Bu Sayfadaki Yazılar izinsiz Kullanılamaz

www.incilTurK.com

 
 
 

 
 

 

 
 
 
 
               

 

Vahram Tatikyan’ın Yaşam Öyküsü


 



31.  AMMAN’DA RUHSAL UYANIŞ

Tanrı’nın Vahram’ı Ürdün’e getirmesi için dua edenler çok. Onun er-geç buraya da geleceğine inanarak bekliyorlar. Umutların sevindirici sonuçlara dönüşmesi uzun sürmüyor. Kardeşler, kız kardeşler onu içtenlikle karşılıyor, nerelerde toplantı düzenlendiğini hemen sıralıyorlar. İlk buluşma vaiz Kirkoryan’ın çobanlık ettiği kilisede. Konuşmalarının vurgulanışı şöyle: “Tanrı buyuruyor ki, seninle benim anlaşabilmemiz için ikimizden biri değişmeli. Acaba hangimiz değişecek?” Bu köklü sorunun nasıl yanıtlanacağı şüphe götürebilir mi? Kutsal Ruh günahlıları kınıyor eleştiriyor, tek çıkar yolun tövbe etmek olduğunu anlayarak kurtarıcı Mesih’e bağlananların sayısı kabarıyor. Vahram’ın gözleri, için için ağlayan bir bayana takılıyor. Elinde mendil, konuşmanın sonuna dek gözyaşlarını silmekte. Bir türlü ayağa kalkıp, “Ya İsa Mesih bana acıyışla davran, beni kurtar!” demeye cesaret bulamıyor. Her vakit aynı biçimde ağladığını, hiçbir yolla tövbeye gelemediğini anlatıyorlar. Vahram’ın sözlerini dinleyelim: “Bu bayana yaklaşıyorum, sürekli olarak niçin ağladığını soruyorum. Yanıtı şu oluyor: ‘Büyük bir günahlıyım.’ Sen de Mesih’e sığın tövbe et, O her günahını bağışlar diyorum. Yeniden ağlamaya başlıyor. Bunun üzerine içtenlikle Rabbim’e dua ettim, bu üzgün kadına nasıl yardım edebileceğimi sordum. Mesih bana, ‘Evine uğra, kendisiyle orada konuş’ dedi.

“Ertesi gün onun inanlı arkadaşlarından birini yanıma alarak kadının evine uğradım. Sevinçle kapıyı açtı, içini dökmeye başladı. Hiç ara vermeden bir saat konuştu, ben de dinledim. Sonra Kutsal Kitap’ı açtım, belirli yerlerden okudum. Üçümüz birlikte diz çöküp dua ettik. Kadın içini Mesih’e açtı, günahlı olduğunu söyleyerek tövbe etti, içinde iman canlılık buldu Mesih’i yüreğine davet etti, kurtuluşunun kesin güvenliğine kavuştu. Tanrı bu neşesiz kadını değiştirdi, yepyeni bir yürek verdi. Toplantılarda ruhsal tanıklığını vermeye, iki kez dua etmeye başladı. Ne mutlu bir sonuç! Halleluyah.

“Bu olgu bana bir gerçeği açıklamaya yaradı: Bazıları toplantı yerinde yüreğini açamaz, derdini anlatamaz. Bu gereksinimi açıklamasına ilgi gösterilmezse yıllar boyu yürek üzüntüsü çeker dururlar. Bu tür canları dua yoluyla tanıyarak, onları evlerinde ziyaret etmek, günah ve sonsuz konusunda kendileriyle konuşmak, çeşitli sorunlarını dinlemek büsbütün gereklidir. Bu yapılırsa serbestlikle karar verirler. Her uğradığım yerde Kutsal Ruh bana birçok gerçeği öğretmekte.”

Tüm Amman’ı bilgilendiren toplantılar yüreklendirici biçimde sürmekteyken Vahram şunları yazıyor: “‘Artık Yeruşalim’e gitmeliyim’ dedim. Bir adam geldi vaizi ziyaret ederek, ‘Yeruşalim’e gitmeden önce evime uğrayabilirse çok iyi edecek’ diyor. Kilisenin çobanı beni alıp götürdü. Savaş sonucu Amman’a sığınan sekiz kişilik bir aile. Geceyi orada geçirdik. Sabah beşte uyandık. Gün Pazar. Daha sonra kilise toplantısına katıldım. Çevirici aracılığıyla konuştum. Ben Türkçe söylüyorum, o Arapça’da anlatıyor. Bir genç tövbe ederek Rab’be geldi; ardından ruhsal tanıklığa başladı. İkinci bir toplantı yapmamızı istediler. Meğerse bu topluluk uzun süredir ruhsal bir uyanış için içtenlikle dua etmekteymiş. Tanrı o duaları yanıtsız bırakmadı. Yeruşalim’e gidişim ertelendi. Tanrı tasarıları daima öncelik almalı.”

Vahram Amman’da bir aileyle birlikte dua ediyor. Vakit sabah.. Önünde bir görme beliriyor: Arap giysileriyle kuşamlı biri karşısında dikilmiş. Vahram, “Ya Rab” diye dua ediyor, “Bu görme senden mi, yoksa bana bir oyun yapmak isteyen iblisten mi?” Bir el adamın eteğini kaldırıyor; bedeni kalın bir iple sımsıkı bağlı. Çok tatlı bir ses ona konuşuyor: “Amman’da egemenlik kuran iblis bağlanmıştır!” (bkz. Vahiy 20:1-3). “Ardından, adamın altında yerin açıldığım gördüm ve o diri diri yere gömüldü” (bkz. Çölde Sayım 16:31-33).

