniler 4:15; I.Petros 1:19; 2:22; I.Yuhanna 3:5,7). Budur Tanrı’nın insan doğrultusunda tasarısı ve düzeni. Tarihin en ağır yargısıdır bu. Yargılar yargısı. Tanrısal adalet ve yargı insanlığın bu önemli sorununu bir çırpıda çözdü. Ne var ki, tüm insanlığın yargısını günahsız bedeninde taşıyana çok ağır bir yargıydı bu. Mesih günahı kaldırmaya öldü; kaldırdı da. Beden kuşanmada O’na böyle bir ölüm kararlaştırılmıştı. İsa Mesih günahın cezası için fiziksel ölüme teslim oldu, ruhsal ıstırap altında inledi (4:24,25; 6:9,10; 8:3,10,11; bkz. Galatyalılar 3:13). Mezardan dirilişiyle günah yargısının çözümünü belirledi. Günahtan dönenin doğrulukla donatıldığını kanıtladı. İnanlının beklenen dirilişi, günahlının Adem’de ölümüne ve bunun Mesih’te çözümüne tanrısal bildiridir (bkz. I.Korintoslular 15:21,22).

            İsa Mesih ruhsal yasanın en önemsiz sayılabilecek buyruğunu bile yerine getirdi (4). Ters durumda günahlılar için ölemezdi O. İnsan ruhsal yasanın her harfini çiğnedi; bilerek ya da bilmeyerek. Bu nedenle, tanrısal yargıyı hak etmiş varlıklarız. Tanrısal yargının İsa Mesih üzerinde hiçbir iddiası yoktu. O ruhsal yasayı kesenkes tuttu, ardından da onu tutmayanlar yararına öldü. Bu münferit (kendine özgü) Tanrı eylemiyle ruhsal yasa hakça gereğini buldu (4; bkz. Matta 5:17; Galatyalılar 5:16). Böylece Ruh’un yasası şeriat yasasına üstünlüğünü kesenkes kanıtladı (2). Bedenin isteğine rest çeken inanlı bundan böyle Ruh’un isteğine göre yaşar. Kutsal Ruh’un tanrısal eylemle gerçekleştirdiği yeni yaşam gayrı Kutsal Ruh’a borçluluktadır. Tanrı’nın ileride dirilteceği yeni beden günahın etkisinden varlığı büsbütün özgür kılacak; böylece, günah sorunu kökten çözülecek. Günah artık bireyleri uğraştıran bir çirkinlik yığını olma hakkını yitirecek.

            Tanrı inanlısını Mesih gibi olmaya atadı. Bu parlak aşama da şimdiden işlerliktedir. İnanlının yücelenişi Mesih’in bedeniyle kuşatıldığında gerçekleşecek. Bedenin gereksiz istekleri hep sırıtır (5). Bunlarla karşılaşanın düşüncesi o isteklerde kenetlenir; kimisi düpedüz yasasızlık, evlilik dışı cinsel ilişkiler, hırsızlık, üçkâğıtçılık, yalancılık, vb. Öte yandan kimisi zararsız istek gibi görünür: Büyüklenme, inat, bencillik, kincilik, kıskançlık, paraya tutsaklık hırsı, vb. Tümü altedilmeli, inanlı bu isteklerin hiçbirine boyun eğmemeli. Bireyin kendi gücüyle bunu gerçekleştiremeyeceği belirtildi.

            Beden (sarks), bu yazıda ev vücudumuzdan daha geniş çaplı bir etken olarak belirtilmekte, kutsal Tanrı’yla sağlıklı ilişkiden kopmuş düşük varlığı simgelemekte (7). Bununla bencil, hazcı (hedonist), Kutsal Ruh’a yer tanımayan akıl ve yürek imlenmektedir (bkz. I.Korintoslular 1:26). Varlığımla Tanrı’ya uyruk olamayan, salt insansal kafayla düşünen, söz söyleyen, eylem yapan öğem. Kendi kafasına hizmet eden insansal niteliğim. Ruh’tan yoksun bireyin özelliği.. Cansal varlığımız, düşüncenin bedenin ruhsal değerlerden erdemlerden bağımsız ve sorumsuz ortamda her dilediğini uygulama kovalayışındadır. Beden (sarks) yeniden doğmamış, kendini özgür diye düşünen ‘ben’in egemenliğidir. Ama bu kafa ‘özgürüm’ derken en amansız tutsaklığın pençesindedir. Yaşamımız, eylemlerimiz bu amansız diktatörün egemenliğindedir. Romalılar’da beden olarak anlatılan günah niteliği, I.Yuhanna mektubunda ‘Dünya’ (kozmos) sözüyle belirtilir (bkz. I.Yuhanna 2:15,17; 3:1,13; 4:5; 5:4,5,19). Beden ve dünya görüşüyle yaşam sürdüren bireyin Tanrı’ya herhangi bir yararlılığı düşünülemez. Bu insan yeniden doğmalı, tanrısal doğrulukla donatılmalı. Hiçbir inanlı yaraşıksız isteklere boyun eğmesin. Kutsal Ruh günahlı bedene mekanik yollarla düzen vermez. Varlığımızın günah bedeni Mesih’le birlikte haça çakıldı (6:2-4). Bu köklü olguyu değerlendiren, Ruh’un isteği uyarınca yaşar Ruh’a ilişkin konuları kavrar. İnanlının beden isteklerine uyarak yaşaması Tanrı katında kargaşa oluşturan çelişkiler dünyasıdır. Tanrı-Ruh inanlıya kendi isteğini belirgin eder. Bunu benimseyen ve değerlendiren, yaşama esenliğe kavuşur. Dirilen Mesih’in gücü bunu sağlar, varlığı tanrısal yengiyle ihya eder.

            Mesih bağlısının iç yaşamıyla dış yaşamı (beden) hep çatışmaya giden sürtüşme alanıdır. İnanlının iç dünyasında boğuştuğu direnişli sürtüşme.. Yazar Pavlos bu taciz edici savaşın öğelerini sergiliyor, yenginin nerede bulundugunu belirtiyor. Rab İsa Mesih, “Bedenden doğan bedendir, Ruh’tan doğan ruhtur” der (Yuhanna 3:6). Bunun için Mesih’in kesin buyruğu yeniden doğuşla ilgilidir. Beden ne denli dinsel ya da şeriat hayranı olursa olsun, bedensel dürtü ve istekleriyle özünü daima belirgin eder. Günah, kutsal Tanrı’nın kendi inanlısıyla ilgili sağtöresel düzene, bencil yaratık yönteminin karşı gelişi ve isyan edişidir. Varlıkta çöreklenen günah Tanrı’ya sevgiyi ne tanır ne de onaylar; sadece usule bağlı dinle yetinir. Bedenin isteklerini Tanrı’nın kutsallık yasasına üstün tutar. Bencil kovalayışlarında kararlıdır. Kendi isteği Tanrı isteğinin önünde tutulur. Tanrı’nın kutsallığına, kutsallıkla ilgili isteklerine hiç önem vermez. Kutsallığın ne anlam taşıdığını bilmek istemez. Ruhsal düşüşün bir dalından öbürüne sıçrayan, böylece Tanrı’nın kutsallık ilkelerine düşman kesilen eylemdir günah. Açıkça olsun, dolaylı biçimde olsun her günah Tanrı’ya düşmanlıktır. Kişinin önünde iki yeğleme bulunur: Ya bedenin isteklerine boyun eğerek ölümü beklemek, ya da Ruh aracılığıyla bedenin işlerini öldürerek Tanrı’ya yaşamak (13). Bedenle (7:5) Ruh arasındaki çelişkili ayrım (4) 5-8 ayetlerde açıklıkla belirtilmekte. Bedenin ortakları günahla ölümdür. Bedenin eğilimi daima Tanrı’ya karşı direnmektir. Tanrı’yla beden hiçbir yolda bağdaştırılamaz. Sadece haça çakılan, ölen beden Tanrı’ya yararlı olabilir (bkz. Galatyalılar 2:20). Bedensel töre ve uygulamalarla Tanrı’ya yarar sağlamaya didinen, dökme suyla değirmen döndürmeye çalışanın bocalayışındadır. İsa Mesih’in şu vurgulayışı akılda tutulsun: “Tanrı Ruh’tur ve O’na tapınanların ruhta ve gerçekte tapınması gerektir” (Yuhanna 4:24).

            Sekizinci bölümde konu edilen önemli bir aykırılığa ve parlaklığa yaklaşalım: “Çünkü bedenin gereksiz isteklerine bağlı düşünce ölüme götürür. Ruh’a bağlı düşünce ise yaşama ve esenliğe götürür” (6). Barış-esenlik sözü mektupta on bir kez geçer (bkz. 1:7; 2:10; 3:17; 5:1; 8:6; 12:18; 14:17,19; 15:13,33; 16:20). Bir kez fiil biçiminde kullanılır (eirinevomai, 12:18). Bazı yerlerde kayra’yla çiftlenir, başka yerdeyse yaşamla, doğruluk’la, sevinç’le. İki yerde Tanrı ‘Barış Tanrısı’ olarak anılır. Barış hem dikeydir hem de yatay: Hem Tanrı’yla hem de yaratıkla. Mektupta her ikisine de rastlanır. Mesih’in kayrası günahlıyı Tanrı’yla barıştırırken insanla da barıştırır.

            Dünya liderleri barış ödülleri toplar, yine de savaşır. Kesin barış gerçekleşemez; Çünkü insan Yaratan’ıyla barışta değil. Hiç kimse İsa Mesih’e barış ödülü vermedi, ne de bunu düşündü. Tersine, Barış Başkanı kaba kuvvetle öldürüldü. O’nun bağlıları bugüne dek öldürülmekte. Barışsız insan çatışma kükreyişlerinde çalkalanıyor. Herkeste affedilmezlik, affedemezlik egemen. Barış sözü kupkuru bir kuram olmuş. Esenlikten yoksun insan acıdan acıya itilmekte. Bedene bağlı düşünce insanı ölüme götürüyor. Ruh’a bağlı düşünceyi varlığa Mesih koyar, yaşamı ve esenliği sağlar: “Sizlere esenlik bırakıyorum. Size kendi esenliğimi veriyorum. Ben size dünyanın verdiği gibi vermiyorum. Yüreğiniz sarsılmasın ne de korksun!” (Yuhanna 14:27). Sadece haçta ölümü tadan beden Tanrı’ya sunu sunabilir, iç varlıkta Ruh’un diriliğiyle yaşayan.. Öte yandan bedenle Tanrı’yı hoşnut etmeyi amaçlayan, Tanrı’nın yasasına boyun eğemez (7b), Tanrı’yı hoşnut edemez (8); sadece ölüm yaftasını boynunda taşır (6). Bireyin kavramı, düşüncesi Ruh’a bağlanınca yaşam ve esenlik gün ışığı gibi parlar.

            Tanrı’nın Ruhu inanlıda konut kurunca bedenin istekleri etkisini, eylemlerini, işlerliğini yitirir. Ruh’a bağlılık inanlının varlığında belirgin olur. Ve bu dönümde yazar çok önemli bir tanrıbilim gerçeğini vurgulamakta: “Mesih’in Ruhu’nu taşımayan kişi O’nun sayılamaz” (9). Mesih’in arıtan kanıyla yıkanan, yeniden doğan inanlı O’nun Ruhu’yla doluluk bulur. Bu bedensel yaşamın tersi olan ruhsal yaşamdır: Günahlı beden ölü, can-ruh diri. Günahlı varlık gitmiş, can doğrulukla donatılmış. Günaha kirliliğe bencilliğe tutsak beden haçtaki ölüm yoluyla özgürlüğe kavuşmuş, ölüme yargılıyken artık yaşam bulmuş. Bir yanda, bedenin her dileğine ve buyruğuna ‘pekiy’ diyen tutsak ben; buna karşı bunlara kesenkes ölen, somut yaşam gönencine gelen, bedenin dileklerine yaşamda bulunan Kutsal Ruh’un yetkisiyle ‘hayır’ diyebilen zaferli, özgür can (9,10; bkz. Efesoslular 3:16,17). Beden ölü, ruh diri. Budur Mesih’in yaşamda egemen oluşu (10). İlki Mesih bağlılığını tanımayan günahlının bedeni, sonrakiyse Ruh’tan doğan inanlının günaha rest çekmiş bedeni (10,11,23). Kutsal Ruh’un inanlıya gelişiyle ilgili şu yerlere de bakınız: Luka 24:48; Yuhanna 14:18; 15:20; Habercilerin İşleri 1:8; 2:2; 4:31; 8:17,18; Efesoslular 1:13,14; I.Korintoslular 6:19; II.Korintoslular 1:22.

            Tanrı’dan gelen doğrulukla donatılan ruh diridir; çünkü onun övüncü dinsel başarılarında odaklanmaz, daima Tanrı’ya doğrultulur (bkz. I.Korintoslular 1:30). Tanrı sağlayışı doğruluk günahlının kendi doğruluğunu kişisel özellikleriyle çizmeye çabalayışından milyonlarca kat üstündür. Her durumda etkinliğini kanıtlamaktadır (13). O doğruluğu Tanrı kişinin kendi başarılarından beklemez, Oğlu Mesih’in kurtarmalığıyla kendisi sağlar. Günahından dönenin zenginliği, serveti budur. Bu doğrulukla kutlanan ruh diridir. Buna karşı kendi doğruluğuyla Tanrı karşısında dikilmeye çalışan günahlının bedeni daima kendine özgü kıpıldanıştadır. Öte yandan Tanrı’dan gelen doğruluk inanlı bireyin gönencidir, güvencesidir. Bu kişiye bedenin ölümü yersel bağlardan özgür kılınmış varlığın kurum, hırs, iftira, kırılganlık, kıskançlık, çıkarcılık, vb. tutsaklıklardan kazanılan zaferi simgeler (bkz. Mezmur 116:15; Vahiy 14:13).

            Kutsal Söz’ün tanrısal tekte üçlük, üçlükte teklik öğretisine de değinmekten geri durmuyor yazar. ‘Mesih sizde yaşıyor’ (10), ‘Ruh sizlerde konut kurdu’ (11), “Mesih İsa’yı ölüler arasından dirilten” (11). Bu yerlerde tanrısal üçlük belirgindir. Bireyin kutluluğunda, kurtuluşunda, kutsanışında kutsal üçlük etkinliktedir. Mesih’i ölüler arasından dirilten, ileride inanlıyı da diriltecek, ona ölmez-çürümez yaşamı verecek. Tanrısal üçlüğü yadsıyan Tanrı’nın kurtarma kutsama diriltme eylemini anlayamaz, onun dışında kalmış bir yetim durumunda dinsellikte bocalar (4:24; 6:14; bkz. I.Korintoslular 6:14).

            Ruhsal yaşamın gönencinde ilerlemek sağlıklı öğreti yöntemini ve kanıtlı yaşam düzenini benimsemekle olanaklıdır (12,13). Yeniden doğuşa yükseltilen kadın erkek, göksel yaşamın neleri gerektirdiğini tanır, bunlara sarılır. Çünkü o bir dine değil, “göksel Yeruşalim’e, sayısız meleğin sevinçle kutlamaya katıldığı yere” yaklaşmıştır (İbraniler 12:29). Kutsal Ruh Mesih’e iman edene sonsuz yaşam sağladı. Bu yaşam Ruh ile uyumda beliren Tanrı yöntemidir. Üstteki ayetlerin ağırlığı yaşam kutsallığında odaklanır.

            İncelenen kesimde (1-13) ana konu Ruh’un etkilemesiyle sağlanan ‘yaşam’ ilkesinde odaklanır. Ters durumda günahlı insanın görünümü İncil’in birçok yerinde belirtildiği gibi üzücüdür (bkz. Markos 7:21-23; Romalılar 1:18-32; Galatyalılar 5:19-21; Efesoslular 4:18,19; 5:3-5; I.Korintoslular 6:9-10; Vahiy 21 :8 ; 22:15, vb). Yeni Antlaşma’da rastlanan çirkin günahlılık görünümü sürekli sürtüşme ve düzensizlik ortamıdır. Bedenin sağlıksız dilekleri uyarınca yaşam yolunu tutan birey kargaşalıklar dünyasında çalkalanır.

            Adem’le Havva Tanrı karşısında söz dinlemezlikle günah işlediklerinde, Yaratan’ın içlerine koyduğu günahsız yaşam ilkesi onlardan çekildi. Ruhsal yönden Tanrı’ya ölü oldular; can günahlı bedenin tutsaklığında kenetlendi. Bu üzücü ortamda Tanrı kadının tohumundan gelecek kurtarıcı Mesih’i insanlığa vaat etti (bkz. Yaratılış 3:15). Daha günahlı soy yetişmeden Tanrı günahsız kurtarıcıyı bildirdi; O’nun şeytanın başını ezeceğini ilk Sevinç Getirici Haber niteliğinde açıkladı. Tanrıbilimde buna Protevangelium denir; ilk İncil. Bunu değerlendiren Mesih inanlısı Kutsal Ruh’un yeterliliğiyle bedenin çirkin eylemlerini öldürür. İnanlı Mesih’in elinde bir robot değil, özgür istemiyle, Mesih’in gücüyle günahı bastıran parlak yengi aşamasına gelmiş muzaffer candır.

            14-17 kesimi inanlının Tanrı çocuğu iyeliğine getirilmesiyle ilgilidir. Tanrı’nın Ruhu varlığında eğleşen, bu Ruh’un itkisiyle yöneltilen herkes Tanrı’nın çocuğudur (14,11; bkz. Yuhanna 14:16,17; 16:14; Romalılar 8:26). Ademoğullarını havvakızlarını yönelten yersel etkiler saymakla tükenmez. Belki de çoğu sağlıksız, sonuçsuz. Niceler çeşit çeşit güçler nedeniyle uçurumun ucuna sürüklenmekte. Bu tür yönetimler sayısız insanı şeytanın çocuğu kılmıştır. Şeytan o varlıkta cirit atıyor. Buna karşı Tanrı’nın Ruhu onda konut kuran herkes Tanrı’nın sevgili çocuğudur. Bunlar Ruh’tan doğanlardır (bkz. Yuhanna 1:12,13; 3:6). Bu insanlar ruhsal yasa tutsaklığından özgür kılınanlar, Ruh’un yönetimini benimseyenlerdir (bkz. Galatyalılar 5:18). Kutsal Ruh tüm yaşamın vericisidir: Yaratılışta, kurtuluşta, yeniden doğuşta, son dirilişte. Kutsal Ruh Tanrı Sözü’nü esinleyendir (bkz. II.Petros 1:21). Kutsal Ruh hiçbir yanlış yapmaz. Dünyasal, bedensel, dinsel yöneltmeler hep kusurludur. Salt Kutsal Ruh’un kusursuz yöneltmesi kişiyi Tanrı katına taşır, orada barındırır. Bu yöntem bedenin yaraşıksız isteklerini alteder.

            Yazar bu gerçeği en belirgin kanıtlamayla belirtir: Tanrı Ruhu’nun yönelttiği kadın erkek O’nun çocuğudur. O kadın ya da erkek Kutsal Ruh’un tanıklığını taşır. Bu kanıtı ve güvenliği Tanrı’nın Kutsal Ruh’u sağlar (16). Tanrı yüceden Kutsal Ruhu aracılığıyla Mesih’i biricik Oğlu nitelliğinde onayladı (bkz. Matta 3:17; 17:5; Yuhanna 12:28). Mesih, bağlısını aynı Ruh’la onaylar. Yürekteki inancın kanıtı Tanrı’nın diri Sözü’dür. Söz’ün desteğiyse iç yaşamda Ruh’un tanıklığıdır (16; 4:20,21; bkz. Efesoslular 1:13; I.Yuhanna 4:13; 5:10). Artık uşak değil, evlatlığa yükseltilen, korkuyu dışlayan, Tanrı’ya ‘Abba Baba’ diyebilen inanlıdır o. Şu kudurgan dönemde korkunun evrensel çapta nasıl işlediği güncel görünümdür. Herkes korkuda, herkes korkuyu alt etmenin yolunu araştırmakta. Kutsal Ruh korkuyu bastırır.

            Burada Tanrı çocuğu olmanın getirdiği haklar ve yetkiler apaçık belirtiliyor. Rab İsa Getsemani bahçesinde dua ederken ‘Abba Baba’ sözleriyle yakardı Tanrı’ya (bkz. Markos 14:36). Bu parlak ilişkinin tanığıysa Kutsal Ruh’tur. Tanrı’nın oğlu ve kızı korkuyu dışlamış, Tanrı’nın mirasçısı olma yetkisiyle donatılmıştır. Çok yüksek bir eriştirme. Mesih’ten gelen güvence şudur: “Ne mutlu yumuşak huylu olanlara! Çünkü onlar yeri miras alacak” (Matta 5:5). Mesih, inanlılarına ‘kardeşlerim’ der, ‘dostlarım’ der (bkz. Yuhanna 15:13-15; 20:17; Matta 12:48-49; İbraniler 2:11-12). Ruh’la yöneltilen, ruhsal yasa altında değildir artık (bkz. Galatyalılar 5:18). O baskıcı yasadan özgür edilmiş, Tanrı’nın çocuğu olmuştur. Bu, yaklaşılan kesimdeki yetkileri sağlar inanlıya. “Yeryüzü ve oradaki her şey, dünya ve üzerinde yaşayanlar RAB’bindir” (Mezmur 24:1). Mesih bağlısı Tanrı’ca evlatlığa kabul edilir ve O’nun Oğlu Mesih’in miras ortaklığına yükseltilir.

            Canı korkuda çalkalayan kaygı ruhunu almadık. Tersine Tanrı’ya ‘Abba Baba’ dedirten evlatlık (iothesia) ruhunu aldık (15). Bu ruh korkuyu dışlar, inanlıyı sürekli güvenlikte esenlikte tutar. Dahası var, evlatlık iyeliğimiz kesin güvenle bize geleceği gösterir; o parlak ortama ilişkin güvenliği verir (23). Yazar burada yine iothesia sözünü kullanır. Mesih’in getireceği o kusursuz düzen Tanrı’nın evladı olmamızı kesin ve belirgin açıklığa çıkaracak, şu düşkün her tür hastalığa açık olan bedenimiz son ve kesin kurtuluşu kucaklayacak (bkz. II.Korintoslular 5:4; Filippililer 3:11). Bunu bir örnekle anlatabiliriz: Bir ülkede sokakta kalmış bir çocuğu iyiliksever bir çift evlatlık ediniyor. Çocuğu bu sefaletten çekip hükümet dairesine doğruluyor, resmen onu kendi evladı kılıyor. O artık bu seven çiftin çocuğu olmuş. Sonra çocuğu elinden tutup kendi evlerine götürüyorlar, ona evin her yanını gösteriyor, işte bu ev senin evin diyorlar. Dilde buna bütün hakları taşıyan evlat edinmek denir.

            Tanrı çocuğu olmak Eski Antlaşma’da da konu edilir (bkz. Yasanın Tekrarı 14:1; Yeşaya 43:6). Ama Yeni Antlaşma ilişkisinde konu edilen iyelik değildir o. Romalılar’da belirtilen iyelik yetkisi kendine özgüdür. İnanlı kesin güvenle Tanrı’ya Babam diyebilir, O’nun oğlu ve kızı olmanın tüm uzantıları ve yetkileriyle donatılır. Yeniden doğuş günahlı kişiyi böyle yetkili bir aşamaya yükseltir. Bu benzersiz eylem, Tanrı’nın Oğlu Mesih aracılığıyla günahlıya sağladığı bambaşka bir yetkidir (bkz. 3,29). Bu özellikle donatılan inanlı, İsa’nın Babası’na yakardığı gibi Tanrı’ya ‘Abba Baba’ coşkusuyla yakarır. Sadece yeniden doğan Mesih bağlısı Tanrı’ya bu yolda seslenebilir. Kutsal Ruh inanlıyla Tanrı arasında bambaşka bir yakınlığı gerçekleştirir. Çünkü O, kişiyi günah ve ölüm yasasından özgür kılmıştır (bkz. 8:23; 9:4; Galatyalılar 4:5; Efesoslular 1:5).

            Pavlos’un konu ettiği ‘evlatlık’ yetkisi Hellen ve Roma uygulamasında gerçek evladın taşıdığı tüm yetkileri içerirdi. Yunanca söz hiothesiya ‘oğul yerine konulma’ anlamındadır. Babanın yönetiminde, kendisinden gelen oğul neyse evlatlığa alınan da odur: Eksiksiz olarak her hakkı ve yetkiyi kullanabilen. Hukuk yönünden her hakka sahip.. Dahası var; Tanrı’ya evlatlık alınan sonsuz yaşam mirasçısıdır. Yeniden doğan birey sonsuz yaşama kavuştuğunu çok iyi bilir; çünkü yalan söylemeyen Tanrı’nın verdiği hak ve yetkidir bu ona (bkz. Galatyalılar 1:1-7). Hiçbir inançta onun bağlısı sonsuz yaşam güvenliğine kesinlikle sahip olduğunu söyleyemez; çünkü bu güvenliği salt Mesih verir, Kutsal Ruh da belgeler. Ama bu yaşam yağdan kıl çekercesine rahatlıkla gelmez.

            Yeni yöntemde Mesih’in sıkıntılarını paylaşmak var (17b). Mesih’in miras ortakları, O’nun sıkıntılarına paydaştır (bkz. Yeşaya 53:3). Eninde sonunda Mesih’in yüceltilmesine de paydaştır o. İsa Mesih yeryüzündeyken bağlılarını bu konuda hem aydınlattı, hem de uyardı (bkz. Yuhanna 15:20; 16:2; Matta 10:22-24). Yeni Antlaşma Mesih’e bağlılık ve tanıklık nedeniyle işkence çeken, hatta şehit edilen inanlıların parlak tanıklığıyla dolup taşar (bkz. Filippililer 1:29; I.Korintoslular 4:12-13; II.Korintoslular 1:5-8; 4:7-11; Habercilerin İşleri 7. bölüm; 12:1-5, vb). Tanrısal gerçeği bildiren Eski Antlaşma peygamberlerinin yaşamını inceleyen onların çektiği ve katlandığı çok acı görgüleri açıklıkla görür. Ne der Kutsal Söz? “Öyledir, Mesih İsa bağlılığında tanrısayarlıkla yaşamak isteyenlerin tümü saldırıya uğrayacak”  (II.Timoteos 3:12; bkz. Habercilerin İşleri 14:22; Koloseliler 1:24).

            Şu geçen yirmi yüzyıl boyunca en korkutucu saldırılar, işkenceler, katliamlar Mesih bağlılarına uygulanmakta. Durum şu ana dek aynıdır (bkz. İbraniler 13:3,13,14). Geçtiğimiz yirminci yüzyılda önceki on dokuz yüzyılda görüldüğünden daha kabarık sayıda Mesih bağlısı işkencelerle öldürüldü. Son günlerin olayları sırasında bunlar sorumlu makamlardan kaynaklanan özel onaylama niteliğini taşıyacak (bkz. Yuhanna 16:2; Vahiy 6:9-11; 12:12).

            Kurtarıcı Mesih’in kanında yıkanıp yeniden doğan inanlı yetim değil, basit bir kul değil, diri Tanrı’nın evlatlığa kabul ettiği yetkili kişioğludur. Tanrı’nın çocuğu, İsa Mesih’in kardeşi ve dostu. O’nunla birlikte miras ortağı. Acı sıkıntı işkence çekse de bunların gelip geçici görgü olduğunu bilir, en derin güvenlikle sevinir eziyetsiz sonsuza dikkatini çevirir (18). “Yaşamımız olan Mesih belirince, sizler de O’nunla birlikte yücelikte belireceksiniz” (Koloseliler 3:4). “İçinde bulunduğumuz şu dönemin sıkıntıları” (18a) şöyle anlatılır: “Şimdiki kötü çağ” (Galatyalılar 1:4). “Bunlar kötülük günleridir...Karanlığın evrensel çapta iş gören egemen güçleri” (Efesoslular 5:16; 6:12). “Şu sıkıntılı dönem...Bu dünyanın biçimi geçip gitmektedir” (I.Korintoslular 7:26,31). Böylesi bir dünyada eziyet çekmek, belki de Mesih’in tanıklığı adına öldürülmek doğal olgudur: “Öğrenci ya da uşağın efendisi gibi olması uygundur” (Matta 10:25a).

            Yeryüzünün her yanında Tanrı’nın çocukları, Mesih’in kardeşleri ve dostları O’nun adına acı ıstırap çekiyor. Onlar aynı ailenin üyeleridir. Bu nedenle birbirlerine destek sunmaları, birbirinin gözyaşlarını paylaşması Tanrı isteğidir. Tümü aynı Baba’nın mirasçılarıdır. Kimisi az kimisi çok, tümü şu düşman dünyanın buğz ettiği Mesih inanlısı. Mesih’in adıyla tanıklık edene karşı onu çekemeyenin öfke bezeleri hemen mayalanır ve kabarır. Kurtarıcı’nın ‘Tanrı kurtarandır’ anlamını taşıyan adı duyulması istenmeyen adların ön sırasındadır. O’nun haçta insanlık için günah kefaretini sunması iğrençlikle karşılanan Tanrı eylemidir. İblis böyle buyurur uşaklarına. Günahlı insanın varlığında Mesih’e imana karşı ayaklanan bir rezistans (direnç) sistemi işlerliktedir,

Bize açıklanacak olan yüceliğin üç boyutu vardır:

  1. Yaratılış (kurulu düzen) Tanrı çocuklarıyla birlikte bunu içtenlikle beklemekte (19-21)
  2. Umutla kavuşulan kurtuluşun sonucu katlanışla beklenmekte (22-25)
  3. Güçsüzlüğümüzde Kutsal Ruh daima yardımımıza gelerek bekleyişimizi desteklemekte (26)

            Yeryüzünde Mesih bağlıları en derin güvenliği taşır ve bunu sürdürür (5:1-11). Çünkü şimdinin sıkıntıları ilerideki yücelikle karşılaştırılamaz bile (18). Tanrı doğrulukla donattıklarını yüceliğe kavuşturdu (30). Tarih boyunca Mesih bağlıları alçaltıldı, hor görüldü, hapsedildi, yer yer sürgün edildi, kılıçtan geçirildi ve bu korkutucu durum giderek  kötüleşmekte. Ama saldırıları kökten değiştirecek olan Tanrı yücelerde egemendir (bkz. II.Korintoslular 4:10,16-18; Filippililer 1:20; Koloseliler 1:22). Tarihin gelişimini diktatörler, fatihler, din bağnazları, masumlara diş bileyenler çizmiyor. Tersine, hakkı koruyan Tanrı, çocuklarını sonsuz mirasa iletiyor. Kuşkusuz yol çetin, dikenli, bazen de kaba kuvvetle karşı karşıyadır (18-22, 29-30). O, egemen tasarısı uyarınca çağrılanlarla birlikte her durumu yararlı yönde geliştiriyor (28). Yönetim sadece O’nun elindedir. Tanrı şu anda inanlısını Ruh’un ilk ürününe sahip kılmıştır (23). Mesih bağlısı şu kudurgan dünyayla gelecek esenlik dünyası arasında bir köprüdür. Kutsal Ruh yüreklerimizde güvencedir (arravon). Finike dilinden Yunanca’ya geçen bu söz nişan yüzüğü anlamını taşır (bkz. II.Korintoslular 1:22; 5:5; Efesoslular 1:14). Mesih bağlısı şu anda O’na nişanlıdır. Kuzu’nun düğün gününü bekleyen gelin, Kuzu’nun düğün şölenine çağrılı (bkz. Vahiy 19:7-9). Tanrı onu Oğlu’nun benzerliğine getirecek (29). Dirilen Mesih onu kendi yüceliğiyle donatacak (bkz. Filippililer 3:21; Koloseliler 3:4). Bu güvenlikle yazan Pavlos gelişimi coşkulu bir dille kutlar: “Tanrı’nın kendisini sevenlere hazırladıklarını ne göz gördü, ne kulak duydu, ne de yürek kavradı” (I.Korintoslular 2:9).

            Yazar bu dönümde insan soyunun çevresiyle –doğasal yaratılış, kusursuz kurulu düzen– ilişkisine aktarıyor konuyu. İnsan ve doğa; bunlar birbiriyle girişik, bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Yaratan ikisini aynı dünyaya koydu, birbiriyle kesin bağlılıkta uyumda durmalarını, yapıcılığa katkıda bulunmalarını kararlaştırdı. Biri öbürünün sağlığına önem verecek (bkz. Yaratılış 1:28-30). Ama Adem’le Havva günah işleyince, Yaratan onları yargıladı kusursuz doğaya da lanetini getirdi (Yaratılış 3:17; Yeşaya 24:4-13). O gün bu gün insanla doğa sanki birbirinden kopmuş, hatta düşman olmuş. İkisi arasında uyum kaybolmuş. O korkunç düşüşte ademoğlu Tanrı’ya düşman kesildi, Tanrı’nın eliaçıklıkla sağladığı kurulu düzendeki varlıkları zedeledi. Günümüzün temel bunalımlardan biri nedir? Hiç kuşkusuz çevre kirliliği, havanın suların toprağın bozuk insan tarafından sürekli bozulması ve kirletilmesi, yeryuvarlağının gitgide ısınması. Durumun dayanılmaz boyutlara tırmanması, çirkin gelişimin giderek berbatlaşması dünya çapında kaygı. Herkes, bu bozukluk nereye dayanacak diye soruşturmakta; uzmanların bilginlerin çoğunluğu kötümser ve karamsar. Bu yürek paralayıcı yozlaşma acaba nereye dayanacak? Sağduyulu tek yanıta İncil’in sayfalarında rastlanabilir (19-23).

            Düşüşte doğanın hiçbir katkısı olmamıştır. Atalarımız kişisel istekleriyle günaha verildi, toprağın diken ve çalı yetiştirmesi (bkz. Yaratılış 3:18) bunun yürek burkucu sonuçlarından biri oldu. Ne denli anlamlıdır! Mesih’i haçlamaya yöneltirken “dikenlerden bir taç örüp başına taktılar” (Matta 27:29). Tanrı Kuzusu Mesih insanın ve doğanın taşıdığı laneti yüklendi, böylece tüm kurulu düzeni bilinmemiş parlaklığa kavuşturacağını evrene müjdeledi. Golgota’da tanrısal kayra eylemi işlerliğe konunca, insanın kurtuluşu gerçekleşti. İşte Pavlos  yaratık aklına sığmayan o parlak gelişimi ve bekleyişi içtenlikle, tüm parlaklığıyla bir yandan anlatıyor, öte yandan da kutluyor. Tarih boyunca doğa baştan başa sarsılmış ve yozlaşmıştır. Ama şu dönemde çevrenin kirliliği, doğasal kaynakların kötüye kullanılışı, küresel ısınma, doğanın insana insanın da doğaya sanki düşman kesilişi evrensel çapta görülen bunalım.. Bunlar boğuşulan çalkantıların ön sırasında. Üniversitelerde doğa düzeniyle ilgili eğitim kolları giderek çoğalıyor; birçok yerde Yeşiller Partisi doğa düzeni doğrultusunda didiniyor, vb. İnsansal uğraş ve çabalar giderek yoğunlaşıyor. Tümü de iyi niyetli olmaya karşın bunalım önlenemiyor.

            Tanrı’nın diri Sözü güncel sorunlara ışık saçıyor; ama burada durmuyor. Tek bilgi kaynağı niteliğinde parlak geleceğe yönlendiriyor dikkatimizi. 19-25 ayetlerde yinelenen kullanım, ‘büyük özlemle gözlüyor’ (19,23,25) ve ‘umut’ (20,24,25) sözleridir. Hem inanlılar, hem de kurulu düzen umut bekleyişiyle, büyük özlemle Tanrı’nın gerçekleştireceği yeniden kurulacak çağı (palingennesia bkz. Matta 19:28) bekliyor (bkz. Yeşaya 24:4,8 ; Yeremya 12:4). Peygamberlerin çok öncelerden bildirdiği şimdiki üzücü ortamda bocalayan kurulu düzen “inliyor, doğum sancısı çekercesine birlikte kıvranıyor” (22). Doğanın sürekli çalkantısını bundan daha etkin anlatıyla, özlü dille önümüze seren başka bir açıklama, bir kayıt düşünülebilir mi? Sadece bu yazı, hem bugünkü acıklı görünümü hem de beklenen parlak gelişimi tüm açıklığıyla sergilemekte. Yazar sanki doğayı kişileştirerek konuşturuyor. ‘Dili olsa da söylese’ atasözünü gerçekleştiriyor. Nedir doğaya uygulanan eziyet? Hayvan soylarına çektirilen mihnet? Düşük ademoğlunun bozuk düzeni, kayıtsız eylemi bu kargaşalığın nedeni.. İncil’in son yazısında yargı nasıl belirtilir? “Yeryüzünü çürütenleri çürütmenin vakti geldi” (Vahiy 11:18c). Ve Mesih’in belirgin vaadi herkese duyuruluyor.. “Tahtta oturan, ‘İşte her şeyi yepyeni yapıyorum’ dedi” (Vahiy 21:5).

            Doğaya uygulanan tanrısal kargışın (bkz. Yaratılış 3:17) sonrası tanrısal düzenlemedir (bkz. Yeşaya 4:2-3; 11:6-9; 55:12,13; 65:25; Habakkuk 2:14, vb). Yaratıcılığına inanılan Tanrı’nın bozulanı, yozlaşanı düzene sokabileceğine de inanmak gerekmez mi? Tanrı’nın bu görkemli eylemi tanınmazsa O’nun yaratış gücüne gölge düşürülür, inanç da uluorta bir kurama dönüşür. Tanrı’nın gelecek parlak olguyu bütünleyeceğini Ruh’un ilk ürününe sahip olan inanlılar da varlıklarında kanıtlıyor. Bu tanrısal eylem doruklaşmayı gözleyen, şu anda etkinliğini belgeleyen sürekli Tanrı güçlülüğüdür. O parlak sonucun gerçekleşmesini büyük özlemle bekleyen her inanlı, dilsiz ama canlı doğayla birlikte inim inim inliyor (23). “Ruh da biz güçsüzken...anlatılamaz iniltilerle, bizim için Tanrı’ya yakarıyor” (26,27). “Ruh’un düşüncesini bilen Tanrı...isteği uyarınca yakaran”  Ruh’un dileğini dinliyor. Demek ki hem inanlı, hem kurulu düzen, hem de inanlıda konut kuran Tanrı Ruhu o parlak yüceliğin (18, 30) bir an önce belirmesi için inliyor, gece gündüz dilekte bulunuyor. Bedenimizin kurtuluş bulması bizi Tanrı’ca atanan yüceliğin doruğuna yükseltecek.

            Kurtuluşumuzun güvenliği ‘umut’ tur. Varoluşçuluk (egzistensiyalizm), felsefe yapısından umudu dışlıyor. Şu anda deneyemediğim hayali bir bekleyişe bağlanamam diyor. Hiç kuşkusuz umut kırıklığına her yerde rastlanabilir. Yeşermemiş umuttan daha derin düş kırıklığı yoktur. Umut kesenlerin sayısı kabarık. Boş yere umut verenlerin hayale uğrattığı kişiler her yanda bol. Ama bunlar yaratığa bel bağlayışın doğal sarsıntısı. Kutsal Söz’de belirtilen umutsa kendine özgüdür. Bu, şimdiye dek sayısız vaadini tümleyen, O’na iman edenin yaşamını ihya eden, yalan söylemeyen Tanrı’ya dayanan umuttur. İmanla gerçekleşen kurtuluşumuz umutla desteklenir. Mesih’e imanın şimdisi ve sonrası var. Kurtulduk; ama bedenimiz halen şeytanın, günahın saldırılarına hedef. Tümlük ileridedir. Şimdiki yaşamda bildiğimiz ürktüğümüz ölüm gelecek yaşamda alt edilecek. (bkz. Yeşaya 25:8; Hoşea 13:14; I.Korintoslular 15:53-57; İbraniler 2:14). Günahlılıkta ölenin sarsıcı tümlüğü de ileridedir (bkz. Matta 3:7; Yakup 1:15). Kurtulanın yücelerde çok zengin bir hazinesi vardır. Tövbesiz, yeniden doğuşsuz, Mesih’siz öleninse birikmiş tanrısal öfkesi onu bekliyor.

            İmanla umut atbaşı beraber gider, ikisi birbirini destekler ve bütünler. Mesih’e iman günahtan arıtır, yargıyı kaldırır, sonsuz yaşamı gerçekleştirir. Bu sağlam iman umutla eşlenmeyince, etkinliğini yitirir. İnanlının umudu her an Tanrı vaatlerinin dipdiri kaynağından sulanır. “Çünkü bu umutla kurtuluş bulduk” (24; bkz 15:13). Eski Antlaşma’da vurgulanan önemli kurallardan biri şudur: “Tanrısaymazın umudu yok olur” (Eyub 8:13). Bu kesimde diri umut diri Tanrı’ya dayanır; O’nun etkisiyle ve gücüyle gerçekleşir. Buna karşın tanrısaymazın taşıdığı umut nedir, nereye dayananabilir? İlki sağlam kayaya, sonrakiyse imanı dışlayan kaygan kuma (bkz. Matta 7:24-27).

            İnanlının kesin güvenlikle Tanrı vaatlerinin gerçekleşmeye doğru ilerlediğini bilmesi, Kutsal Ruh’un sürekli desteğinden esinlenir (26). Ruhsal-fiziksel güçsüzlüğümüz karşısında dualarımız engellerle karşılaşır. Bunu bilmeyen Mesih inanlısı yoktur. İnanlının dua edişi alışılmış, klişeye dönüşmüş basmakalıp yinelemelerle yüklenmiş bir töre değildir. Üstünkörü, dilsiz bir put olmayan Tanrı bireyin kendi diliyle, bilgisiyle, imanıyla dua etmesini ister. Ama nasıl? Pavlos bu sorunun yanıtını açıklıkla verir: İnanlıda yaşayan Ruh Tanrı’ya yakarır. İnanlının dua destekleyicisi ne dinsel bir öğretmendir, ne de dinsel alışkı zinciri. İnanlının varlığını yönetiminde tutan Kutsal Ruh somut ve etkin dua sunucudur. Bütün dinler inançlar arasında, diri Tanrı’ya diri sözlerle –herkes kendi dilinde– dua edenler sadece Mesih bağlılarıdır. Çünkü dua eden onlardan önde, Kutsal Ruh’tur: “Kutsal Ruh’ta dua edin” (Yahuda 20) belirgin Tanrı buyruğudur. Tanrı, Kutsal Ruh’ta sunulmayan duayı  dileği dinlemez.

            Kutsal Ruh inanlıya O’nun isteğine göre yaşamanın inceliğini öğretir (4). Kutsal Ruh inanlıya Ruh’a ilişkin konuları düşündürür (5). Yine Kutsal Ruh kendi aracılığıyla, suçsuz Mesih’in akıttığı kanla Tanrı’ya yakarıldığına tanıklık eder (bkz. İbraniler 9:14). Burada üçte tekliğin kendine özgü özellikle inanlıda etkinliği belirtilmekte. Baba’yla ve Oğul’la eşit kişiliği olan Kutsal Ruh, inanlının ön sırada beliren dua-dilek ortağıdır (26). O, Avutucu’dur, Öğretmen’dir, Yöneltici’dir, Aracı’dır. Bununla ilgili Paraklitos sözü başka yerde Mesih’le ilgili olarak da kullanılır (bkz. I.Yuhanna 2:1). Mesih’in O’na ilişkin sözü anımsansın (bkz. Yuhanna 16:14). “Tanrı yüceliğini övmeyi amaçlayan iyelik yetkimiz kesinleşinceye dek Kutsal Ruh mirasımızın güvencesidir” (arravon; Efesoslular 1:14). Kutsal Ruh Baba’nın katında bizim yararımıza yakarır.

            Her inançta dua-biat var, ama Tanrı karşısında Mesih bağlısının duası apayrı özellikle dile getirilir. O, kendiliğinden ya da klişeleşmiş yinelemelerle duaya dikilmez. Diri Tanrı’nın katında, inanlıda konut kuran Kutsal Ruh’un sözle anlatılamayan iniltileriyle, Mesih’in adıyla yakarır, Tanrı da o duayı kabul eder (bkz. Yuhanna 4:24; Efesoslular 2:18). Hiç kimsenin ‘Allah kabul etsin’ klişesiyle temennide bulunması gerekmez. Tanrı dualarımızı kendine özgü ilgiyle dinler, hem de yanıtlar (27). İnanlının Tanrı’ya duası dileği sayısız konuyu ve gereksinimi içerir. Bunları ona Kutsal Ruh bildirir, ne tutumla sunulacağını öğretir. Hem de Kutsal Ruh inanlıyı imanla donatır ve destekler. İman olmadan dua da olamayacağını iyi bilen Kutsal Ruh Tanrı katında inanlıyı güçlendirir, duaların imanla Tanrı’ya yükseltilmesini etkiler. Yüreği araştıran Tanrı orada konutlayan Ruhu’nun düşüncesini bilir; sınırsız bilgeliğiyle.. Bu kapsamda inanlıyla sağlıklı-ürünlü ilişki kurar.