Vahram şaşkınlık içindeyken, ailenin küçük kızı duaya başlıyor. Ne canlılık, ne içtenlilik! Daha sonra öğreniyor ki, bu küçük kız Tanrı’ya yakarmayı çok iyi bilen bir yavru. Anası babası küçük yaştan ona imanla dua etmeyi öğretmiş. O bir dua çocuğu olarak yetişmiş, imanında güçlenmiş. Tanrı ona Amman kenti için dua etmeyi öğretmiş, o da Amman’da egemen kesilen, ademoğullarına çeşit çeşit günah yaptıran iblisin bağlanması için ara vermeden dua etmiş. Şimdi Tanrı bu duanın bütünlendiğini çarpıcı bir görmeyle Vahram’a açıklıyor. “O’nun yargılarına kimin aklı erebilir?” (Romalılar 11:33).

32.  JÜBİLE YILINDA SANIYORUM KENDİMİ

Böyle beklenmedik bir deneyimle karşılaşan Vahram, “Bu gelişim bana bir kez daha kanıtladı ki” diyor, “Ana baba daha küçük yaştan içtenlikle dua etmeyi yavrularına öğretirlerse Tanrı o çocukları dua-dilek yükseltmekte birer yiğit durumunda yetiştirecek.” Bu belirgin yüreklendirici deneyimden sonra artık Amman’daki toplantılar her yana yayılıyor, ruhsal uyanış çok geniş boyutlara ulaşıyor. Tanrı eylemi olarak nitelenen gelişim tam dokuz ay sürüyor. Amman’da yaşayan inanlılar tanıklık ediyor, Kutsal Ruh’un tatlı etkisi altında geçen bu sürenin doyurucu, alçakgönüllülüğe çekici, canlara gerçek Tanrı korkusunu ve saygısını iletici dokuz ay olduğunu söylüyor bu etkin mübeşşir. Unutulamayan tanrısal yengi ayları.. “Kuzu’nun kanıyla ve tanıklık ettikleri sözle onu yendiler”(Vahiy 12:11). “Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla bizlere yengiyi sağlayan Tanrı’ya şükür! (I. Korintoslulara 15:57).

Vahram daima çevirici aracılığıyla konuşuyor. Ama konuşan, yürekleri kınayan, içteki düzensizlikleri gün ışığına çıkaran o değil, Kutsal Ruh’tur. Akşamdan akşama Tanrı birçok kadını ve erkeği genci yaşlıyı sağlıklı kurtuluşa, yepyeni yaşam gönencine çekiyor: Bir akşam öncesi kararsız ayrılanlar, o gece ve ertesi gün öylesi rahatsız oluyor ki, ertesi gün verilen konuşmada Tanrı Ruhu tarafından yakalanıyorlar. Toplantı son bulur bulmaz günahlılar Vahram’a yaklaşarak, hemen tövbe etmeye, kurtarıcı Mesih’i kabul etmeye hazır olduklarını bildiriyor. Evlerine dönenler taşıt aracında başkalarına tanıklıkta bulunuyor, Rab’bin yaşamlarında bütünlediği kayra eylemini anlatıyor, çekinmeden ilahiler yükseltiyor. Kısacası, ruhsal uyanış haberi her yana yayılıyor. Böylesi sevinç, coşku, gönenç Amman’da sanki hiç görülmemiş!

Ürdün’ün başkentinde yüzde beş-on dolaylarında Hristiyan adını taşıyan insan yaşamakta. Toplantılara katılan, kurtuluş bulanlar oldukça kabarık. Bu arada Müslüman kesiminden de toplantılara katılanların sayısı giderek çoğalmakta. Olan biteni duyanlar en azından meraklanarak nefesi orada alıyor. Müslümanlar arasında İsa Mesih’e kurtarıcı olarak iman edenler var. Bu haber çevreye yayılıyor, genel kuşku doğuyor. Müslümanların Mesih’e bağlanmasına izin yok! Müslüman dininden ayrılamaz. Radyoda toplantılara karşı yayın başlıyor, uyarılar vurgulanıyor: Müslüman halk bu tür toplantılara katılarak Mesih’e bağlanmayı sürdürürse kiliseler kapatılabilir! Doğallıkla korku genelleşiyor. Müslüman kesim katılmaktan çekiniyor. Ama inanlılar ilgi gösterenleri evlerinde ziyaret ederek, Mesih bağlılığını onlara içtenlikle anlatıyor, iman edenleri yüreklendiriyor ve avunduruyor.

Akşam yemeğinde sofra başında yiyecek için dua yükseltildiğinde, tövbesiz biri varsa hemen eleştiri altında kalıyor, sofrayı bırakarak diz çöküyor; Tanrı karşısında en önemli işi ve ilişkiyi düzene koyduktan sonra yeniden yemeğe katılıyor. Gözlerin önünde Tanrı şaşılacak eylemler bütünlüyor. Kiliselerin çobanları ruhsal uyanış aşamasına geliyor, vaazların içeriği değişiyor, bunlar bambaşka canlılıkla veriliyor. İntibahın belirtileri her yanda görülmekte.

Sokaktan geçmekte olan bir genç keman dinlemeyi çok severmiş. İçeriden bambaşka tatlılıkla keman sesi geldiğini duyunca toplantı yerine dalıyor, az sonra tanrısal eleştiri altında kalarak titriyor. Bu genç o akşam sağlıklı biçimde tövbe ediyor yeniden doğuyor, sevinçle evine gidiyor. Başka bir genç günde üç paket tüttürürmüş. Sigaranın kendisini öldüreceğini söyleyenlere, “Çok iyi, işte o zaman, ‘Gel gel’ diye üstelediğiniz kiliseye gideceğim” diyerek ölümüyle alay etmeye çalışırmış. Bu genç nasıl olduysa bir akşam toplantıya uğruyor –birçok duanın etkisiyle olsa gerek– kapının yanında oturuyor. Sıkılınca dışarı fırlayıp sigarasını yakabilsin diye.. Ama konuşmadan öylesi etkileniyor ki, tek kez olsun toplantıyı bırakmıyor. Kurtulmak isteyenlere çağrı verilince bir an bile duraksamadan yerinden fırlıyor, öne koşuyor. Bu genç o akşam tövbe ediyor Rab İsa’nın yararlı bir bağlısı oluyor, hep dualara katılıyor. Sigara, içki, kumar, kadın-kız zevki ve daha her ne varsa tümü de gidiyor. Vahram, “Eski Antlaşma’da konu edilen, elli yılda bir rastlanan jübile yılında sanıyorum kendimi” diye tanıklık ediyor (bkz. Levililer 25:10). “Köleler serbest bırakılıyor, ağır zincirler kırılıyor, hapistekiler özgürlüğe kavuşuyor, günahlar ilkinkinden sonuncusuna dek hep bağışlanıyor, kadın erkek sevinç coşkusuyla ağlıyor. İman yolculuğunda düşmüşler, zayıf kalmışlar, kösteklenenler tövbe ederek Rab’be geri geliyor. Tam intibahtır bu; Halleluyah!”

İnanlılar sürekli dua etmekte, canın kurtuluşu, esenlik bulması konusunda günahlılara Kutsal Kitap’tan öğütler vermekte, onları Kurtarıcı Mesih’e yöneltmekte. İnanlılardan biri gece yarısına dek bir Müslüman gencine Tanrı’nın günahlıyı arıtma yöntemini anlatıyor. Genç yepyeni bir gerçeği anlamışcasına hopluyor, sonunda Rab’be bağlanıyor.

Bir akşam vaazın konusu, Eski Antlaşma’dan Daniel 6:10-23’ten: Güçlü Tanrı’nın, sadık uşağı Daniel’i aslanlar arenasından kurtarması, kötülük tasarıcılarını durdurması, sonunda da onları yargılaması. Toplantı yerinde tanrısal saygı havası esmekte. Bu konuşmadan sonra günahlarını açık açık bildirerek tövbe edenler çok. Kişi kişi ardına tövbe ediyor, Kurtarıcı’nın adına sesleniyor. Toplantılar dua, ilahi, ruhsal tanıklıkla ve canların kurtulmasıyla doruklanıyor. Her kezinde Tanrı Sözü’nün gücüne, etkisine dayanarak konuşan Vahram, “Kutsal Ruh yürekleri ateş gibi yaktı, kılıç gibi kesti, külünk gibi kırdı” diye yazmış: “Tanrı RAB buyuruyor: ‘Sözlerimi ağzında ateş, bu topluluğu da yakıt edeceğim. Onları yiyip tüketecek.’” (Yeremya 5:14). “Sözün yüreğimde, kemiklerimin içinde yanmakta olan ateş gibi oldu. Kendimi tutmaktan yoruldum; elimden gelmiyor” (Yeremya 20:9). “Çünkü Tanrı’nın Sözü diridir, etkindir. İki ağızlı her kılıçtan daha keskindir. Can ile ruhun ayrıldığı yere dek –eklemlere iliklere varıncaya dek– delip böler, yüreğin düşüncelerini tasarılarını eleştirir. Tanrı’nın önünde hiçbir yaratık gizlenemez” (İbraniler 4:12,13a).

Iraktan ilahi sesleri duyuluyor. Duyanlar Kutsal Ruh’tan etkilenerek evlerinde dize geliyor tövbe ediyor. Toplantılardan birine bir asker uğruyor ruhsal uyuşukluğundan yakınıyor: “Çoktan inanlıyım, ama imanın gönencinde bulunduğumu söyleyemem. Kutsal Kitap’ı okurum dua ederim toplantılara katılırım, ama sevinçli bir inanlı değilim.” Genç adam dize gelerek içtenlikle dua ediyor: “Ya Rab, kurtarışının sevincini bana geri ver. İstekli bir ruh göndererek bana destek ol!” (Mezmur 51:12). Duasından sonra Kutsal Ruh onu şu gerçeğe yöneltiyor: “Kuzu’nun kanıyla ve tanıklık ettikleri sözle onu yendiler, çünkü ölüme dek canlarını sevmediler” (Vahiy 12:11). Vahram soruyor: “Kuzu’nun kanıyla yıkandığına ilişkin ruhsal tanıklıkta bulunuyor musun?” Genç adam şaşırmış durumda, “Hayır” diyor, “İçimde sevinç yokluğu acaba bu yüzden mi?” Vahram, “Nedenini kendi ağzınla açıklıyorsun” deyince birlikte dua ediyorlar. “Rabbim” diyor o, “Sevgini kayranı kurtarışını herkese bildireceğim. Yardımcım ol!” Ruhsal kararını kilisenin İhtiyarları’na açıklıyor. Bundan sonra daima Mesih’in kurtarışını başkalarına anlatıyor; herkesi Kurtarıcı’ya çağırıyor, kurtuluşun gönencini tanıyan ve işlerliğe koyan yaşamı yaşıyor.

Vahram’ın yeni inanlılara iki önerisi var: “Kendini duaya ver; Kuzu’nun kanında yıkandığını herkese söyle! Duayla ruhsal tanıklık, sevinç oluşturan imanın anahtarıdır. Bunları işlerliğe koymazsan, yeni yaşamında kısırlığa uyuşukluğa tutulursun. Kurtuluşa erdiğin anda Kuzu’nun kanıyla yıkandığını bilirsin. Bunu kanıtlamak için hemen ruhsal tanıklığa başla, destek bulmak için Tanrı’ya dua et.”  Vahram diri Tanrı Sözü’nü işlerliğe koyan bir müjdecidir.