            İncil’in somut gerçeklerinden biri önümüzde geliştiriliyor, Tanrı’nın erekleri kararları anımsatılıyor (28). Tanrı, Ruh’un düşüncesini bilir dendi. Tanrı’yı kurtarıcı Mesih aracılığıyla sevip O’na Ruh’ta dua edenin varlığında Tanrı kendi egemenliğini işlerliğe koyar. Nasıl? Dua eden inanlıyla birlikte her durumu yararlı doğrultuda etkiler. Kutsal Ruh’ta dua eden inanlının yakarıları Tanrı isteğiyle kesin uyumdadır. Çünkü tanrısal isteğe ters düşen dilekler inanlının aklına gelemez. Örneğin bol para kazanayım, düşmanlarımı yeneyim, yaklaşan seçimleri ya da spor karşılaşmasını ben kazanayım. Bu türden dilekler Tanrı isteğiyle kesin çelişkidedir; hiçbir yararlılığı düşünülemez. Bunlara karşı Tanrı her durumu yararlı yönde etkiler ve bütünler. Kurtarıcı Tanrı’nın, inanlılar yaşamında bir tasarısı vardır. Elbette biz bu tasarıları bilemeyiz; ama kayrasal yöntem sınırındaki tüm olayları, gelişimleri bütünlemeyi O çok iyi bilir. İnanlının varlığına hoş olmayan bir durum gelse de onu seven Tanrı uzun sürede bunun oluşturacağı sonucu bilir ya da egemen ereğini gerçekleştirir. Pek çok inanlının yaşamında o an için kötü olan bir olguyu Tanrı kendi isteğiyle yararlı doğrultuya dönüştürür. Bu yararlılık hem kendisini hem de inanlıyı ilgilendirir. Mesih’e bağlılıkta sağlam iman taşıyan, en çetin gelişimleri bile Tanrı’nın egemen tasarısı çerçevesinde kabul eder. Dikkat edilsin; bunu kadercilikle, takdirle, tecelli ya da alın yazısıyla karıştırmasın hiç kimse. Tanrı herhangi bir olayı ‘son’ (eshaton) ilişkisinde yararlı görür ya da görmez. Bu ilişkide daha önce konusu geçen sıkıntılar (17) anımsatılmalı.

            Tanrı’nın ereği uyarınca çağrılmak, O’nunla özlenen ilişkiye girmek anlamını taşır (4:17; 9:12, 24). Nedir bu ilişkinin özü? “O’nun Oğlu’nun benzerliğinde olmak” (29). Seven Tanrı’nın temel amacı öngörüsü günahlıyı cehennem yargısından kurtarmak değil, onu dinsel biri kılmak değil, tek Tanrı bilgisini zorla kafaya sokmak değil, vb. Tanrı’nın isteği genci yaşlıyı, kadını erkeği Oğlu’nun benzerliğinde görmektir. İsa Mesih Baba Tanrı’nın ezeli-ebedi sevgiyle sevdiği, öncesi olmayan Sözü’dür; gözle görülmeyen Tanrı’nın göze görülen kişiliğidir (ikon; bkz. Koloseliler 1:15), kutsal olan tek kişidir. Tanrı, Oğlu aracılığıyla kurtardıklarını biricik Oğlu’nun benzerliğiyle donatır. İnanlı yeryüzünde iyi insan İsa’nın yaşamıyla yaşar.

            Bu dönemde tanrıbilimin çok önemli bir öğretisiyle karşılaşır okuyucu. Bu çok geniş ve ayrıntılı konuyu burada çözemeyiz, böylesi derin bir uğraşa da koyulamayız kuşkusuz. Ama, mektubun ana konularından biri olması nedeniyle buna eğilmemek büyük bir boşluk bırakır. Aşağıdaki sözlere en azından bir göz gezdirmek ve Tanrı’nın yardımını dilemek, bu geniş konuya O’nun ışığıyla eğilmektir.

            Önce belirleme, karara bağlama-Proorismos, (Ad olarak Yeni Antlaşma’da hiç kullanılmaz). Önceden belirliyorum, karara bağlıyorum-Proorizo, fiil olarak şu yerlerde kullanılır: (29,30; bkz. Habercilerin İşleri 4:28; I.Korintoslular 2:7; Efesoslular 1:5,11,12; Yeşaya 43:7).

            Öncebilim-Prognosis. Ad olarak Yeni Antlaşma’da şu yerlerde kullanılır: (Habercilerin İşleri 2:23; I.Petros 1:2). Önceden biliyorum-Proginosko, fiil olarak şu yerlerde kullanılır: (29; 11:2; bkz. I.Petros 1:20; II.Petros 3:17).

            Seçim-Ekloyi. Ad olarak Yeni Antlaşma’da şu yerlerde kullanılır: (9:11; 11:5,7,28; bkz. Habercilerin İşleri 9:15; I.Selanikliler 1:4; II.Petros 1:10). Seçiliyorum-Eklegomai, fiil olarak şu yerlerde kullanılır: (Yuhanna 3:18; 15:16,19; Habercilerin İşleri 1:2,24; I.Korintoslular 1:27; Efesoslular 1:4).

            Çağrı-Klisis. Ad olarak Yeni Antlaşma’da şu yerlerde kullanılır: (11:29; bkz. I.Korintoslular 1:26; 7:20; Efesoslular 1:18; 4:1,4; Filippililer 3:14; II.Selanikliler 1:11; II.Timoteos 1:9; İbraniler 3:1; II.Petros 1:10). Çağırıyorum-Kaleo, fiil olarak şu yerlerde kullanılır: (30; bkz. Efesoslular 4:1,4; Koloseliler 3:15; I.Selanikliler 2:12; 4:7; 5:24; II.Selanikliler 2:14).

            Yücelik-Doksa. Ad olarak İncil’in pek çok yerinde kullanılır. Konuyla ilgili olarak bakınız: (8:18,21; 9:4, 23). Doksazo-yüceltiyorum, fiil olarak pek çok yerde kullanılır; ama konuyla ilgili olarak bakınız: (1:21; 8:30; 15:6,9).

            Doğru, doğruluk-Dikaios, dikaiosini. Ad olarak pek çok yerde kullanılır, Konuyla ilgili olarak bakınız: (2:13; 3:4,20,24,26,28,30; 1:17; 3:5,21,22,25,26; 4:3,5,6,9,11,13,22; bkz. Luka 18:9; vb). Doğrulukla donatıyorum-Dikaioo, fiil olarak pek çok yerde kullanılır; özellikle şu yerlere bakınız: (4:2,5; 5:1,9; 6:7; 8:30,33; bkz. Luka 18:14).

            Dünyanın kuruluşundan önce-pro katavolis kozmou (bkz. Yuhanna 17:24; İbraniler 9:26; I.Petros 1:20; Efesoslular 1:4). Başlangıcı olmayan çağlar öncesi-pro ton aionon (bkz. I.Korintoslular 2:7).

            28-33. ayetlerde tanrıbilimin düşündürücü, bazen de beyin kurcalayıcı ve uğraştırıcı konularıyla karşılaşırız. Hemen belirtmeli ki, yazar Pavlos bu önemli kesimde ayrıntılı tanrıbilim gerçekleriyle uğraşmaya gitmiyor. Üstte konusu edilen doğal kavram ötesi öğreti sözlerini, Tanrı karşısında Mesih inanlısının taşıdığı yetkiyi ve özellikleri tanıtma doğrultusunda ele alıyor, dolayısıyla bazı gerçekleri önümüze seriyor.

            Bu kesimin ‘Tanrı’yı sevenler’ le açıldığı dikkatli okuyucunun gözünden kaçamaz. En başta beliren gerçek budur. Tanrı’yı hoşnut eden tutum O’nu sevmektir. O’nu İsa Mesih’te belirlenen sevgiyle seven, Tanrı’nın tüm ilgisini bekleyebilir. Şu sıralama konumuzu daha da aydınlatabilir:

            Tanrı’yı seven, ereği uyarınca çağrılan, önceden bildiği kişiler, önceden belirgin ettiği (kararlaştırdığı) doğrulukla donattığı, yücelttiği.. Buradaki usa uygun, bilimsel sıralama düşünenin dikkatinden kaçamaz. Evreni ve dünyayı yaratan, insanın düşüşü ardından kurtarma eylemini işlerliğe koyan sınırsız bilgelik kaynağı Tanrı, hiçbir tasarıyı ve işi giderayak, üstünkörü işlerliğe koymaz. O’nun her düşüncesi ve bütünleyişi uyumludur, evreleri tümden bağdaşıktır. Mesih bağlısına gizemli sevgisi ilişkisinde açıklanan Tanrı hiç kuşkusuz ilkin kendisine karşı sevgimizi özler. Herkese doğrultulan soru budur: Tanrı’yı O’nun koşuluna uygun kapsamda seviyor musun? Tanrı kişiyi kendisiyle sağlıklı ilişkiye çağırır (4:17; 9:12,24). Bunu kendi ereği uyarınca yapar. Bu ereğin niteliğini, içeriğini, uzantısını biliyorum diyen, Tanrı’nın düşüncelerini anlama küstahlığına kapılır.

            Tanrı’nın ademoğlu ilişkisinde kendine özgü ereği vardır. Bunun ne olduğunu kendisine bırakmaya zorunluyuz. Denildiği gibi, Tanrı günahlıyı kurtarma eylemini kendi bilgeliği kapsamında gerçekleştirir, ereği uyarınca bütünler (28; bkz. Efesoslular 1:11; 3:11). Bunun nedeni ve sonucu egemen isteğinde gizlidir. Tanrı, gizinin nedenini içeriğini bizimle paylaşmaz. Buna gerekçe düşünülemez. Tanrı’nın hiçbir tasarısı ve bütünleyişi kendi başına bağımsız birer düzenleme değil, evrensel-egemen isteğinin bütününü oluşturan birbirine bağlantılı parçalardır. Bunlar birbirinden koparılamaz. Bir tekini belirlemek ve saptamak, bütünün belirlenmesine ve saptanmasına bağlıdır. Tanrı’yla ilgili nedenlerle sonuçların birbirinden koparılıp bölünmesi zorlama olur. Tümü birlikte kozmos’un (evren) oluşturucusudur. Toplamı bir arada Tanrı’nın evrensel çapta tasarısını, planını belirgin eder. Kısıtlı akılla kısıtsız planları kavramaya heveslenmek yaratığın yaratan planına sokulmasıdır (bkz. Mezmur 33:6-9; 148:5; İbraniler 11:3). Sadece O herkese şöyle konuşur: “Çünkü sizin için düşündüğüm tasarıları biliyorum” diyor RAB. “Kötü değil, size umutlu bir gelecek sağlayan esenlik tasarılarıdır bunlar” (Yeremya 29:11). Bu güvenlik bildirisi bireyi Mesih’in kurtarışına çekmeye yeterlidir. Egemen Tanrı günahlı insanı, ereği uyarınca çağırdıklarını Oğlu’nun benzerliğine  getirmeyi, varlıktan günah iştahını sökmeyi öngörür (29).

            Ardından, Tanrı’nın çağrısıyla karşılaşırız. Çağrılan: (klitos bkz. Matta 20:16; 1:1,6,7; 8:28; 9:11; I.Korintoslular 1:24, vb.). Tanrı çağırandır. Ama bu O’nun ereği uyarıncadır (bkz. Yoel 2:32). O’nun çağırdığı kişi Tanrı’nın adını çağırır, kurtuluşunu değerlendirir. Tanrıbilimde önem toplayan çağrıdır bu (bkz. II.Selanikliler 2:14; I.Selanikliler 2:12; I.Korintoslular 1:9; Galatyalılar 1:15; İbraniler 3:1; 9:15; I.Petros 1:1,2;  2:21; 3:9; I.Yuhanna 3:1). Tanrı’nın çağrısı herkesi içerir ama ona imanla, kararlılıkla değer veren bu yetkiye sahip çıkar (bkz. Matta 22:1-14). Önceden bildiği kişiler: Tanrı Yeremya’ya şunu belirtiyor: “Ana rahminde sana biçim vermeden önce tanıdım seni. Doğmadan önce seni ayırdım, Uluslara peygamber atadım.” (Yeremya 1:5). Haberci Pavlos da yaşamıyla ilgili koşut gerçeği şöyle duyuruyor:“Ne var ki, doğuşumdan önce beni kendisine ayıran ve kayrasıyla çağıran Tanrı hoşnut olunca” (Galatyalılar 1:15). Davut Tanrı’ya şöyle dua eder: “Gizli yerde yaratıldığımda, Yerin derinliklerinde örüldüğümde, Bedenim senden gizli değildi. Henüz dölyatağındayken gözlerin gördü beni; Bana ayrılan günlerin hiçbiri gelmeden, Hepsi senin kitabına yazılmıştı” (Mezmur 139:14-16)

            Öncebilim-Prognosis, Tanrı’nın egemeliğine ilişkin çeşitli yönleri içerir bu bilgi. (29; 11:2; bkz. Habercilerin İşleri 2:23; I.Petros 1:2,20). Öngörmek-provlepo, ayrı bir kullanımdır (bkz. İbraniler 11:40). Tanrı kuşkusuz her olguyu ve gelişimi önceden bilir ve görür. Ama egemen Tanrı’nın önbilgisi, öngörmesi bununla noktalanmaz. Tanrı bildiği olgulara bir seyirci değildir. Egemen yetkisi uyarınca gelecek gelişimleri kararlaştırır, doğallıkla da olacak her şeyi bilir ve etkiler. Tanrı’nın zaman ve mekân dışında hiç değişmeyen kişiliğini akla getirdiğimizde, O başlangıcı-sonu olmayan ŞİMDİ’dedir. Olgular O’na hep oldubittidir. Tanrı’ya sürpriz diyebileceğimiz yeni bir olay ya da gelişim yoktur.. Zamanda mekânda var olan ademoğlu egemen Tanrı’yı kendi kişiliği ilişkisinde kavramaya çabalayınca büyük yanılgıya düşer. Önceden belirgin ettiklerini (kararlaştırdıklarını) Oğlu’nun benzerliğinde olmaya atadı. Öncel belirleme-proorismos, bu konular merdiveninde belki en çok tartışılan, konuşulan, üzerinde yazılan tanrısal tasarıdır.

            Tanrı’nın önbilgisi, her durumu her varlığı önceden enikonu bilmesi ve bildiğini sonsuzu kapsayan ereği kılmasıdır. Seven Tanrı’nın insanı kurtarma yöntemi budur. O’nun bilgisine tasarılarına herhangi yaratık ne girebilir ne de sokulabilir. Girmeye kalkanı düş kırıklığı bekliyor. Tanrı kararlaştırır ve uygular, hiç kimseye danışmaz, hiçbir insana hesap vermez. Öncel bilginin ve belirlemenin çarpıcı, belki de düğümleyici bir özelliği, Tanrı hem insanın tutumunu tepkisini kararlaştırır, hem de bireye karar verme yükümlülüğünü tanır. O’nun şu sözünü daima anıda tutmak gerekir: “Ey halklar, yıkıma bozguna uğrayacaksınız. Yeryüzünün en uç köşeleri, kulak verin. Savaşmaya, bozguna uğramaya hazırlanın. Evet, savaşa ve bozguna hazır olun...Çünkü benim düşüncelerim sizin düşünceleriniz değil, sizin yollarınız benim yollarım değil” (Yeşaya 8:9;55:8). Şu yerlere de bakınız: (Habercilerin İşleri 4:28; Efesoslular 1:5,12; I.Korintoslular 2:7).

            Öncel belirleme-proorizo. Gerek bu söz, gerekse önünde pro türünden önek (sözcük kökünün önünde sözcüğe anlam katan ek) taşıyan bu sıradan kullanımlar ancak Tanrı’yla ilgilidir. Üstte sıralanan sözlere bakın. Bu eylemler her durumda tanrısal istem ve istekle ilgilidir. Tanrısal kararlar hiçbir durumda yaratıkların katkısıyla bütünlenemez. O, insansal-meleksel  tasarılarla etkilenemez. Öncel belirleme’de insansal-meleksel etki akla getirilemez. Ama bu özelliği her tür kadercilikten, tecelliden, alın yazıcılıktan kesinlikle ayrı tutmalıyız. Kutsal Söz’ün hiçbir yerinde büyük-küçük her olayın önceden kararlaştırılmış olduğuna değinilmiyor. Bu türden insansal savlar Tanrı’nın egemenliğini, sınırsız bilgeliğini, kesin yargılarını kavrayamamaktan, kısıtlamaktan kaynaklanmakta. Ve akılda tutulması  gereken gerçek, egemen Tanrı’nın özgün ve kalıtımlı günahlılıkta bocalayan bir soyla uğraştığıdır. İnsansal varsayımlardan beri durma gereği her an anımsansın.

            Yeni Antlaşma’da öncel belirleme-Proorismos, daima Tanrı’ya özgüdür (9:18,22; bkz. Habercilerin İşleri 2:23; 4:28; Efesoslular 1:11; Koloseliler 1:27; İbraniler 6:17, vb.) Bu gerçek Eski Antlaşma’da da aynıdır. (bkz. Eyub 9:12; 23:13; Daniel 4:35; Mezmur 33:10,11; Süleyman’ın Özdeyişleri 16:4; 21:1; Yeşaya 14:27; 43:13). Yeşaya’nın çarpıcı peygamberlik sözlerine doğrulan, Tanrı tasarılarının öncesiz-sonsuz olduğunu, zaman-mekân dışında yatan ve bekleyen geleceğin Tanrı’ca taa öncelerden kararlaştırılmış olduğunu görür (bkz. 22:11; 37:26; 44:6-8; 46:10-11). Bu, sonsuz-sınırsız isteğin, geçici-sınırlı isteğe kesin üstünlüğünü gösterir. Öncel belirleme’de-proosimos, günahlının kurtarılması, arıtılması Tanrı’nın kesin isteğinden, planından kaynaklanır. Tanrı’nın düzen ve tasarılarını hiçbir varlık değiştiremez, yeni baştan düzenleyemez (bkz. Mezmur 33:10-11; Süleyman’ın Özdeyişleri 19:21; 21:30; Yeşaya 14:24-27; 44:24; 45:25). Karşımızdaki konu salt tanrıbilimle ilgili değil, öteden beri filozofları, düşünürleri çaba göstererek uğraştıran tanrısal bilgi uzantısıdır.

            Önceden vurgulandığı gibi, Tanrı’nın öncel bilgisi öncel belirleme’yle atbaşı beraber gider. Eski Antlaşma’da belirli açıklamalar kafalarda sorun doğurabilir: (bkz. Yaratılış 6:5; Yeremya 18:8-10; 26:3,13; Yoel 2:13; Yunus 4:2). Tanrı’nın kişiliğini anlatan düşündürücü bilgi hazinesidir bunlar. Belirli görünümlerde O insansal duygularla etkilenir, dinleyicilerini daha iyi aydınlatmak için bir insan gibi konuşur. Ama unutulmasın ki O hiçbir durumda değişmeyen, yargıları başka yöne çekilemeyen egemen RAB’tir. O’nun düşünce ve kararları erekseldir-teleolojik, (bkz. Yaratılış 3:15; 12:3; Yasanın Tekrarı 28:1-14, vb). Özellikle Eski Antlaşma’da Mesih’in gelişi, eylemleriyle ilgili bildirileri hep birer oldubittidir (bkz. Yeşaya 7:14; 9:6,7; 11:1-10; Yeremya 23:5-6; Hezekiel 34:20-24; 37:21-22; Hoşea 3:5). Daniel’in peygamberliklerine de değinilmeli (bkz. bölüm 7;2:31-45, vb). Bu tanrısal erekselliği ne insanın tasarısı, ne eylemi, ne de keskin zekâsı etkileyebilir. Tanrısal tasarılarda İsrail halkına ve toplumuna ayrılan özel ilgi ve sağlayışları düşünebilen okuyucu O’nun öncel belirleme’sini gözardı edemez (bkz. Yasanın Tekrarı 7:6-11; Hezekiel 16:1-7; Mezmur 147:19,20; Amos 3:1,2). Eski Antlaşma’da Tanrı İsrail ile ilişkilerinde hem yapıcı hem de yıkıcı yöntemlerle belirir.

            Yeni Antlaşma’ya eğildiğimizde, yazarlar İsa Mesih’in gelişini, yaşamını, işlerini Eski Antlaşma sözlerinin bütünlenişi olarak ele alır ve geliştirir. Yeni Antlaşma’nın onda biri Eski Antlaşma’dan alıntılar olduğu unutulmamalı. Elbette bunlar şu yazıda sıralanamaz. İncil’deki dipnotlar bunları geniş çapta gösterir. Ve bu alıntıların ezici çoğunluğu İsa Mesih’le ilgilidir. Aziz Augustin şöyle der: “Yeni Antlaşma Eski Antlaşma’da gizlidir, Eski Antlaşma Yeni Antlaşma’da açıklanmaktadır” (bkz. Luka 18:31-33; 24:25-27, 44-49; Yuhanna 5:39).

            Yeni Antlaşma’da öncel belirleme yöntemi genişletilerek bireylere uygulanmakta. Mezmurlar’da bununla ilgili bir imgeleme vardır (bkz. 65:4). Eski Antlaşma Tanrı’nın tarih içinde gerçekleştirdiği çağrıyı konu eder (bkz. Nehemya 9:7). Öte yandan Yeni Antlaşma inanlıya ilişkin Mesih bağlılığını öncesel kararlaştırma’yla belirler (bkz. Efesoslular 1:4; I.Petros 1:20; Koloseliler 1:21,22). Bireyin şu çağda Sevinç Getirici Haber’i kavrayarak müjdeye iman etmesi, sonsuz yaşam armağanıyla donatılması öncesi olmayan çağlardan Tanrı’ca kararlaştırıldı. Mesih Tanrı’nın günahları kaldıran kurtarmalığı olarak çağlar öncesi atandı (bkz. Habercilerin İşleri 2:23, 30, 31; 3:20; 4:27-28). Tanrı’nın sağladığı kurtuluşa O’nun tarafından atananlar, özgür istekleriyle bunu değerlendirenler  sahip çıkar (bkz. Habercilerin İşleri 13:48; 18:10).

            Buna ilişkin şu yerlere bakınız Yuhanna’nın yazısında: (6:37, 38; 17:2,6,9,24; 18:9). Bunlar kendisinindir (10:14, 15, 26-29; 13:1). Rab bunlar için dua ediyor (17:20). Onları Ruhu’yla kendisine çekiyor (12:32; 6:44; 10:16,27; 16:8). Rab onlara sonsuz yaşam verir, onları Baba’yla paydaşlığa getirir (10:28; 5:21; 6:40; 17:2; Matta 11:27), korur (6:39; 10:28; 17:11,15; 18:9), yüceliğine kavuşturur (14:2; 17:24), son gündeyse onları diriltir (6:39; 5:28). Bu sıralamada, Mesih’in kurtarışıyla donatılanlar, Baba Tanrı’nın öncel belirleme’siyle kararlaştırılmış bulunuyor “Öncesiz çağlar boyu Rabbimiz Mesih İsa’nın kişiliğinde Tanrı’nın saptadığı erek uyarınca (prothesis) oldu bu iş” (Efesoslular 3:11). Bu eylemin temel amacı bireylerin Tanrı’ya evlat edinilmesi, Oğlu’nun benzerliğine getirilmesidir (29). Tanrı Mesih inanlılarını O’nunla birleşmeye çağlar öncesi atadı (28; bkz.Efesoslular 1:3; II.Selanikliler 2:13; II.Timoteos 1:9; I.Petros 1:1). Tanrısal erek O’nun kayrasıyla belgelendi (II.Timoteos 1:9). Tanrı planının kucakladığı bireylerin hiçbir erdemi, özelliği, yararlılığı düşünülemez (bkz. Efesoslular 2:1-5,8,9). Bu sağlayış imanla değerlendirilir (bkz. Efesoslular 1:13; II.Selanikliler 2:14), Tanrı’nın planı bireyi doğrulukla donatmak (30), Ruhu’yla kutsamak (I.Selanikliler 2:13,14), sonundaysa yüceliğe kavuşturmaktır (30). Tanrı’nın öncel belirleme’si ve planı böylesi parlak sonuçlar gerçekleştirdi. Yineleyelim; ereğinin içyüzünü, nedenini bilemeyiz, bilmemiz de gerekmez. O’nun ereği inanlıdan iman bekler (bkz. II.Selanikliler 2:13) ve sonuçta ‘iyi işler için yaratıldığımızı’ bilmeyi (bkz. Efesoslular 2:10). İyi işler, arabanın hayvanlar tarafından çekildiği gibi, kayranın kurtulan varlığı parlak eylemler doğrultusunda yöneltmesine benzer. Bu sıra ve düzen zorlanamaz bozulamaz.

            Çok öncelerden, düşündürücü bir soru kafaları uğraştırdı ve uğraştırmakta: Tanrı günahlıların başka bir kesimini lanete gönderir mi? (1:28). Bu, tanrıbilimde en ince ve düşündürücü bir sorundur. Unutulmasın, Tanrı’nın çağrısı geneldir, evrenseldir. Hiçbir ayrıklığı yoktur. En galiz günahlıyı, öte yandan da her yanda erdemli olarak bilineni hep kurtuluşa çağırır. Niçin bu çağrıyı bazısı (daha azı) değerlendirirken, çoğunluğu teper? Günahlının Tanrı planı karşısında boynunu eğmesi kayrayı işlerliğe getirir (bkz. Yeşaya 5:4; Vahiy 20;10-12,17). Az önce belirtildiği gibi, egemen Tanrı’nın ereğiyle ilgili kesenkes bilinemeyen gizemlerden biri de budur. Dokuzuncu bölümde yine karşılaşacağımız bir sorundur bu. Tanrı’nın isteği kurtuluş planının herkesçe değerlendirilmesidir. Ademoğullarına özgür karar hakkını tanıyan Tanrı, çağrısının önüne çıkan engelleri, direnişleri olduğu gibi bırakır. İnsanın özgür kararıdır sağlıklı adımı attıran. Tanrı’nın çağrısı, bireyin çalkantısı hep bu planın içindedir (bkz. I.Timoteos 2:4). Bu parçadaki iki fiil edilgen (pasif) durumdadır. Kısacası, Tanrı herkesin kurtulmasını tasarlamadı, ama istedi. Hem çağrısını doğrulttu, hem de günahlı bireyin çeşitli direnişlerini olduğu gibi bıraktı. O’nun egemen isteminin birer parçasıdır bunlar.

            Tanrı Kutsal Ruh’un işlerliğiyle çağırdığı kişileri doğrulukla donatır-dikaioo: Önceki İncil çevrisinde bu söz ‘salih kılınmak’ tır. Yeni çeviride ‘aklamak’. Dikaioo sözünün sözlük anlamı ‘doğru kılınmak’ tır. Aklanmak beraat etmektir. Örneğin: “Yargılama sonuçlanınca sanıklar beraat etti; yani onlarda suç bulunmadı.” Hak Yargıç Tanrı suçluyu beraat ettirmez. Suçluya, “Suçlusun, ama ben seni doğrulukla donatıyorum, suçunu siliyorum” der. Tanrı’nın doğruluğu Mesih’in kurtarmalığıyla suçluyu suçluluktan arıtır doğruluğa çıkarır. Bir hukuk uzmanı aklanmakla doğru kılınmak arasındaki ayrımı anlatmakta güçlük çekmez. Tanrı’ca doğru kılınan suçlu geçmişini anımsar. Öte yandan aklanan, suçsuzluğum açığa çıktı der ve geçmişte işlediği sanılan hiçbir bozukluktan rahatsız olmaz; çünkü o temiz çıktı. Bu ilişkide  ibra kelimesine de sözlükte bakılsın: Temize çıkarma.

            Hak Yargıç’ın en korkunç günahlıyı Oğlu İsa Mesih’in kanıyla arıtıp onu tümden doğru kılması her bakımdan adalet (dikaiosini) eylemidir. Yaratan-Kurtaran Tanrı’nın katından kaynaklanan en parlak  sonuçlamadır. Adaletli Tanrı bununla hem zedelenen adaletine adil hakkı sağlar, hem de en etkin  bağışlamalıkla günahlıyı doğru kılar. Göksel yargıcın hak yargısı çiğnenen yasayı tatmin etmeli. Buysa hiç değişmeyen tanrısal ilkeyle vurgulanır: “Günah işleyen can ölecektir” (Hezekiel 18:3,20). Bu ilke düşünceyi şu sevindirici ayete götürür: “Çünkü günahın karşılığı ölümdür. Tanrı’nın bağışı ise Rabbimiz Mesih İsa aracılığıyla sonsuz yaşamdır” (6:23).

            Bu parlak açıklama birkaç sözle tanrıbilimi özetler. Hak Tanrı, zedelenen adaletinin dileğini Oğlu İsa Mesih’in ölümüyle tatmin eder; günahlının bundan yararlanışını günahtan dönüp Mesih’in kurtarmalık kanına iman etmesine bağlar. Bunun dışında hiçbir çözümle ve düzenle kurtuluş sağlanamadığını belirtir (bkz. Yuhanna 16:4; Habercilerin İşleri 4:12). Bu eylemde tanrısal hakkın nasıl karşılandığını, suçun nasıl arıtıldığını açıklıkla görür düşünen herkes. Bu göksel eylem sevgiden kaynaklanır, kayrayla gerçekleşir, yeniden doğuşla belirlenir. Konu İncil’in öz öğretisi, Tanrı’nın saptadığı gerçeğin ışıldağıdır. Ne yazık ki, günahlı ademoğlu bu kayrasal kurtuluşu armağan olarak kabul etmek dururken kararlılıkla onu bir yana itiyor, kutsal-adaletli Tanrı’ya töreleri, din vecibeleri, yararlı işleri, hayır-sevap uğraşlarıyla  makbul olmaya, günahlarını sildirmeye didiniyor. Armağan yadsınıyor kişisel başarılar öncelik alıyor, buysa gururu oluşturuyor, kişisel-dinsel önemliliği pohpohluyor.

            Merdivenin son basamağı yüceltmek’tir-doksazo. Bununla ilgili şu yerlere bakınız: (II.Selanikliler 13,14; I.Korintoslular 6:11; II.Korintoslular 3:18). İnsanın kurtuluşunu basamak basamak tümlüğe eriştiren Tanrı, günahın ağırlığından özgür edilen canı kurtuluşun doruğuna getirir; şimdiki yaşam ötesinde aklın kavrayamayacağı yücelik beklendiğini kesinlikle belirtir. Daha önce Tanrı’nın şu yargısı vurgulanmıştı: “Çünkü tümü günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kalmaktadır” (3:23). Atalarımız yücelik ortamında yaratıldı. Düşüşte o yüceliği yitirdiler. Kurtarıcı Tanrı en sonunda bu yüceliği inanlılara yeniden verecek (18,30).  Kurtuluşa ve yeniden doğuşa karşın, ölünceye ya da Mesih yeniden gelinceye dek günahlı bedendeyiz, günahın saldırılarıyla yüz yüzeyiz. Çünkü Adem’de tüm soy günaha tutsak oldu. Kurtarıcı Mesih inanlısının sevinci gönenci kendine özgüdür. Bunlara değinildi; ama en parlak gönenç ileridedir: “Tanrı’nın kendisini sevenlere hazırladıklarını ne göz gördü, ne kulak duydu, ne de yürek kavradı” (I.Korintoslular 2:9).

            Eski ve Yeni Antlaşmalar’da, gelecek yücelikten parlak bir görünüm belirir. Kutsal Söz baştan aşağı Tanrı’nın yüceliğiyle pırıl pırıl parlar. İsa Mesih yeryüzündeyken birgün üç öğrencisine tanrısal yüceliğini çarpıcı bir açıklamayla belirgin etti. Öğrenciler mest oldu ama bir anda o parlak görünüm kayboldu (bkz. Matta 17:1-8; Markos 9:2-8; Luka 9:28-36). Bu olgu Musa’nın Sina dağında Tanrı yüceliğine tanık olmasıyla eşittir (bkz. Mısır’dan Çıkış 24:15-18). İlyas Horeb dağında Tanrı’nın yüceliğiyle karşılaştı (bkz. I.Krallar 19:8). Öğrenci Yuhanna İsa’yı şöyle tanıtır: “Söz beden oldu, kayra ve gerçekle dolu olarak aramızda yaşadı. O’nun yüceliğini Baba’dan gelen biricik Oğul’un yüceliği niteliğinde gördük” (Yuhanna 1:14). Bu öğrenci göklere yükselen Mesih’in eşsiz yüceliğini Patmos adasındayken gördü, ölü gibi O’nun ayaklarına kapandı (bkz. Vahiy 1:17).

            O’nun yeryüzüne gelişinde Tanrı’nın yüceliği kırdaki çobanlara açıklandı (bkz. Luka 2:9,14). Rab İsa Mesih haçlanışıyla yücelik ve onur tacını aldı (bkz. Yuhanna 7:39; 12:23-28; 13:31; 17:5; İbraniler 2:9). Dirilip göklere alınışında  tanrısal yüceliğini belirgin etti (bkz. Matta. 24.26; Habercilerin İşleri 3:13; 7:55; Romalılar 6:4; I.Timoteos 3:16; I.Petros 1:21). O’nun yüceliği görkemli gelişinde tümden açıklanacak (bkz. Markos 13:26; Matta 16:27; 19:28; Daniel 7:9,13; Vahiy 1:14; 20:4,11). Yeryüzünün her yanında acı ıstırap çeken Mesih bağlıları üzerinde yüceliğin Ruhu şu anda dinleniyor (bkz. I.Petros 4:14). Şimdi Tanrı’nın yüceliği İsa Mesih’in kişiliğinde O’nun kilisesi aracılığıyla yeryüzüne yansıyor (bkz. I.Korintoslular 6:20; II.Korintoslular 3:18; 4:3-6).

            Bu görkemli görünümlerin şanlı doruğu Mesih inanlılarının günahlılıktan, kusurluluktan, ölümcül bedenden bir anda sıyrılarak, Mesih’in dirilişinde aldığı o yüce bedenle kuşatılmasıdır. Tanrı tasarılarının sonuçlanışı budur (bkz. I.Korintoslular 15:35-38,42,49-55; II.Korintoslular 5:4; I.Selanikliler 4:15-17). Mesih’in muzaffer gelişinde bütün Mesih bağlıları yepyeni ölmez bedenle dirilecek, şu anda Mesih’in taşıdığı diriliş bedeniyle kuşatılacak, O’nun görkemini görecek (bkz. Koloseliler 3:4; I.Yuhanna 3:2; Filippililer 1:21). Bundan böyle hastalık, ölüm, acı, sıkıntı, baskı, savaş ve yürek burkucu daha ne varsa toplamı yok olacak (bkz. Vahiy 20:4-6). “İlk dirilişte payı olan mutludur.” Bu kesin güvenliği içinde taşıyan, Tanrı ailesinden olduğunu bilir. Bu güvenliği taşımayansa, iç dünyasını araştırsın, kurtarıcı Mesih’e iman etsin, yeniden doğuşu özlesin. Bunu yaptığında o yargılayıcı dirilişe, ikinci ölüme kalmayacaktır. Mesih’in dönüşünde sen de yüceltilecekler arasında bulunacak mısın?

            Bu şaşırtıcı gerçeklerle canı ruhu tazelenen inanlı düşündürücü bir ünlem çeker (31). Fizikötesi, geçici yaşam üstü böylesi parlak beklentilerle isteklendirilen inanlı tanrısal güç ve yeterliliğin doruğunu görmüş gibi olur. Doğa dışı güçlü bir kurtarıcının, kişiliği insan kavramının ötesine uzanan diri Tanrı’nın yapamayacağı ne kalıyor? Sekizinci bölümde tanrısal gerçekler doruğa getirilirken günahlı bedenle Ruh arasında süren belirgin sürtüşmede, Mesih’in kanı aracılığıyla Ruh’un yengisi içtenlikle kutlanıyor. 31-39 ayetler iki ayrı sonucu inanlının önünde sergiliyor. Tanrı bizim yararımıza en değerli armağanı sağladı, kayrasal kurtarışını egemen gücünün etkin uzantısı niteliğinde gerçekleştirdi. Yaratan, kendisine karşı isyan eden ademoğullarını böylesi görkemli bir özveriyle arıttı, kurtardı, evlatlığa kabul etti. Tanrı’nın yüce armağanına imanla sarılan, 0’nun kanatları altında sarsılmaz güvenliktedir. O, Mesih’in kişiliğinde inanlısına her kutluluğu sağlar, hem de sağlayacaktır (31,32).

            Yaratan’ın temel ilgisi ve hoşnutluğu günahlı kadını erkeği arıtmak kurtarmaktır. Bunu sonuçlamaya biricik Oğlu’nu esirgemedi (32). Hepimizin kötülüğünü O’nun üzerine yükledi (bkz. Yeşaya 53:6). Tanrı ödün vermez kutsallığının dileğini böyle karşıladı. Tanrı’nın sevgisi kutsallığının dileğine yetişti ve onu tümden tatmin etti. Tanrı’nın sevgisi insanın baş gereksinimine uzandı ve onu doldurdu. İsa Mesih’in çektiği acılar, döktüğü gözyaşlar, iniltiler Tanrı’nın insanlık ailesi doğrultusunda belirgin duygusunu tanımlar (bkz. Yeşaya 3:9). Ancak sevdiği kişi için en üstün değeri ödeyen sevgi gerçek anlamda sevgidir (3; bkz. Yuhanna 3:16; I.Yuhanna 4:10). Golgota haçı en aşırı günahın en aşırı yargılamayla, kan karşılığıyla cezalandırılmasıdır.

            Bunu değerlendiren Tanrı’nın seçilmişidir. Kuşkusuz  bir sürü düşman ona diş biliyor. Şeytan, cinler, Tanrı’nın hükümranlığı dışındaki direnişçiler, reddiyeciler, Mesih’i çekemeyenler, şimdiki dünyanın felsefesi inanlının kendi bedeni, vb. Ama bunların hiçbiri onun sırtını yere getiremez. O, Tanrı’nın seçilmişidir, Tanrı’dan doğrulukla donatılmıştır. Sonsuz yaşam vaadi Tanrı’nın güvencesidir (garanti). İnsanın günahı için ölen Mesih, sunusunu tepen herkesi Tanrı’nın katında yargılayacak, hem de suçlayacak. Göklerde ve yeryüzünde tüm yetki O’na verilmiştir (Matta 28:18). O Tanrı’nın sağındadır, ölülerden dirilendir (bkz. Efesoslular 1:20; Habercilerin İşleri 2:33; 5:31; 7:56, İbraniler 1:3; 8:1; 10:12; 12:2; Matta 22:44; Markos 12:36; Luka 20:43; İbraniler 1:13).

            Yazar bu kez yücelerde egemen Mesih’in sürekli aracılığına çekiyor dikkati (33,34). Tanrı’nın seçilmişlerini suçlayabilecek yetki yoktur. Çünkü Tanrı onları pahasız değerle suçtan arıttı. Tanrı’nın doğru kıldığı canı bozuk ortamın hiçbir gücü bozamaz ve kötüleyemez. Baba yargılama yetkisini Oğul’a verdi (bkz. Yuhanna 5:21,23). O’na her adtan üstün olan adı bağışladı (bkz. Filippililer 2:9,10). “Ölüm işkencelerinden ötürü yücelik ve onur tacını taşımaktadır Oğul” (İbraniler 2:9). Dirilen kurtarıcı Tanrı’nın katında her an inanlılar için aracılık etmekte, yakarmaktadır (34). “Baba ile birlikte savunucumuzdur O” (Paraklitos, bkz. I.Yuhanna 2:1). Evrenin her köşesinde hazır olan dirilmiş Mesih kendi sevgisiyle inanlının yaşamında hazırdır, egemendir. Göklere yükselişinden önce verdiği vaat unutulmamalı: “İşte çağın sonuna dek sizinleyim” (Matta 28:20; Yuhanna 10:28). Yeryüzünde bilinen her bağ kopar, hem de kopacaktır. Ama inanlının Mesih’le bağı hiçbir vakit kopmayacak. Hiç değişmeyen, durağan bağ sonsuzu kapsar (bkz. II.Timoteos 4.18).

            Tanrı biricik Oğlu’nu esirgemedi; O’nu insanlığın kurtarmalığı kıldı (32). Bu sunu akılları İbrahim’e taşır (bkz. Yaratılış 22:1-14). İbrahim Tanrı’ya söz dinlerlikte bulunup İshak’ı O’na sunmaktan kaçınmadı. Ama Tanrı çocuğu esirgedi, yerine O betimsel koçu sağladı. Tüm insanlığı arıtabilen bir kurtarıcı gerekince, bunun da salt İsa Mesih’in ölümüyle gerçekleşeceği kesinleşince Tanrı biricik Oğlu’nu yeryüzüne göndermekten kaçınmadı, O’nu çarmıha gönderdi.

            İnsana böylesi şaşırtıcı bir armağanla yaklaşan Tanrı hiç kuşkusuz inanlılarına her yararlılığı sağlayabilir. Egemen isteğiyle uyumda olan her yararı gerçekleştirebilir. Ama yanlış anlaşılmasın, Tanrı’nın inanlılarını bolluklarla doldurması değildir bu. İsteği ereği uyarınca O gerekli olanı bize verir. Bazı kez yakarılarımızı ‘hayır’ diyerek yanıtlar. Bunun uzun vadeli yararı kendisine belirgindir; O’nun ‘hayır’ı çoğu kez bizim yararımızadır. İnanlı Tanrı’dan ne istediğine dikkat etsin. O Baba kaygısıyla verir, ya da vermez. “Ya Rab, düşmanımı alt edeyim!” Hiç kuşku olmasın, Tanrı’nın bu dileğe ‘hayır’ı son söz olacaktır.

            Otuz birinci ayetteki derin ünlemin ardından, otuz beşinci ayette başka bir ünlemle karşılaşırız. Az önce konu edildiği gibi, Mesih bağlıları her yanda acımasız, algılamasız, gerçeğe kayıtsız düşmanlarla çevrili. Şeytandan etkilenen ve esinlenen saldırganların kovalayışı onlara Mesih’i yadsıtmak, inanlıyı kendileri gibi kılmaktır. Mesih düşmanlarının amacı inanlıları Mesih’in sevgisinden soğutmak ve koparmaktır. Bu doğrultuda her hileye ve yönteme başvurur düşman. Yazar bunları sıralamakta (35). Kılıca dek uzanan kudurgan saldırılar zinciri inanlıda barınan ‘Mesih’ gücüyle etkisiz bırakılır. Az geride değindiğimiz 18’inci ayete bakınız. Tarih boyu fiziksel ve moral saldırılar inanlıları güçsüz bırakacak yerde onları daha da güçlendirmeye yaramıştır. Bunu kanıtlamak isteyen yazar Mezmur 44:22-26’dan vurgulamalı bir sözü konuya aktarıyor. Şu ana dek bu yetkili peygamberlik yeryüzünün dört yanında çetin saldırılarla boğuşan nice inanlıyı desteklemekte, Mesih’e imanda onları kavi tutmakta.

            “Bizleri sevenin aracılığıyla bütün bunlarda kesin yengi bizimdir”  (hypernikomen, 37). Bu sözün anlamı, üstünler üstü yengi kazanmaktır. Mesih’in sevgisi inanlının temel güvenliği ve avuntusudur. O’nun sevgisi haçın üzerinde sergilendi (bkz. Yuhanna 13:1; Efesoslular 5:25). Bunun yanı sıra, Baba Tanrı’nın sevgisi güvenliğin nedenidir (5:8; bkz. Yuhanna 3:16). Ve Kutsal Ruh’un sevgisi (15:30). Bu sevgi üçlükte tek, teklikte üç Tanrı’dan inanlıya bolluk kapsamında dolup taşmaktadır (5:5). Tanrı’nın seçilmişleri hangi durumda ya da ortamda olursa olsun O’nun sarsılmayan, değişmeyen, yozlaşmayan kayırmasında, koruculuğundadır. İnanlıların dayanağı Tanrı’nın hiç değişmeyen iyiliğindedir. Onları başlangıcı olmayan çağlar öncesi seçti O (bkz. I.Korintoslular 2:7), dünyanın kuruluşundan önce bu yetkiye atadı (bkz. Efesoslular 1:4; I.Petros 1:20).

            Mesih bağlısı aşırı yenilgi gibi görünen, en perişan denilebilen ortamda bile kesin yengi gönencindedir. O bunlara şeytanı, günahı, ölümü kesenkes yenen Mesih adına katlanıyor; göklerde muzaffer Mesih’in sürekli desteğiyle yenileniyor. Kendisini yener gibi görünen, belki de kılıçtan geçiren saldırıcıya üstünlüğünü iç varlığında kutluyor. Ne der Mesih? “Size söylüyorum dostlarım: Bedeni öldürüp ardından daha beter bir şey yapmaya gücü yetmeyenlerden korkmayın. Kimden korkacağınızı söyleyeyim size: Öldürdükten sonra cehenneme atmaya yetkisi olandan korkun. Evet, size söylüyorum; O’ndan korkun...Korkma ey küçük sürü! Çünkü Babanız size hükümranlığı vermekten hoşnut oldu” (Luka 12:4,5,32).

                Kurtarıcı Mesih’e kesin ve belirgin imanla sarılan inanlı köprülerini yakmış, dünyayı ve dünyadaki bağlılıkları geriye itmiştir. Mesih’e belgelenen sadakati dayanıklığı, O’ndan ayrılırsam öldürülürüm korkusundan gelmez. Tersine şöyle der o: “Sürekli gözlediğim ve umduğum gibi, hiçbir konuda utanca düşmeyeceğim. Tam tersine, her zaman olduğu gibi, hem de şimdi yüreklilikle davranacağım. Öyle ki, yaşasam da ölsem de Mesih benim varlığımda yüceltilecek. Benim için yaşamın anlamı Mesih’tir, ölümün anlamı ise kazanç” (Filippililer 1:20,21). İnanlıya fiziksel ölüm güvenlikli köprüdür. Sonsuza kavuşturan geçit (bkz. Koloseliler 3:4).

            Bu bölümün son kesimi şanlı bir kutlama ilahisidir. Burada yazar dikkatimizi uzaya taşıyor. Bundan iki bin yıl önce uzay sadece filozofların aklını uğraştıran konuydu. Ama günümüzde çocukların bile düşüncesi uzayda, uzay konularında. Mesih’le inanlısı arasında sevgi bağının uzay mesafesinden bile daha güçlü ve uzantılı olduğu belirtilmekte (bkz. Koloseliler 1:17; İbraniler 1:3a; I.Krallar 8:27). Uzay sınırsızdır; uzayın üstünde olan Tanrı ve O’nun Oğlu Mesih daha da sınırsızdır; çünkü bireyin derinine uzanır ve orada kalır. Uzay bilginlere bir gizdir; ama Tanrı Mesih’in kişiliğinde gizemli olguları, görünümleri, inanlısının içinde ezeli-ebedi ışığıyla aydınlatır. Mesih’i bilmek budur.

 

            BÖLÜM 9

            9,10,11’inci bölümlerin konusu kendine özgüdür: İsrail’in tanrısal kurtuluş tasarısında önemi ve yeri. Burada geliştirilen konular mektubun özyapısından ayrı gibi görünmekteyse de, tanrısal kurtarma eyleminin, İbrahim’e onun seçiminde açıklandığına bakıldığında, halkının da kurtuluş yöntemi dışında bırakılmadığı anlaşılabilir. İsa Mesih’in bir kuyu başında Samiriyeli kadına açıkladığı gerçek bunu kanıtlar: “Çünkü kurtuluş Yahudiler’den gelir” (Yuhanna 4:22b). Yazar Pavlos’un Yahudiliği ve Mesih’e bağlanışından önce katı bir Yahudi biçimcisi olduğu da göz önünde tutulsun. Bu yüzden ‘İsrail’ konusu daima canlılıktadır, kenara itilemeyen tez.. Tarihin her döneminde tanrıbilimcileri uğraştırdı bu, hem de uğraştıracak. Yazar ilk sekiz bölümün belirli yerlerinde konuya eğilmekten çekinmedi (bkz. 1:2,16; 2:9,17,29; 3:21; bölüm 4 ve ardından önümüzdeki üç bölüm).

            Yazar Pavlos’un derin kanışı, İncil’in (Sevinç Getirici Haber) Eski Antlaşma’nın devamı olduğudur. İsrail tanrısal kurtarma yönteminin öz konusu ve doruğudur; İsrail İsa Mesih inancına bir sokulma değildir. İsrail’in Sevinç Getirici Haber’e iman etmemesi, tersine onu tepmesi Tanrı tasarılarına karşı en acıklı çıkış ve başkaldırıdır (bkz. Yuhanna 1:11). Tanrı’nın vaatleri peygamberlerinin ağzından kaleminden İsrail’e verildi. İsrail’in tanrısal vaatlerdeki yeri yetkisi nedir? Tanrı vaadinin İsrail’e verilmişken uluslar tarafından benimsenmesi ne anlam taşıyabilir? Bunlar tanrıbilimcileri uğraştıragelen sorulardır. Yazar şu sonuçlara değiniyor:

  1. Tanrı Sözü boşa çıkmamıştır (6a)
  2. İsrail’in imansızlığı tanrısal vaadi boşa çıkarmadı (6b)  çünkü,
    1. Tanrı tüm İsrail’in kurtulacağını vaat etmedi
    2. İmansızlığın  kaynağı İsrail’in kendisidir
    3. Tanrı’nın İsrail’le ilgili vaatleri şu ana dek gerçekleşmektedir
    4. Tanrı’nın İsrail’e vaatleri geri alınmamıştır, Onlar her vakit geçerlidir
    5. Bu yüklü bölümler uluslardan gelen inanlılara bir uyarı ve çağrıdır.

            Konuyu genişleterek İsrail halkını hor görmeyin, onların kurtuluşu için dua edin, didinin demektedir yazar. Sevinç Getirici Haber ilkin Yahudiler’e doğrultuldu, ardından uluslara. Tanrı’nın sunusu ve onu içeren haber bütün insanlar doğrultusunda imanla karşılanırsa etkinliğini bütünler. Tanrısal koşul bu.. Kayra, imanla yoğrulmazsa günahlıyı o parlak sonuca iletemez. Tanrı’nın kayrası İsrail’e uzatıldı, ama Yahudi halkı Tanrı sunusuna imansızlık tepkisi gösterdi “Sevinç Getirici Haber onlara olduğu gibi bize de bildirildi. Ne var ki, işittikleri söz onlara yaramadı. Çünkü işitenlerin içinde imanla kaynaşmadı.” (İbraniler 4:2). İbraniler yazısını kaleme alan, konuyu geliştirerek şu yüreklendirme sözüyle imanı işlerliğe getirmeyi kovalıyor: “Çünkü Tanrı’nın Sözü diridir, etkindir. İki ağızlı her kılıçtan daha keskindir. Can ile ruhun ayrıldığı yere dek –eklemlere iliklere dek– delip böler, yüreğin düşüncelerini tasarılarını eleştirir” (İbraniler 4:12).

 

Dokuzuncu bölümün özetlenmesi

  1. Pavlos’un imansız yurttaşları için feryadı (1-5)
  2. İnanlı İsrailliler seçilmişlerdir. Her Yahudi gerçek İsrailli değil. Tanrı’nın egemen bir seçim yöntemi vardır (6-29).
  3. Hayret uyandıran gelişim: Tanrı’yı ve ondan kaynaklanan doğruluğu aramayan uluslar imanla doğru sayılıyor. Buna karşı Tanrı’yı ve doğruluğu kovalayan Yahudiler iman konusunda çelmeleniyor (30-33).

            Dikkat edilirse sekizinci bölümün noktalanmasıyla dokuzuncu bölümün başlangıcı arasında bir bağlantı yoktur. Gerçi, her iki parça genel konunun birer tezidir; ama bu dönümde yazar Pavlos kafaları kurcalayan başka bir konuya aktarıyor okuyucuyu: İsrail sorunu. Mesih bağlılarını doğaüstü kayra ve bağış bolluğuyla kutlayan Tanrı’nın başlangıçta seçtiği ve kendine çağırdığı halka ilişkin tasarıları ne olabilir? O’nun bunca vaadi nerede kalıyor? Sözü boşa mı çıktı yoksa?

            Bu türden sorular bir Yahudi olan Pavlos’u derinden uğraştırıyor. Üstelemelerle yüreğindeki en belirgin derdi açığa vuruyor. Tanrı’nın böylesi görkemli sunusunu İsrail nasıl olur da teper? Üzüntüsü acısı son bulmuyor. Hem de Kutsal Ruh’un aydınlattığı vicdanı onunla birlikte tanıklık ediyor. Vicdan (syneidisis) mektubun üç yerinde konuya alınır (2:15; 9:1; 13:5). Bu sözün anlamı: bileşik bilgi. İncil’de vicdanın yetkisi aktöresel (etik) yasanın yetkisi olarak belirtilir. Özgürlükte işleyen vicdan doğru olanın uygulanmasını buyurur. Vicdan, kişisel-diri Tanrı’nın varlığına etkin tanıktır. Vicdan, Tanrı’nın kutsallığını anımsatır, kişisel eylemlerin bu kutsallığa bağımlılığını buyurur. Vicdan yasalar düzenlemez, bireye aktöresel yasalara boyun eğmenin gereğini bildirir. Bu işlerlik ve yetkinlik yeniden doğanın içinde doğru olan yöntemi gösterir. Vicdan herkeste vardır. Ama günah tutsaklığında ezilenin vicdan sesini susturması güç sayılamaz. Dile girmiş bazı kullanımların doğruluğu düşünülemez: Vicdansız, vicdansızlık gibi. Vicdan sesinin kıstırılması böyle anlatılmış. Bireyin varlığındaki vicdanı bükerek kendisini dürten yolsuzlukları işleyebilmesi kişisel özgürlüğü saptırmanın belirtilerindendir. Bireyin sorması zorunludur: Vicdanımın ince sesini kaç kez kıstırdım? Bencil kovalayışıma kaç kez boyun eğdim? Çıkarım yararına vicdanımı kaç kez büktüm, vb?  Vicdanı sağlıklı işlerliğe sadece Mesih’in sağladığı yeniden doğuş getirebilir.

            Pavlos kendi halkına ilişkin bastırıcı, iç dünyasını sarsan kaygısını dile getirirken aşırı bir anlatım düzenlemesine başvuruyor (1-3). Mesih bağlısının yitik canlar için çektiği acıyı –özellikle kendi halkı için– böylelikle dile getiriyor. İsa Mesih günahlıya öylesi acıdı ki, herkes için haçta kanını döktü, canını sundu. Mesih’e iman edip kurtulanın günahlılar doğrultusunda taşıdığı yük, çektiği acı ne denli etkileyici olmalı! Yazar düşündürücü bir aşırılığa gidiyor (bkz. 3). Böylesi bir hüzün düşünceyi bir anda Musa’ya götürüyor (bkz. Mısır’dan Çıkış 32). İsrailliler Sina çölünde, kendilerini Mısır köleliğinden özgürlüğe kavuşturan YAHWEH’yi bırakıp çattıkları altın buzağıya tapınca RAB öylesi öfkelendi ki, tümünü birden mahvetmek istedi. O anda Musa araya girdi, en içtenlikli yakarıyla Tanrı’ya yalvardı. Bunu yaparken Tanrı’nın bu akılsız halkı bağışlamasını diledi. Yok, bağışlamayacaksa Musa’nın kendi adını kitabından silmesini RAB’ten dileyecek kadar aşırılığa kaçtı. En sonunda Tanrı sınırsız kayrasıyla laneti kaldırdı. Şimdi de Pavlos atası Musa’nın özverili dileğiyle dua etmekte, Tanrı’ya yakarmakta. Daha önce Tanrı’nın inanlılara sınırsız sevgisini duygusallıkla tanıtmıştı o (8:31-39). Tanrı dolup taşan sevgisini uluslara gösterdi. Ya Tanrı’nın İsrail doğrultusundaki vaatleri nerede kalıyor? Yahudiler Pavlos’un kardeşidir, soydaşıdır. Tarihleri boyunca Tanrı’dan kutluluk ardına kutluluk alan bu halk (4,5) şimdi dışta mı bırakılacak? İsrail halkının Tanrı karşısında yürek burkucu davranışı, kendi soylarından gelen Rab İsa Mesih’i yadsımakla doruğa çıktı (9:30-10:21). Pavlos iman etmeyen Yahudiler’in tümüne sesleniyor, onlar doğrultusunda çalkantılı duygularını bağıra bağıra dile getiriyor (bkz. Yuhanna 1:11; 5:43; 10:25; I.Selanikliler 2:14-16).

            Egemen Tanrı düşük insanı kötü eylemlerine yönlendirir. Günaha tutsak bireyin derininde yuvalanan hırs, kin, haset Tanrı’nın egemen kontrolünde sorunu sonuna vardıran araç kılınır. Ademoğlunun düşüklüğü O’nun öngördüğü amaca hizmet eder. Varlığını düşüklüğe teslim eden birey eyleminin sonucunu kestiremez; kuşkusuz onun kötülüğü Tanrı’nın zaman mekân ötesi tasarısındaki sonucu doğurur. Egemen Tanrı’nın istemi her kötülüğü hak ve adaletli sonucuna bağlar. Egemen olan, ölümlü insan değil, sona ilişkin gelişimi şimdiden karara bağlayan Tanrı’dır (bkz. Yaratılış 50:20; Mezmur 76:10; Yeşaya 10:5; Habercilerin İşleri 4:27.28). Egemen Tanrı Firavun’un özgür isteğini bozmadı. Tanrı bu katı yürekli düşük kralın beynindeki kötülüğü önleme mekanizmasını kullanmadı. Önleseydi, Firavun’un bozuk isteğine müdahale etmiş olurdu. Önlemedi; böylece Firavun katı yürekli, kötülüğü kovalayıcı tutumuna yaraşan cezayı aldı. Tanrı yücelendi. Egemen Tanrı’nın kutsallığı ve adaleti O’nun lütfuna öncüldür. Bu çetin parçada dikkate gelen gerçek tam budur.

            Yazar’ın, İsrailliler’e ilişkin sıraladığı yetkiler gerçekten çarpıcıdır. Böylesi bol yetki Tanrı’nın kendileriyle antlaşma kurduğu halkla ilgilidir. Bu sağlayışların parlak doruğu, ‘beden açısından Mesih’in onlardan gelmesidir.’ Bu, İsa’nın insansal görünümüdür. Pavlos bu Mesih’in ‘sonsuz çağlar boyu kutlu olan tanrısal’ kişiliğini de hemen anımsatıyor. Burada İsa Mesih’in sonsuzlar sonsuzu Tanrı olduğu vurgulanmakta (5; bkz. Yuhanna 1:18; 20:28; I.Yuhanna 5:20; Koloseliler 1:15-19; İbraniler 1:8; I.Timoteos 1:17; Titos 2:13). Bu içerikli kesimde yazar, Mesih’in İsrail halkı ilişkisinde Tanrı’ya özgü özelliğini vurgularken, O’na sunduğu kutluluk ilahisi her açıdan dikkate değer. Belirtilen yerlerin tümü İsa Mesih’in Tanrı Oğlu, Tanrı olduğunu vurgular. Kutsal Kitap’ın, Kutsal Ruh’un bu öğretisi en başta saldırıyla karşılaşan gerçektir. İsa Mesih’in ön sırada açıklanan bu eşsiz özelliği iblisin hiç hazmedemediği tanrısal öğretidir. Kutsal Söz baştan sona Mesih’in Tanrı’yla bir ve eşit olduğunu belirtir. Bu gerçeği yok etmeye çalışanların oyunları pek çoktur. Ne var ki, Kutsal Kitap’ın belirttiği gerçeği ortadan kaldırmanın olanağı yoktur. Bu doğrultuda Kutsal Kitap’ı yok etmek, Mesih İsa’nın Tanrı olduğunu yalanlamaya biricik çözüm olabilir. Buysa olanaksızdır.

            Pavlos’un İsrail halkı için duyduğu derin kaygıya, çektiği üzüntüye baktığımızda Rab İsa Mesih’in aynı erek doğrultusunda taşıdığı acıyı anımsarız (bkz. Matta 23:37; Luka 13:34-35). Tanrı bilgisinin her bir yöntemini duyan ve öğrenen İsrail halkı nasıl oldu da O’nun Mesih’ine böylesi sertlikle direndi, O’nu yadsıdı? Tanrıbilimin güç kavranılabilen gizemlerinden biridir bu (bkz. 4,5). Gerçekte Tanrı Eski Antlaşma’da İsrail’in Mesih’i yadsıyacağını bildirmişti (bkz. Yeşaya 53:3,10; Mezmur 22:6-7; Zekarya 12:10; Luka 10:33-34; 18:31-33; Yuhanna 1:10-11; Vahiy 1:7). Ve peygamberlik sözü aynen yerini buldu.

            İsrail’in Mesih’i yadsıyışı Tanrı Sözü’nü boşa çıkarmıyor, “İsrail soyundan gelenlerin tümü İsrailli sayılmaz” (6) diye yazılıyor. Tanrı ailesinin üyesi olma soya sopa, ırka-ulusa, dine-töreye, hac seferlerinde birleşmeye bağlı değildir. Egemen Tanrı’nın ön bilgisi ve seçimi uyarınca  kayrasal kurtuluşun imanla kabulüdür. Etkinliği olan yeterlilik, imanla doğru kılınarak (1:17) Tanrı ailesine giriş yetkisine kavuşmaktır (11-16; bkz. Efesoslular 1:4,5,9,11; Koloseliler 3:12; II.Selanikliler 2:13). Bu parlak aşamaya gelmeyi bilemeyen pek çok İsrailli Tanrı hükümranlığının dışında kalmış ve kalmaktadır. Tanrı’nın egemen düzenlemesinde uluslar kuşağından biz günahlıları seçmesi bu gelişimle bağlantılıdır. Tanrı İbrahim’in soyunu evrensel tasarısından dışlamadı. İbrahim’in soyundan olup iman eden bazı İsrailliler’i hükümranlığına aldı (6-13; bkz. Galatyalılar 6:16). Bunların yanı sıra egemen isteğiyle uluslara uzandı, aralarından hükümranlığına girenleri seçti (26). İsrailliler’den ‘ancak bir azınlık’ (24,27-29) kurtuldu, geriye kalanlarsa imansızlıkta katılaşarak tanrısal kayranın dışında kaldı. (14-23) ayetler Tanrı’nın egemenliğiyle ilgili aydınlatıcı bir kesimdir. 16. ayette belirtilen gerçeğe dikkat edilsin. Az önce anlatıldığı gibi Tanrı bu ilişkide Mısır’ın zalim Firavun’unu da örnek yapıyor (17). Mısır’dan Çıkış 9:16’ya giderek orada gördüğümüz çarpıcı bir olaya çeviriyor dikkatimizi yazar. Sert yürekli Firavun tövbe bilmez direnişiyle düpedüz Tanrı’nın egemenliğine, sarsılmayan güçlülüğüne tanıklık etmekteydi (22,23; Efesoslular 3:9-11). Tanrı kutsallığı O’nun baş özelliğidir. Bunu gösterme ve kanıtlama doğrultusunda her eylemi sağduyulu ve anlamlıdır (Mısır’dan Çıkış 4:21; 7:13; 8:15).

            Pavlos İsrail’in kurtuluş bulan ‘azınlığı’(27) konu ederken bununla ilgili peygamberliği Yeşaya’dan aktarıyor (bkz. Yeşaya 1:9; Romalılar 9:29). İsrail adını taşıyan herkes Tanrı’nın katında has İsrailli sayılamaz; çünkü bunlar İbrahim’le saptamış olduğu iman ilkesi uyarınca yaşamıyor, ne de bu yolda İbrahim’in Tanrı’sına tapınıyor (bkz. Yaratılış 16:6). İbrahim’in Hacer’den doğan oğlu İsmail Tanrı antlaşmasının dışındadır; Çünkü İsmail ve soyu Tanrı’ya bu ilişkide bağlanmıyor, bu doğrultuda O’na hizmet sunmuyor. Şeriat yoluyla yararlılığı kovalıyor. İbrahim Keturah adlı bir kadınla da evlendi (bkz. Yaratılış 25:1), ondan da soy edindi. Tıpkı İsmail’in soyu gibi Keturah’dan doğanlar da Tanrı’nın antlaşmasına alınmadı.

            İbrahim tüm servetini İshak’a verdi (bkz. Yaratılış 25:5; 24:34-35). İbrahim’le eşi Sarah’nın yaşamı-imanı ilişkisinde İshak’ın yeri kendine özgüdür; çünkü İshak Tanrı’nın tasarısı ve seçimi uyarınca doğdu (bkz. Yeremya 15:4-6). İshak Tanrı’yla İbrahim arasındaki antlaşmanın çocuğudur (bkz. Yaratılış 17:1-4,19,21); İshak’ın soyundan gelecek olan (bkz. Yaratılış. 3:15) Oğul aracılığıyla şeytanın başı ezilecek, böylece yeryüzünün bütün aileleri İbrahim’in soyundan kutluluk bulacak (bkz. Yaratılış. 12:2,3; 18:10,14,18; 21:21:12; 22:17-18; 26:4-5; 28:14; Habercilerin İşleri 3:25,26; Galatyalılar 3:8).

            Pavlos’un tezi, ulusal İsrail’in içinde onlardan ön sıraya geçen ruhsal bir İsrail bulunduğudur (bkz. 6:16). Bu içerikli ayette yeni yaratık olma kuralı uyarınca, Tanrı’ya tapınan soydan İsrail ve Tanrı’nın uluslardan oluşan İsrail’i (imanla doğru kılınanlar) tanıtılmakta. İbrahim’in çocukları gerçek İsrail, tıpkı İbrahim’in iman ilkesi uyarınca ataları gibi doğru kılınanlar.. Bunların yanı sıra aynı ilkeye uyarlıkla tanrısız uluslardan, imanları nedeniyle doğru kılınıp Tanrı evlatlığına seçilenler.. Konuya alınan iki sınıf dışında hiç kimse İbrahim’e ‘atam’ diyemez. İbrahim ‘iman’ adamıydı, dinsel törecilik ve biçimcilik babası değil! (bkz. 7-10, 11-13).

            Bu dönümde yazar İbrahim’in soyuna, iki kuşak ileriye çeviriyor dikkati (10-13). İshak’la Rebeka’nın oğulları Esav’la Yakup. Çocuklar daha doğmadan, iyi ya da kötü bir iş işlemeden, Tanrı’nın egemen ereği bir seçim yapıyor, göksel çağrıyla küçüğü –Yakup’u– seçiyor, büyüğü küçüğün gerisinde olacak diyor. Seçimi daha da kesin dille vurgulayarak, “Yakup’u sevdim, Esav’dan nefret ettim” diyor (13; bkz. Yaratılış 25:22-26; Malakya 1:2,3). Doğal bireye bu belirleme güç gelebilir ve tanrıbilim ilişkisinde ciddi sorunlar oluşabilir. Tanrı’nın kutsallıkta var olduğu, bizimse kusurlu sınırlı mahzurlu yaratıklar olduğumuz bir an için bile unutulmasın. Malakya’nın peygamberlik sözünde geçen ‘sevgi’ kullanımı ‘seçim’le, nefret kullanımıysa ‘reddetmek’le ilgilidir. Bunu daha iyi anlayabilmek için Yasanın Tekrarı 23:7’ye bakınız. Egemen Rab iki kardeşten birini Mesih’e ata olmaya seçti. Öte yandan büyük kardeş Esav’ı dışladı. Bu seçim ilkinin tanrısal yöntemde yetkili yerini açıklar, büyük oğul Esav’ın bunun dışında kaldığını belirtir. Bu seçimin tüm halkla ilgili olmadığı vurgulanmalı. Yani İsrailli insan İsrailli olması nedeniyle kendiliğinden seçilmiş sayılamaz, ne de bir Edom’lu (Esav’ın soyundan gelen güneydeki bir Arap kesimi) bu yüzden reddedilir. Konuda bir kardeş seviliyor, öbürüyse reddediliyor. Tanrı bu olayla İsrail’e sevgisini kanıtlıyor, öte yandan da Edom halkını Mesih’e gelmeye, O’na iman etmeye her an sevgiyle çağırıyor, kapıyı açık bırakıyor (bkz. Markos 3:8).

            Yazar Pavlos İsrailliler’e Tanrı’ca seçimlerinin hiçbir kişisel-ulusal özelliğe, dinselliğe, başarabildikleri geçerli işlere dayanmadığını vurguluyor. Bu, Tanrı’nın kayradan kaynaklanan egemen seçimidir diyor. Evet Tanrı İsrail’i kendine halk yaptı. Yineleyelim; bu her İsrailli’nin Tanrı katında doğru sayıldığı anlamını taşımaz. Pavlos bu yerde Tanrı’nın belirli bir halkı nasıl sevdiğine ve onu seçtiğine işaret ediyor. Yazar, İsmail’le İshak arasındaki ayrımı vurgulasaydı bu daha da iyi anlaşılabilirdi. Her ikisini parlak bir gün bekliyor; birbiriyle sürekli sürtüşmede ve çatışmada olan İsrail ile İsmail toplulukları Mesih’in hükümranlığında O’nun uyruğu ve bağlısı olacak (bkz. Galatyalılar 4:21-31). Ama aynı babadan aynı anadan doğan ikiz oğula değinmekle tanrısal seçimin ve çağrının, öte yandan da reddin ne denli kesin önem taşıdığını belirtiyor. Esav’la Yakup aynı anda ana rahmine düştü; gelgelelim Tanrı ilkini reddetti, daha sonra doğanıysa onayladı. Tarih boyunca durum hep aynıdır. Bazıları tanrısal kurtarmadan pay alırken, başkaları bundan yoksun kalmakta. Amaç, Tanrı’nın hiçbir insanı başarılarından, mevkiinden, önemliliğinden ötürü çağırmadığı, bunun tersine biz kısıtlı yaratıklarca bilinemeyen, kendisine özgü gizemli bir çağrı uyarınca kurtardığı bilinsin diyedir. Öyle ki, O’nun katında hiçbir insan dini, ulusu, geleneğe bağlılığı, sevaplara katkısı, vb. nedenle övünmesin. Tanrı’nın çağrısı salt kendince bilinen seçim kapsamındadır. İnsanın kurtuluşu egemen Tanrı’nın tasarısı ve kararı uyarıncadır (7-9).

            Yazıda belirtilen tanrısal tasarıya karşı ademoğlunun kafasında itirazlar oluşacak. Yazar soruna sünger çekmiyor; itirazları şöyle özetliyor: Tanrı adaletsizlik mi işliyor? (14) Tanrı’nın seçim ve çağrı ereği bireyi bir veya öbür doğrultuda yönlendiriyorsa insanın suçlu çıkarılması kişinin sorumluluğu sayılabilir mi? (19) Yazar herhangi bir savunmaya ya da  tartışmaya girmiyor. Tanrı’nın dava vekili kesilmiyor. Tersine, Tanrı’nın egemen isteğine sığınıyor (bkz. 11:33-36). Başka konularda görüldüğü gibi zaman mekân ötesinde varlığı ve eylemleri belirlenen Tanrı’nın egemenliği kısıtlı-kusurlu yaratık aklıyla ulaşılabilecek, kesenkes bilinebilecek bir uzantı değildir. Tanrısal bilgelikle insansal bilgi arasındaki sınırı hiçbir yaratık aşamaz. Tanrı’yla ilgili bir gizem dünyası olmasaydı, O’nu kendi düzeyimize, yargılama biçimimize, kafa patlatmamıza indirmiş olurduk. O egemendir, ademoğlu her açıdan ve her yönden kısıtlıdır, bağımlıdır. Herkes bunu bilir.

            Vurgulanacak bir gerçek daha var: Tanrı sınırsız kişiliğinin değişmeyen tasarısının ve düşüncesinin her bir ayrıntısını insana anlatmak zorunda değildir (bkz. Yeşaya 40;13-14;55:8-9) Bu tanrısal uslamlama karşısında inatçı üstelemeyle O’nun egemen tasarılarına kesin yanıt arayan yaratık küstah sayılmalı. Onlara dalma yetkimiz olmayan tanrısal gizemler denizin kumu gibi boldur. Yazar Tanrı’nın Musa’ya belirgin bir açıklayışına da gidiyor (bkz. Mısır’dan Çıkış 33:19). Eski Antlaşma’dan sözü aktarmak yazarın kendi düşüncesini öne sürmesinden çok daha etkindir kuşkusuz.  Hiç kimseye Tanrı’nın yargıcı kesilmeye, bu iş nasıl olabilir demeye meydan bırakmıyor. Filozoflar, düşünürler, tanrıbilimciler çağlar boyunca sorunla boğuştu, her kafadan başka bir düşünce çıktı; ama bu sorun çözülemedi. Tanrı’nın günahlıyı kurtarma, seçme ve çağırma yetkisi her vakit kendi egemen bilgisi ve ereği uyarıncadır. Bireyin çelişkili düşüncelere kaymadan O’nun sunusunu imanla değerlendirip kabul etmesi kendi yararınadır, sağduyu adımıdır. “İman dışında Tanrı’yı hoşnut etmek olanaksızdır” (İbraniler 11:6 ).

Bu kez yazar konuyu İsrail’e baskılar uygulayan Firavun’a aktarıyor. Tanrı Esav’ı çağırmadı, onu kendi haline bıraktı. Bunun gibi Firavun’u da çağırmadı, onu kendi zalim haline bıraktı (17; bkz. Mısır’dan Çıkış 9:6). Egemen Tanrı biz insanlarca kavranamayan eylemlerinin kökenini, nedenini, öncesini-sonrasını açıklamaya çalışmaz, kararlarını savunmaya yükümlü tutulması da sağduyuya sığamaz. Böyle bir durumda yaratıklarına hesap vermesi gelmez mi akla? (20). Burada kıt insan kavramına meydan okuma O’nun insana karşı üstün gücünden kaynaklanmaz. Elbette O, insandan daha güçlüdür; ama burada konu edilen üstünlük O’nun aktöresel (etik) üstünlüğüdür. Aktöresel yetkinliği kesin olan Tanrı’nın yersiz bir karar vermesi düşünülebilir mi hiç? Tanrı’nın tartışma kaldırmaz üstünlüğü kararlarının daima doğru ve kutsal olduğundandır. Kusurlu ademoğlu ezeli-ebedi gerçekle nasıl yarışabilir? Yüce Tanrı’nın egemen kararları bir kişiyi bol kutlulukla bezer, başkasınıysa kutluluğundan keser. Bazılarına kutluluklarının bolluğunu sağlar, başkalarınaysa daha azını (21; bkz. Matta 20:12-15). Tanrı’nın kayrası-iyiliği insandan insana değişebilir (3:1,2; bkz. Yuhanna 15:16; Habercilerin İşleri 9:15). Tanrı yargılarını, kararlarını hiçbir zaman insanla tartışmaz, hiç kimseye danışmaz (22-25; bkz. Matta 11:21). Tanrı’ya, O’nun kişiliğine ve eylemlerine ilişkin bu nasıl olabilir, niçin böyledir, neden şöyle değil de öyledir türünden sorularla yaklaşmak düpedüz O’nun yargıcı kesilmeye özenmektir, bu ataklık tanrısal egemenliğe karşı çıkıştır.

            Tanrı’ya niçin şunları seçersin de öbürleri kurtarmazsın ya da başkalarını neden seçmezsin türünden sorular doğrultmak, bireyin kendi durumuna yan çizdiğini, kurtulmaya isteği olmadığını gösterir. O’nun seçimi çağrısı ereği kesindir; hiçbir insan başarısının sonucu değildir, salt kayrasal iyiliğiyle uyumdadır. Günahta ağınan insanlar arasından bazı günahlıları kurtuluşa seçmesi egemen sevgisinin göstergesidir. Günahlı bireyin egemenlikle ilgili sorunlara saptanacak yerde kendisine uzatılan çağrıyı değerlendirmesi şüphe bulutlarnı dağıtır, yerine meltemleri estirir.

            Bu dönümde Firavun’un iç dünyasını, direnişini incelemek egemen Tanrı’nın günahlı bir yaşamda etkilediği sonucu kavramaya yardımcı olabilir: Tanrı Musa’yı Firavun’a gönderdiğinde, “Halkımı bırak gitsin” dedi. Firavun kesinlikle en saygısız yanıtı verdi: “RAB kim oluyor ki?” (bkz. Mısır’dan Çıkış 5:1,2;6:29 ). Dünya sahnesinde belirip sönen zalimlerin, diktatörlerin tutumu hep odur (bkz. Mısır’dan Çıkış 4:21;7:3-4). Egemen RAB eninde sonunda en sert yürekler üzerinde de egemendir. Tanrı ne dedi bu baskıcı sömürücüye? (bkz. Mısır’dan Çıkış 9:6). Herkes bu dünyaya akılla kavranamayan, dille anlatılamayan amaca doğar. Firavun gibilerin hangi amaca doğduğu anlayışlı insana belirgindir. Kutsal Söz bu konuda anlayabilene bir ipucu verir: “Gerçi; insanın gazabı sana hamdeder; gazabın artanını sen bağlarsın” (Mezmur 76:10).

            Bu yargı başka zalim bir imparator olan Senakerib’le ilgilidir. Diktatörlerin, zorbaların, teröristlerin eylemleri akıbetleri egemen RAB’bin onlardan daha güçlü olan elindedir. Bu Firavun Musa’yla sürtüşmesinin bir noktasında, “Ben günah işledim” dedi (Mısır’dan Çıkış 10:16). Ama içinde daha aynı katı yüreği taşıyordu; tövbesiz, sıkıştırılmış insanın ikrarıydı bu. Böyle bir insanın sert tepkisine bakan kimi suçlar? O’nu mu yoksa egemen Tanrı’yı mı? Firavun olsun başka bir günahlı olsun, tümü Tanrı gerçeğine direnişten, onu tepmekten sorumludur. Bu arada Tanrı’nın sevgisinden kaynaklanan çağrı evrenseldir herkesi içermektedir (bkz. 10:13; Yoel 2:32). Pavlos Eski Antlaşma’dan bir alıntıyla çömlek imalatçısını örnek tutuyor (21). O aynı balçıktan iki çeşit çömlek yapar; biri onurlu öbürüyse onursuz kullanış için (bkz. Yeremya. 18:1-11).

            Pavlos’un Eski Antlaşma yazısından aktardığı söz (15,16) İsrail topluluğunun Tanrı’ya baş kaldırıp putlara eğilmesi ve tapınmasıyla ilgilidir (bkz. Mısır’dan Çıkış 33:19). Tanrı’nın öfkesini getiren o üzücü eylemde Tanrı Musa’ya düşündürücü gerçeğini açıkladı. Şimdi Pavlos bu alıntıyla tanrısal ereği ve belirlemeyi üsteliyor. Tarihin sayfalarında karşılaştığımız bu aydınlatıcı, güçlü yazıların Tanrı esinlemesiyle yazıldığı bilindiğinde, karşımızda insan dehası değil, Tanrı aydınlatması bulunduğu belirgin olur. Yazar Pavlos’un bu ter döktürücü yazısında Tanrı ademoğullarından ayrı, onlardan etkilenmeyen egemen RAB olarak belirmekte. İnsansa O’nun karşısında düşmüş, yozlaşmış, tanrısal yücelikten yoksun kalmış yitik bir varlık.. İnsanı kurtarmayı üstlenen Tanrı onu arıyor. Sınırsız bilgeliğinden kaynaklanan kurtarma gücüyle aklı durduran eylemi gerçekleştiriyor. Bu arada o gizemli perdeye azıcık aralık vererek düşündürücü sonuçlayışının somut bir görünümünü yaratıklarına sunuyor. Yaratan her işini egemen kararı ve ereği uyarınca yapıyor; Firavun’un yüreğini sertleştiriyor (bkz. Mısır’dan Çıkış 7:3,13). Bu Tanrı öte yandan, ona özgürlük hakkını da tanıyor (7:14). Öyle ki, Firavun kendince doğru kararı veriyor, bu arada egemen isteğe ve sınırlamaya uyrukluk ediyor. Buna karşı Tanrı onun inadına katlanış gösteriyor, Firavun’un direnişini bir anda yıkmıyor; yargı vakti erişinceye dek (22,23; bkz. Hoşea 11:8; 4:17; I.Petros 2:8; Yahuda 4; Matta 25:34,41).

            Firavun’un ya da herhangi bir günahlının çalkantılı gidişi kendi iç dünyasının aynasıdır. Bir yandan Firavun’un Musa’ya direnişi, öte yandansa Tanrı ereğinin belirlenişi Tanrı’nın adını yeryüzünde yüceltmekteydi (17). Tanrı kendisine tövbeyle, Mesih’e güvenle yaklaşanın varlığında yücelik bulur, öte yandan da O’nu yadsıyanın içinde yücelenir. Tanrı’nın çağrısı belirgindir: Her yanda herkes tövbe ederek O’na dönsün. Kurtarma sağlayışı belirgindir. O, yüceliğinin zenginliğini böyle açıklar (23). Tanrı’nın belirgin çağrısı Yakup’a doğrultuldu (12). Yakup’un soyu imansızlıkta diretince aynı çağrı uluslar arasından seçtiklerine uzatıldı (24). Bu görkemli seçim eylemi O’nun ‘halkı’ olmayan ulusları ‘Tanrı’nın halkı’ kılıyor (25,26; bkz. Hoşea 2:23;1:10). İsrail oğullarından Mesih’e iman edenleri de ‘bir azınlık olarak’ kurtuluşa erdiriyor (27,29; bkz. Yeşaya 10:22;23; 1:9). Hepsine Tanrı çocukları olma yetkisini veriyor (8,26). Tanrısal tasarının bu ince dokusu önümüze üç gerçeği seriyor:

  1. Pavlos’un soydaşı pek çok İsrailli’nin imansızlığa saplanması şaşırtıcı bir gelişim sayılamaz. Çünkü sadece bir azınlık kurtulacak denmişti (bkz. Yeşaya 10:32).
  2. Bu durumda seçilmiş İsrailli azınlık kurtuluyor (bkz. Romalılar  11:3-7).
  3. Böylelikle Tanrı kendi halkını tümden dışarıda bırakmıyor (11:4-5).

            Tanrısal yüceliğin zenginliğini (23) konuya almak gereklidir. Öncesiz çağları sonsuzları kapsayan bu görkem şöyle kutlanır: “RAB bütün ulusların üstünde yücedir; görkemi göklerin üstündedir. Göklerde ve yeryüzünde olanlara bakmaya ilgi gösteren, yücelerde oturan, Tanrımız RAB gibi kim vardır?” (Mezmur 113:4-6). Yeşaya bu Tanrı’nın beden kuşanışını çarpıcı bir peygamberlik sözüyle önceden bildirir (bkz. 52:10). Aynı gelişimi Yuhanna sevinle açıklar: “Hepimiz O’nun sınırsız doluluğundan kayra ardına kayra aldık” (Yuhanna 1:16). Tanrı’nın yüceliği ademoğullarına kayra doluluğuyla erişti. Sınırsız Tanrı günahlı insanı sınırsız sevgiyle sevdi ve sever. En parlak özellikleri varlığında taşıyan Tanrı insanlığa Mesih’in kişiliğinde yüceliğini gösterdi (bkz. Yuhanna 17:5). Tanrı’nın bütün eylemleri kendi yüceliği yararınadır. Meleklerin, arıtılan günahlının tapınışı hep O’nun yüceliğinedir. Tanrı’nın yüceliği üçte tek, tekte üç varlığında belirginliğe gelir. Yaratık, ulus, milliyet yücelikleri daha her ne varsa o yüceliğin eteğine dokunamaz.  Mesih’in kurtardığı, arıttığı birey bu benzersiz yüceliğin sağladığı tanrısal kutluluklarla donatılır (bkz. I.Korintoslular 1:30). Tanrısal yücelik yeniden doğuşta kurtulan insana gelir, orada konut kurar: “Hiçbir vakit hiç kimse Tanrı’yı görmedi. Baba’nın bağrında olan Tanrı, –biricik Oğul– O bildirdi O’nu” (Yuhanna 1:18).

            Bu ve ardından gelen iki bölümde yazar Pavlos çağlar boyu kafaları uğraştıran İsrail konusuna o gizemli perdenin bıraktığı aralıktan yaklaşıyor, herkesin kafasında biçimlenen soruları kendisini aydınlatan ışık oranında yanıtlıyor. Kurtuluşu tepen İsrailliler’den olsun uluslar topluluğundan olsun Tanrı hiç kimseden sorumlu değildir. O’nun seçimi kesindir; sadece kendi bilgisi, öncebilimi kapsamındadır. Ters durumda tek can kurtulamazdı (bkz. Yeşaya 29:16; 45:9,10; 64:8). Sevinç Getirici Haber’i duyan, özellikle özgür isteğiyle ona iman eden can yere kapanarak Tanrı’ya hamdını sunsun, Mesih adının görkemini yeryüzünde yaysın (17). İsrail’in seçilmiş azınlığı olsun, uluslardan çağrılanlar olsun.. Rab tümüne yüceliğinin zenginliğini açıkladı. Hak edilmeyen kayrasal zenginliktir bu (23). Herkesin yaraşığı tanrısal öfkeyken Tanrı’nın katlanışı düşünülmedik ilgiyi ve yakınlığı göstererek her birini çocuğu kıldı. Yeşaya bu sevinçli gelişimi yüzlerce yıl önceden bildirmişti (29). Herkesin yaraşığı Sodom-Gomorra gibi olmak iken, Tanrı bu kötü sonucu Mesih aracılığıyla güllük gülistanlık yaptı. Bu yüzden, suçlu birey Tanrı’yla sürtüşmeye koyulmasın. Kurtulanların az olması ancak Tanrı’ca bilinen gizdir. Ama çağrıyı duyan, bunun kendisine yöneltildiğini bilmeye zorunludur. Tanrı’nın kayrası, O’na sarılan günahlıyı göksel doğanın paydaşı kılar

            Uluslardan gelen inanlılar putlara eğilmekteyken doğruluğu kovalamıyordu. Batılcılıkla, biçimcilikle, dua yazılı kâğıtlarla, tılsımla vaktini tüketmekteyken kendilerine Mesih’e iman müjdesi ulaştı. Tanrı’nın Mesih’te sunduğu o armağana sarıldılar. İman yoluyla doğru kılındılar (30) (bkz. 10:4,6,10). Öbür yandan İsrailliler doğruluklarını kendi başlarına saptamaya kalktı (10:3,5; 9:30). Tanrı doğrultusunda bireyin başarabileceği tarikat ya da hayır sevap tertiplerinden kaynaklanan bu çabanın geçerliliği yoktur; çünkü iman öğesi eksiktir bunlardan (31,32). Tanrı’ya doğrulukla yaklaşmanın biricik yolu O’nun çizdiği doğruluk göstergesiyledir. Tanrısal haritada gösterilen düz yola yan çizerek kendi gözünde sağlam sanılan engebeli, molozlu şeriat yolunu yeğleyen, sendeleme Taşı’na takılır, kösteklenir, sonundaysa sürçüp düşer (33). Buna karşın bu sağlam Taş’a (Mesih’e) iman eden hiçbir vakit utandırılmayacaktır (33).

            Yazarın sözünü ettiği ‘Sendeleme Taşı’, yapıcıların reddedip fırlattığı ‘Köşe Taşı’, İsa Mesih’le ilgili çarpıcı peygamberlik bildirilerindendir. Bunu Eski Antlaşma’da Yeşaya belirtti, Mezmur’da da vurgulandı (bkz. Yeşaya 8:14,15; 28:16; Mezmur 116:22,23). Yeni Antlaşma’da Mesih kendisini yadsıyan Yahudiler’e bu peygamberliği anımsattı (bkz. Matta 21:42; Markos 12:10,11; Luka 20:17,18). Ayrıca Yeni Antlaşma yazarları aynı peygamberlik bildirisine geniş çapta değindi (9:33; 10:11; bkz. Efesoslular 2:19,20; I.Petros 2:4-6).

            Tanrı-insan tarihinin en üzücü olgularından biri budur. İnsanı kurtarmaya gelen Mesih’i hem kendi halkı İsrail, hem de uluslar yadsıyıp O’na düşman kesilecek. Algısız insanlar en seçkin, etkin köşe taşını kaldırıp atacak. Yerine derme çatma taşçıklar ve kum yığını koyarak içinde yaşayacakları evi kurmaya çabalayacak. Genel evrensel durum budur; ama bu Taş’ı değerlendirip evini O’nun kurtarışı ve desteğiyle kuran kişi tüm sonsuzu kapsayan yıkılmaz konutun gönencindedir. Bu ilişkide Tanrı Sözü şöyle der: “Çünkü hiç kimse kurulandan başka temel atamaz. Bu temel İsa Mesih’tir” (I.Korintoslular 3:11). İsa Mesih, inanlısına o sonsuz konuta ilişkin şu güvenliği verir: “Babam’ın evinde kalınacak çok yer vardır. Olmasaydı, size yer hazırlamaya gidiyorum, der miydim?” (Yuhanna 14:2).