33.  RUHSAL UYANIŞIN BOYUTLARI

Vahram merkez cezaevini ziyaret etmek istiyor, başvurusuna olumlu yanıt veriyorlar. Bulunmaz bir fırsat! Rabbi’ne teşekkür sunarak çevirmeniyle birlikte gidiyor. Prangalı cezalıları görüyor; bazıları geceleri bile prangada geçirmeye zorunlu. Müslüman’ı da var, Dürzüsü de, Hristiyan’ı da. Her birine kurtarıcı Mesih’in yerimize çektiği işkenceleri enikonu anlatıyor, O’nun af eden; yaşamı yenileyen sevgisini bildiriyor. İsa Mesih’in sonsuz zincirleri parçalamaya, kadını erkeği özgür kılmaya geldiğini belirtiyor. Mahpuslar etkileniyor. Orada da tövbe edenler, Tanrı’dan af dileyenler, Kurtarıcı Mesih’in adına kanına seslenenler var. Onlara yeni yaşamın özelliklerini anlatıyor, sonsuz zincirlerden kurtulmanın sevinciyle yaşamayı, bu geçici zincirlerden kurtulup dışarı çıkınca yeni yaşamı yaşamanın gönencini vurguluyor. Yüreği sevinç içinde; ama bu ziyaret onu sarsıyor. Yıllardır cehennemin hayal ürünü değil, gerçek olduğunu bildirerek herkesi tövbeye çağırmakta. Karşısındaki acıklı görünüm, yersel hükümetlerin adaleti uygulamak için bireyleri cezaevine tıkmasının yanında, tanrısal adaletin ne denli kesinlikle uygulanması zorunluluğunu ona bir kez daha anımsatıyor. Bundan sonraki vaazlarında cehennemin dehşetini daha da güçlü dille vurgulamanın gereği gün gibi önünde beliriyor. Cezaevindeki sarsıcı deneyim aklından hiç çıkmıyor..

Amman’da ruhsal uyanış giderek yayılmakta. Yüzlerce insan Kutsal Ruh’un eleştirisi altında kalarak tövbe ediyor, cehennemden kurtulup cennete kavuşuyor, imanı bırakmış birçokları yeniden Mesih bağlılığına sarılıyor. Olan bitene içerleyenler, korku verenler, inanlıları kötüleyenler yeniden sahnede beliriyor. Ruhsal uyanış ve kurtuluş karşısında iblisin öfkelenerek her çeşit alicengiz oyununa başvurması Vahram’a yeni deneyim değil. “Şeytan tüm aşırılığıyla öfkeli!” diye yazıyor. “Ama kesin yengi ve üstünlük Rabbin’dir, Halleluyah!” ünlemiyle O’na hamdediyor.

Sabahları erkenden kalkıyor; oruçla duayı. Kutsal Ruh’un tatlı yönetimini çeşitli güçlüklere, saldırılara karşı Tanrı silahı olarak kullanıyor. İnanlıları çekemeyenlere, dil uzatanlara karşı her durumda sevgiyle, affedici ruhla davranıyor. Bu tutum korkaklıktan değil, Tanrı’nın, insanların önünde mert yüreklilikten kaynaklanıyor. Kutsal Kitap’ta şu vaat ona yepyeni güvenlik veriyor:

“Böylesini kim işitti? Bu türden gelişimleri kim gördü?

Bir günde bir ülke doğar mı?

Bir anda bir ulus oluşur mu?

Ama ağrısı tutunca,

Siyon hemen çocuklarını doğurdu” (Yeşaya 66:8).

Eski ve yeni inanlıları eğitirken, onları yüreklendirirken, böylesi durumlarda alçakgönüllülüğün gereğini, tanrısal başarıyı kişilere mal etmemeyi, daima Kutsal Ruh’tan destek istemeyi vurguluyor Vahram. Rabbi’nin ne denli övgüye yaraşır olduğunu, öte yandan da kendi değersizliğini düşünerek gözyaşlarıyla göksel Babası’nı yüceltiyor. Her çabada her uğraşta, O’nun yönetimini arıyor. Ele alınması gereken vaaz ne olacak? Hangi ilahiler söylenecek? Kimler ziyaret edilecek? Her kezinde Tanrı’nın Yeremya peygambere duyurduğu sözleri anımsıyor:

“Kurulumda durmuş olsalardı,

Sözlerimi toplumuma duyururlardı.

Kötü yollarından, kötülük işlerinden

Onları döndürürlerdi” (23:27).

“Toplantılara katılanların temel gereksinimini bilemeyiz” dedikten sonra şunları ekliyor: “Tanrı her işi çok iyi bilendir. Mesverete (Bir iş üzerinde başkasıyla konuşma) gereksinimimiz kesindir. Ruhsal uyanışları, Rab ile mesverete girme oluşturur. Kutsal Ruh’un sesini dinlemekteysek, O her durumda bizleri yönetmeye hazırdır (bkz Habercilerin İşleri 5:32). Topluluğun karşısına aklımıza gelen herhangi bir konuyla çıkmamaya dikkat etmeliyiz. ‘Bir arkadaşım uzun yolculuktan geldi, önüne koyacak bir şeyim yok!’ (Luka 11:6). Her kutluluğu sağlayan göksel Babamız’a bu tür içtenlikli dilekle yakarırsak ve üsteleyerek duamızı sürdürürsek, İsa Mesih’in o simgedeki vaadi gerçekleşecek: ‘Dileyin, size verilecektir. Arayın, bulacaksınız. Kapıyı çalın; size açılacaktır’ (Luka 11:9).”

Bu gözlemlerden de anlaşılabileceği gibi, Vahram’ın yürekleri sarsan, bireyleri Tanrı katında tövbeye ve Mesih’e imana doğrultan vaazları ne onun parlak bilgisinden, ne konuşma yeteneğinden, ne de tanrıbilimcilik eğitiminden kaynaklanıyordu. Bu özelliklere sahipken, konuşmalarıyla tek kişiyi bile etkileyemeyen, hiçbir günahlıyı Kutsal Tanrı’ya yöneltemeyenler çok. Doğru dürüst biçimde sadece iki dili konuşabilmeye karşın, başka dillerle konuşan pek çok kişiye seslenebildi o, her soydan her boydan sayısız insanın yüreğini etkiledi. Kadını erkeği tövbeyle Mesih’e çekmeyi insansal bilgi ya da başarıyla bütünlemedi. Haberci Petros’a ilişkin yazılı sözün yinelenmesi her yerde her durumda Tanrı’nın tasarısıdır: “Bu sözleri duyduklarında yüreklerine hançer saplanmış gibi oldu. Petros’a ve öbür habercilere, ‘Kardeşler, öyleyse biz ne etmeliyiz?’ diye sordular” (Habercilerin İşleri 2:37).

Yeni Antlaşma çağında olsun, Vahram’ın gününde ve hizmetini sürdürmesinde, ya da şu dönemde olsun, Tanrı’nın gücü daima insanın güçsüzlüğünde belirir, göksel eylemleri gerçekleştirir. Vahram da herkes gibi kusurlu bir insandı. Ama Kutsal Ruh’un yeterliliğiyle tüm eksikliklerine karşı boğuşma, onlara üstün çıkma gizini tanıdı. Nerede olursa olsun, öğretmeni hep Kutsal Ruh’tu. O, günahı kötülüğü kişisel kınama ya da yermeyle değil, Tanrı’nın yetkisiyle eleştirir, günahlıya daima sevgiyle yaklaşır. Herkesin karşısında dervişçe davranır, gerekirse aç mideyle toprakta yatar. Öte yandan her zaman tertemiz kuşanmayı, her sabah traş olmayı, giysilerini hep ütülü tutmayı, pabuçlarını boyamayı hiç savsaklamaz. Mesih’in buyruğuna kesenkes uyumda yaşar: “İşte sizi koyunlar gibi kurtların içine gönderiyorum. Bu nedenle, yılan gibi açıkgöz, güvercin gibi aldatmasız olun” (Matta 10:16). Tanrısı’na hizmeti başlı başına kayrasal bir mucize. Yaşamı ilkten sona içindeki imanının yansıması. Alçakgönüllülüğü, İsa’yla bol vakit geçirmesi.. Hiçbir insanı baştan savmaması onun özelliklerinden.. Tanrı’nın engin yüreklileri yükseltmesi, büyüklenenleri alçaltması onun kişiliğinde belirgin.

Gelişen ruhsal uyanışla ilgili bu birkaç gözleme değindikten sonra yeniden Amman olaylarına dönelim. Toplantılardan birinde biri ruhsal tanıklıkta bulunmak için öne geliyor. Entarisinin altına uzanarak oradan bir hançer çıkarınca herkesin soluğu kesiliyor. Adam, “Bunu görüyor musunuz?” diyor. “Uzun süre Amman’da cezaevindeydim. Cezamın süresi sonuçlanınca Bağdat’a geçtim. Orada da birini öldürerek cezaevine kapatıldım. Bu sarsıcı dönem dolduğunda Amman’a döndüm. Şu hançeri buraya dönüşümde satın aldım; amacım beni ele vereni öldürmekti. Bir akşam beni pek de iyi bilmeyen biri, ‘Gel seni bir toplantıya götüreyim’ dedi. Taa Türkiye’den gelmiş bir konuşmacıyı dinleyeceksin. Adam Arapça ne bilmiyor. Çevirici aracılığıyla konuşuyor.’ Böyle bir yere gelmeye hiç isteğim yoktu. İstemeye istemeye sanki ayaklarım beni buraya çekti. Bu akşamki konuşmayı duyunca, tam benim için hazırlanmış olduğunu anladım, İsa Mesih’in o anlaşılmaz sevgisi katı yüreğimi paramparça etti. Demek ki, İsa benim gibi alçak biri için ölmüş diye düşünerek ağlamaya başladım. Ağlamak öyle alışkım değil! Tanrı’nın Oğlu Mesih ben kurtulayım diye seve seve kendisini ölüme verdiyse, ben de şu ölüm aletini buradaki topluluğa teslim ediyorum. Mesih’in o anlaşılmaz sevgisi günahlı yüreğimi arıttı, ardından da onu kendi yuvası kıldı. Düşmanımı ölümden, beni de yeni cezaevi görgüsünden kurtardı.”

O anda o çirkin hançeri minberin üstüne bırakarak İsa Mesih’in ve insanların kendisini bağışlamasını diledi, sonra da tövbesini belgeleyen duygulandırıcı bir dua yükseltti. Gayrı her günahtan onu sakındırsın diye Tanrı’ya içtenlikle yakardı. Toplantıda herkesin gözü buğulandı, yüreklerin derininden kopup gelen hamt ve şükür ilahileri ortalığı çınlattı. Akıllara gelemeyecek tatlı bir deneyimle karşılaşıyordu herkes. Adam da bir çocuk gibi hüngür hüngür ağlayarak, “Kardeşler, kız kardeşler, benim için dua edin ki, beni kurtaran Rabbim’e daima sadık kalayım” dedi. Kilisenin İhtiyarları hançeri aldı, o mutlu gecenin anısı niteliğinde sakladı. Çok büyük bir günahlının Tanrı hükümranlığına girişini göklerde melekler de kutluyordu. Eşine rastlanmaz bir kayra sergilenişiydi bu. Bir can katillikten başka bir can öldürülmekten kurtulmuştu. Bu göksel eylemde etkin araç, Tanrı’nın güçlü Sözü ve onu ileten mübeşşir Vahram’dı. Toplantının sonunda adamın çevresine toplanan gençler nasıl seviniyordu!

34.  YÜREKLERİNİZİ KATILAŞTIRMAYIN

Sabah erken kalktıktan, Kutsal Kitap’ı okuyup dua ettikten sonra çarşıya gider, birçok kişiyle ilişki kurarak ruhsal tanıklıkta bulunur, kitap satar.. Arapça’yı çok az bilmesi önemli değil! Rab’bin Sözü’nü yaymak için her yola başvurur: İlahi, keman, resimli anlatılar ve birkaç Arapça söz: “Yüreğini katılaştırma sevgili arkadaş; tövbe et, kurtarıcı Mesih’e iman et!” Hastanelere uğrayarak hastalara konuşur, tümüne sevinç ve umut aşılar. Amman’ın yakınında ırağında yaklaşık yetmiş köy var. Her gün başka birine doğrulur. Ziyaretlerinin amacı hep aynı. Kurtarıcı’yı insanlara tanıtmak..