 

            BÖLÜM 10

            İMANLA DOĞRU ÇIKARILAN İNSAN

            Tek Tanrı’nın her yanda her kuşakta günahlıyı doğru çıkarma yöntemi de tektir. İsa Mesih’e imanla gerçekleşen doğruluk, Tanrı’nın günahlı insanla ilgili kendine özgü eylemidir. İnsan kisisel eylemleriyle buna hiçbir katkıda bulunamaz. Bulunmaya kalkışırsa sendeleyip düşer ve o düşüş korkunç olur (bkz. Luka 6:46-49). İman etmeyen İsrailliler’in düşüşü böyle anlatılır. Geçici bir süre için verilen ruhsal yasaya (bkz. Galatyalılar 3:23-25) sımsıkı sarıldılar, Tanrı’nın her çağda günahlıyı Kurtarıcı’ya imanla doğru kıldığını kavramaya yanaşmadılar (3,4). İsrailliler olsun, başka din bağlıları olsun aralıksız çaba ve uğraştalar. Kutsal Tanrı’ya nasıl kabul edilebilirim? Bu kovalayış onları bir din görevinden başka göreve dürter ama hiçbir zaman Tanrı’ca doğru kılındıklarını bilemezler; çünkü  doğruluk somut bilgiye, Tanrı katında alçalmaya dayanır: “Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara! Çünkü onlar doyurulacaklar” (Matta 5:6) der Mesih. Hiçbir günahlı din icaplarıyla kirli yüreğini temizleyemez. Bu güvenlikli bilgi sadece Mesih’in kurtarmalığına imanla, Kutsal Ruh’un sağladığı etkinlikle kavranabilir (8:16). Tanrı’nın günahlıyı doğruluğa erdirdiğini bilmeksizin kendi doğruluğunu çatmaya çabalayanlar çoktur. İsrail insan ve başka herkes (3a).. Dökme suyla değirmen dönmez. “Sonsuz yaşamınız olduğunu bilesiniz diye Tanrı’nın Oğlu’nun adına iman eden sizlere bunları yazdım” (I.Yuhanna 5:13).

            Günahlının kutsal Tanrı karşısında salt imanla doğruluğa eriştiğini kabul etmemek bilgisizlikle atbaşı beraber gider. Dikkat edilsin terazinin bir gözünde Tanrı’nın doğruluğu öbür gözündeyse günahlının üretmeye didindiği kişisel doğruluklar.. Sonuç ne? Tanrı’nın doğruluğu sürekli ağır basmakta, insanınkiyse tüyden hafif gelmekte. Günahlı ademoğlu hep borçlu. Tanrı’nın doğruluğu karşısında suçlu, verecekli. Hangi verecekli yaratık Yaratan’a suç borçluluğunu ödeyebilir? Ödüyorum diye kendini aldatan sürekli borçluluktadır. Bunun nereden ileri geldiğini kavrayamaz o. Ne yazık! Gururu kurumu, günahımı kim silebilir demeye ona izin vermiyor.

            Tanrı insanda aradığı doğruluğu doğrudan doğruya kendisi sağlamıştır. Bunu elde etmenin yolu bilgisizliğe rest çekmek, imana sarılmaktır. Günahlıyı seven Tanrı onu doğrulukla donatma kararında hiç akla gelmeyen sunuyu dünyamıza gönderdi. Oğlu Mesih’in kurtarmalık kanı kendini alçaltıp tövbe edeni tanrısal doğrulukla donatır. Pagan dinlerinde günahla günaha karşı duygusuzluk atbaşı beraber gider. Günahı, günah karşısında duyulan acıyı, çekilen ıstırabı sadece tanrısal esinleme tanıtabilir. Ve bununla uyandırılan vicdan.. “Mesih ruhsal yasanın son bulmasıdır” (4). Bir limanın kıyısına dokunan demiryolu rayındaki vagonlara bakan, yük vagonlarının neredeyse denizin dibini boylayacağını düşünerek heyecanlanır. Ama tam bu sırada vagonları yüklenecek römork kıyıya dokunur, vagonlar ondaki raylara oturtulur. Ruhsal yasa (şeriat) da başımıza belalar zincirini getirecekken Mesih’in haçı belirir, canı sonsuz esenlik yolcusu kılar.

            Dinsel çabayla cahillik iş ortağıdır dendi. Şeriat cana esenlik sağlasın diye verilmedi. Tersine canı kınasın, sergilesin, dürtsün diye verildi (3b). Ruhsal yasanın en önemsiz harfine varıncaya dek tümünü uygulayan salt Mesih’tir (bkz. Matta 5:17-18; Galatyalılar 4:4,5). Sadece O ruhsal yasa karşısında suçsuz, suçlanmasızdır. O’nun dışında beyi paşası, nebisi peygamberi tümü günah işledi (bkz. Romalılar 3:23). Mesih insanlar tarafından işlenen dağlar benzeri günah yığınının cezasını kendi bedeninde taşıdı, suçlayan şeriat karşısında kişinin tüm cezasını yüklendi, suçluların suçunu ödedi, kanını son damlaya dek akıttı. Dirilen Mesih ölüme üstün gelen yaşamın yengisini inanlısının varlığında işlerliğe koyar, iblisin kişiyi suçlayabilmesine set çeker. Bu yüzden inanlı şeriat uyruğu değil kayra bağlısıdır. Kayrayla şeriat hiçbir durumda uzlaşamaz, birbiriyle bağdaştırılamaz. Ruhsal yasanın dileklerine uyarak doğruluğu satın almaya didinen birey çift yargı altındadır: Tanrı’dan gelen doğruluğu tepmiştir, kendinden kaynaklanan uğraşlara doğruluk rengi vererek dinsel özellikleriyle doğru olma didinişine kapılmıştır. Dinci bireyin çirkin ve itici eylemlerinden biri başkalarını denetlemek, yoklamak, kontrolü altına almaktır. Bu doğrultuda yalan bilgi yaymak, çamur atmak, korkutmak, zorlamak kendine özgü uğraşlardandır. Biçimci birey başkalarını da tıpkı kendine benzetmeye çabalar, bu atılımda her oyunu oynar. Çünkü dinselliği ona bunu öğretir. Koşu alanından yenik çıkacaktır o. Yaşam koşusundan yengiyle çıkan, kendi gücü ve yeteneğiyle değil, Tanrı Oğlu Mesih’in iç varlıkta etkin olan üstün gücüyle yarışı bitirendir.

            Yazar Pavlos Tanrı doğruluğunu yokumsayarak kendi dinsel çabalarına sarılan kişilere Yeşaya’nın kesin peygamberlik sözüyle sesleniyor (9:33). Sion, Yeruşalim için kulanılan başka bir sözdür (bkz. Zekarya 9:9; Yeşaya 62:11; Matta 21:5). Anlamı ‘kale burcu’ dur. Tanrı’nın Mesih’i Sion’da haça çakıldı, gömüldü, dirildi, göklere yükseldi. O’na iman etmeyen, yarışın sonunda utandırılacak; öte yandan O’nu yaşamının önderi kılan  koşudan muzaffer çıkacak. Çarmıha çakılan İsa Mesih Yahudiler için köstek, uluslar için akılsızlıktır. Tanrı çağrılıları için Mesih Tanrı’nın gücü, Tanrı’nın bilgeliğidir (I.Korintoslular 1:23-24).

            Dinsel biçimcilikle kendi doğruluğunu saptamaya çabalayanlara, İsa’yı haçta o utanç getirici durumda bırakmak düşünülemeyecek boşlamadır. Tanrı’ca atanan sonuca aklı yormamak cahillikle el ele vermektir. Tanrı kuzusu Mesih haçta dünyanın günahını taşıdı. Bunun ilerisinde ölüler arasından diriliş bekliyordu onu. Tanrı’ca sağlanan kayrasal af yaşamsal güvenliği gerçekleştirir. Günahlı insanın kısıtlı aklıyla konuyu yorumlaması sendeleme ve utançla sonuçlanacak. Akılları durduran tanrısal sağlayışı imanla teşekkürle değerlendiren affa, sonsuzun güvencine kavuşur. Peygamberler bunu bütünlenişinden önce kutladı. Eski Antlaşma’nın da ana konusudur bu (bkz. Yaratılış 15:6; Habakkuk 2:4). Bunu nasıl anlatır yazar Pavlos? “Çünkü ben ruhsal yasa yoluyla ruhsal yasa karşısında öldüm. Öyle ki, Tanrı için yaşayabileyim. Mesih’le birlikte çarmıha çakıldım” (Galatyalılar 2:19). İsa Mesih konuyu başka yolla belirtir: “Hiç kimse iki efendiye uşaklık edemez. Çünkü ya birine kin besler öbürünü sever, ya da birine bağlanıp öbürünü küçümser. Hem Tanrı’ya, hem de zenginlik ilahına uşaklık edemezsiniz” (Matta 6:24).

            Ruhsal yasayı Tanrı’dan İsrail’e ileten Musa ne yazıyor? (10:5; bkz. Levililer 18:5). Aynı konuyla ilgili olarak 2:13’e ve yorumuna bakın.  İsrailliler Tanrı’ca saptanan doğruluk aşamasına tırmanamadı. Ne onlar ne de başka dinciler o tanrısal aşamaya yükselebilecek yeterliktedir. (bkz. 3:20,28; 4:13-15; 8:3). Yazar burada İsrailliler’in inatçılığına da bir yolla değiniyor. Genellikle gerçek budur; din görevleriyle Tanrı’ca kabul edilmeye çabalayanın içindeki inatçılık öğesi daima debelenir. Her ne pahasına olursa olsun, şeriatten (ruhsal yasadan) ayrılamam ben! Belirtildiği gibi, bu inadın sonu ‘Sendeleme Taşı’nda (Mesih) sürçerek düşmektir. Tanrı’nın insanı doğruluğa erdirme ilkesini tepen (3) yaşam yarışında yenilgiye uğrar. sonundaysa o bireyin canı yıkımı boylar (bkz. 1:17; 3:21-22). Başarılan işlere dayanan doğruluk (9:32) ve ruhsal yasanın şu ya da öbür harfini uygulamaya çalışarak (5) Tanrı katında geçerliliği kovalamak O’nun ereği ve tasarısıyla düpedüz çelişki oluşturur. Tanrı’nın çağlar öncesi kararlaştırdığı ve saptadığı egemen amacıyla uyumda olmayan insansal buluşların tümü şimdiden top atmıştır. Düşünebilen kişi dinini, din uygulamalarını bu değişmeyen gerçeğin ışığında incelesin, onlara rest çekmekte duraksamasın, utanç duymasın. Tanrı’nın karşılıksız, sınırsız kayrasını bir yana itip dine ve ufak tefek sevap işlerine bel bağlayanı düş kırıklığı beklemekte. Hem şimdi hem de sonsuzda..

            Yazar ruhsal yasanın sonu (telos) Mesih’tir diyor (4). Hellence’de telos amaca varmak anlamını taşır. Uluslararası –Türkçe’de de– kullanımda ‘telos’ tan kaynaklanan bu kökenli pek çok söz bulunur. Telefon (sesin amaca varışı), televizyon (görmenin amaca varışı) Teleferik  (taşınılanın amaca varışı) vb. Geniş kapsamlı bir sözlükte bu aileden başka kelimeleri de aramak ilginçtir. ‘Telos gar tou nomou Hristos.’ Yani, ruhsal yasanın, (şeriatin) dilediği tüm buyrukların kesenkes amaca varışı Mesih’tir: Pantokrator (egemen Rab). Bu Mesih ruhsal yasanın her harfini tümledi. Tarihte günahsız tek kişi O’dur: “Bende günah olduğunu içinizden kim kanıtlayabilir?” (Yuhanna 8:46). Tıpkı Baba gibi kutsaldır O. Kutsallık Tanrı’nın önde beliren özelliğidir. Bununla bağdaşık uyumlulukta kutsallık ademoğlunun en önde beliren yararıdır (bkz. I.Selanikliler 3:13).

            Salt O’dur Tanrı yetkisiyle, “Başlangıç ve son Ben’im” diyen (bkz. Vahiy 1:17; 2:8; 21:6; 22:13). Mesih’in Tanrı’yla bir olduğuna şüphe taşıyan, Yeşaya 48:12’yi dikkatle incelesin. Bu yerde YAHWEH aynı vurgulamayla tanıtıyor kendisini. Öncesiz çağlarda ‘O’ olan Mesih çağların, tarihin, peygamberliklerin amaca varışıdır. Salt O’nun kişiliğinde (bkz. Matta 5:17), salt O’nun adında İsrailli’ye de İsmail bağlılarına da, geriye kalan dinlere uluslara da, O’na iman eden herkese tanrısal kurtuluş gerçekleşiyor (bkz. 9:30; 10:12-13). İncil ve şeriat. Bunlar her durumda birbiriyle çelişki oluşturan iki ayrı dünyadır, bambaşka iki yöntem! İlki, imanla doğru kılınmaya götürür, sonrakiyse kişisel-dinsel uğraşlarla doğruluk kazanma didinişine.. Dinler tarihinde bir tek can şeriatin dileklerini uygulayarak Tanrı’ca kabul edilememiştir. Ama Mesih’e imanla Rab’bin adına seslenen her can kurtulur (13).

            İman Tanrı’nın bireye sağladığı en etkin bağlantı gereci olmaya karşın, bunun içyüzünü önemini kavrayamayanlar pek çok. Pavlos’un değindiği İsrailli insan da aynı bocalayışta. Oysa Tanrı Eski Antlaşma’da bu halka O’nun Sözü’ne, vaatlerine sarılmanın salt imanla gerçekleşebileceğini vurguladı (bkz. Yasanın Tekrarı 30:11-14). İman aracılığıyla cana mal edilen doğruluk ne göklerdedir ne de derinlerde. İman ilkesine sarılanın ağzında ve yüreğindedir. Kutsal Söz’ün içeriği.. Günahlı birey bunu imanla benimsesin, yaşam fırtınalarından kaçarak Mesih’in esenlik limanında demir atsın. Dinsel yollarla Tanrı’ya yararlı olmaya çalışan, dereyi görmeden paçaları sıvar. Tanrı’ca onaylanayım düşüncesiyle verir kendini bin bir dinsel alışkıya. Bu insan hiçbir zaman dereyi göremeyecek. Yeşaya Tanrı’nın çok anlamlı bir vaadini tüm açıklığıyla anlatır: “Çünkü yüksek ve yükselmiş, ebediyette oturan, adı kutsal olan şöyle buyurur: ‘Ben yüksek ve kutsal yerde otururum; alçakgönüllülerin ruhunu diriltmek ve ezilmişlerin yüreğini sağaltmak için ezilmiş ve alçakgönüllü insanla beraberim’” (Yeşaya 57:15).

Musa ruhsal yasayı almaya Sina dağına çıkınca orada kırk gün kırk gece oruç tutarak bekledi, gök gürlemeleri arasında şeriati aldı (bkz. Mısır’dan Çıkış 19:12-22; 20:18-21). Şimdiyse Mesih’i aşağı getirmek, tanrısal doğruluğu yere indirmek için  kim göğe çıkacak yolunda örtülü sorularla uğraşmasın hiç kimse (6). Musa’nın Sina dağına çıkmasını anımsatan bu alıntı elbette ürünsüz bir çabaya dönüştürülmekte. Aynı sıradan bir başkası da Mesih’in derinlerde belki de daha ölüler arasında bulunabileceğini varsayarak O’nu oradan getirmeyi düşünüyor (7). Yazar Pavlos’un mektuplarında insansal kovalayışları hafife alma yöntemi iyi bilinir (bkz. II.Korintoslular 11:7,9-21). Pavlos bu mantıksız kuramları tanrısal yaklaşımla gerektiği gibi çürütüyor, Tanrı Sözü’nün kişiye yakınlığını belirtiyor, bireyin yüreğinde bulunduğunu anımsatıyor. Bu, Pavlos’un ve öbür habercilerin yaydığı iman sözüdür (8). Konuyla ilgili olarak (bkz. Yuhanna 3:13).

Bu dönümde abissos (şeol) sözüne değinmek de gerekir (7). İsa ölünce varlıklı biri olan Arimatea’lı Yusuf O’nun bedenini taze bir mezara koydu. Çok ilginçtir, olaydan yaklaşık yedi yüzyıl önce Yeşaya peygamber bunu billdirmişti (bkz. 53:9). İncil’in ve kilise atalarının öğretisi uyarınca ruhu Hades’e (abissos) indi. Eski Antlaşma ile ilgili bu yerde iki bölme vardı. Doğrulara ve günahlılara ayrılan iki yer (bkz. Luka 16:22-26). Her iki yerdeki ölüler durumlarını kesinlikle bilirdi. Ruhuyla Hades’e inen Mesih, ölmüş günahlılara gerçekleşen Tanrı tasarısını açıkladı, sonuçlanan kurtuluşu gösterdi, bundan yoksun kaldıklarını onlara bildirdi, onları orada bıraktı (bkz. I.Petros 3;18-20). Öte yandan Eski Antlaşma’da sözü edilen doğruları oradan alıp göklere yükseltti (bkz. Efesoslular 4:8-10; I.Petros 4:6). Mesih’in Hades’e inmesinin nedeni budur. O orada kalmadı (bkz. Mezmur 16:10). Eski Antlaşma inanlılarını göklere kaldırdı; iman etmemişlereyse, getirdiği kurtuluşun anlamını açıkladı, yoksun kaldıkları armağana dikkatlerini çekti. Mesih’in haçlanarak ölmesinden gömülmesinden dirilmesinden sonraki ‘şimdi’ de kurtuluş sözü herkese yakındır; inananın da inanmayanın da ağzında ve yüreğindedir (8). Mesih’le ilgili müjdeyi duyup da O’na iman etmeyenlerin, O’nu tepenlerin sayısı her yanda çoktur. Duydular, tartıştılar, yürekleri eleştirildi, ama onları seven Kurtarıcı’ya sırtlarını çevirdiler. Yahudi olsun  uluslar sırasından olsun, Mesih’e iman etmekle O’nu yadsımak arasındaki ayrım, cennet cehennem ayrımıdır.

            Yazar herkesi kurtuluşun içeriğine ve yöntemine getiriyor (9,10). Mesih’in arıtma-kurtarma eylemini içeren İncil ‘kurtuluş sağlayan Tanrı gücüdür’ (1:16). Tanrı Mesih’te kurtarışını tüm insanlığa tanıtıyor, hem de sunuyor. Kurtuluş sözü bu ayetlerde açıklıkla belirtiliyor. İSA MESİH RAB’tir. Baba Tanrı’yla birdir. O’na iman eden bunu açıkça bildirir; gizli tutamaz. Yüreğinde, Tanrı’nın onu ölüler arasından dirilttiğine inanır, kurtuluşun salt O’ndan kaynaklandığını kabul eder ve kurtulur. Bunlar yadsınamaz, kulak ardı edilemez. Yürekle iman etmek günahlıyı değiştirir. Onu doğrulukla donatır. Kurtuluş ağızla ilan edilmesi gereken sağlam ve somut  bilgidir; Tanrı’nın insan varlığında sonuçladığı eylemdir. Yeniden doğuşu getiren bütünleme.. Mesih’e iman eden utandırılmaz (9:33;10:11). Bu vaat Yeşaya 28:16’dan alıntıdır. Tanrı’ca ilkin belirtilen peygamberlik sözüne iman, kurtuluş doğrultusunda güvenilecek öncel belirlemedir. Mesih’in ölümüne ve dirilişine iman eden çekinmeden O’nu Rab niteliğinde insanlar karşısında ikrar eder (bkz. Matta 10:32; Yakup 1:18).

            Mesih inancını ikrarda O’nun dirilişine iman etmek temel zorunluluktur. Haberci Pavlos o dönemin bilgi, kültür, sanat merkezi Atina’yı ziyaret ettiğinde (bkz. Habercilerin İşleri 17:30-34) kendisini Ariopagos’a taşıdılar, yaydığı yeni öğretinin içeriğini öğrenmek istediler. Pavlos İsa’ya ve ölülerden dirilişine ilişkin Sevinç Getirici Haber’i bildirdi. Bu bildiriyle tanış olmak isteyen Stoacı filozoflar usanma bıkma bilmeden hep araştırırdı. Her konu ya da düşünce incelenmeli. Bunlar arasında Tanrı’yla ilgili sorular da yer alırdı. Özellikle Tanrı’nın bağımsız varlığı enikonu incelenirdi. Bir düşünceden daha üstün başka bir düşünce belirdiğinde, bu kez ondan da üstün olanına gidilmeliydi. İnsan varlıkların doruğundadır; ne var ki, bir sürü gereksinimi vardır. Bu durum karşısında gereksinimi olmayan varlığı aramalıyız. Böyle bir kişilik Tanrı (Theos) olabilirdi. Eğer varlığı gerçekleşebilirse.. Pavlos Stoacılar’ın incelemelerine yabancı biri değildi. Kendilerine bu göze çarpan tepede diktikleri sunaktan söz etti: BİLİNMEYEN TANRI’YA. “Herkese yaşam, soluk ve daha ne varsa her şeyi veren O’dur” dedi (Habercilerin İşleri 17:25). Konuşmasını onların ozanlarından birinin sözüyle sundu: “Bizler de O’nun soyuyuz” (Habercilerin İşleri 17:28). Bunu söyleyen ozan, Pavlos gibi Kilikyalı’ydı. Bu düşünür tasarısını baş tanrı Zefs’e dayıyordu. Haberci Pavlos dinleyicilerinin düşüncesini Zefs’ten öteye taşıdı: “Atamış olduğu bir adam aracılığıyla dünyayı adaletle yargılayacağı günü saptadı. O’nu ölüler arasından dirilterek tüm insanlığa kanıt sağladı” (Habercilerin İşleri 17:31).

            Bu yeni bilgiyi duyanlar arasında bomba patladı. Her düşünceyi dinleyen ve araştıran Atinalılar’ın kulağı en üstün gerçeği duyuyordu: Araştırdıkları Tanrı dünyayı adaletle yargılayacağı günde Yargıç’ını atamış bulunuyor. Bunun kanıtıysa O’nu ölüler arasından diriltmesiydi. Bilgiye, düşünceye tepki göstermekten geri durmayan dinleyiciler ölülerin dirilişi konusunu duyunca şoka uğradı. Felsefe biçimlemelerinde buna inanılmıyordu. Bir kesimi işi alaya dökerek Pavlos’a ‘spermologos’ adını yapıştırdı: Bir kuşun sağdan soldan tohum toplayarak karnını doyurması gibi. Başka bir kesimiyse daha ciddi davranarak, ‘seni başka bir kez yine dinlemek isteriz’ dedi. Öte yandan bazıları ölüp dirilen Mesih’e iman etti. Yüksek yargı kurulunun bir üyesi de bulunuyordu bunlar arasında. Rab İsa Mesih’in ölüler arasından dirilişi bugüne dek niceleri derin derin düşündürmekte. Ama O’nun diri Rab olduğu anlaşılınca şüphe bulutları dağılır, imansızlığın buzları erir.

            RAB adının Eski Antlaşma’da YAHWEH adıyla, Grekçe’deyse Kyrios’la eşitdeğer olduğu anımsanmalı. İsrailliler YAHWEH adı üzerinde aşırı titizlikle davranırdı. Olmaya ki bu adı dikkatsizlikle kullanabiliriz ve adileştiririz korkusuyla hiç kullanmazlardı. Yerine Adonay adını kullanırlardı; bu ‘Efendi’ anlamındadır. Sözü edilen bu iki ayette (9,10) Rab, günahlıyı kurtaran YAHWEH’dir. Bir İsrailli’nin Mesih aracılığıyla kurtuluş bulması korkuları dağıtır, bu kutsal adı kesin güvenlik ve kanıtlılıkla hiç çekinmeden söylemesini sağlardı. Bununla ilgili yüreklendirme şudur: “Bu durumda, her kim beni insanların önünde açıkça kabul ederse, ben de onu göklerdeki Babam’ın önünde açıkça kabul edeceğim” (Matta 10:32). Mesih inanlısı kendi yararına kurtulmuş değil, Mesih’e ve O’nun ezeli-ebedi adına tanıklık etmeye, O’nun adını anmaya kurtarılandır (bkz. Yuhanna 5:23; 14:14; Habercilerin İşleri 7:59; I.Korintoslular 12:3; Yaratılış 4:26; İbraniler 1:6; I.Petros 3:14; Yeşaya 8:13).

            Mesih’e iman yoluyla kurtarılan günahlı Tanrı’nın yenilediği yürekle yeni yaratık olmuştur (bkz. 6:7; Mezmur 51:10; Hezekiel 11:19; Habercilerin İşleri 16:14). Bu durumda Mesih onun Rab’bidir. Yürekten belirginlikle açıklanan kurtarıcı (6:17; bkz. Habercilerin İşleri 16:14; Mezmur 51:10; Yeremya 31:33). Bir yerde ateş tutuşturmaya çalışırken çalı çırpı kömürün altına konur, üstüne değil! Din uygulamalarıyla günahlı yaşamda yenilenme ateşini yakmaya çalışan buna benzer. Din adetleri o varlıkta yenilik oluşturamaz; hiçbir zaman! İlkin yürekte kurtarıcı Mesih’e iman canlanmalı sonra tüm varlık sağlıklı Tanrı bağlılığıyla alevlenmeli, her yana ateşin yararlılığını göstermeli. Bu tanrısal eylem yaşamda sonuçlanınca o inanlı İsa Mesih’i Rab olarak değerlendirir ve ikrar eder; hiç korkmaksızın vaftiz edilmek ister. Yürekteki değişikliğin sonucu böylece dıştan belirgin olur. O yaşamda alttaki çıranın başlattığı ateş tüm varlığı tanrısal sıcaklıkla yepyeni aşamaya getirmiştir.

            Günah evrenseldir, soyumuza girişi tek yolladır (3:23). Kurtuluş da evrenseldir, tek yolladır (9:12). Bu gerçeği kabul etmeyenin Tanrı inanlısı, Mesih bağlısı sayılabilmesi çelişki oluşturur. Her tür insansal kuram ve sav O’nun öğretisiyle bağdaştırılamayan kafa egzersizisidir (bkz. Yuhanna 14:6; Habercilerin İşleri 2:21; 4:12; İbraniler 10:29). Tarihte İsa Mesih’in tekliği O’nunla ilgili belirgin gerçeklerle kanıtlanır: Tanrı Sözü’nün beden kuşanması, doğaüstü eylemleri, günahı affetmesi, kendine özgü öğretisi, haça çakılışı, ölümü, gömülmesi, dirilmesi, yücelere çıkması, Tanrı katında aracılığı, yeniden gelişi ve insanlık topluluğunda günahtan arıtabilen tek kurtarıcı olması. Bu gerçekleri bir yana itip biçimlenmiş Yahudi inancına ve bu sıradan başka yöntemlere kaymak zirveden düşüştür.

            Yazar İsrailliler’in imansızlık nedenini daha da genişletiyor (14-21). Önceki kesimde Pavlos bunda Tanrı’nın suçu olmadığını, tüm suçun İsrail’in ‘Sendeleme Taşı’nda sürçüp düşmesinde odaklandığını belirtti. Tanrı’nın Sevinç Getirici Haber’i İsrail’e tanıtıldı (8). Eski Antlaşma peygamberleri tanrısal kurtuluş sağlayışını açıklıkla belirtti. İsrail kendi peygamberlerinin bildirilerini değerlendirse kuşkusuz iman ederdi. Mesih’i saymamakla kendi peygamberlerini saymıyordu onlar. Oysa peygamberler, Tanrı esiniyle Mesih’e ilişkin geniş bilgi vermişti. İsrail veya her kim olursa olursa olsun, bu Haber’le tanış olabilmek, O’nun adına seslenebilmek için ilkin işitmeli, ardından iman etmeli.. Bu yöntemi bulabilmek için Söz’ü yayanlar gönderilmeli. Bunlar müjdenin yayılmasında, tanıtılmasında temel gereksinimdir. Söz’ü yayanı kim gönderir? Tanrı. O İbrahim’i adını yüceltsin diye seçti, onu yurdundan kaldırdı, aklının ucuna gelmeyen bir ülkeye yöneltti (bkz. Yaratılış 12:1-3).

            Tanrı Musa’yı seçti, onu Mısır’a gönderdi (bkz. Mısır’dan Çıkış 3:10-12). Yeşaya’yı ona bir soru doğrultarak sert bir halka gönderdi (bkz. Yeşaya 6:8-9). Yeremya’yı da böyle bir hizmete gönderdi (bkz. Yeremya 1:17). Hezekiel’i ağır bir görevi üstlenmeye gönderdi (bkz. Hezekiel 2:4-7). Yunus’u o dönemin önemli kentlerinden Nineveh’e gönderdi (bkz. Yunus 1:2; 3:2). Zekarya’yı da çetin bir vaaz hizmetine gönderdi (bkz. Zekarya  1:14). Dirilen Mesih Onikiler’i ‘dünyanın en ırak köşesine dek O’nun tanıkları olmaya’ gönderdi (Habercilerin İşleri 1:8). Ve kurtardığı Tarsus’lu Saul’u Pavlos kılarak ciddi bir atamayla Sevinç Getirici Haber’i yaymaya dünyanın dört ucuna gönderdi (bkz. Habercilerin İşleri 26:15-18). Yedi kiliseden Filadelfiya’daki topluluğa şunu bildirdi: “İşte önüne açık bir kapı koydum. Onu kimse kapatamaz. Gücünün az olduğunu biliyorum; buna karşın sözümü sıkı tuttun ve adımı yadsımadın” (Vahiy 3:8).

            İsa Mesih gönderir (bkz. Matta 28:18-20; Markos 16:15; Luka 24:48-49; Yuhanna 20:21; Habercilerin İşleri 1:8; 8:26; 9:15). Kutsal Ruh gönderir (bkz. Habercilerin İşleri 10:19; 13:1; 14:26). Tekte üçlük üçte teklik Tanrı gönderir, kilise topluluğu gönderileni ayırır, kutsar ve Rab’bin atadığı yere salar (bkz. Habercilerin İşleri 13:3). Kuşkusuz gönderilenin müjdeciliği sürdürmeye, bütünlemeye isteği olacak (bkz. Yeşaya 6:8b). Gönlü hizmette olmayan gönderilemez; insan insanı atamaz. Haberci, insansal tasarı ve programlarla gönderilmez; Tanrı’ca gönderilir.

            Yazar, Yeşaya’dan anlamlı, içerikli bir ayet aktarıyor (15; Yeşaya 52:7). Mesih’in göklere yükselip Kutsal Ruh’unu inanlılarına göndermesinden bu yana, O’nun gönderme (apostoli, apostolos, apostello) buyruğu milyonlarca inanlıya yol ve yöntemdir. Baba, Oğul, Kutsal Ruh şu ana dek kadını-erkeği, genci-yaşlıyı Sevinç Getirici Haber’i yaymaya gönderiyor. Onların ayakları en güzel ayak.. Özellikle şu küresel iletişim çağında kıtlık, sefalet, felaket insanlığı sarıp sarmalamış. Ademoğulları çeşitli misyonları bütünlemeye koşuyor: Ekonomik, politik, sağlık, eğitim, askeri, spor, bilim, vb. Kötü ve yıkıcı misyonlara koşanlar da her yanda keskin dişlerini biliyor: Uyuşturucular, mafyalar, teröristler, seks tacirleri, vb. Tanrı’nın, Oğlu Mesih’te sunduğu kayrasal kurtuluşu bildirmeye, tanıtmaya koşanlar şimdi, hem de sonsuzla ilgili kalıcı bir misyondadır. İşin üzücü yönü pek çok yerde bunlar karalanmakta şuçlanmakta, cezaevine kapatılmakta ve derin buğzla canlarına kıyılmakta. Bu misyonun baş düşmanı iblistir. Yönetiminde bulundurduğu insanların kurtuluşunu engellemek onun temel amacıdır. Birçok yerde o güzel ayaklar iblisin düzeniyle önlenmekte, hatta biçilmekte.

            Bu yürek burkucu gelişim Yeşaya peygamber tarafından bildirilmişti (bkz. 53:1). Sevinç Getirici Haber’i tüm çekiciliğiyle duymak isteyenlere karşı onu dışlayanlar da çok. Bunlar kurtuluşlarının sonsuzlarının biricik fırsatını tepmekte. Şeytanın günahlı yaşamda dürtüsü, düzeni, etkisi Yeni Antlaşma’nın konularındandır (bkz. Yuhanna 12:38). İman haberini duyup da imansızlığı yeğlemek ademoğlunun en acıklı seçimi. İsa Mesih bunu Kutsal Ruh’a karsı sövgü olarak niteler. Böyle davranan kurtuluş olanağını tıkar, sonsuzluk boyunca bağışlanamayacak günahı işler (bkz. Markos 3:28-30; Luka 12:10). Bu dönümde Eski Antlaşma’daki başka bir bildiri de anımsatılmalı. Tanrı Yeşaya’yı haberciliğe gönderirken ona şu ön bilgiyi verdi. “Git bu halka bildir; işittikçe işitin, ama kavramayın. Gördükçe görün, ama bilmeyin. Bu halkın yüreğini semizlet, kulaklarını da ağırlaştır, gözlerini kapa; öyle ki, gözleriyle görmesinler, kulaklarıyla işitmesinler, yürekleriyle anlamasınlar ve dönüp sağlık bulmasınlar” (Yeşaya 6:9-10). Yeşaya’dan gelen bu ön bildiri Yeni Antlaşma’da altı kez alıntı olarak yinelenir (bkz. Matta 13:14-15; Markos 4:12; Luka 8:10; Yuhanna 12:39-41; Habercilerin İşleri 28:26-27; Romalılar 11:8). Tanrı habercisi karşısındaki engeli daima akılda tutar, duvarın yıkılması için Gönderen’e yakarır. Haberci tatlı bir çağrıyla, derin sevgiyle Pavlos’un sözlerini yineler. “Denecek olan şudur: Tanrı Mesih’in kişiliğinde insanların suçlarını saymayarak dünyayı kendisiyle barıştırıyordu. Bize de barıştırıcılık sözünü verdi. Bu nedenle Mesih adına elçilik ediyoruz. Tanrı bizim aracılığımızla yakarırcasına dileğini duyuruyor; biz de Mesih adına yalvarıyoruz: Tanrı’yla barışın” (II.Korintoslular 5:19-20).

            Kurtuluşa gerekli iki temel öğeye değiniyor yazar: 1. İman, Haber’i duymakla kımıldanır ve uyandırılır. 2. Haber’i duymak Mesih’in sözü aracılığıyla gerçekleşir (13). Pavlos bu kesimde başlıca İsrailliler’e değiniyor. İsa Mesih’in hizmetine başladığı andan beri İsrail’in dinsel kuşağı O’nun sözüne, sunusuna, sevgisine iman etmedi; sonunda O’nu haça mıhlattı. Kendilerine vaat edildikten sonra yüceden gönderilen Mesih’e iman etmemek şu ana dek Yahudiler’in temel ruhsal engeli. Bu dönümde İman’la iman arasındaki ince bir ayrıma, Mesih’in diri sözüne de değinilmeli. Her tür din bağlısının kendine özgü imanı vardır. Ne var ki canı günahtan arıtan, Tanrı’yla barıştıran, O’na yararlı kılan iman kendine özgüdür, Haber’i duyunca Mesih’in sözüne iman etmek, O’nu her değerin üstünde tutmaktır. Kurtaran sonsuz yaşam sağlayan tek iman budur. Yazar Pavlos başka bir yerde bu imanı şöyle anlatır: “Kime iman ettiğimi biliyorum” (II.Timoteos 1:12). O’nun imanı ölüp dirilen, yücelerde egemen olan, yeniden gelişi Tanrı’ca vaat edilen evrensel hükümranlığı kuracak olan Mesih’edir. Bu Haber’i duyduğunda kulaklarını kapamayan kurtulur, sonsuz yaşam güvenliğini bulur.

            İsrail’e değinen yazar bunun yanı sıra tüm ulusları kapsıyor ve “Haber’i duymadılar mı?” yolunda bir soru doğrultuyor, ardından da yanıtı veriyor. “Hiç kuşkusuz duydular” (18). Bu dönümde Mezmur 19:4’ten önemli bir alıntıyla tezini destekliyor. Pavlos kişisel bir tümlemeyi göz önünde bulunduruyor (bkz. Habercilerin İşleri 19:10; Romalılar 15:19,21). Sevinç Getirici Haber’i Yeruşalim’den İllirya dolaylarına dek yaydığını anımsatıyor. İllirya Adriyatik kıyılarında eski Yugoslavya’dır. Bu uzaklık yaklaşık 3000 km’dir. Şaşılacak ıraklık! Bu günün çağdaş taşıt araçlarının bilinmediği dönemde.. Hem de Asya’da (Ege bölgesinde) yaşayan herkes Yahudi olsun, uluslar arasından olsun, Tanrı Sözü’nü duydu (bkz. Habercilerin İşleri 19:10). Kuşkusuz başka yerlerde de aynısı oldu. Ya şu çağda? Kitap ve çeşitli yayın sayfalarında, radyoda, televizyonda, elekronik kanallarda, uydulardan yeryüzüne ulaşan yayınlarda, yerel toplantı yerlerinde, ağızdan ağıza, kısacası yer yuvarlağının her köşesinde her dil ve lehçede.. Kurtarıcı Mesih’in adı, Tanrı’nın tek kurtarma yöntemi yazıyla, sözle, Internet’le, müzikle, CD ile, filmle her soydan her boydan herkese duyuruluyor, iman eden bağışlanıyor, sonsuz yaşam buluyor. Rab İsa Mesih’in görkemli dönüşüne dek bu sürecek (bkz. Matta 24:14), insan direnişi bunu önleyemeyecek.

            “İsrail bunu bilmedi mi?” (19) Elbette bildi ve sürekli duymakta. İsrail’i çağıran Tanrı onlara ilişkin ‘sert enseli bir topluluk’ dedi (bkz. Mısır’dan Çıkış 32:9; 33:5; II.Tarihler 30:8; 36:14-16). Daha önce değinildiği gibi İsrail’in Tanrı sunusu doğrultusunda sert enseyle direnişi kurtuluşun uluslara uzatılmasına yol açtı (19). Tanrı’nın Sevinç Getirici Haber’i uluslara sunuldu (11:11,14). Bu mutlu gelişim Eski Antlaşma’da önceden bildirilmişti (bkz. Yasanın Tekrarı 32:21; Yeşaya 65:1). Musa ve Yeşaya İsrail’in iyilik bilmezliğini Mesih’in gelişinden yüzlerce yıl önce peygamberlik yoluyla bildirmişti. İyilik bilmezlik Kutsal ve seven Tanrı’ya karşı işlenince bu sert enseli imasızlık tepkisi göklerin öfkesini fokur fokur kaynatır. Bu isyan karşısında Tanrı ilkin İsrail’e tanıtılan Sevinç Getirici Haber’ini kendi halkı olmayanlara uzattı; sevgisinin hedefi olmayanlara sevgisiyle yaklaştı (bkz. 9:24-26).

            Pavlos bu şaşırtıcı gelişimi giz olarak adlandırıyor (11:25). Buna on birinci bölümde değinilecek. İsrail dışta kalıyor, uluslar Tanrı’nın ailesine katılıyor. İsrail-uluslar gizi şu ana dek kafaları uğraştırmakta. Bunun ileride açıklanacak boyutları tarihin gelişimini bekliyor. Yazar konuyu yeniden Yeşaya’ya aktarıyor, peygamberliğinin atılganlığını övüyor (26; bkz. 65:1). Gerçekten de bu korkmazlık kapsamında yapılan bir belirlemedir. İsrail kendini daima Tanrı’nın seçilmiş halkı sayar, bundan en küçük bir ödün vermezdi. Ulusların İsrail’den ön sıraya konulması onların ayranını kabarttı. Rab İsa’nın bunu İsrail başkanlarına anımsatması tümünü çileden çıkardı, onu öldürecek oldular (bkz. Matta 21:42-46; Luka 4:25-30; Habercilerin İşleri 22:21-23).

            İsrailliler’in gözünde uluslar murdardı; onların Tanrı’ca üstün yetkilerle donatılması olamayacak işti. Hiç inanılamayacak bir gelişim. Ne var ki, Tanrı bunu Eski Antlaşma peygamberlerinin ağzından duyurmuştu; Mesih’in gelişindeyse bu parlak bekleyişi gerçekleştirdi. Böylesi bir aşama İsrail tarafından hazmedilemezdi. Tanrı kendilerinindi; uluslar daima dıştaydı. Yeşaya’nın yaklaşık yedi yüz yıl geride bunu bildirmesi çok atılgan bir açıklamaydı (20). İnanç konularında korkmazlıkla söz söylemek, gereğinde kendi inancının püf desen uçacak yerlerini sergilemek uygar davranıştır. İşte Yeşaya peygamber bunu yaptığından övüldü. Günümüzde de İsrail’in ezici çoğunluğu Tanrı kayrasından yoksun kalmaktayken, canı kurtaran diri Tanrı’dan bilgisi olmayanlara başlangıçta İsrail’e gönderilen aynı müjde erişiyor, iman eden herkes Tanrı’nın ailesine katılıyor. Tanrı kayrasal kurtarışını süreklilikle İsrail’e uzatıyor; sanki yalvarırcasına (21). İmansızlıkta direnişlerini söz dinlemezlik ve baş kaldırıcılık olarak niteliyor. Bu ilişkide Yeşaya 63:1 ile  64:7’ye de bakılsın. Tanrı’nın ayırma çizgisi İsrail’le uluslar arasında değil, Tanrı’yı ‘arayanlar’ la O’nu ‘yadsıyanlar’ arasındaki belirgin çizgidir (bkz. Yeşaya 65:10-12). Aynı konuya ilişkin şu yerlere de bakın: (Habercilerin İşleri 13:45; 28:22,24; 21:27-28). Kayra Tanrısı’nın günahlıyı çağırışı İncil’in belirgin vurgulamasıdır. Tanrı sanki günahlıya kesin yakarıyla, tatlılıkla konuşmakta (II.Korintoslular 5:20). O’nun günahlı insan doğrultusunda isteği din töre biçim uygulamaları değil, günahlıyı kayra değmesiyle kurtarıp kendisiyle barıştırmaktır. Bu doğrultuda bütün gün ellerini uzatarak günahlılara, ‘gelin’ (21) diyor yarattığı insanı seven, iman eden kadına erkeğe sonsuz yaşam güvenliğini veren Tanrı.

 

            BÖLÜM 11

            Bu dönüme dek açıkladığı gerçekleri yazar Pavlos ciddi bir soruyla özetliyor.. Tanrı kendi halkını dışladı mı? İsrail’in direnişine bakıldığında soruna böyle bir soruyla yaklaşmak doğaldır. Ama yazar üstelemeli bir yanıtla böyle bir gelişimin olanaksızlığını vurgulamakta. Bu halkın çoğunluğu kendilerine gönderilen Mesih’i yadsısa da bir ‘azınlık kurtulacak’ (9:27). Yazar 11:15’te konuya geri gelecek. Zaman mekân dışında var olan, eylemlerini bunların ötesinde gerçekleştiren Tanrı’nın İsraille ilgili parlak ve şaşırtıcı tasarıları var. Pavlos daha ileride konuyu giz olarak nitelendiriyor (25) perdeyi azıcık açarak Tanrı tasarılarına az da olsa ışık saçıyor. Bu ayete varıldığında giz’le ilgili bazı açıklamalara değineceğiz. Tanrı’nın tarihi açıklayışı giz bulutlarını dağıtarak araştırıcıya görüş yeteneği vermesidir. Ama tanrısal giz’in perdesi tümden kaldırılarak sonuç aydınlanınca giz de berraklıkla kavranan bilgiye dönüşür. Tanrı’nın tarihi bildirmesi tarihçilerin yaklaşımından apayrıdır. Onun İsrail’le ilişkisinin ilerisini soruşturan, Yeremya 31:35 -37’yi incelesin. Tanrı’ya ilişkin bilgisizlikte çalkalanan uluslar kurtuluşu İsrail’den öğrendi. Tanrı yöntemindeyse İsrail kurtuluşu uluslardan duyacak hem de onu değerlendirerek Rabbin ailesine katılacak.

            Yazar kendisini örnek tutarak kimliğinin künyesini herkese gösteriyor. ‘Ben’ diyor, “özbeöz İsrailli’yim” (bkz. Filippililer 4:6). “İbrahim soyundan Benyamin kuşağından.” Tanrı’nın onu böylesi parlak bir hizmete seçmesi Pavlos’un sevinci ve coşkusudur.. Konuyu Eski Antlaşma’nın seçkin peygamberi İlyas’a götürüyor. İlyas, puta tapan kraliçe Yezebel’in saldırıları yoğunlaşmaktayken düş kırıklığına uğrar gibi oldu. Gerek kendisinin gerekse başka peygamberlerin çektiği acıları sıralayarak yakındı. Neredeyse bağlılığının yararsızlığına kayacaktı sanki (bkz. I.Krallar 19:10,14). İsrail’in direnişi yeni bir görünüm değil, tarihleri boyunca beliren ruhsal çalkantıdır. Öyle bir toplum düşünün ki, Tanrı İbrahim’de onları kendisine ayırsın, ama onlar sürekli söz dinlemezlikte diretsin. Bu durumda Tanrı’nın onlardan yüz çevirmesi doğal sonuç sayılabilir. Ne var ki O çağırdığını egemen tasarısı uyarınca çağırır, kimseyi kendi haline bırakmaz.