Tanınmış haberci D. L. Moody (1837-1899) ye ilişkin denirdi ki, her gün en azından bir kişiye Mesih’i tanıtırdı o. Vahram’a gelince, kim bilir bir gün içinde en azından kaç kişiye Kurtarıcısı’nı tanıttı! Onun Rabbi’yle ilişkisi süreklidir. O’na dua eder, karşılık olarak da yeni bir güvenlik sözü alır. Rabbi yeniden ona Mezmur 114:8’le konuşur: “RAB’bin katında, Yakup’un Tanrısı’nın önünde, ey dünya titre! Kayayı su havuzuna, çakmak taşını su kaynağına dönüştürendir O.” Bu açık bildiri canına taze güvenlik ve atılganlık yeterliliğiyle gelir. Onun bu türden yüreklendirme alışıklığı olağan..

Zaman zaman Tanrı’dan görmeler aldığına değinilmişti. Rab’be dua ederek şifa bulduğu anlatıldı. Belirli durumlarda hastalar için dua ettiği, onların sağlığa kavuştuğu da oldu. Ama o haberci Pavlos’un şu tanıklığını belirtecek: “Üstün göksel açıklamalar yüzünden gereksiz büyüklenmeye kapılmayayım diye, bedenimde diken gibi batan bir dert verildi bana“ (II.Korintoslular 12:7). O ne bir şifa sağlayıcı, ne görmeci, ne de Tanrı’yla bildirişimciydi. Bu tür gösterişçi düşünceler aklının ucuna bile gelmezdi. Kendilerini şifacı, görmeci, bildirişimci sayarak bu yolda tanıtanların bollaştığı şu çağda niceler Vahram’ın çok basit ama özlü yaşamından, alçakgönüllülüğünden yararlanabilir. Bu haber keşke her köşede her dilde duyulsa!

Amman’da, dört yaşında bir çocuk ansızın yürüyebilme yeteneğini yitirdi. Hatta ayakta bile duramaz oldu. Çektiği ağrıdan sürekli ağlamaktaydı. Doktorlar nedenini bilemedi. Onu Vahram’a getirdiler; elini üstüne koyarak imanla dua etti, kurtarıcı Mesih’in adını yücelttikten sonra, “Şimdi yürüsün” dedi. Rab çocuğu hemen iyi etti. Vahram bir daha bu olayın sözünü etmedi. Belki bu türden başka gelişimler de oldu; ama hiçbiri çevreye yayılmadı, sergilenmedi. Çağımızın gösterişciliğinden apayrı!

Günahlıları tövbeye çağırırken, İbraniler 3:7,8’e sık sık değinir, bu ilişkide çarpıcı bir simge kullanırdı: Yakınları adamın birini bir toplantıya çağırmış. Ama o konuşmadan rahatsız oluyor. Öylesi direniş gösteriyor ki, kulak deliklerini iki parmağıyla tıkıyor. Bu arada burnunun üstüne bir sinek yerleşiyor. Rahatsız oluyor. Elini kaldırıp sineği kovayım derken, tam o sırada konuşmacının bu ayeti yinelediğini duyuyor: “Kutsal Ruh şöyle diyor: ‘Bu gün Tanrı’nın sesini duyarsanız, gücendirme olayında, çöldeki denenme gününde olduğu, gibi yüreklerinizi katılaştırmayın.’ Bir anda adamın günahlı yüreği eleştiriliyor, konuşmanın geriye kalanını dikkatle dinleyerek tövbe ediyor; Rab’bi tanıyor.”

Vahram başka bir akşam konuşurken, biri sert yürekliliğiyle bilinen kardeşini toplantıya getiriyor. Adam direnişi sürdürüyor. Ansızın ayağa dikilerek, “Bu adam yalan konuşuyor” sözleriyle ortalığı velveleye veriyor. Öfkesi yoğunlaşıyor. “Yanlış isem Allah belamı versin!” diye bir de kargış çekiyor. Kardeşi yerin dibine geçecek gibi oluyor, onu oraya getirdiğine bin kez pişman oluyor. Öbürü homur homur söylenerek evinin yolunu tutuyorlar. Her zamanki sertliğiyle, “Hamamı yakın yıkanacağım, sonra da yemek yiyeceğim” diyor. Annesi isteğini yerine getiriyor. Adam bir türlü hamamdan çıkmıyor. Kapıyı çalıyorlar; içeriden bir inilti duyuluyor. Sürmeli kapıyı kırıyorlar, içeri girdiklerinde adamı can çekişmekte buluyorlar. İnanlı olan aile Tanrı’ya yakardıktan sonra, bu galiz günahlının yaşamı canlanıyor. Kendine gelir gelmez, “Tövbe etmek istiyorum” diyor. “Tanrı gerçekten belamı verdi; bir daha Rab’be karşı oyun oynamayacağım.” O gün hamamda yüreğini Mesih’e açıyor, günahlarının bağışlandığına kesin güvenlik duyuyor. Ertesi sabah çarşıya giderek olan biteni herkese anlatıyor, kişileri tövbeye çağırarak, “Yüreklerinizi katılaştırmayın” diyor. “Ben ahmakça katılaştırdım, az kalsın günahlı durumda sonsuza gidiyordum. Rab bana acıdı, sana da acır.” Aynı akşam toplantıya katılarak, önceki gün saygısızca rahatsız ettiği insanlara ruhsal tanıklığını sevinçle coşkuyla duyurarak herkesten kendisini affetmelerini istiyor: Tanrı bana konuştu: ‘Kiminle eğleniyorsun? Kime karşı ağız açıyorsun, dil çıkarıyorsun? Günah çocuğu, aldatı soyu değil misin?’ (Yeşaya 57:4). Duyun, Tanrı benim gibi düşkün birine acıyarak yüreğime erişti kayrasıyla beni arıttı, ölümden ve daha beteri cehennemden kurtardı. Adına şükürler olsun!”