            Bu, İsrail’in İbrahim’in soyundan gelişine dayanmaz. Fiziksel bağlılık değildir önem taşıyan (bkz. 9:6,29). Bağlılık salt fiziksel olsaydı çok uzun süremezdi. İsrail’in İbrahim’le ilişkisi bundan daha somut ve özlüdür (bkz. Mezmur 94:14). Tanrı’nın İsrail’i seçmesi son bulmayan gizemli görünümdür (bkz. 28,29). Tanrı şu anda bir azınlığı kurtarıyor (3-10). Gelecekte tüm İsrail’i kurtaracak (11-27). İlyas peygamber toplumunun puta tapıcılığa kaydığına bakarak öylesi sarsıldı ki, gayrı hiçbir umut kalmadığı sanısına kapıldı, ölmek için dua etti. Tanrı’ya yakarısı tüm yürekliliğini yitiren birinin sarsıcı derdini deşmesidir. Ne var ki, egemen Tanrı’nın sınırsız gücünü ve bilgisini öğrenecek daha o. Umutsuzluğunu en son kademesine sürüklenmişken, egemen Tanrı onun imdadına yetişti ‘Bak’ dedi. “Bu toplumda Baal denen o yalancı tanrıya diz çökmeyen, onu öpmeyen yedi bin insanım var.” Gerçek inanlılar (bkz. I.Krallar 19:10-18). Bu yüreklendirmeyi duyan İlyas Tanrı tarafından kendisini desteklemeye gelen meleğin sağladığı pideyi yedi, suyu içti. Aldığı güçle yenilendi kırk gün kırk gece boyu Tanrı dağı Horeb’e yürüdü (bkz. I.Krallar 19;1-9). Egemen Tanrı bireyin güçsüz canına değince böylesi şaşırtıcı sonuçlar oluştu.

            Bu geçmiş olguya değinen haberci Pavlos mektubu okuyanları İlyas’ın görgüsüyle, deneyimiyle yüreklendiriyor. Rab’bin seçtiği o kalıntı kişisel dinsellikle sevap işleriyle değil, kayrayla onun ailesine alınanlardır (6). Şimdi azınlık kurtuluyor (3,10), ilerideyse tüm İsrail’in kurtuluşu, Mesih’e dönmesi bekleniyor. Tarih boyunca İsrailliler çok dinsel bir halk olarak belirir. Ama tarihlerinin en üzücü cilvesi onlara Tanrı’nın uzattığı kayrasal arınışı ve kurtuluşu tepmeleri, buna karşı dinsellikleriyle Tanrı’ya yaklaşmaya çabalamalarıdır. Sanki tüm kötülükleri bağışlayan Tanrı ademoğullarından dinsel icapların uygulanışını diliyor. İsrail benzeri Tanrı kayrasını kavrayamayan, bunun tersine O’na din yollarıyla yaklaşmaya didinen pek çok din bağlısı vardır yeryüzünde. Kayrayı yadsımanın acıklı sonucu dinsel törelere, yinelemelere dalarak sonsuzlar sonsuzu kaybolmaktır.

            Tanrı’nın kayrası ileride bir Tanrı halkı olacak İsrail’e yetişecek, İsrail ulusal kurtuluşa kavuşacak. Ya öbür uluslar ne olacak yolunda bir soru doğaldır. Mesih’in kurtarma müjdesi bugün bütün uluslara yetişiyor, her yanda yayılıyor, Rab’bin adına seslenen kurtuluyor. Ama kayra dönemi sona erdiğinde hiçbir topluluk ulusal kurtuluş bulamayacak. Bu özellik salt İsrail’e özgüdür. Tanrı İsrail’in çağ sonunda toplumsal kurtuluş bulacağını bildiriyor (bkz. Zekarya 12;10,11; Hezekiel 39;29; Yuhanna 19;37 Vahiy 1;7 vb). Eskatologya tasarısında tanrısal yöntem budur.

            Bugün İsrail’in yüreği katılaşmış, Yahudiler dik başlı olmuştur (bkz. 9:18; 11:7). Bu iki ayrı yerde Hellence iki söz kullanılır; her ikisi de sertleşme, nasırlaşma, katılaşma anlamındadır (sklirino, poroo, porosis). Ademoğullarına açıklanmayan Tanrı gizidir bu şaşırtıcı durum (11:8,25; bkz. Yasanın Tekrarı 29:4; Yeşaya 29:9,10). Egemen Tanrı düşük insanın sert tutumundan sorumlu tutulamaz O’nun kayrası eninde sonunda günahlı İsrail’e erişecek, katı yürekler eriyecek, İsrail kayra zenginliğiyle kendisi için Tanrı’ca öngörülen mirasa kavuşacak. Doğal insanın derininde Sevinç Getirici Haber’e karşı sanki bir rezistans (direnç) yatıyor. Ademoğlu kendisine armağan niteliğinde sunulan Tanrı kayrasını tepiyor. Ama bu kararı verdiren içteki dirençtir. Öte yandan bireyler dinsel-töresel uygulamalara dirençşiz ayak uydurabiliyor. Bazı kez dinlerinin dilediğinden fazlasını bile yapıyor. O’nun karşısında yararlı işlerinin kabulünü arıyor. Kişi kişiye ‘Allah kabul etsin’ temennisini bile çekiyor. Sanki Allah’ın buna ihtiyacı var! Gelgelelim O’nun kayrası tepiliyor. İsrail’in görünümünde olduğu gibi, dinsel birey aradığını bulamıyor (7). Bunlara karşı en sert günahlı bile kayrasal imanla Tanrı’nın affına, bağışlayışına kavuşuyor. Ne dedi İsa din adamlarına? “İkisinden hangisi babasının isteğini yerine getirmiş oldu?” Onlar, “Birincisi” diye karşılık verdi. İsa, “Doğrusu size derim ki” dedi, “Gümrük vergisi toplayanlarla genel kadınlar Tanrı hükümranlığına sizlerden önce girer” (Matta 21:31).

            İnanç konusunda dikbaşlılık pahalıya oturur. Kurtuluş sunusu hazır dururken kişinin yaşamını din işleriyle geçirmesi, sonunda da mahvolması yürekler paralayıcıdır. Pavlos Yeşaya’dan ve Davut’tan iki önemli alıntıyla, reddiyecilere karşı nasıl tepki gösterildiğini anımsatıyor (8,9; bkz. Yeşaya 6:9; 29:10; 35:8; Mezmur 69:22-23). Altmış dokuzuncu Mezmur’daki başlık Davut’a atfedilmiştir. Mezmur başlıklarının Tanrı esini olmadığı anımsatılmalı. Başlıkları koyanlar araştırıcılar ve yorumculardır. Mezmurlar genellikle Davut’a dayandırılmıştır. Yazar Pavlos da bu yöntemi izliyor (9). Daha sonraki araştırmacılar bu atamayı düzeltti. Genel görüş bu Mezmur’un Yeremya peygamberle ilgili olduğunda odaklanır. Onun yaşamındaki kasırgaları bilen, burada sanki Yeremya’nın karşılaştığı saldırılar zincirini, kendisine düşman kesilenlerin kötülüğünü görür. Yeremya öylesi ezici sıkıntı altındadır ki, Tanrı düşmanlarının kendisine karşı doğrulttuğu saldırı ve işkence zincirine tanrısal yargı ünlemiyle tepki gösteriyor. Yazar Pavlos bu sözleri Mesih’e düşman kesilen Yahudiler’e uyguluyor (9). Pavlos başka yerde de Yahudiler’in sert ve hırçın direnişini buna benzer yargı sözüyle kınıyor (bkz. I.Selanikliler 2:14-16). Yazar reddiyecilere yine Davut’un yargı sözünü doğrultuyor (10; bkz. Mezmur 35:8).

            Mezmur’da Davut kötülük işleyenlerin iyilik bilmezliğinden yakınıyor (bkz. 35:12-16). İnsanlığa en büyük hizmeti sağlayan İsa Mesih’e düşmanlık, direniş, kışkırtıcılık, saldırıcılık her yanda arş-ı-âlâya yükseliyor. Yahudi halkından olsun başka kuşaklardan olsun, Mesih’e ve O’nun Sevinç Getirici Haber’ine direnenlerin bekleyişi ne olabilir? Acımasız yargı. Tanrı sunusunu tepmenin belirgin sonucu budur. Yazar Pavlos kendilerine sunulacak acı bardaktan onlara bir tat veriyor daha şimdiden. Çağlar süresince acıklı gerçek budur. Mesih’in kurtuluş müjdesine karşı gösterilen tepki olumludan çok olumsuz, yapıcılıktan çok yıkıcıdır. Durum şu ana dek aynıdır. Günahlı insan hem canının kurtuluşunu öngören haberi tepiyor, hem de onu duymak isteyenleri tüm gücüyle engelliyor. Oysa bireyin günahtan ve sonsuz yargıdan kurtulması Tanrı’ca sağlanan kayralı, özverili sunudur. Bunu değerlendirenlerden çok reddedenler görülür. Çünkü efendileri iblis onların kurtulup esenliğe kavuşmasına karşıdır. Tanrı’nın Mesih’ini yadsıyanın geleceği kapkaranlıktır. Bu karanlığın egemenliği şimdiden belirgindir. Pavlos başka bir mektubunda da bunu imlemekte (bkz. I.Koloseliler 1:13).

            İsrail’in Mesih’i yadsıyışı bir oldubitti değil: “Şimdiki dönemde Tanrı’nın kayrasıyla bir azınlık vardır” (5). Eninde sonunda “tüm İsrail kurtulacaktır” (25). Egemen Tanrı’nın trajediyi sevince dönüştürme yeteneği kesindir. İsrail’in topluluk olarak Mesih’i yadsıması Tanrı’nın sonsuz bilgeliği ve tasarısıyla uyumdadır. “Onların Mesih’ten yoksun bırakılması dünyanın Tanrı’yla barışmasına yol açtı” (11-15). İsrail Mesih’i kabul etseydi acaba ne olurdu? Soru üzerinde durulmaya değer. Belki İsrail Mesih inancını millileştirir ve bağnazlaştırırdı. Oysa Tanrı Mesih’i hem İsrail’e hem de tüm dünyaya kurtarıcı olarak gönderdi, toplumsal-ulusal dinler oluşturmaya değil! Bu Yol’u ulusal bir inanç biçimine sokmak Tanrı’nın tasarısı değildi ve hiçbir zaman olamazdı. İsrail’in Mesih’i dışlayışı paganların Tanrı kayrasına imanla kavuşmasını gerçekleştirdi. Mesih bağlılığı bir İsrail inancı değil, tüm insanlığın Tanrı ilişkisi doğrultusunda yolu ve yöntemidir. İsrail’in Mesih’e dönüşü sonraya kaldı. Pavlos “soyundan olanları imrendirip aralarından bazılarını kurtarmak” (14) doğrultusunda hizmetini sunuyor, onların kabul edeceği anı bekliyor (15). Mesih bağlısı inancının İsrail’den kaynaklandığını tanır, onların da Mesih’e iman etmesi için Tanrı’ya yakarır (bkz. Yuhanna 4:22; I.Korintoslular 9:20). Evrenin Tanrısı Mesih bağlılığını ulusal biçimcilik töresine dönüştürenlere kesinlikle karşıdır. O hiçbir ulusa ırka milli din yetkisini vermez. Bu yöntem günahlı insan buluşudur. “Tanrı dünyayı öyle sevdi ki, biricik Oğlunu verdi” (Yuhanna 3:16). Yüzyıllar boyunca Mesih’e iman edip kurtulanların sayısı kabarık: Asyalı, Afrikalı, Amerikalı, gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin halkı. Her kim olursa olsun, Mesih’in adına seslenen kurtuluyor, adı Tanrı’nın yaşam kitabına yazılıyor. Yakın gelecekte İsrail de bu gönence kavuşunca ‘ölüler yaşam bulacak.’

            Mesih’in gelişinden önce ve gelişi sırasında uluslar arasından gerçek Tanrı’yı arayanlar sinagoglara ve tapınağa katılırdı. Bunlara Proselit denirdi: Paganlıktan Yahudi inancına geçenler (bkz. Matta:23; Habercilerin İşleri 2:11; 6:5;13:43). İki sınıf proselit vardı. Doğruluk proselitleri ve kapı proselitleri. İlkine bağlananlar sünnet edilir, kendilerini Musa’nın yasasına bağlar, Yahudiliğin her dileğini karşılardı. İkinci sırada olanlar kapıdan ileriye geçemezdi (bkz. Mısır’dan Çıkış 20:10; Yasanın Tekrarı 5:14). Bunların belli başlı yedi günaha karşı olmaları gerekirdi. Pavlos Sinagoglar’a girerek Mesih’in müjdesini yaymaya başladığında pek çok proselit  Mesih’e iman etti. Yahudi biçimciliğinden özgürlük buldu. Pavlos, “uluslara gönderilen bir haberciyim” der (13). Mesih onu arıtınca, uluslara göndereceğini bildirdi (1:5; bkz. Habercilerin İşleri 26:17). Tanrı inancının dünyaya yayılmasında en önemli aşamaydı bu. Demek ki, Tanrı paganları da unutmadı; onları aydınlatmaya Pavlos gibi aydın ve aydınlanmış birini gönderdi.

            Bu, Tanrı’nın yeni bir girişimi değildi. Eski Antlaşma’da Tanrı Yunus’u pagan Nineveh kentine gönderdi. Yeşaya’nın peygamberlik sözünden öğrenildiği gibi, Tanrı biricik Oğlu’nu, Mesih’ini hem İsrail’e hem de öbür uluslara gönderiyordu (bkz. 49:6). Başka peygamberler de mesajı İsrail’den öteye uzattı (bkz. Amos 9:11,12). Hiç kuşkusuz Tanrı’nın insanlıkla ilgili tasarıları İsrail kuşaklarının ötesine uzanmaktaydı. İlginç gelişim, İsrail’in Mesih’i yadsıyışı sonucunda yeni bir düzen oluşmadı. Tanrı evrenin tek Tanrısı’dır, kurtarışı da teker teker tüm insan soyuna uzatılan tek kurtuluş yöntemidir (bkz. Habercilerin İşleri 13:45-47; 18:6; 19:8-10; 28:24-28).

            Sevinç Getirici Haber’in uluslara ilanı, tanrısal kucaklayışı İsrail’in kurtuluşuna götürecek. Bu önemli konuya on birinci bölümde defalarca değinilir (12,15,16,17-24,25-26,30,31). Yazar bu yerlerde eskatologya konusuna giriyor: “Böylelikle tüm İsrail kurtulacaktır” (26). Eski Antlaşma İsrail’in eninde sonunda Mesih’e döneceğini vurgular. Bu tanrısal gelişimi hiç kimse yadsıyamaz. Ters durumda bu üç bölümün İncil sayfalarından atılması gerekirdi. Rab İsa Mesih bu parlak gelişimi vurguladı (bkz. Matta. 23:37-39; 24:34; Luka 13:34-35). Pavlos Sevinç Getirici Haber’i uluslara yayarak onlar arasında Mesih inanlıları oluştururken kendi halkını unutmadı (13-14). Tanrı’ca atanan uluslar sayısı Mesih’e bağlanınca (25) sıra İsrail’e gelecek; hem de tüm İsrail kurtulacak. Bu arada yazar ulusları uyararak onların İsrail’e karşı böbürlenmesini kınayor (17-24). Konuyu betimlemek için iki simge kullanıyor. Hamur ve zeytin ağacının dalları. İsrail’in yasası uyarınca toplanan ürünün bir kesimi Tanrı’ya sunulurdu (16; bkz. Çölde Sayım 15:17,21).

            Böylece tüm ürün ve hamur kutsallaştırılırdı. İlk ürünle ilk hamurun kutsallaştırılması geriye kalanları da kutsal kılar. İlk hamur İsrail’i betimliyor; tüm hamur Mesih’e bağlanan paganları. Yazar daha da geniş kapsamda kullandığı öbür örneğe geçiyor. İyi cins zeytin ağacıyla yaban zeytininin dalları. Burada tarımla ilgili bir simge kullanılarak gerçek vurgulanıyor (17-22). Ama bu örnekte doğal olana karşı bir uygulamayla karşılaşır okuyucu. Bahçeci iyi zeytin ağacından aldığı dalı kalitesi düşük zeytin ağacına aşılar. Ne var ki, Pavlos’un kullandığı simgede olamayacak bir uygulamayla karşı karşıyayız. İyi cins zeytin ağacının dalları kesiliyor, yaban zeytininin dallarıysa o sağlıklı ağaca aşılanıyor. Olamayacak iş! Hiçbir bahçeci böyle bir iş yapmaz. Ama Tanrı tam bunu yapıyor. İyi cins ağacın dallarını (İsrail) kesiyor, yaban zeytininin dallarını (uluslar) sağlıklı ağaca aşılıyor. İnanılmayacak eylem! Tanrı’nın tasarıları insanınkinden ne denli başka ve ayrımlıdır! (31-36; bkz. Yeşaya 55:8,9).

            Eski Antlaşma’da İsrail bu ağaca benzetiliyor (bkz. Yeremya 11:16; Hoşea 14:6). Tarımcılığa ters düşen bu uygulama Tanrı’nın uluslar doğrultusunda düşündürücü bir eylemimi ışığa getiriyor. Onun sevgisi en düşük günahlıya karşı öylesi bol ki, insanın doğal uygulamayla yapamayacağı bir bütünlemeye doğrultuyor kafaları. Bu, Tanrı’nın sevecenliğini betimliyor. Gerçekten aşırı bir sonuçlama (28; 4:11-12; 16-17; bkz. Galatyalılar 3:16,29). Kök insanlığa Tanrı bilgisini veren İbrahim’in soyundadır (28). Hiçbir insan İsrail’e karşı böbürlenmesin. Uluslar arasında İsa Mesih’e iman eden herkes kökten beslenerek ürün oluşturmakta. Yazar bu kesimde böbürlenmeye karşı ulusları üstelemeyle uyarıyor, bireyleri Mesih’e imana çağırıyor.

            Tanrı atalara verdiği vaadi geri almadı (29; 15:8). Dinsel bütünlemeyle övünmenin Mesih inancında kesinlikle yeri yoktur. Büyüklenme iman ilkesiyle çelişki oluşturan düzensizliktir. İman yaşamı ve büyüklenme birbirine karşı çelişki dünyasıdır. Tanrı’nın armağanı imanla ve teşekkürle kabul edilir (20-22). İsrailliler iman eksikliği nedeniyle Tanrı’nın kurtarışından yoksun kaldı. Bu acıklı sonuç herkesin başına gelebilir. Tanrı kayrasına karşı iman konusunda sendeleyip düşmek bireyi günahın eşiğinde bırakır. Yazar bu arada İsrail’in Tanrı kayrasına getirileceğini de vurgular (16). Hem de paganlardan daha kolay; çünkü onlar öz köktendir. Kendilerini iman atılımı beklemekte. Bu dönemde İsrail’e karşı düşmanlık yarasına da değinmek gerekir. Orta çağda Yahudiler (Mesih katilleri) diye şuçlandı, bin bir baskıya ve saldırıya uğradı. Bu patavatsızlık III.Reich Almanyası’nda gaz fırınları vahşetiyle doruklandı. İsrail’in Mesih’i yadsıyışı ne ettiğinden habersiz halkları onlara düşman kıldı, insanlığın başına utanç getirici çoraplar ördü. Kutsal Söz’de vurgulanan tanrısal uyarı öneme alınsın. Gerçek Mesih bağlısı İsrail halkına düşman kesilemez, onları yeremez. Tüm gelişim Tanrı tasarılarının gerçekleşmesidir. Hiç kimse Tanrı’nın savunucusu, dava vekili, öç alıcısı olarak ortaya çıkmasın. Hangi dinin ulusun bağlısı olursa olsun!

            İyi cins ağaç İsrail’in Mesih’e dönüşünü beklemekte (bkz. Luka 21:24). Tanrı’nın kararlaştırdığı vakitte ve gelişimde. İnanç tarihinin parlak doruğudur bu. O mutlu ana dek Mesih inanlıları İsrail’in kurtuluşu için, Yeruşalim için Tanrı’ya yakarır (bkz. Mezmur 122:6; 29:11). Tarihin son heyecanlandırıcı sahnesi İsrail halkının Mesih’e iman etmesi, gerçek Tanrı bağlılığına dönmesidir. İsrail Tanrı’nın İsraili’dir. İnsanlık bu halkla ilgili şaşırtıcı gelişimlere tanık olacak daha (26,27; bkz. Yeşaya 59:20-21; 27:9). Pavlos konuyu giz (mystirion) olarak niteliyor (25).

            Burada kısa bir süre giz konusuna değinmemiz yararlı olur. Eski ve Yeni Antlaşma’da rastladığmız bu söz İbranice’de sodh’dur. Aramice’de raz veya rozo. Bu sözler hep aynı ilişkide geçer. Bunlar Hellence mystirion ile ilgilidir. Miyopluk myein bu kökenden gelen fiildir. Miyop insan ırağı göremez; ama göz doktoru ona gözlük taktırınca görülmeyen görülür. Bu söz Daniel’de çok sık geçer. İsa Mesih giz sözünü bir kez kullanır (bkz. Matta 13:11; Markos 4:11; Luka 8:10). Pavlos aynı sözü yirmi bir kez kullanır; Vahiy’deyse mystirion dört kez geçer. Eski Hellen dinlerinde bu söz gizemli ayinlerle ilgili olarak kullanılır. Giz, ancak açıklanınca bilinebilen bir olay ya da olgudur. Kelimenin fiil kökeni gözleri ağzı kapamakla ilgilidir. Eski Hellen kavramında bireyler bu yolla inanca tanıştırılırdı. Pavlos şu sözle bizleri bazı gerçeklere ilişkin aydınlatır: “Bunun tersine, saklı bulunan Tanrı bilgeliğinden gizemlilikte söz ediyoruz. Başlangıcı olmayan çağlar öncesi, Tanrı’nın bizim yüceltilmemiz için öncelerden kararlaştırdığı bilgeliktir bu” (I.Korintoslular 2:7). İnsanınkinden ne denli başka ve ayrımlı!

Mystirion sözü aşağıdaki ilişkilerde kullanılır:

  1. Beden kuşanmayla ilgili (Yuhanna 1:14; I.Timoteos 3:16).
  2. İsa Mesih’in kişiliğiyle ilgili (Efesoslular 1:9,10,17,19; 3:3-5; Koloseliler 1:26,27; 2:23; 3:3; 4:3,4).
  3. Kutsal Ruh’la ilgili (Yuhanna 14:16,17; 15:26; 16:7; Efesoslular 3:4,5; I.Korintoslular 14:2; I.Yuhanna 2:1; 3:24b; 4:2).
  4. Tanrı’nın insanı kurtarma yöntemiyle ilgili (Romalılar 16:25: I.Korintoslular 2:1,2,7,8; 4:1; II.Korintoslular 4:3,4;  Efesoslular 3:8,9; 6:19; I.Petros 19:20).
  5. Kiliseyle ilgili (Efesoslular 3:9,10; 5:32; Vahiy 1:20).
  6. Eskatologya (son olaylar) ile ilgili (I.Korintoslular 15:51-54; II.Selanikliler 2:6,7; Romalılar 11:25; Vahiy. 10:7; 17:5-7).

            Şu kısa değinme ötesinde Yeni Antlaşma’da mystirion kullanımlarıyla ilgili bir çalışma yapmak her okuyucuya yararlıdır. Yazar sözünü ettiği giz’de, yürek katılığı İsrail’e geçici bir süre için geldi diyor. Önce değinildiği gibi bu eskatolojik aydınlatmada İsrail’in kurtuluşu çağın sonunda parlak doruklamadır (bkz. Zekarya 12:10). O sevinçli gelişimde her bir İsrailli yeniden Mesih’i görünce dirençli günahına tövbe edecek. O’nun yaralarını da tanıyacak, teker teker çok büyük sayıda Yahudi Mesih’i sevinçle kucaklayacak. Peygamberlerin O’na ilişkin yazdıklarını anımsayacak ve Mesih’i yüceltecek. Tanrı’nın tarihle ilgili tasarısı çoktan kararlaştırılmıştır. Şu anda giz perdesiyle örtülü gelişim Mesih belirince gözle görülür elle tutulur gerçeğe dönüşecek. Tarihsel kiliseler, Reform kiliseleri, vb. İsrail’in kurtuluşunu, Mesih’in bin yıllık hükümranlığını başka başka açıdan yorumlar. İsrail derken bundan ‘Kilise’ anlamını çıkarır. Böylece bu önemli konu simgelenir, ruhsallaştırılır. Ama üzerinde durduğumuz 9,10,11. bölümler ve daha birçok Eski Antlaşma ve Yeni Antlaşma kesimi bu biçimde zorlanınca, kayma ve anlamı yitirme sonucu belirir. Kutsal Kitap yorumu zorlanmamalı.

            Egemen Tanrı’nın İbrahim’den bu yana İsrail’e verdiği vaatlerin toplamını hükümsüz bırakması düşünülemez. “Tüm insanlığı söz dinlemezliğe tutsak kılan Tanrı, tüm insanlığa acıyan, kayrasını bollukla sağlayan Tanrı” (39). Günahlı ademoğlu düşük yüreğinin tasarılarını bütünlemeye kalkınca, Tanrı o kişiyi kendi seçtiği ve gitmekte direndiği yola bırakır. Kötülüğe eğilim, günahta direniş özgür istek tarafından yönlendirilir. Buna egemen Tanrı’nın olumsuz iyiliği demek gerekir. Tanrı öte yandan bu gizemli davranışla günahlıya parlak ‘sonra’nın kapısını açıyor. Elbette tanrısal eylemi kavrayana, onu gerçek özgürlükle ihya etmeyi bekleyene, Mesih’e imanla yüreğini büsbütün açana (bkz. II.Tarihler 32:31; Yasanın Tekrarı 8:2; Mezmur 17:13,14; 81:12,13; Hoşea 4:17; Habercilerin İşleri 14:16; Romalılar 3:25, vb.). Başlangıçta acıdığı, çağırdığı İbrahim’e verdiği vaatleri elbette iptal edemez O.

            Bu arada Tanrı’nın egemen seçim yöntemini de akılda tutmalıyız (9:6-29). İsrail’in en sonunda Halk olarak Rab’be döneceği ana dek bir azınlık kurtuluyor (2:27-29; 11:3,7). İnsan kafasının kavrayamayacağı tanrısal gizemdir bu (29; 8:28,30; 9:23,24; I.Korintoslular 1:24-29: Galatyalılar 1:15,16). Mesih’in haçlanışından bu yana Yahudiler’den damla damla denebilecek sayıda bir kesim tövbe ederek Tanrı’nın kayrasını değerlendirmekte. Bu çetin dönemin sonundaysa, Mesih’in o görkemli gelişinde Tanrı’nın egemen seçim yöntemi uyarınca pek çok Yahudi’nin imansızlık bağları kopacak, aklı gözü yüreği açılacak. Hem İsrailliler’den hem de paganlardan, başka başka dinlere bağlı olanlardan (bkz. Yeşaya 66:18-23). Küme küme insan tövbe ederek Rab’be dönecek, iyi cins zeytin ağacının dallarını oluşturacak (11:25-27). Otuz ikinci ayette belirgin bir eskatologya öğesi açıklanmakta. Sayısız İsrailli’nin Mesih’e iman edeceği gün ve gelişim ırakta değil (bkz. II.Korintoslular 3:14-16). Başka başka dinlere bağlılık eden de kalmayacak.

            Şu anda iyi cins zeytin ağacına aşılanmış dallar, Tanrıca dikilen ağaca özgü ürünü getiriyor. Ve İsrail o ağacın kökünden gelmiş olmaya karşın Rab’be ürün getiremiyor. İyi cins ağacın kökünden beslenmeyen hiç kimse iyi ürün getiremez. Bu ağaçta gelişmenin, ürün getirmenin biricik yolu Tanrı’nın egemen tasarısı uyarınca kökten beslenmektir. Şu anda o ağaçtan kesilmiş bulunan İsrail’in yine o ağaca işlenerek Tanrı’ya beğenilir ürün getirmesi kutluluklar kutluluğu olacak. Sevinç Getirici Haber her yanda yayılırken uluslar arasından pek çok kişi Mesih’e dönüyor. Mutlu gelecekte İsrail de dizini döverek O’na dönecek.

            İsa Mesih’in ikinci gelişi parlak umuttur, kalıcı gerçektir (bkz. I.Timoteos 1:1). Hem İsrail’e hem de paganlara (bkz. Habercilerin İşleri 15:13-18). O’nun yeryüzünde kuracağı bin yıllık barış ve esenlik hükümranlığı (bkz. Vahiy bölüm 20) gelmiş geçmiş tüm imparatorlukları ve onların başkanlarını bir çırpıda tarihin arşivine itecek. Tanrı’nın İbrahim’e andı, onunla antlaşması bu parlak gelişimde tümden gerçekleşecek. İsrail iki bin yıldır Tanrı tasarısına karşı direnmekte. Ama İbrahim’in Tanrısı İsrail’i gözlüyor ve şu anda uluslardan kendisine Mesih bağlısı bir halk seçiyor. Sevgisiyle mühürlediği kişilerden sevgisini çekmez O. Tanrı, bağışlarını çağrısını geri almaz (29). O değişken insan gibi bir varlık değildir.

İsrailli olsun, uluslardan gelme olsun her varlık günah altında tutuklanmıştır (30-32; bkz. Galatyalılar 3:22,23; Habercilerin İşleri 14:16). Bir suç işleyince bileklerine kelepçe takılan kişi tutukluluğunu derin derin düşünür. Bu üzücü ortamdan aklını ayıramaz. Kelepçe nedir bilmeyen yasasayar insan yüreğinin üstünde kelepçe bulunduğunu acaba düşünür mü hiç? Herkes kendisini özgür kişi olarak görür. Ama gerçekte tutukluyuz (Romalılar 3:23). Hatırnazlık etmeyen Tanrı her canı söz dinlemezlik suçlamasıyla tutuklamıştır (bkz. II.Selanikliler 2:11-12). Bu ağır kelepçeden hiçbir yetki onu kurtaramaz. Tanrı tutukluyu sever acır ve kurtarır. “Oğlu İsa’nın kanı da bizleri her günahtan arıtır” (I.Yuhanna 1:7). Kelepçeyi kırar, canı özgür kılar; şimdi ve ebediyen.. Böylesi düzenli ve amaçlıdır Tanrı’nın tasarıları, sonuçlamaları. Arının bir bu yana bir öbür yana uçuşmalarında herhangi bir düzen ve uyum düşünülemez. Ama altıgen peteğe bakıldığında uçuşmalardaki amaç anlaşılabilir. Bu tasarının gerisinde arının içgüdüsü bulunur. Ya arıyı yaratanın zekâsı!

Tanrı’nın tasarısı ademoğullarına anlamsız gibi görülebilir. Ama onun eylemleri bütünlenince kesin düzen ve güzellik belirir. Tanrı’nın her düşüncesi ve eylemi o parlak doruğa çekiyor bizleri. Yazar kafayı karıştıran bu derin tezlerle boğuştuktan sonra parlak bir ilahiyle konuyu dorukluyor (33-36). İncil’in birçok yerinde düşündürücü herhangi bir gerçeğin ardından egemen Tanrı’ya bir ilahi yükseltilir (bkz. 8:37,39). Burada da Pavlos bunu yapıyor, Tanrı’nın egemen düşüncesini sonuçlamasını içtenlikle kutluyor; O’nun bilgeliği ve bilgisiyle mest oluyor. Tanrı’nın yetkin ve belirgin bilgeliği büsbütün sınırsızdır; yaratılan her varlığı, olan-olacak her konumu, her şeyi, her yeri kapsar. Bunlar geçmişte, şimdide, gelecekte, kurulu düzende ve uzayda her alanı içine alır. Bir an için, ışığı daha yeryüzüne ulaşmamış yıldızları düşünün. Bunlar da aynı sınırsız bilginin nesnesidir. Yaratan bunların ordusunu kesin sayılarıyla bilir, her birini adlarıyla çağırır (bkz. Yeşaya 40:26). Yazar böyle bir gerçeği derin coşkuyla kutlar (bkz. Mezmur 33:13-15; 104:24; 139:2,6; 147:4; Matta 6:8; 10:29,30; Habercilerin İşleri 15:8; Efesoslular 3:10; İbraniler 4:13). Oğlu İsa Mesih’in kişiliğinde insanlığa açıklanan o akıl ermez tasarıları düşünerek bir ilahiyle coşkunluğa geliyor mektubun yazarı (bkz. Efesoslular 3:5,10; Koloseliler 2:3). Egemen Rab’bin tüm insanlığa –Yahudi’ye de pagana da– tarihin akımıyla birlikte işlerliği görülen düşünceleri düzeni tasarıları, gerçeği kavrayan her aklı uğraştırmaktan öte coşturmaktadır da..

            Arıların bize düzensiz görülen uçuşlarını kavrayamadığımız gibi, egemen Tanrı’nın tarihte beliren akılları düğümleyici düzen ve tasarıları karşısında O’nu yüceltmekten başka ne yapabiliriz? Bu dönümde yazar Pavlos Eski Antlaşma’dan bazı düşündürücü alıntılar yapıyor (bkz. Eyub 15:8; 41:11; Yeşaya 40:13; Yeremya 23:18). Günahlı, düşük bireylerin egemen Tanrı’ya ilişkin bu nasıl olabilir, neden öyledir; Allah şu olamaz böyle tanınamaz, şöyle değil böyledir yolunda salt kafada biçimlenen kuramları Tanrı gerçeği karşısında mukavva köşk gibi çöker. Varoluşçuların bir kesimi ateizmi benimsemiştir; çünkü bu felsefe ‘ben’ de odaklanıyorç

            Egemen Tanrı’nın bilgisi bilgeliği sınırsızdır. Sevgisiyle kurulu düzeni mühürler, kayrasıyla sevecenliğiyle her bir cana teker teker erişir. Halkı İsrail’in ruhsal görmezliği sonucunda nurunu uluslara yakar. Günahlıya yargısını bildirirken aynı zamanda onu kurtarışına çeker. Şu kısıtlı yaşamda ademoğlu Tanrı’ya özgü düzen ve tasarıları kavrayamaz, ama ileride tam olarak bilecektir. Çünkü her şey O’ndandır; varlığımızın özü kaynağı O’dur. Her şey O’nun aracıyladır. Olan şeyleri bir arada tutan O’dur. Kronos ve Ouranos (zaman ve mekân) hakimi O’dur. Her şey O’nun içindir; amaç ve son O’dur (36; bkz. Koloseliler 1:15-20; İbraniler 1:2,4). Ve bu egemen Rab biricik Oğlu Mesih’te beden kuşanıp kendisini tüm dünyaya belirgin edendir. Bu tanrısal gerçeği ancak Davut’un derin ünlemiyle karşılayabiliriz: “Bu bilgi benim için alışılmamıştır. Yüksektir; ona erişemem” (Mezmur 139:6).

            Tanrı’ya özgü bu içtenlikli yakarışı, kişiliğiyle ilgili gerçekleri düşünmekteyken O’nun kutsallığına eğilmemek konuyu eksik bırakır. Tanrı varlığında, eylemlerinde, kararlarında kutsal olmasaydı bu üstün ve kesin sonuçlamaların bir tekini bilemezdik. Kutsallık Tanrı’nın kişisel belleğidir. O’nun kusursuzluğu kutsallığı tüm kararlarının ve yargılarının öznesidir. Tanrı kutsaldır; sınırsız ve kesin kusursuzluğu O’nun yöntemini ve dürtüsünü her zaman doğru yöne, sağlam amaca götürür; hiçbir kararında yanlışlık öğesi düşünülemez. Bunu somut biçimde kavrayabilmek, üçte teklik tekte üçlük bilgisiyle aydınlanmaya bağlıdır.

            “Hiçbir vakit hiç kimse Tanrı’yı görmedi. Baba’nın bağrında olan Tanrı –biricik Oğul–, O bildirdi O’nu” (Yuhanna 1:18).

            “Her şey bana Babam tarafından verildi. Oğul’u Baba’dan başka kimse bilmez. Baba’yı da Oğul’dan başkası bilmez. Bir de, Oğul’un kendisine Baba’yı açıklamak istediği kişi Baba’yı bilir” (Matta 11:27).

            “Tanrı Oğlu’nun geldiğini ve Gerçek Olan’ı bilmemiz için bize kavram verdiğini biliyoruz. Biz Gerçek Olan’ın bağlılığındayız: O’nun Oğlu İsa Mesih bağlılığında. Bu, gerçek Tanrı’dır ve sonsuz yaşamdır” (I.Yuhanna 5:20).

            Günahsız kutsal İsa’yı gören, Baba’nın öz niteliğini görerek onu gerektiği gibi anlayabilir (bkz. Yuhanna 6:69). Bunun yanı sıra Tanrı’nın kutsallığına özenir, kutsal yaşamı amaçlar onu kovalar. Mektupta yazılıdır: “Kutsallık Ruhu açısından ölüler arasından dirilerek güçlülükle Tanrı Oğlu belirlenen Rabbimiz İsa Mesih” (Romalılar 1:4; bkz. İbraniler 12:10 b,14). Haberci Petros da Kutsal Ruh’a ilişkin şunu bildirir: “İnsan yüreğini bilen Tanrı, bizlere verdiği gibi onlara da Kutsal Ruh’u vererek kendilerini onayladı. Bizlerle onlar arasında hiçbir ayrım gözetmedi. İman etmeleri üzerine onların yüreğini arıttı” (Habercilerin İşleri 15:8.9).

            Yaratıklarının yürek kirliliğini herkesten daha iyi bilen Tanrı, Mesih’e iman edene Kutsal Ruh’unu vererek Kutsal Ruh’un yeterliliği ve etkinliğiyle yüreği arıtır. Bir vakitler her tür günahın çalkaladığı yüreğe Kutsal Ruh kutsallık kavramını damgalar, inanlının günaha karşı tiksinti duymasını, kutsallığı özlemesini etkin kılar (bkz. 8:8,9; I.Korintoslular 3:16,17; 6:19; I.Selanikliler 4:7,8; II.Selanikliler 2:13). Tanrı’nın hiçbir durumda ödün vermeyen kutsallığı, bireyin koşulsuz ve bağsız kutsallık sorumluluğu sadece üç kişilikte açıklanan Tanrı’yı tanımakla gerçekleşir. Vühut üstelemesi, vahitçilik kuramı hiç kimseye Tanrı’nın gerçek kişiliğini, kutsal özelliğini anlatamaz, O’nu pak sevgisiyle tanıtamaz. Bu nedenle vahitçi bireyin Tanrı kutsallığını kavrayarak buna uyumlu biçimde yaşayabilmesi, Tanrı’nın sevgisini değerlendirmesi olanaksızdır. Vahitçi insan kutsalllık kavramından yoksundur, Tanrı sevgisinden bilgisizdir.

            Salt kutsallık ilkesi değil, gerçekte sevgi de ancak üç kişilikte açıklanan diri Tanrı’yı tanımakla ışığa çıkar. Vahitçilerin katı saplantısı bu öğretinin bağlılarını geniş kapsamlı tanrısal bilgiden ve ışıktan yoksun bırakmakta. Üçte tek tekte üç Tanrı’yı bulanın ufukları tanrısal nurla aydınlanır. Kutsal Ruh inanlıyı kutsallığa özendirir. Kutsal Tanrı günahlı yaratıklarını Kutsal Ruhu’yla kendine çeker, canı kurtarmak kutsal kılmak ister. Bireyde erdeme (fazilet) duyulan özlem, Kutsal Ruh’un yeterliliğiyle yaşamın her yetisini Tanrı’nın kutsallığına çeker ve yöneltir. Kutsallık tanrısal doğruluğun ve adaletin yürekte doğrulanmasıdır. Kutsallıkta Tanrı’nın varlığıyla isteği el ele beraber gider. Oğul Mesih Tanrı’yı insana nesnel belirlilikle tanıtır, Kutsal Ruh da insana öznel belirlilikle tanıtır. Kutsallık Tanrı’nın önde beliren özelliğidir. Bununla bağdaşık uyumlulukta kutsallık ademoğlunun en önde beliren yararıdır (bkz. I.Selanikliler 3:13). Mesih’e bağlananın kutsallığı, bireyin istekleri ve kararlarıyla belgelenir. Tanrı kutsaldır; her isteği ve kararı kesenkes kutsaldır. Her eylemi koşulsuz ve bağsız kutsaldır. O, kutsallığı ilişkisinde daima kendine sorumludur. Hiç kimseye hesap vermez. Kusursuz olan kusurluya borçlu değildir. Ama inanlı Tanrı karşısında sorumludur. Ne der Mesih? “Göksel Babanız yetkin (teleios) olduğu gibi, sizler de yetkin kişiler olasınız” (Matta 5:48). Tanrı kısıtlı, ölümlü insana eğilir, onunla kişisel yakınlık kurmak ister. Mesih’in kurtarmalığını canın temeli kılar, ona hiç ölmeyen yaşam nefesini üfler, sonu gelmeyen kutsallık bahçesinde onu hükümranlığının uyruğu kılar.

            Baba’nın, Oğul’un, Kutsal Ruh’un kutsallığı kendine özgüdür. Başka herhangi bir varlığınkine benzemez. İnanlının kutsallığı üç kişilikte açıklanan Tanrı’nın kutsallığı gibi değilse, birey umut getiremeyen günahlılığın uçurumundadır. Tanrı’nın öz kişiliğiyle çelişki oluşturan herhangi bir yöntem ya da düşünce O’nun katına erişemez. Günahla kirli can tümden kutsal Tanrı’yla paydaşlık edemez, O’nunla bağlantı kuramaz. Kutsal olan, hiçbir kusurlu şeyle bağdaştırılamaz. Kutsal olan kendini daima kutsal olmayana karşı korur ve savunur. Kutsal Tanrı’nın isteği kararı O’nun biricik Oğlu’nda açıklanmıştır; etkinlikle ve somut belirginlikle O’nda görünmüştür. İnsanı kendi benzerliğinde ve öz niteliğinde yaratan, yaratığının her durumda O’nun kutsal isteğiyle atbaşı beraber gitmesini özler. Bu gerçekleşmeyince Tanrı-insan ilişkisi sarsıntıdadır. Tanrı’nın bütün eylemleri onun kutsallığından kaynaklanır. Kutsallık öncesiz-sonsuzdur. Günah ve düşüklük sonradan sokulmuş istilacı, gaspedici, öldürücü ve yıkıcıdır. Ezeli değil, ebedi değil.. Bunu belirtmek için yazar Pavlos her yerde yaydığı, tanıttığı Baba’ya ve Oğul’a ilişkin, “Yücelik sonsuzlara dek O’nundur. Amin!” ünlemiyle bu kesimi kapatır (36b).

 

            BÖLÜM 12

            Öğreti kesimi genellikle on birinci bölümde son bulur. Elbette, önümüzdeki bölümlerde arada bir gerekli öğreti öğeleri de sunulur. On ikinci bölümde Mesih bağlısının güncel yaşamla ilgili işlerlikli yükümlülüklerini içeren gerçekler evresi başlar. Rab İsa Mesih bireyi değiştirir, Tanrı katında onu doğrulukla donatır. Bu yenilenişin insanlar ve toplumlar karşısında da göstergeleri vardır: Tanrı önünde yeni yaşamın sergilenişi (bkz. 6:11-23; 8:1-13) belirtilmenin yanı sıra, insanlar ve toplumlar doğrultusunda da yeni yaşam gün günden sergilenir ve ışığını saçar. Bu bölümden başlayarak 15:1-13’e dek yazar bu canlı konuyu geliştirir. İşlerliği olmayan inanç ve öğreti hiç kimseye yaramaz, kimseyi açmaz. Oğlu’nun kurtarışını değerlendireni günahtan arıtan kurtaran Tanrı bu kişileri “Oğlu’nun benzerliğinde olsunlar diye önceden kararlaştırdı” (8:29). Mesih’te sağlanan yaşam Sevinç Getirici Haber’in sonrası, yan çizilemeyen parçasıdır. Pavlos “Bütün uluslar arasında iman buyruğuna uymayı tanıtmaya” atandı (1:5). Tanrı’nın iman buyruğu, Mesih’in sağladığı kurtuluş anında başlayan şu geçici yaşamın bitimine dek O’nun kutsallığıyla uyumda ilerleyen parlak yolculuktur. Doğal insan kuşaklarınca kavranamayan sevindirici aşama.. Önümüzdeki bölüm bununla ilgilenir. Bunun özetlenişi şöylece yapılabilir:

 

             I.      TANRI’YA BAĞLILIK-TAPINIŞ (1-8)

a.      Tanrı’ya diri sunu (1,2)

b.      Tanrı’ya yararlılık (3,8)

 

          II.      SEVGİYLE İLGİLİ KURALLAR (9-14)

a.      Kötülükten kaç, iyiliğe yönel (9)

b.      Kardeşlik bağı (10)

c.       İman yolculuğunda direşkenlik (11)

d.      Katlanış, duada süreklilik (12)

e.       Yardımseverlik, konukseverlik (13)

f.       Acı çektirenlere iyilik, öçten sakıncalık (14)

 

       III.      ÜÇ BOYUTLU YAŞAM YÖNTEMİ (15-21)

a.      Sevinç ve acının paylaşımı (15)

b.      Uyumlu-düzenli yaşam (16)

c.       Barış-esenlik yaşamı (17-21)

            Pavlos öbür mektuplarında da Tanrı’yı hoşnut eden üstün içerikli yaşamı yaşasınlar diye inanlılara yalvarır (parakaleo; bkz. I.Korintoslular 4:16; Efesoslular 4:1; I.Timoteos 2:1) onları sürekli öğütler. Bu ayette, kardeşlerim diye seslendiği Roma inanlılarına Tanrı’ya beğenilir sunu niteliğinde tüm varlıklarını sunmalarını diliyor, bunun sağduyulu (logiki, mantıklı, ussal, usa dayanan) ruhsal hizmet olduğunu vurguluyor. Günahlı ademoğlu mantığa vurulmamış yaşamın yolcusudur. Dört yanda karşılaştığımız bozukluk düzensizlik yıkıcılık kendi kendini öldürücülük mantıksız gidişin birer görünümüdür. Oysa kutsal söz sağduyulu tapınışın ya da ruhsal hizmetin (latreia) ne olduğunu açık açık belirgin ediyor. Mesih inanlısının tüm yaşam yöntemi bir tapınış ve hizmet düzenleşimidir. (bkz. I.Korintoslular 10:31). Yazar daha önce Tanrı karşısında diri yaşamın görünümünü belirtmişti (6:11). Diri yaşam Tanrı’ya diri tapınışla belirginleşir. Buradaki yüreklendirmenin özü özeti budur. Tanrı yaşam kaynağıdır; yaşam varlıkta hareket oluşturur. Diri ve yaşayan Tanrı bağlılığı da tüm varlığı sağduyusal, ruhsal hareketle kutlu kılar. Tanrı bağlılığında, Mesih inancında biçimciliğe yer tanınamaz. Biçimci inanç uygulamaları ne diri Tanrı’yı etkileyebilir, ne de Yaratan’ıyla sağlıklı paydaşlık özleyen iç varlığı tatmin edebilir. Önceki bölümün ağırlık noktası, kutsal Tanrı karşısında kutsal yaşamın incelikleridir. Şimdi bu köklü gerçeğin genişletilmesiyle karşılaşıyoruz (2).

            Bu ayette yazarın kullandığı Hellence kelimelere değinmek okuyucuya yararlıdır: Syshimatizomai: Bir şeyin biçimine girmek, o nesne gibi olmak, kısacası aynı kalıba girmek. Pavlos bu dünyanın kalıbına girmeyin diyor. Burada şimdiki çağ deniyor. Yazar bunun ardından başka bir sözü kullanıyor. Metamorfonomai: Başka bir şeyin biçimini almak. Bu söz Rab İsa Mesih’in değişme dağında o görkemli görünüşe girişiyle ilgili olarak kullanılır (bkz. Matta 17:1-8; Markos 9:2-8; Luka 9:28-36). Tanrı arıttığı kurtardığı canı Mesih’in biçimini almaya çağırır. Sadece bu tanrısal işlemden geçen O’nun isteğini kavrayabilir, yaşamını Tanrı’nın belirttiği yöntem doğrultusunda düzenlemeyi kararlaştırabilir. Düşük, günaha tutsak insan Tanrı’ya beğenilen yararlı yetkin değerleri kavrayamaz. Onları uygulamayı kendi başına yeğleyemez. O kişi Tanrı isteğini birkaç dinsel alışkı ve uygulama ilişkisinde anlar, yaşamın kutsallık aşamasına varıp kutsallık kapsamında sürdürülmesi gereğini düşünemez.

            Tanrı’nın inanlıdan istediği, dünya görüşünün tümden değişmesi, anlayışın tazelenmesidir. Kurtarıcı’nın bizi oradan çekip kurtardığı günah ve ölüm bozukluğundan büsbütün kopmamız gerekir. Tanrı’nın gücüyle, Kutsal Ruh’un desteğiyle, anlayışın yenilenmesiyle yaşam doğruluğunun egemen olduğu aşamaya ulaşmamız değişmiş yöntemin göstergesidir. Gerçi, dünyadaki yaşamımız sürüyor; ama inanlılar olarak bu dünya yönetiminde değiliz gayrı. Anlayışımız tazelenmiştir. Dinin, siyasetin, bilginin, eğitimin, maddi varlığın, sporda başarının ve başka her ne varsa hiçbirinin yenileyemeyeceği aklı-anlayışı sadece Kutsal Ruh tazeleyebilir. Canı günahtan özgürlüğe kavuşturan Mesih’in isteği aklın kökten tazelenişidir. Önceki yaşam yönteminde günah tasarıları ve eylemleriyle kirlenen akıl yenilenmeli. Günahta ağınan bireyin aklı kirli tavuk kümesine benzetilebilir. Tanrı böylesi tutsak düşünce özeğini itinayla düzenlenen çekici içaçıcı konuğa dönüştürür (bkz. Yuhanna 14:27: Filippililer 4:7,8; Koloseliler 3:15; Yeşaya 26:3). İnanlının karşılaşacağı her bunalımda Tanrı egemendir. Her sorunumuzu enikonu bilir ve eler O. Düşüncemizi de yüreğimizi de kökten değiştirebilir. Kendi kendine düzenlenen kurallar uyarınca yöneltilen akıl, Tanrı’ca saptanan kalıcı etik değerleriyle yöneltilemez. Filozoflar galerisi doruğunda yer alan Aristotel şöyle der: “Sağtöresel gerçeğe ulaşmak düzene getirilmiş akılla gerçekleşir.” Tanrı’dan esinlenen Kutsal Söz’ün saçtığı ışıkla Kutsal Ruh söz dinlerliği etkiler (7:6; 8:5-9; II.Korintoslular 3:6-7; Efesoslular 4:22-24).

            Beyin yıkamak iğrençlik doğuran çirkin bir eylemdir. Kişiyi kendine özgü düşünce ve görüşe yabancılaştırarak başka doğrultuda onu yöneltme eylemi dikta rejimlerinin bol bol uyguladığı sinsi ve zalim bir işlemdir. Kutsal Ruh’un anlayışı tazeleyerek bireyi yeni bir varlık kılması, kötü niyetli insanların oyununa karşı daima iyiliğimizi arayan Tanrı’nın etkilediği yenileme eylemidir. Kutsal Ruh, aklı günahlı düşüncelerin tutsaklığından özgür kılarak pak, kutsal, sevgi yüklü görüşe ve tasarılara iletir. (bkz. Filippililer 4:8,9; Koloseliler 3:9; 10). Görüldüğü gibi, beyin yıkamanın acımazlığına karşı Kutsal Ruh’un aklı değiştirmesi Yaratan’ın sevgi ve kayra eyleminden kaynaklanır, bireyi parlak aşamalara yükseltir. Doğal durumunda kirli tavuk kümesini andıran aklı içten tazeler. Gayrı bu akıl Tanrı’nın isteğini seve seve uygular, yararlı yetkin beğenilir değerleri benimser. Tazelenen akıl kocaman çınar ağacı gibi fırtınaları göğüsleyebilir, bilgide onu yaratanın benzerliğine değiştirir (bkz. Filippililer 4:7). Dikta ya da şeriat rejimlerinin beyin yıkamasıyla Kutsal Ruh’un aklı tazeleyişi arasındaki ayrım dünyalar boyutundadır.

            Ruhsal-akılsal yetkinlik nicelikle olmaktan çok nitelikle ilgilidir. Yetkinlik ilkesinin kapsadığı özellikler sağtöreseldir. Şu doğru bu doğru değil tartışmalarından ayrı tümel yetkinlik, her alanımızı kapsayan doğruluk.. Varlığın tümünü etkisinde bulunduran aktöresel düzen. Dinler günaha bölmeler ilişkisinde bakar. Tanrı’ysa günahı günahlılığı tümel kapsamda görür, kurtardıklarını tümel düzene getirir. Bir yanda dinler, öbür yandaysa aklı Tanrı’nın yenilediği değiştirilmiş insan. Tanrı’nın varlığı kesin bilgelik, doğruluk, sevgide süreklilik tümlüğündedir. Tanrı inanlısını bu özellikler kapsamında görmeyi özler. Hiçbir varlık O’ndan bağımsız sayılamaz. Tanrı kurtardığı kutsadığı inanlıyı bu çerçevede tanır. Tanrısal varlık tüm gerçek, sevgi, kutsallık ışığında durmadan parlar. Mesih’e gerçekten bağlananı bu özellikler yönteminde görmekle ilgilenir O: “Yaşam O’ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı” (Yuhanna 1:4; 5:24).

            Tanrı insanı kişi olarak yarattı; ümmet olarak değil! Bireyi toplumlar içinde parlak bir  varlık olmaya atadı. Kuşkusuz hiç kimse bağımsız, tek başına yaşayan bir varlık değil; hem de olamaz. Yazar inanlılara Mesih topluluğunda uyum ve bağdaşıklık içinde yaşamanın gereğini vurguluyor ve bunun nasıl gerçekleşebileceğini öğütlüyor (3,8). İnanlılar alçakgönüllülükle, karşılıklı saygıyla kendilerine sağlanan armağanlar uyarınca yaşamaya çağrılmıştır. Ruhsal anlayışla donatılan inanlı topluluğun sağlıklı bir parçasıdır. Bu toplulukta olanların birbirine karşı taşıdığı sorumluluğa başka hiçbir kuşakta rastlanamaz. Yazar inanlılar topluluğunu bir bedene benzetir (Mesih’in bedeni). Her bir kişi bedenin ayrı ayrı parçasıdır (4:5). Kuşkusuz herhangi bir dinsel siyasal yapısal topluluk bu kullanımla anlatılamaz.

            Hiç kimse öbürüne yüksekten bakmasın. Bunun tersine alçakgönüllülükte birbirimizle yarışırcasına biri ötekini önemli tutmaya çağrılıyor. Birbirimizi insansal ölçüyle değil, Tanrı’nın bize verdiği iman ölçüsünü kullanarak (metron pisteos, 3) ölçmeliyiz. Daha önce beşinci bölümde imanın Tanrı armağanı olduğuna değinildi. Ölçütümüz Mesih inancıdır, kendi önerimiz ya da başarımız değil! Başka topluluk ve kurumlarda bireyler kişisel önemlilikleriyle ölçülür, ya da ümmetten kopamayan bir uyruk olma zorunluluğuyla.. Buna karşı Mesih topluluğunda kriter başkadır: Herkes özgür ve herkesin bağlı bulunduğu Mesih ilkeleri.. Bunun dışında hepimiz yitik günahlılarız; önemimiz, yeterliliğimiz hiçtir. Bu gerçek kavranınca başkasından önde bulunma hevesimiz veya ümmetin koşullarıyla yönetilmemiz zorunluluğu buhar gibi dağılır.

            Yazar bu önemli konuyu Kutsal Ruh’un inanlılara verdiği bağışlara (harismata) götürüyor (4b). Kutsal Ruh’un inanlılara armağanları tanrısal kayranın uzantısıdır. Kutsal Ruh’un bağışları İncil’de kilise (ekklesiyoloji) başlığı altında beliren konular arasındadır. Özellikle son on yıllarda karizmatik gelişim buna daha çok ağırlık getirdi. Mektupla uğraşımız bu doğrultuda değil; ne var ki, armağanlar’a değinildiğinden buna kısaca eğilmemiz yararlıdır. Kutsal Ruh’un armağanlarına İncil’de yirmi bir belirgin bağışla değinilmekte.

            Bağış, Hellence’de yaklaşık on ayrı sözle anlatılır. Tümü Kutsal Ruh’un verdiği bağışlarla ilgilidir. Tanrı’nın egemen tasarısında iki olgunun önemi dikkati çeker: O her şeyi Mesih’te barıştırır hem de birleştirir. “Bu giz çağların tümlüğe ermesiyle, Mesih’in kişiliğinde göklerdeki ve yerdeki her şeyin O’nda bütünlüğe getirilişini içeren yönetim konusudur” (Efesoslular 1:10; bkz. 1:20-23). Tanrı göksel bütünlemesini verdiği armağanlar aracılığıyla gerçekleştirir. Yenilenen insanı armağanlar yoluyla yapıcılığa ve olgunluğa eriştirir, edimci öğretilere karşı onu savunur. Ölüme üstün gelen Mesih göklere yüceltildikten sonra kilisesini armağanlarla donattı: “Bunu kutsal yaşamlıların hizmet görmek için gerekli donatımı almaları, Mesih’in bedeni yararına kuruculukta bulunmaları için yaptı. Öyle ki, hepimiz imanda birliğe ve Tanrı Oğlu’nu bilme aşamasına erişelim, yetkin insanlar olalım, Mesih bütünlüğünün olgunluğuna ulaşalım” (Efesoslular 4:12,13; bkz. 4:14-16; 2:21,22). Armağanlara şu yerlerde rastlanır: (Romalılar 12:6-8; I.Korintoslular 12:4-11; 28-30; bölüm 14; Efesoslular 3:7; 4:7, 11,12; I.Petros 4:10; İbraniler 2:4). Yirmi bir ayrı armağan şöyle sıralanabilir:

Peygamberlik ( profitia), dört kez geçer

Öğretmenlik (didaskalia), üç kez geçer

Şifa armağan, (harismata iamaton), iki kez geçer

Diller armağanı (geni glosson), iki kez geçer

Habercilik (elçilik) (apostoli),  iki kez geçer

Hizmet (diakonia)

Buradan sonrakiler sadece birer kez geçer:

Öğüt vermek (paraklisis)

Bağışta bulunmak (metadosis)

Yöneticilik (prostateia)

Acıyış (eleimosini)

Tanrı bildirileri ilişkisinde  bilgece konuşmak (logia theou, logos sofias)

Bilgiyle konuşma (logos gnoseos)

İman (pistis)

Mucize işleri (energimata dinameon)

Ruhları ayırt edebilme yeteneği (diakriseis pneumaton )

Yabansı dilleri çevirme yeteneği (ermineia glosson)

Mucizeler (dinameis)

Yardım eli (antilipseis)

Yöneticilik (kiverniseis)

Haberci müjdeci (mübeşşir, mübeşşire, evangelist) (evangelistis; bkz. Habercilerin İşleri 21:8; II.Timoteos 4:5)

Topluluğa çoban (poimin)

            Yirmi bir armağanı kapsayan bu listeye dikkatle bakıldığında, bağışlar arasında kesin bir çizgi bulunmadığı görülür. Bazı armağanların öbürleriyle bileşimli ya da birbiriyle dokulu olduğu belirir. Yazarlar bize yirmi bir başlıklı bir liste sunmuyor. Sadece çeşitli armağanları açıklıyor. Her inanlının en azından bir armağana sahip olması tartışma kaldıramaz. Öte yandan hiçbir inanlı bu armağanların tümüne sahip olamaz. Okuyucunun bu önemli konu üzerinde disiplinli bir çalışma yapması kendisine yararlıdır. Hem de Kutsal Ruh’un ona hangi armağanı (armağanları) verdiğini anlayarak bunu (bunları) Tanrı doğrultusunda imanla kullanmasına.. Olabilir ki, beden parçalarından bazısının önemi çarpıcı. Örneğin, gözlerimiz. Buna karşı parmaklar gözü kıskanmaz. Gülünç olurdu böyle bir tutum. Bu betimle yazar her beden parçasının kendine özgü görevi tanıyıp o doğrultuda çalıştığını anımsatır.

            Kilise topluluğunda belki biri çok başarılı bir haberci. Örneğin bir vakitler Türkiye’de Mesih için çalışan Vahram Tatikyan. Eğitimi olmayan bu seçkin mübeşşir her yanda müjdeyi duyurur, bireyleri Kurtarıcı’ya yöneltirdi. Sattığı Kutsal kitapların, İnciller’in, parçaların hesabını ancak Rab bilir. O dönemde Vahram’ın emeğini beğenenler olduğu gibi kıskananlar da eksik değildi. Budur insanın tepkisi. Kıskananlar unutuldu, Vahram’ın işi-emeği şu ana dek yıldızlar gibi parlamakta. Egemen Tanrı, Kutsal Ruh seçtiği ve çağırdığı inanlılarını kendi bilgeliği uyarınca bir armağanla donatır, onun bunları kullanmasında destek sağlar. Belirli bir armağanla Rab’be hizmet sunanlar desteklenir, onların uğraşı için dualar yapılır. Belki daha az önemli bir armağanla donatılan kadın ya da erkek, eliaçıklıkla kendisine verilen armağanı  Mesih’in yüceliği için kullansın. Kıskanmasın; daha çarpıcı bir armağanı işlerliğe koyan kardeşi kız kardeşi gönülden desteklesin.

            Bu yazıda sekiz armağana değiniyor yazar. Tümü birlikte tek bedenin Mesih yüceliğine atanan birer katkıcı. Hepsini tümleyen tek bedendir. Biri bir yanda öteki öbür yanda birbirinden bağımsız çalışan, birisi obürünü kıskanan bencil parçalar değil! Sekiz armağanın sonuncusu acıma göstermektir. Bu Kutsal Ruh bağışı, başkalar doğrultusunda yakınlık ve ilgidir, dosta da düşmana da.. Gerçekte ruhsal armağanların çoğunluğu başkalara uzatılan yardım ve destekle ilgilidir. Çevremiz dertli, acıyla yüklü canlarla dolu. Tümünün acıyışa gereksinimi belirgin. Bu acıma kendiliğimizden kaynaklanmıyor. Bunu Kutsal Ruh’un pek de dikkati çekmeyen armağanlarından biri gerçekleştiriyor: Eleimosini.

            Dokuzuncu ayetin sevgiyle başlaması ilginçtir. Mürailik (ikiyüzlülük, özü sözü bir olmayan). Her yanımızda yaltaklayıcı, düzmece sevgiyle çıkarını kovalayanlar var. Bu tür sevgi yeltenişine karşı inanlı uyarılmakta. Bölümün bu parçası ikiye ayrılabilir (9-16; 17-21). İlki inanlının inanlıya karşı yükümlülükleri, sonrakiyse inanlı olmayanlar doğrultusunda yükümlülükler. Bu parçadaki yüreklendirmeler Rab İsa Mesih’in öğretisinden esinlenir (bkz. 14,17, ile  Matta 5:21,38,39,43,44). Bunlardan anlaşılan, Mesih’in vurguladığı öğretiler O’nun kilisesince benimsenen ilkeler olmuş. Mesih bağlılarının riyasız sevgi sorumluluğuna ilişkin şu yerlere de bakınız: (II.Korintoslular 6:6; I.Timoteos I:5; I.Petros 1:22), “Kötülükten iğrenin, iyiliğe sarılın” yüreklendirmesi (9b). Bunlar her Mesih bağlısına doğrultulan şaşmaz ilkedir. Bunu izleyen ayette ‘sevgi’ olarak tanınan erdemin insan görüşüyle erişilemeyen derinlikleri görülür. Sevgi, sınırı olmayan sonsuz gönenç zenginliğidir. Bunu insanlığa İsa Mesih sağladı, ölümüyle işlerlikli biçimde evrene sergiledi. O’nun inanlısı dille anlatılamayan bu parlaklığın görkemini, Rabbi’nin sevgisini kesin güvenlikle herkese yansıtır, böylesi sevgiyi inanlıda görenler bunun kökenini araştırır (bkz. Filippililer 2:3b).

            Pavlos’un mektuplarını yazdığı başka kiliselerde bir sürü sorun inanlıları bocalandırmaktaydı. Yazar her ne kadar Roma’daki inanlıları tanımıyorsa da onların boğuştuğu çeşitli çalkantıları duymuş, bunlara ayrı ayrı açıdan eğilmekte. Tanrı’ya ve insan kardeşe sevgi sorumluluğunun atbaşı beraber gittiğini belirtmekte (11). Bunun ardından umut konusunu ele alıyor (12a). Daha önce sözü edilen ‘umut’ la ilgili ayetlere bakınız (4:18; 5:2,4,5:8,20,24). Bu yerlerde anımsatıldığı gibi bazı kuşaklar umudu dışlar, ya da temelsiz dayanak sayar. Ama Mesih inanlısının umudu denenmiş kanıtlardan beslenen güven kaynağıdır. Bu umut karşımızdaki belirgin onaylamalardan da daha sağlam ve kesin güvençtir. Yazar inanlıları ruhta ateşli olun (11) diyerek yüreklendiriyor. Bu isteklendirme bize Apollo’yu anımsatıyor. “Ateşli bir ruhla İsa’yı tanıtıyordu” (Habercilerin İşleri 18:25). Kutsal Ruh her inanlının bu aşamada ve gönençte olmasını bekler. O, bireyi canlandıran Ruh’tur. Vaftiz ettiği inanlının sönük çökük ruhunu tazeler, Yeni yaşamla donatılan  inanlının cansız ruhunu ateşli ruha dönüştürür (13:14; Efesoslular 4:24 )

            Mektubun yazıldığı dönemde Mesih bağlılarına karşı düşmanlık sinsi sinsi yüzeye gelmekteydi. Devletçe düzenlenen baskı ve işkence çektirme dönemi daha patlamamıştı, tüm aşırılığıyla başlamamıştı. Ama Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belliydi. Pavlos bir yönden inanlıları karanlık günlere hazırlamakta (14,17,19; bkz. Matta 5:44; I.Petros 3:9), öte yandansa onları birbirine karşı sevgiyle pekiştirmekte ( 19;15:2,6,7,30 ). Rab İsa’nın öç alma çalkantısına sürüklenen kardeşlere –Yuhanna ile Yakup– ne tür yanıt verdiği aynı konuyla ilgilidir (bkz. Luka 9:55,56). Bu ilke daha Eski Antlaşma’da kendini belirgin eder (bkz.  II.Krallar 6:22-23; Süleyman’ın Özdeyişleri 25:21-22;  Mezmur 37:27).

            Mesih bağlısının konumu, kanışı dünya gözüyle çelişkidedir. Yeniden doğmayanın bu ilkeyi kavrayabilmesi düşünülemez. Mesih bağlısında dikkatten kaçmayan düzen ve etken onun affeden, seven ruhudur. Mesih ellerine çivi çakanları affetti. Kollarını açmış durumda onları tanrısal kurtuluşa ve affa çağırdı. Bu Rab’bin değişmez sevgisi ve desteğiyle yaşayan başka türlü davranamaz. Pavlos’un vurguladığı kardeşlik sevgisi (9) az ileride herkes doğrultusunda sevgiyle genelleştiriliyor (18; 13:8). İşlerlikli sevgi somut ve kanıtlı eylemlerle kendisini başkalarına yararlı kılar (13,17). “Kardeşlik sevgisinde birbirinize içtenlikle bağlanın” (10a; 13:10a). Sadece Mesih bağlısının sergileyebileceği tutum ve davranıştır bu. Bu kurala uyanın duası-dileği etkinlikle Tanrı katına ulaşır (12b). Dua biat din alışkısı ya da inanç gereği sayılamaz. Burada belirtilen sağlıklı temele ve zemine yaşam binasını kuranın tutumu başkalarına karşı eşit düşüncede olmaktır. Aşağı tutulanlara da aynı sevgi ve yakınlık.. İnsana özgü her tür yancılığı, kayırıcılığı dışlayan sevgidir bu (16).

            Mesih inancının başlangıcında inanlıların çoğunluğu toplum içinde önemsiz görülen kişilerdi (bkz. Luka 1:52; Yakup 1:10). Daha sonra orta sınıftan ya da varlığı olan kişiler inanlılar topluluğuna katılınca baştaki durumun üstünde bir sınıf oluştu. Bu kişilerin alt tabakada bulunanları hor görmesi hiç de hoş olmayan bir gelişime yol açtı. Romalılar olsun başka mektuplar olsun bu kurumlu tutumu kesinlikle kınar. Daha alt düzeyde bulunanlara burun kıvırmak Mesih inancında hiç yeri olmayan büyüklenme küstahlığı olarak nitelenir ve kınanır. Rab bu kurumun ileride oluşturacağı utancı açıkça anlatır: “Böylece, son sırada olanlar ilk sıraya geçecek, ilk sırada olanlar da son sırada kalacak” (9:1; Matta 19:30; 20:16; Luka 13:30).

            Kötülük edene kötülükle karşılıkta bulunmak İsa Mesih bağlılığına temelden ters düşen davranıştır. Yeniden doğmuş yaşamla bağdaşamayan tutum (17; bkz. Süleyman’ın Özdeyişleri 3:4; II.Korintoslular 8:21; I.Selanikliler 5:15). İnanlının yaşam biçimi hem Rab katında hem de insanlar önünde erdemli, sağlıklı, övülmeye yaraşır etik yöntemidir (2; bkz. Süleyman’ın Özdeyişleri 20:22). İnanlı dostla ve dost olmayanla esenlikte yaşamak doğrultusunda insan kavramını aşan özveride bulunan yeni yaratıktır. Hiçbir katlanıştan beri durmayan. Ama karşıdaki düşmanlığı sürdürüyorsa takınılacak başka tutum düşünülemez. Kutsal Söz “elinizden geleni yapın” (18) der. İnanlının elinden gelmeyen davranıştan söz edilmiyor.

            Eski Mısır inançlarında bir uygulama vardı:  Kişi günahlılığını göstermek için başında taşıdığı bir tepside ateş korları yakardı. Bu törenle günahlarını arıtmaya çalışırdı. Ateş bazı inançlarda günahı betimler. Bu dönümde Tanrı bize öç alma hakkının kendi yetkisinde bulunduğunu anımsatarak öç almamayı vurgulamakta (19; Yasanın Tekrarı 32:35; Levililer 19:18). İnanlıya karşı kötülük işleyene uygulanacak en sağlıklı yöntemi anlatmak için Pavlos bizi Süleyman’ın Özdeyişleri 25:21-22’e götürüyor ve sağduyulu sonuçlamaya değiniyor: “Bunu yaparsanız onun başına ateş korları yığarsınız.” Öcünü çıkarmak yerine, sana düşmanlık göstereni iyilik yağmuruna tutmak.. Bu sevgi bozuk insan ilişkilerine Tanrı’nın sunduğu tek çözümdür. İnsansal değil, tanrısal yöntem.. Mesih inancının kendine özgü misillemesi budur (17a, 19a).

            Mektubun şu yerlerinde inanlılara kutsal adı veriliyor (13; 1:7; 8:27; 15:25,26,31; 16:2,15). Agios sözü Yeni Antlaşma’da inanlılara ilişkin geniş çapta kullanılır. Günümüzde uygulanışı unutulan bu isim başlangıçta çok iyi bilinir ve kadın erkek inanlıları kapsardı. Mesih’i ilgilendiren betimler yeniden doğan inanlının gönenci ve güncel yaşam göstergesidir. Bunun orta yeri düşünülemez. Şu çağın inanlısı bu eski adı düşünerek kutsallığı özlesin,  onu amaçlasın ve geliştirsin (bkz. İbraniler 12:14).

 

            BÖLÜM 13

            Bu bölümde yazar okuyucuyu kişisel ilişkilerden daha geniş kapsamlı konumlara aktarıyor. Toplumda herkesi ilgilendiren yükümlülükler, hükümet karşısında inanlının sorumlulukları ve bunlara yaklaşımı.

            Birey devlet ilişkilerinin sık sık konuya girdiği ve zorlandığı şu dönemde bu bölüm karşımızda belirli vurgulamalar üzerinde durur. İbraniler mektubu da burada kovalanana başka açıdan bir gösterge ve yükümlülük belgesidir: “Bütün insanlarla barışı kovalayın ve kutsallığı amaçlayın. Bunlar dışında hiç kimse Rab’bi görmeyecek” (İbraniler 12:14). Bu bölüm  şöyle özetlenebilir:

  1. Hükümetler yeryüzünde Tanrı’nın izniyle kurulmuştur (1,2)
  2. Hükümetin görevi, iyi olanı işlemek kötülükleri önlemektir (3,4)
  3. Hükümet vatandaşı iyi olanı yapmaya teşvik eder (5-7)
  4. İyi vatandaş iyi uygulamalarla belirir (1a,4a,5a)

            Bu ilişkide bireyin vicdanına karşı sorumluluğuna da değinilmekte (5b). Olabilir ki, kişi kendi başına yasalar oluşturur. Niçin vergi ödeyeyim? Makamlara çaktırmaksızın vergi yükümlülüğünden nasıl sıyrılabilirim? Kaçakçılığa başvurursam sanki ne olur? Rüşveti cebe indirebilirsem onu bal gibi kitabına uydururum. Hükümette hizmet görmekteysem belirli şeyleri aşırabilirim, vb. Yazar bireyin vicdanına çeviriyor dikkati: Vicdanın seni dürtünce onun sesini kıstırma, diyor. Vicdanın (bkz. 2:15; 9:1) ikazını uyarısını öneme alan elbette en sonunda kazançlı çıkar. Yaratan hepimize vicdanın sesini sağlamıştır. Vicdan görevini yaparak bireyi uyarır; ama yüreğini sertleştiren vicdanın sesini bastırırsa artık o kişiye çıkış kapısı kalmaz (bkz. I.Timoteos 1:5; 4:2).

            Yetkililere bağımlılık Tanrı buyruğudur; her ne kadar düşük bir ortamdaysak da, kurulu düzene belirli sıra ve uyum koymuştur Tanrı. Anarşist olarak bilinenlerin kovalayışı uygulansa, zaten bozukdüzen dünyamızdan hükümetler kalksa acaba bunun sonucu nereye dayanır? Günahlı-kusurlu dünyamızda hiç kuşkusuz hükümetler de kusurludur, adaletsizliğe haksızlığa daima açıktır. Hükümet kuşaklarında yolsuzluk bilinen  çalkantılardan..

            İdeal hükümeti ve hükümranlığı, bin yıllık yönetimi gerçekleştirmesi beklenen Mesih kuracak. Bütün belirtiler bunun ırak olmadığını göstermekte. Az demokrat, az ılımlı, belki de kesip biçen aşırı dikta ve şeriat rejimleri yeryüzünü dolduracak. Tanrı inanlılarına ‘dağılmış olan seçkin göçmenler’ (I.Petros 2:1) diye konuşuyor. Pavlos başka bir mektubunda, ‘biz gökler ülkesindeniz’ diyor. “Oradan bir kurtarıcıyı, Rab İsa Mesih’i bekliyoruz” (Filippililer 3:20). “Kutlu umudu, ulu Tanrımız ve kurtarıcımız Mesih İsa’nın yüceliğinin belirmesini bekleyedurmamızı buyuruyor” (Titos 2:13).

            İnanlı bu sarsılmaz vaade umut besleyerek yaşar. “Amin gel, ya Rab İsa” diye hep dua eder (bkz. Vahiy 22:20). Şu anda bir sürü ezici diktatör baskısında inim inim inleyen Mesih bağlıları yeryüzünün her yanında Tanrı’ya yakarıyor. İnanlıların baskı altında, güç koşullarda gün tüketen kardeşler kız kardeşler yararına dualar yükseltmesi ruhsal yükümlülüktür. Tanrı kendi vaktinde baskıcıların tümünü elbette yargılayacak. “Öç alma hakkı benimdir” (12:19; bkz. Levililer 19:18) vaadini gerçekleştirecek.

            Kanlı eylemler, silahlı direnişlerle baskıcı bir rejim devrilebilir, ama öncekinin yerini alan daha adaletli olamayacak; haksever düzeni göze görülür biçimde gerçekleştiremeyecek. Bazı durumlarda gelen gideni aratır. Bu yüzden, Mesih bağlısının somut bekleyişi sağlam güvenlik, elle tutulur barış ve esenliktir. Köklü rejim-yönetim devrimi ileridedir. Mesih’in gücü ve yeterliliğiyle gerçekleşecek göksel egemenlik.. Günümüzün gelip geçici yönetimleri ve yöneticileri için dua etmeye çağrılıyor Mesih inanlısı. Egemen Rab hükümetlerin eğik-eğmeçli uygulamalarını bozmaya gücü yeterdir (bkz. I.Timoteos 2:1-3; Yeremya 29:7).

            Önümüzdeki kesimde Mesih inanlıları başta bulunan yetkililere bağımlı olmaya yüreklendirilirken Pavlos şu düşündürücü gerçeği de vurgulamaktan geri durmuyor: “Çünkü o senin yararına Tanrı’ya hizmet etmektedir” (4a). Bir yurdun uyruğu yöneticilere bağımlı olmaya çağrılırken yöneticilerin de vatandaşlar yararına Tanrı’ya hizmet etmek yükümlülüğü belirtilmekte. Demek ki, yönetici-yönetilen ilişkisi karşılıklı yükümlülüktür; hem de Tanrı karşısında.. Hükümetin yasalarını çiğneyen vatandaş ne yazık ki pek çok. Buna karşı vatandaşın haklarını çiğneyen hükümetler de her çağda görüldüğü gibi bol. Düşük soyun çocukları vurgulayışı mektubun pek çok yerinde geçer: Yöneten de, yönetilen de.. Bu nedenle canın yüreğin iştiyakı (özlem), Rab İsa Mesih’in güneş gibi parlayan hükümranlığıdır.

            Bölümün ikinci parçasına (13:8) yazar güçlü bir anımsatışla giriyor. Başkalara tek borcumuz onları ‘sevmektir’(8a). Yazar önceki parçada konuya bir giriş yaparak vergi ve gümrük borcunu ödemenin üzerinde durdu. Sekizinci ayete gelindiğinde inanlının başkalarına sevgi borcu anımsatılıyor. Önceki bölümün baş konusu yine sevgiydi (bkz. 12:9-21). Şimdi ise yazar sevgi sorumluluğunu dorukluyor. On Buyruğun kısa bir özetlemesini sunduktan sonra (9) “sevmek ruhsal yasayı yerine getirmektir” diyor (10; bkz. Levililer 19:18). Daha önce İsa Mesih de ruhsal yasayı bu yolda tanıttı (bkz. Matta 5:43; 19:19; 22:39; Markos 2:31; Yuhanna 13:34-35). Bu öğreti baştanbaşa Yeni Antlaşma’da belirgin vurgulamadır (bkz. Galatyalılar 5:14; Yakup 2:8; 4:11-12; I.Yuhanna 4:11). Sevmek Mesih yasasını tümlemektir (bkz. Yuhanna 13:34-35; Galatyalılar 6:2). Tanrı doğrultusunda pak sevgi, insan kardeş doğrultusunda hilesiz sevgi. Budur Mesih inancının özü özeti. Aktöresel (etik) ilkesinin toplamı ve doruğu.. Bu ilkeyi aşabilirsen orada töre yok, şeriat yok, biçim yok! Dünya kuşaklarında bilinen başka hiçbir sevgi biçimiyle karşılaştırılamaz bu.

            Kutsal Ruh’un etkilediği ve gerçekleştirdiği sevgi kendine özgüdür. Rab İsa Mesih yeryüzüne Tanrı’nın gökleri aşan sevgisiyle indi, kendisini alçalttı, kişisel yararına yaşamadı. Tanrı’ya yaşadı, insanlara yaşadı.. Bu O’nun her tür bencil kovalayıştan özgür, kesin kutsallık bağlılığında yaşadığını, bunu kesenkes belgelediğini gösterir. Mesih’te görülen, herkesi etkileyen kutsallık neyi anlatır? Yeryüzünde kişisel yararını kovalamadı, kendi çıkarını yeğlemedi O. Daima yücedeki Baba’sının isteğini aradı, bunu ön sırada tuttu (bkz. Yuhanna 5:19-30). O’nun bağlısı da gayrı kendisi için yaşamayan, haça çakılmış biridir. Tanrı inanlısı Mesih gibi olmaya çağrılır. Bu, yüce Tanrı’nın aktöresel (etik) yetkinliğini kuşanmaktır. İblisin bireyi tuzağa düşürmesi, onu kendi yararına yaşamaya zorlama isteğidir. Luka on beşinci bölümde karşılaştığımız ‘Kayıp Oğul’ kendi dileğini önde tutarak babasından koptu. Sonunda tövbeyle baba evine döndüğünde ona, “Göğün katında ve senin önünde günah işledim, baba” diyerek bağımlılığa girdi. Baba da onu kucakladı, aileye kabul etti. Mesih’e bağlananın göstergesidir bu. O iblise değil Tanrı’ya yaşar insanlara yaşar. İnanlının sevgisi eleştiricinin yargısı ve kınayışı çerçevesine sığdırılamaz; çünkü o sınırsız sevgi kaynağı Mesih’ten esinlenmektedir.

            İblisin kurnaz oyunlarından biri, insana kendi kendini sevdirmektir. Onun namı, malı, sanı hep kişisel sevgiyi körükler. Günahlı birey aynı zamanda dinini çok sever; bu doğrultuda bir sürü haksızlık da işleyebilir, adam da öldürebilir. Bu insan bencillik tutsaklığından özgürlüğe kavuşamamıştır. Sürekli tutsaklıktadır o. Bu nedenle ne Tanrı’yı gerektiği gibi sevebilir, ne de insan kardeşini. Mesih inanlısı kendini Kutsal Ruh’a teslim edince Ruh onun aracılığıyla sürekli sevgiyi sağlar ve sergiler (15:3; 14:7; bkz. II.Korintoslular 5:15; Galatyalılar 2:20). Kurtarıcı Mesih bireyi bu parlak aşamaya getirebilen tek kişidir. Günahlı insan kendisini Tanrı’nın sevgisi ışığında görüp bununla uyuma gelmezse çabalarının toplamı fındık kabuğunu bile dolduramaz. Günah bencilliğin mühürüdür. Gerçek sevgi bu mühürü bozar, canı Kutsal Ruh’un yönetimine bağlar. Ters durumda sevgisizlik, günahı ölümü ve cehennemi oluşturur.

            Vaktin önemini bilin (11; bkz. I.Korintoslular 7:29). İnanlı bu dünyada yaşamaya karşın şimdiki dünyanın bir bağlısı değildir (12:2). Yeni dünya, yeni çağ, yeni düzen ‘şimdi’ de değil, ileridedir. Yazar ‘kurtuluş’ u genelleştirerek inanlının dikkatini O parlak sonsuza taşıyor. Az önce değindiğimiz Mesih hükümranlığına, zaman-mekân ötesinde bizi bekleyen tanrısal egemenliğe Mesih’in aydınlatacağı sabahın ilk ışınları, ruhsal uykuya dalmış inanlılara ‘uyanın’ diyor (bkz. I.Selanikliler 5:6; I.Korintoslular 15:34; Efesoslular 5:14). Bunların tümü vurgulamalı uyarıdır (bkz. Matta 25:1-13). Tanrı Mesih inanlısına vakitleri anlayabilme yetkisini verdi. Kutsal Ruh’un aydınlatması, peygamberlik sözü her an hepimizi bilgilendiriyor; bundan yararlanmayı bilesin. ‘İnsanın günü’ geçiyor, ‘Rab’bin günü’ neredeyse doğuyor (bkz. I.Korintoslular 4:3;1:8). O Gün başlamış bulunan kurtuluşumuzu tümlüğe eriştirecek. O’nun gelişinde şimdiki dünyanın karanlığı, Mesih’in sonsuz sürekli gününe dönüşecek. O’nun açıklanışında çalkantılı kanlı dünya tarihi kapanacak, Mesih’in sürekli yanan egemenliği parlayacak. Kinsiz, kan akıtmasız çağ..

            Vakit hızla ilerliyor. Bu bilgiyle uykudan uyanan inanlı karanlığın her bir tutsaklığını geride bırakarak ışığın silahlarıyla kuşansın (12). Evet, ‘Rab İsa Mesih’i kuşansın’ (14). Bu yapılınca bedenin gereksiz tutkuları bastırılacaktır. Günahsız Mesih’i kuşanan, O’nun kutsallığıyla çelişki oluşturan günah öğelerini varlığında barındıramaz. “Güne yaraşır biçimde günlerimizi saygıdeğer tutumla geçirelim” (13). Bu ayette sergilenen utanç getirici altı çeşit uçarılık eğleşmesiyle ve kuşkusuz aynı türden daha bir sürü günahlı eylemle değerli vaktimizi öldürmeyelim. Tersine, bize güvenilen vakti sağlıklı yaşamla Tanrı’ya ve insanlara sevgi-hizmet uğraşlarıyla geçirelim.

            Mektubu alan inanlılar o dönemin en önemli, belki de en uçarı kentinde yaşamaktaydı. Kuşkusuz, bazı inanlıların geçmişi de Roma’da yaşayanlarınki gibiydi (bkz. Efesoslular 2:3; Koloseliler 3:7). Ama onlar şimdi kurtulmuştur; kurtuluşlarının doruklanışını, Mesih’in yeniden gelişini beklemekteler. Her tutum ve eylemin açıklıkla belirginliğe geleceği günün aydınlığında yaşayanlar gibi olmak kurtaran Mesih’in isteği ve buyruğudur (bkz. Yaratılış 1:3; II.Korintoslular 4:6,7). Çağlar boyu her inanlıya öğretilen bilgi budur; bundan sapma düşünülemez (bkz. Yaratılış 1:3; II.Korintoslular 4:6,7).

            Sonradan Aziz Augustin olarak bilinen o saygın tanrıbilimci, Maniheizm adıyla bilinen, kökeni Pers ülkesinde olan bir dinin bağlısıydı. Bu din iyilikle kötülüğü iki ayrı kutupta yorumlar, kötülüğün iyiliği etkileyemediğini öğretirdi. Augustin de yaşamını bu gidişe uydurmuş, yaşamında günahın etkisini işlerliğini unutmuştu. Annesi Monika Milano’da Mesih bağlısı inanlı bir kadındı. Oğlunun kurtuluşu için sürekli duadaydı. Ambros Milano’da episkopos’tu (ruhsal gözetici). Bu adam Monika’nın dualarını durdurmaması için onu sürekli yüreklendirirdi.

            Bir yaz günü Augustin bahçede otururken sanki bir ses ona konuştu: “Kalk, aç oku!” Buyruğun Kutsal Kitap’la ilgili olduğunu hemen anladı, içeriye koştu, annesinin İncil’ini açtı. Karşısında bu ayetler sanki parladı (bkz. 12-14). O anda Kutsal Ruh bu aydın insanı gerçek konusunda aydınlattı. Özellikle ‘İsa Mesih’i kuşanın’ sözü sanki onu tutukladı. Evet, önceki Augustin’i soyunmalı Tanrı’nın tanıttığı İsa Mesih’i kuşanmalıydı. Aklında hiçbir şüphe kalmamıştı artık. Diri Tanrı ona diri sözüyle konuştu. Hemen oracıkta günahlarını Mesih’e ikrar etti, yeniden doğdu, Rab İsa Mesih’i kuşandı. Bu saygın insan Mesih Kilisesi’nin Pavlos’tan sonra belki de en önemli tanrıbilimcisi oldu. Augustin’in  Mesih’e bağlanması böyle çarpıcı bir karşılaşmayla gerçekleşti. Bu buyruk Tanrı’ca herkese doğrultuluyor. Günah giysisini üzerinden at, ışığın silahlarını kuşan. Rab İsa Mesih dünyanın ışığıdır; O’nu kuşan. Bu değişim bazı hayvanların eski deriyi atıp yeni deri kuşanmasından çok daha özlü ve içeriklidir; varlığın taa derinini değiştiren Kutsal Ruh eylemidir. Yaratan Tanrı’yı hoşnut edebilen, O’nu sürekli yücelten biricik uygulama ve sonuçlamadır.

 

            BÖLÜM 14

            Mesih bağlısı dinsel töreler ve yasalar uyarınca yaşamaz. Tam tersine büsbütün değiştirilmiş insan durumunda, Tanrı’nın isteğini tüm gönülle işlerliğe koyar. Neyin yararlı, beğenilir, yetkin olduğunu öğrenmiş, eğitimden geçmiş kişi niteliğinde yaşamını sürdüdür. Mektubun 12:3 - 13:1-14 kesimi bu yükümlülüklere ışık saçar (12:1,2). Roma’daki kilise topluluğunda inanlıları uğraştıran belirli ayrılıklar baş göstermekteydi belki. Yazar Pavlos dikkati bunlara çeviriyor. Bundan başka herhangi bir dönemde, herhangi bir yerde yüzeye gelebilecek sorunlara eğiliyor. Bir toplulukta ayrımlar doğabilir. Kilise, iman öğretisinden herhangi bir ödün veremez, sağtörenin aktörenin ana öğelerini hasıraltı edemez; öte yandan demokratik uygulamalardan da yan çizemez. Kilise orada herkesin tıpatıp aynı kalıpta biçimlendiği bir örgüt değildir. İki inanlı temel öğretiyi zorlamayan belirli bir konu üzerinde ayrı kanış taşımaktaysa alınacak karar ne olacak?