İnanlı olmayan bir genç inanlı bir ailenin kızıyla evlenmişti; ama onların inancıyla hep alay eder, katıldıkları toplantıdaki insanları tiye alırdı. Amman dışında bir köye gitmiş, nasıl olduysa o günkü toplantı yerine girmiş. Konuşmadan sonra ruhsal tanıklıklar veriliyor, ilahiler yükseltiliyor. Vakit duaya geldi. Bazıları kalkarak dua etti. Az sonra o da ayağa kalktı, “Ya Rab!” dedi ve durdu. Başka biri duaya başladıysa da o ayakta dikilmeyi sürdürdü. Tanrı ona tövbe ruhunu vermişti. Ayaktayken tövbe etti, günahlarının bağışlandığına ilişkin güvenlik buldu, tümden değişti. Bundan sonra derin imanla dua etmeye koyuldu. Her toplantıda iki üç kez dua ediyordu. Ruhsal tanıklığı Tanrı’nın o eleştiriden sonra kendisini ayağa kaldırarak tövbeye yöneltmesiyle ilgiliydi.

Amman’daki müjde toplantıları, ruhsal uyanış Kutsal Ruh’un etkisiyle her köşeye yayıldı. Kurtarıcı’nın burada sonuçladığı işler akla her geldiğinde yürekleri hamt ve şükranla doldurur. Kadın erkek tövbeye kavuşarak Mesih’e iman ettikten sonra suda vaftiz ediliyordu (bkz. Matta 28:18-20; Romalılar 6:3,4). Böylece bu temel buyruğu yerine getiriyordu. Vaftiz için o buluşmaların sevinci kendine özgüydü. Suya gömülerek kurtuluşlarının gerçekliğini açıkça ilan edenler, böylelikle ölümden yaşama geçtiklerini betimliyor, içtenlikle dua ediyor, Rab’bi yüceltiyordu. Pek de alışık gelmeyen bu uygulamayı görmeye gelenler arasında Kutsal Ruh’ça eleştirilenler, oracıkta tövbe ederek kurtarıcı İsa Mesih’e iman edenler vardı. Ruhsal uyanış zincirleme etkisini gösteriyor. Kutsal Ruh’un tanrısal eylemi ne biçimde ilerlettiği belirgin oluyordu.

Vahram, kendisi çocukken kilise alışkısı uyarınca vaftiz edilmişti. Ama yeniden doğmuş bir Mesih inanlısı olarak canlı tanıklık niteliğinde vaftiz edilmesi Leroy Whitman adlı bir kardeşin yönetiminde, Ürdün Irmağı’nda oldu. Bu günü yaşamının mutlu günleri arasında sayardı o. Bir de Amman’da vaiz olarak vakfedildiği, atandığı günü unutamazdı. Başka vaizlerin konuşmaları, dualarıyla üstüne el konularak Rab’be atandığı gün yüzü parlıyordu. Kuşkusuz, Rab’bi onu çok önceleri, İstanbul’dayken onaylamış, kendi işine atamıştı. Kuşkusuz, önemli olan Rab’bin ataması ve el koymasıdır.

35.  ÜRDÜN’DEKİ RUHSAL UYANIŞLA İLGİLİ CANLI ANILAR

1950-51 yıllarında Ürdün’de ve özellikle Amman’da görülen o yüreklendirici gelişimler, bu günleri anımsayanları yirminci yüzyılın son yıllarına dek sevindirmekte, taze gönenç getirmekte. Şimdiye dek sıralanan canlı anıların yanı sıra toplanan ek bilgi önceki anıları berkitlemekte.

İsrail-Filistin savaşının sonrasıydı. O ilk çatışma sonucu yerinden yurdundan edilen göçmenlerle doluydu Ürdün. Savaş sonrasının oluşturduğu üzüntü ve sarsıntı nedeniyle ortam Sevinç Getirici Haber’i yaymaya, güvenlik ve umut bildirisini paylaşmaya tümüyle olgundu. Vahram Tatikyan Amman’a geldiğinde doğallıkla ilk bağlantısı Türkçe konuşan kardeş ve kız kardeşlerleydi. İnanlılar kendisini, Serbest İncili topluluğunun vaizi Leroy Whitman’la tanıştırdılar. Bu kardeş Ortadoğu’da pek çok yıl hizmette bulunmuştu. Rab İsa Mesih’i gerçek anlamda tanıyan bir çobandı; Arapça’yı çok iyi bilirdi. Türkiye’den gelmekte olan bu habercinin Tanrı armağanlarıyla donatılmış biri olduğunu anlamakta güçlük çekmedi. Kendisini kent merkezindeki toplantı yerinde konuşmaya çağırdı.

Kadın erkek toplantı yerini doldurduklarında, çevre bir bekleyiş havasıyla doluydu. Vahram’ın kararlı dua-dilek bağlılığı, güçlü imanı ve Rab’bin desteğini beklemeye güveni bunda önemli yer tutuyordu. Toplantı yerinde ruhsal bir canlanma olacağı belirgindi. Toplananlar bu yabancı inanlının kişiliğini bilmemekle birlikte, bir Tanrı insanının aralarına katıldığını görmekte güçlük çekmiyordu. Her an gülen yüzü, tertemiz kuşanışıyla minberde yerini alınca, basit ama çok içtenlikli bir dua yükseltti. Tanrı bu güvenilir bağlısının kalbi ve ağzı yoluyla, kent merkezindeki o toplantı yerine erişiyordu. Uzun yıllar süren sadık hizmeti, ruhsal uğraşta yadsınamayacak bir yer tutan özverisi, onu Tanrı karşısında, insanlar önünde etkin bir haberci kılmıştı.