            Olabilir ki, kilise topluluğunda imanı zayıf olanlar var. Ya da imanı oturmuşlar, yani her bakımdan denenmiş inanlılar. Bunların belki de birbirine ters düşen görüşleri nasıl bağdaştırılacak? Hangi taraf uzlaşmaya yanaşacak? Bu konuda kriter (ölçüt) ne olacak? ‘İmanı zayıflar’ (bkz. 14:1-2; 15:1). Ve ‘imanı oturmuşlar’ et yemek konusunda ayrı görüş taşıyor (bkz. 14:2,6,21). Şarap kullanıp kullanmamak da ayrı ayrı görüşler doğurmakta (bkz. 14:21,17). Özel günleri tutmalı mı tutmamalı mı? (bkz. 14:5-6). Ve bu sıradan daha pek çok sorun. Kilise topluluğu bu türden sorunlara nasıl eğilmeli?

            Pavlos’un yiyecekler sorununa (bkz. I.Korintoslular 8:10-13) ve özel günleri tutma merağına (bkz. Koloseliler 2:16:17) başka iki mektupta da değindiği gibi göz önünde tutulursa bu görüş ayrılığının çeşitli yerlerdeki kiliselerde de tartışıldığı anlaşılabilir. Akılda tutulacak durum ilk kilisenin başlangıçta Yahudilik’ten gelme inanlıları kapsadığı, daha sonraysa paganlardan gelme inanlıları da içerdiğidir. Bu inanlıların kendine özgü, bazı durumlardaysa çelişkili uygulamaları çıkınında beraber getirdiği kolaylıkla anlaşılabilir. Örneğin, Yahudiler’in yiyebildiği yiyecekler daima paganlarınkinden başkaydı. Bugüne dek Yahudiler sadece inançlarıyla uyumda olan yiyecekleri yer. Buna koşer derler. Öte yandan çeşitli uluslardan gelme inanlıların yiyecek konusunda ikircikliği (tereddüt) yoktu. İnanlılar bir sofraya oturunca onlara verilecek koşer neydi? Bu konuyla ilgili olarak (bkz. Galatyalılar 2:11-14). Bu yerde böyle bir konu üzerinde odaklanmayacağız. Okuyucunun kendince bir araştırma yapması aydınlatıcı olur.

            Görüldüğü gibi ilk kilise topluluklarında bu konu uğraştırıcı bir soruna dönüşmüştü. I.Korintoslular sekizinci bölüme bakıldığında buradaki sorun bir Yahudi çelişkisi değil, paganlıktan gelme inanlıların putlara sunulan etleri yiyebilip yiyememesidir. Okuyucu bu konuyla da ilgilenirse aydınlatıcı bilgi edinecek. Bütün bu kesimlerden çıkan sonuç nedir? Mesih inanlısı yiyecek içecek tartışmaları karşısında tümden özgürdür. Kurtuluş tanrısal kayrayladır, Mesih’e imanla gerçekleşen Tanrı sonuçlaması. Hiçbir yiyecek konusu buna set çekemez, inanç ne yiyeceklerle belirir ne de bu tür ayrıntılarla onaylanır. Yine de kardeşler kız kardeşler karşısında her inanlının belirli sorumlulukları vardır. Önümüzdeki bölümde geliştirilen konu şöyle özetlenir:

  1. İmanı zayıf inanlı aşağı görülmesin (1-12)
  2. Bu inanlının kanısına saygı gösterilsin (13-23)

            Yahudiler’in yiyecek konusundaki titizliğini daha iyi anlayabilmek için (bkz. Daniel 1:8-16 ve Apokrif yazılarında Yudit 12:1-4). Babilliler putlara sunulan özel törelerden geçen etleri yerdi. Daniel, Hananyah, Mişael, Azaryah bu etleri yemeyi kabul etmedi ve kanışlarını Babil’in önde gelenlerine kabul ettirdi. Konuyla ilgili öğretiyi İsa Mesih’ten öğrenebilmek için (bkz. Markos 7:14-23). Pavlos Korintos’daki inanlılara bu gerçeği vurguluyor. Mesih inanlısının yiyecekler konusunda çekingenliği yoktur:“Et pazarında satılan her şeyi vicdanınız rahatsız olmadan yiyin” (I.Korintoslular 10:25). Sadece çevremizdekilerin görüşüne, kanışına saygı gösterme gereği akılda tutulsun.

            Bu arada Pavlos şarap içmek ya da içmemek konusuna da değiniyor. Mesih inancında şarap haramdır yolunda herhangi bir kısıtlamaya raslanamaz. Ama bir kardeş kız kardeş şarap konusunda şüphe eğleştiriyorsa, Kutsal Söz’de belirtilen bu ilkeye başvurulsun (bkz. I.Korintoslular 8:13). Kilise topluluğunda  herhangi birini şuç işlemeye sürükleyen bir alışkıyı dünya yerinde durdukça bırakmaya zorunluyuz. Unutulmasın, Mesih o kişi yararına canını vermiştir (15 b; I.Korintoslular 8:11).

            Bu konuyla ilgilenmekteyken sigara sorununa değinmek zorunludur. Özellikle şu dönemde sigaranın bedende oluşturduğu ölümcül, ürkütücü sonuçlar dünya çapında bunalıma dönüşmüştür. Sigara tüttürmek yasağı birçok yeri kapsıyor. Mesih’e iman edip de sigara alışkısını sürdüren, bu soruna nasıl yaklaşsın? Kokusu dumanı niceleri rahatsız eden sigara onu kullanmayanlara niçin zorla içirtilsin? Bazı inanlılar tütüne öylesi tutkun ki, gizlilikte tüttürmek yolunu seçmekte. Bu katıksız imanla bağdaştırılabilir mi? Buna mürailik (ikiyüzlülük) denmez mi? Bu sıradan daha bir sıra soru hep sorulagelmekte. Sigara huyuna rest çekmek güç olabilir; ama önümüzdeki İncil öğretisinin ışığında ne denli çetin olursa olsun sigarayı kaldırıp fırlatmak, o pahalı paketlere bir daha para dökmemek, o parayı  aç çocukları doyurmaya yollamak Mesih bağlılığının yadsınamayan gereklerindendir. Kişisel sağlığa saygı, bedeni koruma Tanrı karşısında inanlının sorumluluğudur. Bu ilişkide şu söz niceleri uyarmıştır: “Kül yiyor; aldanmış yürek onu saptırmış, canını özgür kılamıyor. Hem de, ‘Sağ elimdeki yalancı şey değil mi?’ diyemiyor” (Yeşaya 44:20).

            Herhangi bir Mesih toplantısında imanı zayıf olanlar ve imanı oturmuşluğa gelenler var. Bu olgunun ışığında herkes tutumunu incelesin, düzeltme gereği zorunluluğunda daima Mesih’in sözünü gözönünde tutarak davransın. Yazar, imanı zayıf olanlara, öbürlere ayak uydurun demiyor. Pavlos kendisini imanda güçlü olanlar arasında görmenin yanı sıra, güçsüzlerin zayıflıklarını yüklenmek zorunluluğunu da vurguluyor. Amaç kendimizi hoşnut etmek değil (15:1). Her tutumun gerisinde Mesih’i hoşnut etme gereği belirgindir; çünkü O bireyi sevdi, insanı kurtarsın diye kutsal canını sunu kıldı. Güçsüzler de ruhsal özgürlüğün gönencinde olanı yargılamasın (bkz. 14:3; 13:15-7). Mesih Kilise’nin Başı’dır. Bu nedenle, kilisede birliğe katkıda bulunabilecek tutum çerçevesinde yaşamamız gerekir. Tanrı’nın içten kabul ettiği kişileri biz de kabul edeceğiz (14:3b; 15:1). Bu ilke salt et ve şarap konusuyla ilgili değil, temel öğretiyi zorlamayan her tutumu kapsayan yükümlülüktür. Örneğin, bazı bayanlar saçlarını kesmez. Öte yandan birçoğu keser. Bu uygulama Mesih öğretisinin temel bir ilkesi değildir. İzlenecek tutum, biri öbürünü yargılamasın; her ikisi de birbirinin özgürlüğünü saygıyla değerlendirsin. Sağtöre (etik) kapsamı dışında bulunan tutumlar inanlıları ayırmasın, çünkü Mesih’in yolunda ruhsal yasa (şeriat) tutsaklığı yoktur.

            Bu konunun yanı sıra günler tutma geleneği de ele alınıyor (5,6a). Yahudiler Şabat’la (Cumartesi) iligili olarak aşırı bağnazdı (daha da öyledirler) (4). Bundan bir zerrecik ödün veremezdi. Onlar kaç kez İsa Mesih’i ruhsal yasayı bozuyor diye suçladılar. Çünkü O Şabat günü hastalara şifa veriyordu. Rab İsa onlara sağduyu kapsamında konuştu. Mesih’in haftanın ilk günü (Pazar) dirilişine dayanarak O’nun inanlıları tapınışlarını Pazar günü yapmaya başladı. Buysa ilk toplulukta bir çelişki oluşturdu. Pavlos, saygının belirli bir günle değil Rab ile ilgili olduğunu belirtir (bkz. Matta 12:8; Markos 2:27). Günler, aylar, mevsimler tutmak Tanrı’nın kayra ışığı altında bulunanlarla ilgili değildir. Şeriat, onun katı harfine tutsaklıkta yaşayan biçimcilere özgüdür (bkz. Galatyalılar 4:10).

            Yazar bu dönümde yaşamın içeriğine ve amacına ilişkin özlü bir ilkeyi anımsatır (7). Bu evrensel vurgulamanın yorumu Tanrı’ya ve insanlara su katılmamış sevgi göstermektir. Birey kendi yararına yaşam yolunu yeğleyince, sevginin dikey ve yüzey konumu tümden sarsılır, kişi egoizmin (kendini sevmenin) mengenesinde sıkıştırılır. Sonunda bu köstekleyici ortamda ölür. Öte yandan kendisine verilen yaşamı hem Tanrı’ya hem de insanlara yaşama yükümlülüğü tanınınca, o yaşamın süreci de sonucu da parlaklıkla açıklanır (bkz. Matta 22:37-48; Romalılar 13:8-10; Galatyalılar 5:14; Yakup 2:8; Yuhanna 5:30; 7:18; II.Korintoslular 5:15, vb).

            Bedensel ölüm insan soyuna Adem’in söz dinlemezliği ve günahı sonucunda geldi. Ama Mesih bağlısına ölüm özgün (orijinal) gücünü, ceza öğesini yitirmiştir. Bunları Mesih çekti. Şimdi ölüm Tanrı düzeninde doğal bir aşama ve sonsuz yaşama alınma geçitine dönüşmüştür (8). Mesih bağlısının özgürlüğü sorumsuzluk değildir. Her sözümüz her eylemimiz çevremizdekileri etkiler. Seçtiğimiz yöntemin başkalara sürçme ve tökezleme nedeni olması tümden acıklıdır. Bu konuda Rab İsa’nın uyarısını dinlemek yararlıdır (bkz. Matta 18:1-9). Yaşarken ve ölürken inanlı bu ilkeyi göz önünde bulundursun. Özgürlüğümüz Rab’be sorumluluktur; bizi günahın bağlarından özgür edenin katında.. Öte yandan inanlılar karşısında sorumluluklarımızı da her an akılda tutalım. Başkalarını tez elden yargılamaya, çelişkili yöntemler izlemeye kalkışmayalım.

            Yazar, Yeşaya peygamberden ilginç bir alıntıyla tezini sürdürüyor. “Hepimiz Tanrı’nın yargı kürsüsü önünde dikileceğiz” sözüyle konuyu geliştiriyor (10). Aynı vurgulamaya II.Korintoslular 5:10’da rastlanır. Orada, hepimizin Mesih’in yargı  kürsüsü önüne çıkmamız gerektiği belirtilir. Romalılar’da Tanrı, II.Korintoslular’da Mesih. Bu da Baba’yla Oğul’un hiç değişmeyen birliğini, aynılığını belirtir. Yeşaya 45:23’ü yazar Filippiler 2:10-11’de konu yapar. Eski Antlaşma’da Baba Tanrı’ya ilişkin kullanılan yücelik sözü Yeni Antlaşma’da Oğul’a ilişkin kullanılmakta (bkz. Vahiy 5:12-14; II.Petros 3:18; II.Timoteos 4:18; İbraniler 13:21). Yazar inanlılar arasında birbirine karşı yargıda bulunmayı kınayor (13). Hiç kuşku olmasın, Mesih’in topluluğunda inanlıların birbirine karşı şu ya da başka nedenle yargı yürütmesi tüm topluluğu kanser gibi kemiren, hep dışarı veren yaradır (bkz. Matta 7:1; Luka 6:37-42).

            Bu bölümün doruğu 13’üncü ayettir. 20’inci ayette bu anımsatma koşut imlemeyle vurgulanır. Ayrıca başka bir topluluğa Pavlos şunu yazar: “Sizi altüst edene gelince, o kim olursa olsun yargısını taşıyacaktır” (Galatyalılar 5:10). Her inanlının önemli tutması gereken uyarı.. Ruhsal kavramlar hesaba alınmaksızın, salt bencil duygularla biçimlenen kanılar tökez ve köstek nedenine dönüşür. Bunlar sadece inanlıları sarsmakla kalmaz, eninde sonunda Tanrı yargısını getirir. Yiyecekler, içecekler, tutulan günler konularını ele alan yazarın uyarısı her durumda herkesi içerir. Kilisenin baş düşmanı şeytanı hoşnut eden her tutum er-geç Tanrı’nın yargılamasını davet edecektir.

            Pavlos bu kesimde sözü edilen konuya dönüyor yeni baştan. Hiçbir şeyin kendiliğinden kirli olmadığını anımsatıyor; onu kirli kılana kirlidir o, diyor (14). Gerçekte Tanrı karşısında suçlulukla hiçbir ilgisi olmayan uygulamadır bunlar. Ne yazık ki, bazıları Tanrı’yı öfkeli bir köle ağası yerinde tutarak hayal ürünü alışkıların, ananelerin, yiyeceklerin, libasların serpuşların, vb. günah olduğu sanısına kapılır, hep bu kafaya hizmet eder. Bunlara göre günah çok uzun bir listeyi oluşturur; bu listeye bağlananların tepesine dehşet doğurur. Öte yandan şeytan özde günah olan sözlere düşüncelere eylemlere cila çalar, kandırdığı insana onları bal gibi yutturur. Neyin günah neyin günah olmadığını anlamak için kişi Kutsal Ruh’un ışığında Kutsal Söz’e dönerek, onu sağduyulu kafayla incelerse önünde gerçeğin ışığı parlar. O kişi her tür aldatıdan ve şeytanın oyunundan özgür kılınır. Gerçeğe özlem taşıyan, yalanın yenicisi olmayı amaçlayan, günah engereğinin başını ezen İsa Mesih’e baksın. Yalnız O, varlığı göksel nuruyla aydınlatabilir.

            Yeryüzünün bütün dinleri biçimcilik okyanusunda bocalıyor. Biçimci din bir tek canı olsun Tanrı’ya yaklaştıramaz; tersine onu inanç bilgisizliğinin, kalıplaşmanın deryasına batırır. Biçimci din öze yaklaşamaz, ayrıntılarla vakit tüketir. Yüreğin günahlılığıyla ilgilenmez, göze görünen yüzeysel safsatalara, entipüften fasa fisolara, batılcılığa sarılır, yaşam yeniliğini aramaz, köhneleşmiş varsayımlarla Tanrı’ya inancı soysuzlaştırır. Biçimci din diri Tanrı’yla günahta ölü yaratık arasına en çetrefil dergâhı diker. Tarih boyunca değerli canları cehenneme sürükleyen şeytanın düzenidir biçimci din. Yiyecekler üzerinde durarak ademoğullarının sofra alışkısını dilediği gibi yönelten bir derebeyidir biçimci din. İncil sağduyulu kadını erkeği şu bilgiyle aydınlatır: “Kuşkusuz, yenilen nesne bizi Tanrı’ya beğenilir kılamaz...Yemekler mide içindir mide de yemekler için. Tanrı onu da ötekini de ortadan kaldıracak” (I.Korintoslular 8:8; 6:13).

            Rab İsa bu temelsiz bağlılığı torpilledi; bu yüzden günün biçimci din adamları O’nun haça çakılmasını körükledi. İnanlı her alışkısını incelesin, kişiliğine karşı sertlikle davranmaktan çekinmesin (16). Olabilir ki yararlı zannettiği huylar alışkılar töreler eninde sonunda başkalarına zarar vermekte, eziyet çektirmekte, onlara karşı kötü söylenmekte. Mesih’i gerçekten seven sağduyulu inanlı her tutumunu enikonu inceler, Kutsal Ruh’un aydınlatmasıyla her eylemini ve sözünü Tanrı’nın isteği kapsamında düzenler.

            Yeniden sözü geçen yüreklendirmeye çevirelim dikkati (7). Rab İsa Mesih beden kuşanınca kendisi için yaşamadı; kurtarmaya geldiği biz güçsüzler için yaşadı: “Kendisini alçaltarak söz dinlerlik yolunda ölüme dek yürüdü; hem de haç ölümüne” (Filippililer 2:8 ). O gerçekten Rabbimiz ise biz de O’nun tutumuyla davranacağız (2:5). Tanrı’nın hükümranlığını yiyecek sorunlarıyla karıştıranlar korkunç aldatıdadır. Kutsal Söz bunu kesinlikle belirtiyor (17). Yine şu yazılıdır. “Tanrı hükümranlığı lafla değil güçle belirir” (I.Korintoslular 4:20; bkz. I.Korintoslular 8:8). Denenme dağında İsa kırk gün kırk gece oruç tuttuktan sonra şeytan O’na yaklaştı, eğer Tanrı’nın Oğlu’ysa taşlara buyruk verip onları ekmeğe dönüştürmesini istedi. Rab İsa bu sinsi saldırıyı Eski Antlaşma’dan bir sözle yanıtladı. “İnsan yalnız ekmekle yaşamaz” (bkz. Matta 4:1-4 Yasanın Tekrarı 8:3 ). Mesih şunu öğretir:“Siz her şeyden önce Tanrı’nın hükümranlığını ve doğruluğunu arayın, bunların tümü sizlere verilecektir” (Matta 6:33).

            Doğal bireyin felsefesi ne olabilir? Yazar Pavlos bunu kısa ve özlü dille anlatır: “Ölüler dirilmiyorsa yiyelim içelim; nasıl olsa yarın ölüp gideceğiz” (I.Korintoslular 15:32b). Bu söz Yeşaya 22:13’ten alıntıdır. Ruhsal değerler dışında, kuru din töreleriyle yaşayanın felsefesi bütün çağlarda aynıdır. Yeşaya’nın gününde (İ.Ö. yaklaşık 700), Pavlos’un gününde (İ.S. 65) ve şimdi (İ.S. 2000 yılında) görünüm değişmemiştir: “Bugün zevk u sefa sağlayan her ne varsa ölümde son bulacak; ölüm beklendiğinden kafalı seçim, günü gün etmektir.” Şu dönemde nicelerin apaçık ya da samanaltı su yürüten yaşam felsefesi budur. Dinsel uygulamalarda, hiçbir vecibede geri kalmaz, öte yandan da zevkini okşarken bitini dökmekten hiç duraksamaz. Bu arada bir sürü dolabı döndürmek de olağan.. Dinleri sadece bir kisve. İlgi çekici yaşam önlerindeki yöntem! Bu arada yeryüzünde bir milyar çocuk aç hasta sefil.. Bunu düzeltmek bana mı kalmış! Tınmaz yaşamın travma oluşturan felsefesi budur. Niceleri Mesih’siz ölüme sürükleyen sinsi kapan..

            Pavlos bu ters yöntemi hem sergiliyor hem de yeriyor. Bireye, kendini ilerideki hükümranlığa hazırlaman gerekir diyor. Yaşamını Kutsal Ruh bağlılığında doğruluğa barışa ve salt O’ndan kaynaklanan sevince ata. İsa öğrencisini şu sözlerle gerçeğe çeker: “Sizin bilmediğiniz bir yiyeceğim var...Benim yiyeceğim beni gönderenin isteğini yapmak ve O’nun işini sonuçlandırmaktır” (Yuhanna 4:32,34). Yediği önünde yemediği ardında felsefesiyle günlerini tüketenin, en parlak değerleri öğreten Mesih’e hesap vereceği gün ileridedir (12). O’nun gerçek inanlısına duyurduğu buyruk belirgindir. “Gelip geçici yiyecek için değil sonsuz yaşam boyunca kalıcı yiyecek için çalışın. Bunu size İnsanoğlu verecektir. Baba Tanrı O’na mührünü basmıştır” (Yuhanna 6:27). Cümbüşlü yöntemin adamakıllı sergileneceği gün niceleri utanca düşürecek.

            Tanrı’nın eliaçıklıkla sağladığı kutluluklardan pay almaktayken göz ardı edilen sevgi öğesi akılda tutulsun (15). Mesih’in onun için kutsal canını kurban sunduğu insan doğrultusunda.. Yanındaki inanlı yediğinden üzüntüye düşüyorsa sevgi bağından kopmuş bulunuyorsun. Onu rahatsız eden bir şeyi yiyorsan ya da kuru fasulye bile bulamayan komşunun yanında cümbüş yapıyorsan sevgiye rest çekmiş bulunuyorsun. Mesih’e hizmet (18) geniş kapsamlı uğraştır. Önemi az sanılan uzantılar gerçekte önemsiz değil, sevgi ilkesinin birer parçasıdır. Bunları ilkin güncel yaşamına uyguladığında hem Tanrı’yı hoşnut edeceksin, hem de her davranışını inceleyen insanlarca onaylanacaksın.

            17’nci ayette vurgulanan barış ve yapıcılık ilkesi yeniden anımsatılıyor; birbirimiz doğrultusunda içtenliği esenliği oluşturan ruhsal değerler.. (19). Yazar başka bir mektubunda bazı kişilerin bencil tutumunu kınayıcı dille sarsıyor: “Yiyeceği olmayanları küçük düşürmek mi istiyorsunuz?” (I.Korintoslular 11:22). Konuya ayrı açılardan yaklaştığımızda karşımıza tek sorun değil, ayrıntılı gerçekler oluşur, pek çok kişiyi de utanca düşürür. Açlıkla boğuşan, açlığa her an sayısız can veren dünyamızda özellikle Mesih inanlısının nasıl ve neler yediği hepimizi uğraştırsın. Kurtarıcı Mesih tüm insanlığa hizmete geldi. O’nun gerçek bağlısı kurtarıcısına nasıl hizmet edeceğini her ilişkide her düzeyde önemli tutmaya zorunludur (18; bkz. Matta 20:28; Filippililer 2;7). Yeşaya peygamber O’nu Rab’bin hizmet görücüsü olarak tanıttı (bkz. 52:13; 53:11). Mesih bağlısı yeryüzünde en duygulu uşaktır; çünkü onun hizmeti doğrudan doğruya Tanrı’ya ve Oğlu Mesih’edir. Bunun gerisinde çıkar ya da övünç yoktur. Kendisini yerimize kurban kılan Mesih’e şükran beğenisi vardır.

            İnanlılar arasındaki ilişkilere değinen bu kesimdeki öğretinin özeti ne olabilir? Yiyecekler üzerinde, yemek masasında şarap kullanmakla kullanmamak konusunda her inanlı görüşünü kendine saklasın, başkalarını kendisi gibi davranmaya zorlamasın (21,22). Unutulmamalı ki Mesih bağlılığı şeriat ve yasa yöntemi değildir. Mesih’in özgür kıldığı her inanlının özgürlük kapsamında yaşaması, öte yandan da özgürlüğüyle başka inanlıları sürçtürmemesı Tanrı buyruğudur. Bu kesimde vicdandan söz edilmemekle birlikte Mesih’e bağlı inanlının vicdanını sağlıklı biçimde yönlendirmesi yazının özünde belirgin oluyor. Mutlu inanlı vicdan suçlaması altında sürtüşmeye düşmeyendir. Et yemek Tanrı’nın önünde günah sayılamaz (14). Öte yandan, bu ya da başka konularda imana dayanmayan her tutum günahtır (23). Bu ilkeye başka açıdan yaklaşan bir yerde şu yazılıdır: “Bu nedenle iyi olanı bilip de yapmamak bireye günahtır” (Yakup 4:17). Bu iki ilke ayrı yönden şöyle bağdaştırılıyor: “Günah işleyen herkes yasasızlıktan suçludur. Günah yasasızlıktır” (I.Yuhanna 3:4; 5:17). Günah yürekten kaynaklanır (bkz. Matta 15:19), imansız yürekte barınır (bkz. Luka 6:45; İbraniler 3:12).

            İmana dayanan, imandan onaylanan, imanı lekelemeyen her tutum sağlıklıdır. Tanrı Sözü bunu açıklar, Kutsal Ruh da onaylar. “İman dışında Tanr’ıyı hoşnut etmek olanaksızdır” (İbraniler 11:6). Mesih’e bağlılığın özü, “Tanrı tarafından beğenilir, insanlarca onaylanır” biri olmaktır (18). Üzerinde durulan konu, Tanrı bağlılığına denektaşı sayılabilir. Tanrı’ya Mesih’e iman bir din göreneği ya da koşulu değil, işlerliği açıklıkla kanıtlanan yapıcı tutum, barışçı ilişkidir. Madalyanın iki yanı, Tanrı’ca beğenilir insanlarca onaylanır tutumla tanınmaktır.

            Kutsal Söz’ün eğittiği, Kutsal Ruh’un aydınlattığı vicdan sürekli esenliktedir. Bu tutum Tanrı’ya hoşnutluk verir, insanların onayını kazanır. Böylece birey sürekli barış ortamında bulur kendisini. İman, ruhun göremediği ama kanış taşıdığı doğrultuya atılımdır. İman sınavdan geçen aşamadır. Bunun dümdüz, engelsiz olması varlığı gönençte tutar. Hiç kimse bencil kovalayışları hatırına bu sevinçten ve esenlikten yoksun bırakmasın canını. Bencillikle Hristiyanlık birbiriyle taban tabana zıt benimsemelerdir.

 

            BÖLÜM 15

            Yazar Pavlos yeni baştan önceki bölümde üzerinde durulan konuya dönüyor (1-13). İlkin imanda güçlülere sesleniyor (1-4). İnanlılar arasında birliğin belirgin olması için dua ediyor (5-6). İmanda güçlülere ve güçsüzlere Kutsal Söz’den destek sağlıyor (7-12) ve bir duayla bu kesimi noktalıyor (13). Yazar inanlıları salt kardeşliğe değil, güçsüzlerin yükünü taşımaya da çağırıyor. Pavlos başka bir mektubunda aynı gerçeği vurgular: “Birbirinizin yükünü taşıyın, böylelikle Mesih’in yasasını uygulayın” (bkz. Galatyalılar 6:2). Çeşitli dinler, ‘şu yapılmayacak’ veya ‘bu kullanılmayacak’ sırasındnan art arda men edici, yasaklayıcı kurallarla kendini belirgin eder. Bunlara karşı Mesih’in yöntemi bir yasaklar listesi yığma yerine, sağlıklı ve yapıcı buyruklarla derişir. Bu yerde geçen iki ayet konusu edilen ilkeyi ışığa çıkarır. Olumsuz ve baskıcı buyruklar o inancın bağlılarını ‘biçim’ kalıbında bıktırır. Öte yandan özgeci (diğerkâm, altruist) isteklendirme inanlıya kişisel-toplumsal görev yükümlülüğünü gösterir, bireyi Mesih’in esinlediği, O’nun bütünlediği şevke getirir (8:32; bkz. Matta 19:19).

            1-4 ayetlerin önceki bölümde 14:13-23’le ilişkisi olduğu belirgindir. Mesih bağlılığında güçlülere –Pavlos kendisini bunların arasında görüyor– çok önemli bir yükümlülük düşmekte: Toplulukta güçsüzlerin zayıflıklarını yüklenmek.. İnanlı kilise toplantısına kendisini hoşnut etmeye katılmadı. Cansal ya da özdeksel kovalayışlarla Mesih’in toplantısına katılanın hak yargıca hesap vereceği gün ileridedir. Kilise’nin başı Mesih elemler insanı olarak tanınır. Günahlı insanın kurtuluşu, Tanrı’yla barıştırılması için kutsal canını kurtarmalık kıldı O. Tüm yaşamını hizmet etmeye geldiği insanlar yararına yaşadı. İnanlının diri örneği kendi kurtarıcısıdır. Mesih’te bencillik kurdunun izine rastlanamaz. İnanlının yükümlülüğü her tür bencillikten arıtılmak, yenilenen insanı kuşanmaktır. O yeni insandır; güçsüzlerin zayıflıklarını yüklenebilen.. Bu bedensel uğraş değil, ruhsal yenilenişin gerçekleştirebildiği parlak aşamadır (7:18). Pavlos başka bir yazısında şöyle der: “Bedensel başarılara güvenmiyoruz” (Filippililer 3:3). Mesih topluluğu ruhsal topluluktur; sadece Kutsal Ruh’un desteğiyle Mesih’in örnek tutumunu sergileyebilir, insan kardeşinin yükünü gerçekçi anlamda yüklenebilir (bkz. 13:9; Levililer 19:18). Bunun en etkin belirginliği kilisenin içindedir, kilisenin somut tanıklığıdır. Başlangıçtaki yıllarda, kilise ruhsal yolculuğunu saldırılar altında sürdürürken her yandan düşmanlarla çevriliyken, paganlar onları şu sözlerle övüyor ve değerlendiriyordu: “Bu Mesih inanlıları ne tür bağlılıkla birbirini seviyor!”

            İnanlı, Rab İsa Mesih yeryüzündeyken O’nun normal, hiç değişmeyen tutumunu davranışını inceleyerek bunu aklında bulundursun (3). Öğrencisi O’nunkinden başka tutumla davranırsa çelişkiye düşer. Mesih kendine değil, insanlara yarar ve güç sağlamaya yeryüzüne indi ve tam bunu yaptı. Buna karşı, inanlı topluluk içinde kendisini hoşnut ediyorsa kiliseye hiçbir katkıda bulunmuyor demektir. Mezmur 69:9’dan gelen alıntı Rabbimizin mirasını çok güzel anlatır. Perowne adlı bir yorumcu daha önce konu edildiği gibi, 69’uncu Mezmur’u Yeremya peygambere atfeder; çünkü buradaki görgüler onun çektiği çileleri anımsatır. Romalılar’da alıntı olarak kullanılan ayet Mesih’in elemlerini dile getirir. Ademoğullarının kutsal Tanrı’ya direnişi haç üzerinde Mesih’in üstüne indi. Bu acıklı durum günümüze dek hep aynıdır. Aslında Mesih’e yöneltilen saldırılar, O’nun inanlılarını amaç tutuyor. Yazar bu gerçeği vurgulamanın hemen ardından Tanrı esini olan kutsal yazıların bize nasıl yarar sağlayacağına değinir (4).

a. Eğitimde bulunmaya

b. Katlanış ve yüreklilik sağlamaya

c. Umut oluşturmaya

            Ademoğluna gerekli tüm ruhsal donatım Kutsal Söz’dedir. Bunlar Tanrı’nın etkilemesiyle her inanlıya sağlanır. Kutsal Kitap din kitabı değil, adet sıralaması değil, sanat eseri değil, tarih belgesi değil, diri Tanrı’nın canlı sözüdür. Gerçeği öğretir, yüreği eleştirir, yaşamı düzeltir, bireyi doğruluk yolunda eğitir, Tanrı bağlılığına katılan insanı yetkinliğe iletir. Bireyi her tür sağlıklı iş için donatır (bkz. II.Timoteos 3:16). Kutsal yazı özel bir kişinin yorumu değildir, insan isteğiyle düzenlenmemiştir. Kutsal Ruh tarafından yöneltilen insanlar aracılığıyla Tanrı’nın herkese konuşmasıdır (bkz. II.Petros 1:20,21). Böylesi bütünleyici ve içeriklidir Tanrı Sözü. Zaten bu köklü sonuçlamaları içermeyen herhangi bir yazıya Tanrı Sözü demek yanlış olur.

            Tarih boyunca, düşünen ademoğulları bu en eski evrensel yazıyı araştırdı, onun üzerinde kafayı ve yüreği çalıştırdı, yazılanları imanla kaynaştırdı (bkz. İbraniler 4:12). “İman eden sizlerde de bu söz etkinliktedir” (I.Selanikliler 2:13). Tanrı’nın Sözü özgürlük, güvenlik, esenlik kanıtıdır. Tanrı Sözü Varoluşçuluk felsefesinin kafa yormaya katlanamadığı umut öğesinin sağlam dayanağı ve kaynağıdır. Varoluşçu birey iman güvencesini dışlayarak yaşamın anlamını kişisel didinişle kavramaya çabalar; buna karşı Mesih bağlısı her gününü, her anını umut doluluğuyla yepyeni aşamalara eriştirir. Çünkü onun umudu ölüler arasından dirilen, inanlıyı yanına almak için yeniden gelişi beklenen Mesih’tir. Bu umut kesin ve somuttur. Hiç unutulmasın, ademoğullarını, havvakızlarını kapkaranlık labirente yöneltmek isteyen şeytan Kutsal Kitap’ın baş düşmanıdır. Tarih boyunca yeryüzünde en geniş çapta okunan, yüklü cana güç ve destek sağlayan esin sözü düşünülmedik saldırıları göğüsleyen kitaptır. Şeytan bireylerin her çeşit kitabı ve yazıyı okumasına hiç aldırış etmez. Ama Kutsal Kitap’ı insanın elinden kapmak için her oyunu ve hüneri kullanır. Şeytan insanın kurtuluşa ve esenliğe kavuşmasına katlanamaz. Bu nedenle Kutsal Söz’e karşı her tür yalanı kesin ustalıkla uydurur ve kullanır: Değişmiştir, modası geçmiştir, ince eleyip sık dokuyan yazıdır, bütün insanlığı suçlu çıkarandır, vb. Ama bu cambazlığın gerisinde şeytanın sinsiliği ve kurnazlığı sırıtmakta.

            Yazar Pavlos bir ilke saptıyor: Mesih’in kabul ettiği insanı biz dışlamayalım (7). Kilise topluluğunda bu kurala uyulur. Hiç kimse kişisel keyfi uyarınca toplantıda yasalar saptamaya kalkmasın. Yasa’nın kaynağı salt Rab’tir. Kutsal Ruh bunları inanlıya ve tüm topluluğa iletir, her bir inanlı O’nun yasaları uyarınca yaşar ve bunları uygular. Mesih bağlısı Tanrı karşısında sorumludur. O’nun kabul ettiği inanlıyı başka biri çekiştirmesin, karalamasın, yermesin. Bu önemli kesimde ayrım oluşturan iki sorun, yenilen etler ve tutulan günler üzerindedir. İlk kilisede sürtüşmeye yol açan bu iki konu şu çağda topluluğu uğraştıran birer ayrılık değildir. Ne var ki başka başka sorunlar her zaman patlar ve inanlıları oyalar. Bunlar buhar gibi dağılıp kaybolan birer sorun değil.. Yeni yeni beliren çetin güçlüklere nasıl eğileceğiz? Her inanlı Kutsal Söz’e başvurarak, dua ederek, Kutsal Ruh’un yönetimini dileyerek yüzleştiği sorunları ele alsın. Ancak bununla toplantıdaki güçlükler çözülebilir.

            Pavlos’un kullandığı kata Hriston İisoun sözü (5) ‘Mesih İsa’ya göre’ olarak çevrilir. Elbette herkesin herhangi bir sorununa ilişkin kendine göre açısı ve yaklaşımı vardır. Ama önem taşıyan bu değil; ‘Mesih İsa’ya göre’ uygulama nedir, ne olmalı? (1). Mesih bağlısı otonom (özerk, muhtar) biri değildir. Kilisede buna yer verilemez. Kendi yolunu tutan, kendi öğretisini oluşturan heretik (edimci) diye nitelendirilir; bazı kez de topluluktan kesilir. Sağlıklı bir toplantıda Tanrı’ca saptanan birliği baltalayana gerekli disiplin uygulanır. Önemli olan kişisel özerklik değil, kilisenin bozucu-kirletici saldırılara, zorlamalara karşı ödünsüz özerkliğidir. Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrı’sını ve Baba’sını bir ağızdan yüceltmenin yöntemi budur.

            Bu dönümde güzel bir koşutlaştırmayla karşılaşırız: Mesih’in Tanrı yüceliği için bizleri içten kabul ettiği gibi bir inanlı öbür inanlıyı içten kabul etsin (7). Kurtarıcı, ilkin yaşamını düzene sok sonra seni kabul ederim demedi. Bu durumda hiç kimseye umut kalamazdı. O, bireyi günahlılığında, düşüklüğünde, işe yaramazlığında içten kabul etti. Günahlıyı arıttı, pakladı, doğrulukla donattı, kusursuz can niteliğinde Babası Tanrı’ya sundu. Böylece onun güvenilirliğini kanıtladı. “Ben onun günahını üstlendim, gerekli kurtarmalığı kanımla ödedim, kendi doğruluğumu ona aktardım”dedi. “Beni kabul eder gibi onu içten kabul et!” Babası Tanrı’yı böyle yüceltti Mesih; çünkü seven Tanrı’nın günahlıyı kurtarma amacını ve kendisine güvenilir olduğunu (8) bununla işlerliğe getirdi. Bu koşutlaştırma her inanlının kardeş ve kız kardeş doğrultusunda  sevgi göstergesidir.

            Bu vurgulamanın ardından yazar, Mesih’in ulu hizmetıni yüceltiyor (8,9). İnsanlık tarihinde niceler halkına ulusuna hizmette bulundu. Onların hizmeti içtenlikle anılır. Ama Mesih’in bütün çağlarda tüm insanlığa sunduğu hizmetin eşini düşünebilmek çelişkiler dünyasında bocalamaktır. Mesih’in insanlığa hizmeti tektir, kendine özgüdür. Melekleri çoşkuya getiren hizmettir. O’nun kefaret hizmeti sonsuzlar sonsuzu anılacaktır. Mesih’in insan bedeninde dünyaya geldiği dönemin özelliği Yahudiler’in insanlığı iki kesime ayırmasıydı. Sünnetli olanlar yani kendileri ve sünneti uygulamayan uluslar. Mesih çarmıha çakılınca Yahudiler’in de, ulusların da hizmet görücüsü oldu. İkisinin bir araya gelmesi olanaksızdı. İnanç ve inanç ayrılıkları, iki tarafın mutfağı, daha bir sürü örf ve kültür ayrımı.. Bunlar tümden başkaydı. İbraniler ruhsal yasanın her harfini tıpatıp uygulamaya didinirdi, uluslarsa ince eğirip sık dokuyan kendi kültürüne sarılırdı.

            Uluslar arasından İbrani inancını benimseyenler vardı, ama hiçbir zaman Yahudi haklarına sahip çıkamazdı onlar. Bu insanlara proselit denirdi (bkz. Matta 23:15; Habercilerin İşleri 13:43). Mesih çarmıhta ölünce çarpıcı bir gelişim oldu. “O anda tapınağın perdesi yukarıdan aşağıya yırtılarak ikiye ayrıldı” (Matta 27:51). Bu çok anlamlıydı. Proselitler tapınağa giremezdi. Onların yeri proselitler avlusuydu; burasını aşamazlardı. Tapınak perdesinin yukarıdan aşağıya yırtılması iki halk arasındaki ayrımı yıktı, yok etti. Bu parlak olaya iki ayrı yerde değinilir (bkz. Efesoslular 2:14, İbraniler 10:19-21). Artık engel perdesi yok, Yahudiler’e tanınan özel yetkinin uluslardan beri tutulması yok. Tanrı’ya şükür; Rab İsa Mesih’in haçtaki ölümü bu sonucu gerçekleştirdi. Artık ne Yahudi var ne de pagan, tümü Mesih’in kurtarmalık kanıyla arıtılır, kutsal Tanrı’yla barıştırılır (bkz. Mika 7:20; Habercilerin İşleri 3:25; Mezmur 87). Tanrı Eski Antlaşma’da paganların İsrail’le birlikte O’nun kurtarışına kavuşacağını belirtmiştir.

            Eski Antlaşma’nın birçok kesiminde Eski Antlaşma Tanrısı’nın İsrail’e sağladığı kutluluğu uluslara da getireceği peygamberlik niteliğinde vurgulanır. Yaratan’ın Oğlu İsa Mesih aracılığıyla gerçekleştirdiği eşsiz kurtuluş ve arındırma eylemi elbette tüm insanlığı içermekteydi; ters durumda seven Tanrı haksızlık etmiş olurdu. Yazar’ın Eski Antlaşma’dan getirdiği alıntılar bunu kanıtlar (9,12; bkz. II.Samuel 22:50; Mezmur 18:49; Yasanın Tekrarı 32:43; Mezmur 117:1; Yeşaya 11:10). Bu yerleri okuyup onlara inanırsan, Tanrı tasarılarının nasıl işlerliğe konduğunu, Rab’bin kesinleştirdiği vakitte nasıl gerçekleştiğini görerek derininde şükranla dolmaz mısın? Günahlarının çirkinliğini, dehşetini düşününce geçmişinden utanmaz, kaçılacak bir yer aramaz mısın? Bunlara karşı kayra Tanrısı’nın çağlar öncesi seni arıtmayı, kurtarmayı tasarladığını, seni sevdiğini öğrenince sevinçten coşmaz mısın? Hayretlere düşmekten kendini alamaz hale gelmez misin?

            Yazar bu kesimde Mesih’in uluslara başkanlık etmek üzere yükseleceğine de değiniyor, O’nun Yesse’nin kökünden geleceğini belirtiyor. Yesse kral Davut’un babasıdır. Yeşaya Davut’un soyundan gelecek Mesih’in evreni kapsayan hükümranlığına ilişkin peygamberlik ederken O’nu böyle tanıttı (bkz. 11:10) ve hükümran Mesih’in bin yıl sürecek yönetiminde beklenen kutlulukları teker teker bildirdi. Bunu daha yakından öğrenmek için Yeşaya on birinci bölümün tümünü inceleyin. Peygamber bütün ulusların egemenliğinden büsbütün ayrı, baştanbaşa parlak ve kesin yetkiyle dolu bir hukümranlık beklendiğini vurgular. Mesih’in evreni kapsayan hükümranlığı çalkantılı insanlık tarihinin aklı durduran görkemli doruğudur.

            Pavlos, “Bütün uluslar O’na umut bağlayacak” der. Malakya 2:7’nin başka biçimde bir çevirisi şöyle konuşur. “Onların özlediği kişi buraya gelecek.”  Kuşkusuz hiç bilinmemiş, tasarlanmamış bir hükümran var ileride.. Bunu tanısın ya da tanımasın, her kişinin derininde bir özlem yatıyor. Barışı, esenliği, sevgiyi, evrensel doğruluğu, adaleti ve düzeni, erdemlerin toplamını, daha ne varsa tümünü yeryuvarlağında saptayacak olana duyulan özlem (bkz. Daniel 7:13,14). Kuşku olmasın İsa Mesih’in dönüşünde bunlar gerçekleşecek (bkz. Vahiy 1:5-7; 22:20). En keskin tasarının kavrayamayacağı bütün niteliklerin toplamı o ideal Başkanın kişiliğinde gerçekleşecek. Yeşaya peygamber O’nu özlü dille Barış Başkanı diye tanıtır. Şu anda ulusal üstünlüğü, milliyet önemliliği, olabilir ki ırkçı kökenselliğiyle övünen uluslar tümden O’nun uyruğu olacak.

            Bu gerçeği anımsattıktan sonra 13’ncü ayette Pavlos bir kutlama duası yükseltiyor. Bu duada Tanrı’yı, ‘umut kaynağı Tanrı’ diye tanıtıyor (13). Tanrı’nın verdiği umut salt O’nun Oğlu İsa Mesih’in kurtarışıyla canın gönenci kılınabilir. Ölüleri diriltecek olan Mesih’e umut dışında kime umut bağlanılabilir? Konu edilen mutluluk umudu insanın tek başına mutlu olması biçiminde yorumlanmasın. Hiç kimse tek başına yaşayamaz. Bireyin kafada oluşturduğu bir adaya sığınarak kendi yapmacık mutluluğuyla gün tüketmesine bencillik denir. Mesih’te mutluluk bulan, herkesi aynı umuda ve mutluluğa çekmeye uğraşır, başkalarını da bu mutlulukta görmeyi özler; bu insan kardeşi için sürekli acı çeker, Tanrı’sına başkaları için dua dilek yükseltir. Cümle âlemin mutluluğu ve umudu salt Mesih’ledir. Mesih’te mutlu insan komşusunu da mutlu görmek ister; çünkü mutluluk kaynağı İsa kesin kapsamlı ve sürekli mutluluk sağlar. Yazar başka bir mektubunda şöyle tanıtır Mesih bağlılığını: “Kurtarıcımız Tanrı’nın ve umudumuz Mesih İsa’nın buyruğu uyarınca, Mesih İsa’nın habercisi Pavlos’tan” (I.Timoteos 1:1).

            14’üncü ayette yazar taze bir konuyu ele alıyor. Buradan 21’inci ayete dek mektubu niçin yazdığını anlatıyor. Bu kesimle 1:8-15 arasındaki benzerliğe dikkat edilsin. 22-29 ayetlerde seyahat tasarılarını açıklıyor. 30-32’de Yeruşalim’deki inanlılara taşıyacağı armağana değiniyor ve kendisi için dua etmelerini diliyor. Tez zamanda onlara kavuşacağını umut ediyor. Ardından Roma’daki inanlılar için barış ve esenlik dileğinde bulunuyor (30). Pavlos başka kilise topluluklarına yazdığı mektuplarda ortaya çıkan belirli sorunlarla uğraşır. Ama Roma topluluğunda endişe duyulacak herhangi bir öğreti ya da cinsel düzensizlik, mahkemelere düşmek türünden sapmalar yok. Belki tek sorun yiyecekler, tutulan günler konularıyla ilgili; buysa endişe uyandıracak sorun değil.

            Pavlos Roma’daki inanlıları övüyor (14). Birbirlerine öğüt verecek yeterlikte olduklarına sevinç duyuyor (bkz. 1:8b). Öte yandan da, Mesih’in habercisi her topluluğun yüreklendirilmeye, Tanrı Sözü’nde güçlendirilmeye gereksinimli olduğunu çok iyi bildiğinden bu içerikli mektubu yazıyor. Konuyla ilgili şu ayetlere bakın (11:12-27; 14:1; 15:13). Pavlos Mesih İsa’nın uluslar yararına görevlisidir (16). Tanrısal görevi Roma’yı da kapsar (1:5-6). Pavlos bu göreve törensel bir anlam veriyor. Leitourgos (ruhsal tören yapan). Bu ilişkide şu yerleri okuyun (Nehemya 10:39; Yeşaya  61:6; İbraniler 8:2). Bu kelime leitourgia sözüdür. Tarihsel kiliselerde leitourgia yapılır: Tapınışa bir ağırbaşlılık, saygınlık, kutsallık havası vermeyi öneme alır leitourgia. Aynı söz başka anlamda 13:6’da da konuya girer (Tanrı’nın görevlileri). 15:16’da kulanılan ikinci törensel terim: İerourgeo to evangelion. Yeni Antlaşma’da salt burada kullanılan söz bileşik kelimedir: ieros: kutsal, ergo: hizmet, görev. Bu iki törensel kelimeyi Türkçe’de kutsal görev olarak çevirmek gerekli anlamı vermektir; ‘Tanrı’nın İncil’ini kutsamak’ en yakın çeviri biçimidir.  İeratevma kelimesi de fiil biçiminde kullanılan sözün ad olarak kullanımıdır (bkz. I.Petros 2:5). Yazar Petros Mesih bağlılarını ‘kutsal rahiplik’ olarak nitelendiriyor.

            Pavlos Sevinç Getirici Haber’i herkese sunmayı kutsal görev tanıyor; bunu yapmayı da, Mesih İsa’nın her haberden üstün haberini tanıtma uğraşı olarak gösteriyor. Bu üstlenmeyi Tanrı’ya sunulan bir kudas - leitourgia sayıyor. Mesih’in kurtarma haberini yaymaya direniş sırasından aşırı saldırılar oldu ve olmakta: Hristiyanlık propagandası, İsa’yı öven bildiriler, dinini değiştirmek vb.. Oysa bu uğraş İsa Mesih’in haberi yayma buyruğuna uymaktan başka bir üstlenme değildir. Herhangi bir dinle, siyasetle, sömürgecilikle, kompradormacılıkla, kilise yönetimiyle ilgisi olmayan müjdecilik çabasıdır bu. Daha önce de belirtildiği gibi, şeytan bu uğraşı hiç hoş göremez. Çünkü yeryüzünde onun egemenliğini sarsmak ve yıkmaktır bu atılım. Tanrı’nın İsa Mesih’te tanıtılan kayrasal müjdesini yaymayı kutsal görev sayan herkes şeytanın sömürü egemenliğine karşı saldırıyı üstlenmiştir.

            Pavlos bu kutsal görevi Tanrı’nın verdiği kayrasal bir üstlenme olarak değerlendiriyor: “Sizleri kapsayan Tanrı kayrasının yönetimiyle görevlendirildiğimi hiç kuşkusuz duydunuz...Kutsal yaşamlıların tümünden gerilerde olmama karşın, bu kayra bana verildi; Mesih’in araştırılamayan zenginliğiyle ilgili Sevinç Getirici Haber’i uluslara yayayım diye” (Efesoslular 3:2,8). Tanrı’nın Sevinç Getirici Haber’ini duyurmak bireyin parlak yükümlülüğüdür. Uluslara bağlı kadını erkeği kutsanmış bir sunu niteliğinde Tanrı’ya takdim hizmetini üstlenmenin sevinciyle övünç duyuyor o (16,17). İsa Mesih haberci Pavlos aracılığıyla, sözle olsun işle olsun, belirtiler, göz kamaştırıcı eylemler gücüyle etkin kurtuluş müjdesini bütünlüyor. Pavlos’a atılganlıkla konuşma yetkisini veriyor bu (18,19). İsa Mesih yeryüzündeyken ardı arası kesilmeyen mucizeler yaptı. İncil öğrencisinin bunlar üzerinde çalışması yararlıdır. Öğrencilerine de mucizeler yapma gücünü ve yeteneğini vaat etti. Göklere yükseldikten sonra onlara bu yetkiyi Kutsal Ruh aracılığıyla verdi (bkz. Yuhanna 5:20; 14:12).

            Pavlos’un olsun öbür habercilerin olsun her yöne yayılan hizmeti, Kutsal Ruh’un yetkisiyle, belirtiler, göz kamaştırıcı eylemler gücüyle desteklendi (bkz. Habercilerin İşleri 2:22,43; 5:12; 15:12; II.Korintoslular 12:12; İbraniler 2:4). Mesih vaazının yayıldığı her köşede tanrısal mucizeler işlenmekteydi. Ama vaazın desdekleyicisi bu görkemli belirtiler değil, Tanrı’nın kurtuluş sağlayan öz gücüydü (bkz. 1:16). Yahudiler’e de uluslara da.. Haberciler’in ön sırasında beliren Pavlos Mesih’in Sevinç Getirici Haber’ini Yeruşalim’den (Araplar’ın sonradan Kudüs adını taktıkları Davut’un kenti) İllirya dolaylarına dek baştan başa yaydığını anımsatıyor (19). Yeruşalim’in yerini herkes bilir; öte yandan İllirya’nın nerede olduğunu belirtmemiz zorunludur. Düne dek Yugoslavya diye bilinen o ulusun Dalmaçya kıyıları.. Demek ki, yaklaşık 2500 kilometreyi kapsayan geniş bir eğmeç dolaylarında Mesih’in haberi baştan başa yayılmış, pek çok kişi Mesih’in adıyla tövbe ederek Tanrı’ya dönmüş, her yanda kilise topluluklarının temeli atılmış, puta tapıcılığa ağır darbeler indirilmiş, Roma dinlerinin temeli sarsılmaya başlamış. On dokuz yüzyıl önce bugünkü taşıt araçlarının bir teki bilinmediği dönemde. Çağdaş iletişim gereçlerinin akla hayale dokunamadığı bir zaman döneminde. Sadece derilere yazılan Kutsal Söz. Kafanın alamayacağı böyle bir gelişim ve ruhsal ilerleme acımasız saldırılar, dayaklar, kötekler, cezaevlerine tıkılmalar, öldürmeler, vb. türünden çirkin eylemlere karşın olmuş ve başarıya ulaşmış. Doğal düşünce kavramını yaya bırakan bu gelişim ne fetih şavaşlarıyla, ne toplu din değiştirmeleriyle, ne istilalarla, ne de cihatlarla gerçekleşmiş. Kılıçsız yengiye güvencin önceliğini kanıtlamış, tarihin akımını değiştirmiş. Kutsal Ruh her adımda habercilere öncülük etmekteydi. Pavlos bu nedenle Tanrı’ya hizmetinden övünç duyabiliyor (17). Başarı habercinin değil, Kutsal Ruh’undur. Dikkat edilsin, minberden parlak bir vaaz vereni hiçbir vakit pohpohlamayalım. Bunu yapmakla onun yenilgisine hatta gerilemesine katkıda bulunmayalım.

            Tanrısal uğraşta haberci Pavlos bir ilkeye bağlılığını vurguluyor (20). Başka habercilerin hizmetine burnunu sokmamak, başkasının attığı temel üzerine yapı kurmamak. Sevinç Getirici Haber’i Mesih adının bilinmediği yerlerde yaymayı onur konusu sayıyor o. Bu yerde yazar filotimeomai fiilini kullanıyor. Hellence’de çok güzel, içerikli bir sözdür bu: Fileo (sevmek), timeo (onur, onurlamak). Bu söz Yeni Antlaşma’da şu yerlerde de kullanılır: II.Korintoslular 5:9; I.Selanikliler 4:11. Mesih inanlısının önüne gelen her durumu, konuyu, uğraşı onurla eşlemesi, sevgi bağıyla güçlendirmesi yaraşıklı tutumdur. Yaptığım her işte bir onur öğesi bulunup bulunmadığını düşünmem gereklidir.  Sevinç Getirici Haber’in de her yana yayılabilmesi bu ruhsal kurala bağlılıktadır. Mesih’in habercileri daima yeni bölgeleri gözönünde tutarak çalışır. Yazar burada Yeşaya’dan  bir alıntıyla tezini aydınlatıyor (21; bkz. Yeşaya 52:15). Bu peygamberlik sözü konuya bol ışık saçabilir.

            Pavlos geçmişe bağlı hizmetinden bugüne ve geleceğe göz gezdiriyor. Tasarılarını Roma’daki inanlılara bildiriyor. O ana dek doğudaki uğraşları Roma’yı ziyaret etmesine olanak bırakmamıştır.(22) Bu uzun hizmetin ne tür güçlüklerle geçtiğini anlatan ayrıntıları öğrenmek için (bkz. I.Korintoslular 4:9-13; II.Korintoslular 11:24-28). Şimdi bu geniş çaplı hizmet sona erdiğinden, gayrı Roma’ya gitmek derin arzusudur (23; bkz. 1:10-15). O kocaman imparatorluğun başkenti Roma. Bütün gözlerin oraya dikildiği çok önemli bir yerdir bu başkent. Birinci bölümle ilgili yorumlarda Roma topluluğunun nasıl kurulduğuna değinilir.

            Pavlos bu inanlıları ziyarete derin özlem duyuyor. Ama onun asıl isteği, Roma’yı bir basamak yaptıktan sonra İspanya’ya uzanmaktır (24). Pavlos’un alışkısı, haberi ilettiği toplulukları ziyaret ederek inanlıları yüreklendirmekti. Ruhsal paydaşlığın önemi ve gereği yadsınamaz. Bunun için Pavlos Roma’daki inanlılarla buluşmak istiyor. Ama onun ziyaretleri daha uzun kapsamlıdır: Yorulmadan Sevinç Getirici Haber’i yaymak. Bu nedenle İspanya’ya gidebilmeye çok derin istek besliyor. Pavlos’a Mesih inancının yükümlülükleri büyük önem taşımakta: Bunları her yerde öğretmek ya da çeşitli topluluklara mektup yazarak inanlılara inancın temel öğelerini belirtmek, kilise toplantısında tapınma, dışa uzanıp herkesi Mesih’e çağırma yöntemi.. Çeşitli yerlerdeki kiliseleri sağlam temele koymak, yönetim gerekçelerini tanıtmak ve eğitim vermek.

            Bunun yanı sıra, Pavlos Roma’daki inanlıların dua desteğini arıyor (30). Pavlos Roma’daki inanlılara onlar için dua ettiğinin güvenilirliğini bildirmişti (1:9,10). Şimdi onların kendisi için dua etmelerini diliyor. Budur duanın önemi. İnanlılar karşılıklı olarak birbirleri için dua-dilek yükseltir, böylece duada birleşerek karşılıklı yüreklendirmede bulunur. Dikkat edilirse, bu parçada kutsal üçlüğün huzuruyla karşılaşmaktayız: Rabbimiz İsa Mesih ve Ruh’un esinlediği sevgi, Tanrı’ya dua. Mesih bağlısının çabası, başka bağlıların duası ve yakarısıyla desteklenmezse ürün getiremez. Mesih’in kurtarışını dıştakilere tanıtırken O’nu tanıyanların içtenlikli dilekleri unutulamaz. Pavlos, Romalılar’ın dualarıyla kendisini İspanya’ya yolcu etmelerini diliyor (bkz. Habercilerin İşleri 20:36; 21:5). Geride kalan inanlılar Mesih’in habercisini daima dualarıyla, yüreklendirmeleriyle destekler. (bkz. Habercilerin İşleri 15:3; 20:38; 21:5; I.Korintoslular 16:6,11; II.Korintoslular 1:16; Titos 3:13; III.Yuhanna 6). Bu arada Pavlos’un önünde bütünlenmesi gereken başka bir hizmet var: Yeruşalim’e varıp oradaki inanlılara topladığı yardımı iletmek (25). Bu ilişkide daha önce, gereksinimi olan inanlılara yardım elini uzatma gereğinden söz etti (bkz. 12:13). Şimdi bunun somut biçimde uygulanmasına geçiyor. Bu önemli hizmetle ilgili ayrıntılı bilgi için şu yerlere bakınız: (Habercilerin İşleri 19:21; 20:22; 11:29; II.Korintoslular 8:1-4; 9:2,12). Bu ansıtmalarda Mesih tanıklığının işlerlikli uygulamalarıyla karşılaşırız. Tanrı’nın işi nasıl ilerler, bunu kim destekler? Hükümet mi, diyanet işleri mi, savaş yapıp ganimet elde etmek mi? Bu türden din öğretilerinin Tanrı hizmetine katkıda bulunabileceği aklın ucuna getirilemez. Tanrı’nın işi Tanrı çocuklarının armağanlarıyla gelişebilir, dualarıyla desteklenir, sevgiden kaynaklanan ilgileriyle başarıya götürülür.

            Makedonya’daki topluluklar Filippi, Selanik, Beriya’da bulunuyordu. Ahaya’dakilerse Korintos’la o çevredeki kasabalarda. Bunların parasal durumu iyiydi. Ne var ki Yeruşalim’deki topluluğun durumu çetindi (26). Günümüzdeki görünümü anımsatan bir eşitsizlik. Batı ülkelerinde, Japonya’da, Kore’de, Avustralya’da Mesih inanlıları ekonomik koşulların elverişli olduğu düzeydedir. Gelişmekte olan, ya da üçüncü dünya olarak bilinen ülkelerde ekonomik koşullar çetindir, iki yakası biraraya gelmez türdendir. Bu ortamda ne yapılabilir? Kutsal Söz’de belirtildiği gibi maddi bakımdan iyi, belki de çok iyi olanlar,  kendi yağıyla kavrulamayan yerlerdeki kardeş-kız kardeş topluluklara destek ve yardım iletir. Bu, insansal yasalarla değil sevgiyle, duayla, kutsal yükümlülükle gerçekleşir. Rasgelene para dağıtılmaz. Böyle bir uygulamanın pek çok kişiyi soysuzlaştırdığı çok iyi bilinir; üzgüyle görülmüştür de.. Yazar Pavlos yardımda bulunanların bu paydaşlıktan hoşnut olduğunu anımsatır. Başka bir yerde şöyle de der: “Tanrı şen gönülden vereni sever” (II. Korintoslular 9:7).

            Makedonya ve Ahaya’daki inanlılar genellikle uluslar arasından gelenlerdi. Yeruşalim’dekilerse Yahudiler arasından. Bunlar Mesih’i yadsıyan Yahudi soydaşlarından çok eziyet çekti (bkz. I.Selanikliler 2:14-16). Onlara Yahudiliği reddedenler damgasını yapıştırıyor, her tür dincilik ve ekonomik baskıyı kullanmaktan geri durmuyorlardı. Durum öylesi kötüleşti ki, Yahudiye’deki imanlılar yardıma muhtaç kaldı. İşte böyle bir ortamda Pavlos dolaştığı yerlerdeki kiliselerden topladığı yardımı kendi eliyle Yeruşalim’e götürmek üzereydi. Yazısında  armağan salan inanlıların bundan yararlanacak inanlılara karşı yükümlü olduğunu anımsatıyor (27). Paganlıktan gelme inanlılar İsrail kaynaklarından aldıkları Mesih kurtarışıyla erinç buldular (bkz. 11:17-18). Bu bilgi, bu haber Yahudiler’den kaynaklandı (bkz. Yuhanna 4:22). İman yöntemi onlara verilmişken ulusların gönenci oldu (bkz. Yuhanna 1:11,12). Bu yüzden uluslar Yahudiler’e bir borçluluk altındadır. Bunuysa, maddesel bolluklarını gereksinimli kardeş-kız kardeşlerle paylaşarak gösteriyorlar (bkz. I.Korintoslular 9:11).

            İnanlıların Tanrı’ya ve Tanrı hizmetine armağan vermesiyle ilgili öğretiye ilişkin (I.Korintoslular 16:1-4; II.Korintoslular 8-9 bölümleri inceleyin). Haberci Pavlos’un iki ayrı kesimden gelen inanlılar arasında böyle bir bağı gerçekleştirmesi ilgi çekicidir. Çeşitli topluluklar arasında canı gönülden yakınlık ve bağlılık kurmak böyle bir uygulamayla perçinleştirilmekte. Günümüzde yeryüzünün dört köşesinde Mesih topluluklarının sağlıklı, kurucu ilişkileri geliştirmesi Kutsal Söz’de kilise konusuyla ilgili göze görünür uygulamalardandır.

            Pavlos bu önemli üstlenmenin kutlu kılınması için Roma’daki inanlıların duasını diliyor (30-32). Duayı anlatmaya kullanılan terim ‘synagonizomai’ dir: “Benimle birlikte çabaya koyulun, benim için Tanrı’ya dua edin” (30). Dua inanlının Tanrı doğrultusunda çabası ve uğraşıdır. En çetin üstlenme. Nedir dua konuları? 1. Yahudiye’de ona diş bileyen inansızlardan kurtulsun (31a). 2. Sunduğu hizmet inanlılar tarafından kabul edilsin (31b). 3. Bu hizmeti sonuçlayınca Roma’daki inanlılara kavuşsun (32). İsa Mesih’in önceden belirttiği bir gelişim Pavlos’un dikkatindedir: “İşte sizleri kuzular gibi kurtların arasına gönderiyorum” (Luka 10:3). Katı Yahudi bağnazların Pavlos’a düşmanlığı orman yangını gibi her yanı sarmaktaydı. Çünkü Pavlos paganları Mesih’e imana iletiyor; ama ruhsal yasanın (şeriat) dileklerini uygulamaları konusunda onlara tek söz söylemiyordu. Yahudiliğin kupkuru, biçimci, töreci öğretileri baştan başa bertaraf ediliyordu. Bu, katlanılacak bir saygısızlık değildi. Pavlos Yeruşalim’de kendisini nelerin beklediğini çok iyi biliyordu (bkz. Habercilerin İşleri 21:6-14; 27-36). Ama Yeruşalim’e gitmeliydi. Pavlos’un kararlılığı Rab İsa Mesih’in orada kendisini işkenceli bir haçlama beklediğini bilmeye karşın Yeruşalim’e gitme kararlılığı gibiydi (bkz. Luka 9:51).

            Bir de, katı dinciler armağanın amaçlanan inanlılara ulaşmasını bile önleyebilirdi. Korkutma, yıldırma, gözdağı verme olasılığı inanlıları armağanı kabulden çekindirebilirdi. Çünkü kötü niyetlerinde kararlı bağnazların ürkütücü gölgesi altındaydılar. “Dua edin ki” diyor, “Hizmetim kutsal yaşamlılarca kabul edilsin” Bu da, şeytanın çok yönlü ve kararlı saldırı biçimlerini gösteren bir örnek.. Şeytanın Mesih’e ve Mesih için yapılan uğraşlara beslediği kinin haddi hesabı düşünülemez. Pavlos’un Yeruşalim’de ve Kayseriye’de çektiği çileleri öğrenebilmek için Habercilerin İşleri’nde bununla ilgili yerleri okuyun.

            Pavlos tapınaktayken tutuklandı, tartaklandı, neredeyse öldürülüyordu, gülünç bir soruşturmadan geçtirildi. Sonunda Roma vatandaşı olmanın tanıdığı hakla Roma’ya gönderilmesini istedi. Bu dileği kabul edildi. Gemiyle yolculuk ederken korkutucu bir fırtına koptu, günlerce sürdü. Tüm yolcular ölüm kalım savaşı içindeydi. Fırtına gemiyi Malta adasında kayalara bindirdi; ama tek can yitirilmedi: Çünkü Pavlos bütün yolcuların esenliği için dua etti. Hatta Malta’da Pavlos’un koluna ateşteki çalılardan çıkan bir engerek yılanı sarıldı; Pavlos kolunu sallayarak zehirli yılanı ateşe fırlattı. Herkes Pavlos’un çok kötü biri olabileceğini düşündü. Onun ölüp yere yıkılmasını beklemekteyken Rab’bi onu mucizeyle kurtardı. En sonunda Pavlos Roma’ya ulaştı orada inanlılarla karşılaştı, onları yüreklendirdi. Tutuklu kaldığı yerden geride bıraktığı topluluklara dört mektup yazdı. Elbette bunlar ayrımlı konu. Pavlos başka mektuplarında yaptığı gibi, bunu alanlara da Tanrı’nın barışını diliyor (33).

 

            BÖLÜM 16

            Mektubun 16. bölümüne Mesih inanlılarının galerisi denebilir. Yazar Pavlos birçok mektubunda kardeşlere kız kardeşlere içtenlikli selamlarını iletir. Ama bu bölümde sıralanan adların çokluğu bu listeye bir ayrımlılık veriyor. Bir kesim okuyucu bu isimler listesini bıktırıcı bulabilir, yabancı adları yadırgayabilir. Ama bu adlara ilişkin bilgiye yakından bakıldığında burada geniş konular kapsandığı görülebilir. Bunlar inanlının yüreğine esenlik ve güvenlik getirir.

            Pavlos’un bu topluluğu daha ziyaret etmemiş olduğu akılda tutulsun. Buna karşın selam gönderdiği kişilerin çoğuyla tanıştır. Örneğin, Priska ile Akilla (5). Adı geçenlerin yüzde otuzundan çoğu kadındır. En başta belireniyse, Fibi adında hizmet görücü (diyakon) bir kadındır. Korintos kentinden sekiz kilometre ıraklıkta Kenhrea’dandır o. Başka yerlerde diyakon görevini erkeklerin üstlendiğine rastlanır. Diakonia, diakoneo (bkz. Habercilerin İşleri 6:1,2,4;  Filippililer 1:1; I.Timoteos 3:8,12). Burada bir kadından söz ediliyor (bkz. Galatyalılar 3:28). Başlangıçtaki kilisede bu görev kadınlara da verilmekte miydi? Yorumcuların kesin anlaşmada olmadıkları bir konudur bu. Kadınlar arasından da diyakon görevine atamalar bulunduğu olasılığı ağır basmakta. Bugünün kilisesinde inanlı kadınların diyakon olarak hizmet gördüğü genel bilgidir. Diyakon’un görevi toplulukta yoksul, bakımsız, hasta, dul, yetim sırasında olanlara yardım sağlamaktır. Kuşkusuz, kilise hizmetinin önemli bir uzantısıdır bu görev. Fibi’den Prostatis diye söz ediyor yazar (2). Bu, isim olarak yalnız burada geçer. Destek ya da yardımcı bunun tam karşılığı değildir. Prostatis doğum sancılarında olan topluluklara önderlik eden varlıklı biridir. Fibi’nin Kenhrea kentinde de hizmet gören bir sorumlu olduğu olasılıdır. Roma’ya seyahate çıkıyor; Pavlos’un mektubunu oraya taşımaya atanıyor.

            Bunun ardından Priska (Priskilla olarak da geçer) ile eşi Akilla’ya değinilmekte. Bu seçkin çift İncil sayfalarını süsleyen çok etkin bir karı-kocadır. Pavlos onlarla ilk Korintos ziyaretinde tanışmıştı (bkz. Habercilerin İşleri 18:2). İlkin Roma’da yaşamaktaydılar. İmparator Klavdius  tüm Yahudiler’in Roma’yı bırakmaları için buyruk çıkarınca, onlar da Roma’dan ayrılıp  Korintos’a göç etti. Sözü edilen ferman 49 ya da 50 yılında ilan edildi. Ama keyfi olduğundan uzun süre tutunamadı. Çadır imalatçısıydılar; Pavlos onlarda kaldı. Asıl uğraşları Korintos kentinde kurtarıcı Mesih’i insanlara tanıtmak oldu. Ardından bu çift Efesos’a geçti. Orada Mesih tanıklığını sürdürdüler. Apollo gibi aydın bir insanı sağlam Mesih inancına yönelttiler (bkz. Habercilerin İşleri 18:24-28). Pavlos üçüncü haber gezisinde Efesos’a gelince yine bu çiftle birlikte çalıştı. Efesos’ta Pavlos’a karşı kudurgan bir ayaklanma oldu (bkz. Habercilerin İşleri 19:23-41). Belki de bu tehlikeli olayda o sadık çift, Pavlos’u savunma yolunda kendilerini ölüm tehlikesine attı (4).

            Kilise toplulukları arasında hatırı sayılır etki gösteren bu çiftin özelliği, bir önemli kentten başka kentte yaşamayı seçerek, sanatlarının yanı sıra İsa Mesih müjdesini insanlara yaymak, yerel kilise topluluklarını desteklemekti. Bu mektubun yazılışında onlar Roma’daydı, evlerinde bir toplantı düzenlenmiş, kiliseye gerekli destek sağlanmıştı (5). İlk kilisenin ev toplantılarıyla başladığı ve geliştiği anıda tutulmalı. Başlangıçtaki kilise toplantılarında ne yapıldığını öğrenmek için, Habercilerin İşleri 2:40-42,46-47’ye bakınız. Ev kiliseleriyle ilişkin şu yerlere de bkz: Matta 26:18; Habercilerin İşleri 12:12; I.Korintoslular 16:19; Koloseliler 4:15; Filimon 2. Mesih’in kilisesi belirgin basitlikte başladı. Varlıklı ülkelerde büyük katedrallerin, çarpıcı binaların göze çarpmasının yanı sıra, birçok ülkede inanlılar üçte tek tekte üç Tanrı’ya ev toplantılarında hizmet etmeyi sürdürmekteler. Örneğin Çin, İncil vaazının yasaklandığı çeşitli ülkeler, vb. Bazı yerlerde bu topluluklara ‘apartman katı kiliseleri’ diyorlar.

            Mektupta Asya Eyaleti’nden söz ediliyor (5). Bölge bugünün Ege yörelerini kapsar. Efesos bu kesimin ana kentiydi. Asya, İmparatorluğun en önemli, verimli, varlıklı bölgesiydi. Bu dönemde adı geçen Epenetos (anlamı: onaylanan, övülen) Mesih’e iman edenlerin ilkidir. Bir yerde Mesih müjdesine şüphe ve kuşkuyla bakılmaktayken, günahlı gidişten ayrılarak Rab’be bağlılığını ilan etmek o kişinin uygar davranışına, korkmazlığına kanıttır. Bu insan adının anlamına uygun kararı verdi.

            Sonraki kişi Meryem’dir (6). Mesih inanlıları ve O’nun topluluğu için çok çaba gösteren bir kadın. Pavlos Selanik’teki inanlıları yüreklendirirken, çabalarının sevgiden kaynaklandığını belirtiyor (bkz. I.Selanikliler 1:3). Sevgiden kaynaklanmayan emek ya da çaba Tanrı tasarısını gerçekleştiremez. İsa Mesih bizi sevdiğinden çarmıhta o katlanılmaz işkencelere bıraktı kendisini.. O’nun sevgisiyle taşan inanlı tıpkı Meryem gibi unutulamayan anılar bırakır.

            Bu dönümde yazar Andronikos’la Yunia’dan söz ediyor (7). Her olasılıkla bu başka bir çifttir. Pavlos’un soydaşıdırlar (Yahudi). Ondan önce Mesih’e bağlananlardır. Pavlos’la birlikte cezaevi görgüleri çekmişler. Bunun ne zaman, nerede olduğu belirtilmiyor. Bazı yorumcular Pavlos’la birlikte cezaevinde yattıklarının değil, onun gibi bunların da cezalandırıldıklarının imlendiğini söylüyor. Bu çift Pavlos ve Petros sırasından haberci (apostolos) değildi herhalde. Haberci diye kimlere denildiğine ilişkin bakınız: Habercilerin İşleri 1:12-26; Efesoslular 2:20; I.Korintoslular 15:7-9. Bunlara başka anlamda apostolos deniyor herhalde (bkz. II.Korintoslular 8:23; Filippililer 2:25).

            Bundan sonra üç yeni ada rastlanır (8,9) Ampliatos. Bu genellikle kölelere verilen adtı. Ama bir metin ona Amplia diyor. Bu durumda kadın adıdır. Belki Kayser’in evinden (bkz. Filippililer 4:22). Roma’daki Domitilla katakomplarından birinde Ampliati adı yazılıdır. Bu durumda soydan bir kadın ya da erkektir. Pavlos’un anısında saygın yer tutan bir inanlı. Urbanus: Mesih’te iş arkadaşımız. Belki o da Kayser’in evindendir (bkz. Filippililer 1:13; 4:22). Stahis alışılmamış bir Grek adı. Yine Kayser’in saray bağlılarından olabilir. Apellis (10a). Bazı yorumcular bu adı Apollos ile eşitliyor (bkz. Habercilerin İşleri 18:24; 19:1). Aristoboulos (10b) bir inanlıdır. Onun ev halkından olup Roma’da bulunanları Pavlos selamlıyor. Soydaşım Herodion (11a), o da Pavlos gibi Yahudi; erkek ya da kadın olduğu isimden anlaşılamıyor. Bazıları onu kral Herodes’in iman etmiş hısımları arasında gösteriyor (bkz. Habercilerin İşleri 12:1-11). Narkissos (11b) ailesinden olanlara. Narkissos Roma tarihinde özlenmeyen bir ad bırakmış, intihar etmiştir. Ama ailesinden bazılarının Rab’be bağlandığı olayın parlak yönü olabilir.

            Trifena ile Trifosa ve Persis (12). Her üçü de bayanlar. Rab hizmetinde çok emek çekmiş inanlılar, hizmetlerinin ne olduğu bildirilmemekle birlikte önemli yer tuttuğu kesin. İlk iki kadının kız kardeş olabileceği söylenir. Persis herhalde Fars (İranlı) kökenlidir. Fars’tan getirilmiş bir köle de olabilir. Kilise topluluğundaki emekleri önemli ve yararlıydı bunların. Bundan sonraki isim (Rufus) ilginç ve düşündürücüdür (13). Bu inanlıyı daha iyi anlayabilmek için Markos 15:20b ile 21’i okuyalım: “…O’na kendi giysilerini giydirip çarmıha çakmaya götürdüler. Çiftlikten dönen Kireneli Simon –Aleksander ile Rufus’un babası– oradan geçiyordu. İsa’nın haçını taşısın diye onu zorladılar.”

            Bununla İsa Mesih’in haçını yüklenen Kirine’li Simon’u daha yakından tanıyabiliyoruz. Bu adam bir çiftçi ya da çiftlikte çalışan bir köledir. İki oğlu var. Eşi sadık bir Mesih bağlısı, kendi çocuklarıyla birlikte Pavlos’a da analık etmiş. Aile herhalde Yahudiye’de yaşamaktaydı. Oğul Rufus iman etmiş, Roma’ya gitmiş; şimdi Roma topluluğundadır. Markos’taki bilgiyle bu mektuptaki yazıyı birleştirdiğimizde duygulandırıcı bir anlatı biçimlenir. Rufus adı iki kesimi bir araya getirmeye katkıda bulunuyor. Bu listedeki adlar arasında bu aileye ilişkin verilen bilgi kendine özgüdür. Mesih bağlılığında önemli yer tutan bir karı-koca ve onların iki oğlu. Pavlos daha dokuz inanlıya ve adlarını yazmadığı bütün kutsal yaşamlılara selam gönderiyor, kutsal öpüşle birlikte içtenlikli kardeşlik duygularını iletiyor (14-16). Ayrıca, bütün kilise topluluklarının selamlarını da veriyor. Görülebildiği gibi inanlılar birbirlerine yakın değilken aralarında sıcak bir bağlılık ve paydaşlık süregeliyor.

            Mektup bir çırpıda konuyu değiştiriyor; çelişkili (dihostasia: ayrılık, aykırılık) öğretilere karşı gözlerini açık tutmaları için inanlılara yalvarıyor bunlara ilişkin sakıncalı olmayı kesenkes vurguluyor (17). Mesih’in kilisesi başlangıçtan bu yana ayrılık, aykırılık doğuran bölücü öğretileri göğüslemiş, daha da göğüslemekte. Bu ilişkide kullanılan söz airetikos’tur; anlamı dilediğini seçer, işine yaramayanı atar; ana öğretiden kabul edebildiğini belirginlikle alır geriye kalanını teper; buna edimcilik derler. Mesih’in kilisesi taa başlangıçtan bu yana heretik öğretileri yargılayarak onları dışlamıştır. Bunların ön sırasında dünyasal çapta etkinliği olan bir inanç bilinir. Onun yanı sıra, örneğin Yehova Şahitleri, Mormonlar, TM (Derin Düşünce Erişimi), Hari Krişna, Gurular inancı ve daha bir sürü tarikat Kutsal Kitap’ın ölçüsüyle heretik’tir (edimci). Onlar tekte üç, üçte tek Tanrı’yı yadsır. Mesih’i bir yaratık yerine koyar. Yaratıkları düpedüz onurlandırır, onları Tanrı Oğlu Mesih’in ön sırasına geçirir. Bu sıradan bütün öğretiler ayrılık oluşturucu ve yıkıcıdır. Onları yayanlar kişiyi kendileri uyarınca suça götürür. Bu öğretiler özgün ve kalıtımlı günahı tanımaz, Mesih’in kurtaran kanına inanmaz, onun bedende dirilişini tanımaz. Bunları çıkaranlar, yayanlar Mesih’e hizmeti önemli tutmaz. Amaçları kişisel çıkarlarıdır: parasal ya da siyasal kazanç, önemlilik, başta olmak kovalayışı, vb. (18; bkz. Filippililer 3:18-19; I.Korintoslular 16:22; Galatyalılar 6:12-13). Pavlos onları koltuklayıcı, ağzı sulandırıcı sözler kullanarak kişileri ağlarına düşürmekle suçluyor (18).

            Görüldüğü gibi Pavlos bu kişilerden sözünü esirgemiyor. Ama onların sakat ve çürük öğretilerini sergilemeye gitmiyor. Çevremiz tekte üç, üçte tek Tanrı’ya karşı, kendi midelerine uşaklık eden öğretileri uyduranlarla, kitap yazanlarla dolu. Teker teker onların yıkıcı, canı mahvedici öğretilerini ortaya sermek olanak dışıdır. Biz Tanrı’nın İsa Mesih’te açıklanan sevgisini tanıtırız. Bildirimiz olumsuz değil, tersine olumludur. Müjdemiz sürtüşmeci değil, canı ihya edicidir. Yöntemimiz kendi düşüncelerini yayanları çileden çıkarmak değil, toplayıcı olmaktır. Özgürlük Tanrısı ademoğullarına özgürlük hakkını verdi. Herkes bunu kullanabilir; şimdiki çağda Tanrı onların özgürlüğünü tanır. Bu ilişkide İsa Mesih konuya ışık saçan bir simgeyle konuştu (bkz. Matta 13:25-27,29,36,38,40 ).

            Tanrı’nın verdiği özgürlüğü kendi yararına kullananların yargısı Tanrı’nın egemen tasarısı kapsamındadır. Gerçek öncesiz-sonsuzdur, yalan ustalıkla uydurulmuş icattır. Yalan zamana mekâna kısıtlıdır. Gerçeğin kısıtlılığı yoktur. Gerçek Rab İsa Mesih’tir (bkz. Yuhanna 14:6). Yazar Roma’daki inanlılara güveni olduğunu belirtiyor (bkz. 1:8; 15:14). Onların gerçeğe bağlılığını herkes duymuştur. Bu sadakat Pavlos’u sevindiriyor, ileride gelebilecek yalanlara karşı kendilerini uyarıyor (19; bkz. İbraniler 5:14; I.Korintoslular 14:20; Filippililer 2:15; Matta 10:16 ). Tanrı’nın inanlılara iletilen uyarısı şudur: “Sevgili kardeşler, her ruha inanmayın. Bunun yerine, Tanrı’dan olup olmadığını anlamak için ruhları deneyin. Çünkü pek çok yalancı peygamber dünyaya çıkmış bulunuyor” (I.Yuhanna 4:1).

            Bunları esinleyen ve süren, şeytanın taa kendisidir. Bu dönümde yazar, her tür çürük öğretiyi göğüsleyen inanlıları, ayakları altında şeytanın ezileceği günün güvencesiyle yüreklendiriyor (20). Yıkıcı, dağıtıcı, mahva sürükleyici bütün yalan öğretileri icat eden şeytan sonunda ezilecek (Yaratılış 3:15). Mesih onun gücünü haçtayken kırdı; yeniden gelişinde Tanrı’nın bir meleği onu yakalayıp bin yıl süreyle bağlayacak ve Mesih’in bin yıllık görkemli hükümranlığı başlayacak (bkz Vahiy 20:1-3). Mesih inanlısı bu kesin güvenle yaşar, tanrısal tasarının tümlenişine bakar. Bu sonucu barış ve esenlik Tanrısı gerçekleştirecektir.

            Şu anda pek çok yerde inanlılar işkence çekerek kıvranıyor, ama şeytana karşı direniyor (bkz. I.Petros 5:9). Zafer yakındır; yardım yüceden gelecektir. Şeytan muskayla, mavi boncuklarla, at nalıyla, sarmısakla altedilemez. Tanrı bağlısı onu Mesih’in adıyla dışlar, Rab’bin gelişi güveniyle yaşar. Atalarımızı günaha sürükleyen (bkz. Yaratılış 3), Mesih’i de sürçtürme ataklığına koyulan şeytan Mesih’in egemen gücü altında takatsiz bırakılacak. Pavlos yanında olanların selamlarını Roma’daki inanlılara gönderiyor (21). Timoteos uzun yıllar Pavlos’un iş arkadaşıdır (bkz. Habercilerin İşleri 16:3). Lukios’a belki Habercilerin İşleri 13:1’de değiniliyor. Yason, Selanik kentinde Pavlos’u savunan kişi olabilir (bkz. Habercilerin İşleri 17:5-9). Belki bu arada Korintos’a gelmiş, oraya yerleşmiş. Sosipater, Habercilerin İşleri 20:4’de adı geçen Sopater olabilir. Bunlar Pavlos’un soydaşlarıdır.

            Pavlos’a Tanrı esiniyle gelen bu tarihsel yazı Tertios adlı, herhalde eğitim görmüş profesyonel bir yazı adamının eliyle kaleme alındı, Fibi aracılığıyla Roma’daki kilise topluluğuna gönderildi. Pavlos Tertios’a selamını da mektubuna eklemeyi ihmal etmiyor (22). Tüm kilise topluluğunu evinde konuk eden Gaios’a (23a) Pavlos I.Korintoslular 1:4’te değiniyor. Pavlos onu vaftiz etmişti. 12:13’te öğütlediği gibi Gaios konukseverliğe önem veren bir inanlı. Bu adamın başka bir adla da bilindiği,  Habercilerin İşleri 18:7’de konusu edilen Titius Yustus olduğu bazılarca varsayılıyor. Başlangıçta kilisenin konukseverliğe geniş çapta önem verdiği İncil’in beş ayrı yerinde vurgulanır (bkz. 12:13; İbraniler 13:2; I.Timoteos 3:2; 5:10; Titos 1:8; I.Petros 4:9).

            Pavlos’un Korintos’ta Mesih’e hizmette bulunduğu bir buçuk yıl süresinde birçok kişi Mesih’e iman ederek kilise topluluğuna katıldı. Bunların arasında kentin haznedarı da var. Korintos kentinin bütçesi onun yönetimindeydi. Bu adam kuşkusuz kentin ileri gelenlerindendi. Aynı toplulukta sıradan inanlıların da bulunduğu belirgindir. Kilisenin özelliği budur. Sınıf, ırk, ulus, cins, yaş ayrılığı gözetilmeyen bir topluluk hep aynı çatı altında biraraya gelir, birlikte dua eder, tapınır, ilahi söyler, birbirini destekler, Mesih’i herkese tanıtır ve imanla O’nun yeryüzüne dönüşünü bekler.

            Pavlos üstün içerikli mektubunu kutlama duasıyla dorukluyor (25-27). Bu kutlama İncil’de rasladığımız tanrısal görkem, insansal gönenç ilahilerinden biridir. Başka kutluluk duaları için şu yerlere bakınız: İbraniler 13:20-2; I.Timoteos 1:7; I.Petros 5:10; Vahiy 22:21; II.Selanikliler 3:18. Eski Antlaşma’da da bunlara benzer kutluluk duaları bulunur (bkz. Levililer 9:22; Çölde Sayım 6:23-26; Yeşu 22:6; II.Samuel 6:18; I.Tarihler16:2; I.Krallar 8:55-61). Bazı metinlerde, Romalılar’a kutluluk duası 14’üncü ya da 15’inci bölümlerin sonundadır. 16’ıncı bölümün sonuna koymak genel yeğlemedir.

            Yazarın buradaki kutluluk duası Tanrı’yı yüceltir, mektupta belirtilen önemli gerçeklerden bazısını yeni baştan vurgular. Pavlos tüm mektupta  Sevinç Getirici Haber’in önemini belirtti. Tanrı İncil aracılığıyla günahlıyı kurtarır, inanlıyı imanda güçlendirir (25). İsa Mesih’i tanıtan  Sevinç Getirici Haber o güne dek gizdi (sır) en sonunda açıklandı (25b-26a). Tanrı’nın günahlıyı arıtma-kurtarma eylemi çarmıhta ölen Mesih İsa’da ve bu haberin her yana yayılmasında gösterilir (1:17; 3:21). İncil’in kanıtı peygamberlerin kutsal yazıları ve öncesiz çağlar Tanrı’sının kesin buyruğudur (26). Tanrı’nın hiç değişmeyen buyruğu tüm ulusların (milletlerin) Mesih’e iman etmesidir (1:5). Bu çağrının amacı çağlar çağı tek Tanrı’ya yücelik vermektir. Buysa sadece İsa Mesih aracılığıyla gerçekleşebilir (27). Bu kutluluk duası bir yandan Mesih’in haçta kurtarışına iman edenin sonsuz güvencesini, öte yandan da bu sağlayışta bulunan Tanrı’nın çağlar çağı yüceltilmesini öngörür.

 

 

Derleyen: Thomas Cosmades



[1] Bakınız, Matta 5:1; Habercilerin İşleri 1:2

[2] Yahudiler dışında kalan ve ruhsal yasası olmayan uluslar.

[3] Eski Antlaşma’da Musa peygamber aracılığıyla verilen şeriat. İncil’in sayfalarında buna ilk kez İsa Mesih tarafından değiniliyor (bkz. Matta 5:17). Bu çeviride (İbranice tora: öğreti, yön) baştanbaşa ‘Ruhsal Yasa’ olarak geçer.

  5:1 Yeşaya 53:4,5  5:5 22:5; 25:20

[4] Bazı metinlerde: nedeniyle

 8:33 Yeşaya 50:8  8:36 Memur 44:22

[5] İbrahim, İshak, Yakup.

[6] Tanrı’nın seçilmiş halkı.

[7] Bakınız, Luka 1:33

[8] Bakınız, Matta 21:5

 11:4 I.Krallar 19:18  11:8 Yeşaya 29:10; Yasanın Tekrarı 29:4  11:9 Mezmur 69:22,23; 35:8  11:11 Yasanın Tekrarı 32:21 11:25  Süleyman’ın Özdeyişleri 3:7; Yeşaya 5:21

[9] İyi cins zeytin tanımıyla Tanrı’yı bilen İsrailliler anlatılıyor.

[10] Yaban zeytini tanımıyla Tanrı’yı bilmeyen uluslar anlatılıyor.

[11] Bakınız, 9:33; Matta 21:5

[12] Bakınız, 9:13; Luka 1:33

11:34 Yeşaya 40:13; Eyub 15:8; Yeremya 23:18

[13] Bazı eski metinler 16:25-27’i bu kesimin sonunda gösterir.

[14] İlirya: Bugünkü Hırvatistan kıyıları. Adriyatik denizinin kıyı boyu.

[15] Yunia kadın adıysa, haberciler arasında bir kadının bulunduğunu da anımsatır bu.

[16] 24 [Rabbimiz İsa Mesih’in kayrası hepinizle olsun. Amin.] Bazı eski metinler bu kesimi bölüm 14’ün sonunda gösterir.