O akşamki çevirmeni Nazaret Acemyan’dı. Çok kolay çevrilebilen ve aynı kolaylıkla anlaşılan bir vaaz verdi. Dinleyicilere Rab İsa Mesih’i gösterdi, onların tüm dikkatini çarmıha yöneltti. Buradaki ilk toplantıyı anımsayanlar, o unutulmaz akşamın huzurunu, özel tatlılığını anlata anlata bitiremiyor. Yaklaşık kırk beş dakika olan basit konuşmasını sona erdirince dinleyenleri kısa kısa dualar yapmaya çağırdı. O ana dek günahlılığının hiç farkında olmayanlar, gözyaşlarıyla tövbe ediyordu. Özellikle gençler kurtarıcı Rab İsa Mesih’e gelme çağrısına içtenlikle uyuyordu. Yıllardır taş kesilmiş yürekler ansızın yumuşuyor, eriyordu. Amman’da çok önemli, özel bir akşamdı bu. O toplantının ilk ürünleri arasında, o günden bu yana Tanrı’ya bağlılığıyla bilinen İbrahim Deir bulunuyordu. Bu kardeş, Amman’da Mesih adına etkin tanıklığını sürdüren, Gideonlar kardeşlik bağında yılmadan hizmet gören bir iş adamıdır.

O parlak akşam gelip geçici bir toplantı olgusu niteliğinde bırakılamazdı. Genel istek, Vahram’ın ertesi akşam yeniden vaaz vermesinde toplanıyordu. Kendisi bu dileği hoş gönülle kabul etti. İkinci akşamın getirdiği ürünler arasında Fawaz Ameish adında bir genç vardı. On yedi yaşındaki bu genç insan bir iman sarsıntısından geçmekteydi. “Bu toplantıda Kutsal Ruh’un dürtüsünü geri itemiyordum” diyor. “Beni büyüleyen kutsal sözlerin bu ciddi habercinin ağzından nasıl aktığını gördüğümde Kutsal Ruh tarafından yakalandım.” Fawaz o akşam anlamsız yaşamını Kurtarıcı’ya verdi. Daha sonra Rab’bi kendisini ruhsal hizmete çağırdı. Çoban Fawaz Ameish yaklaşık otuz beş yıldır Amman’da Baptist kilisesinde İsa Mesih’i tanıtmakta, yaşamının yönünü değiştiren o unutulmaz akşamı aklında taptaze saklamakta.

Böylesi hiç görülmemiş toplantıların insan kararıyla durdurulması çok büyük bir kayıp olurdu. Bu nedenle, ara vermeksizin her akşam artan sıcaklık, hayranlık ve içtenlikle tam dokuz ay sürdü Amman toplantıları.. Belki de, tanrıbilim fakültesi bitirmiş konuşmacılar böylesi uzun bir süre boyunca her gün taptaze bir konuşma hazırlayamaz! İlk sınıftan ayrılan, ama Kutsal Ruh’la dolu olan bu alışılmamış haberci, her akşam kurtuluş kuyularından çektiği canlı suyu sevinçli yürekle dinleyicilerine sunmakta, onları kurtuluş gönencine getirmekteydi (bkz. Yeşaya 12:3). Yeni Antlaşma’da adı geçen Dekapolis’ten (On Kent) biri olan, bir vakitler Filadelfiya diye bilinen kent böylesine tanık olmamıştı.

Her akşam yenilenen içtenlik, başka başka katılanlar.. Kurtarıcı İsa Mesih’le karşılaşarak değişmiş yaşam gönencine gelenlerin yüksek sayısını belki de sonsuzun parlak görkemi açıklar. Çevirmenler yorularak yerini başkasına bırakıyor; ama konuşmacı yorgunluk ne bilmiyor. Acemyan kardeşler, İshak Cemil çevirmenliği paylaşıyor. Her biri Kutsal Ruh’un Arapça’da etkin birer aracı. Çoban Fawaz, “Vahram minbere gelince yüzünde sanki ışık parlardı” diyor. Yüzde parlayan ışığın içte yanan ateşten oluştuğunu anlamak güç değildi. Vahram her yüreğe bir güvenlilik duygusu koyardı. Günahlıların kurtarıcı Mesih’e döneceğine ilişkin derin güveni, beklenen sonucu sağlamaktaydı.

Vaazını doruğa getirince, herkesin ayağa kalkıp engin sesle dua etmesini isterdi. Ardından, kişilerin teker teker, ama kısa kısa dua etmesini buyururdu. Yüreklerine hançer saplanmış gibi olanlar birbiri ardından dikilerek, günahlarını açıklar, kurtarıcı İsa Mesih’in adıyla tövbe ederdi. Daha sonra, toplantı yerindekiler yaklaşık on beş gruba ayrılırdı. Kimileri yeniden doğuş bulur, kimileriyse yaşamlarını yeniden İsa Mesih’e sunardı. Her akşam salonda gerçek bir uyanış havası eserdi. Daha önceleri görülmemiş bir gelişim.. Vahram daha sonra grupları yönetenleri bir araya getirir, kısa kısa dua etmelerini isterdi. Tüm toplantı süresi yaklaşık üç saatti. Yürekler parçalanır, yerler gözyaşlarıyla sulanırdı. Ama işin sonu değildi bu. Her gece başka bir eve gidilir, Vahram elde kemanıyla ilahiler söyler, dualar yükseltilir, yeni yeni tanıklıklar işitilir, bu doyulmaz paydaşlık gece yarısına dek giderdi. Toplantılarda etkilenen bir kız kardeş, Mari Barsamyan şu ilginç bilgiyi veriyor: “Evlerden birindeydik. Ev sahipleriyle uzun bir buluşmamız oldu. Vahram odasına çekilmişti. Sabahın erken saatinde odasının önünden geçerken ışığın yandığını gördüm. Oturmuş durumda, yorganını sırtına çekmiş, içtenlikle dua ediyordu.” Başka bir kardeş şu bilgiyi ekliyor: “Ertesi gün Vahram’ı çarşıda görürdük. Yoğun çabayla Kutsal Kitap parçaları satıyor.. Müslümanlar İncil parçalarını istemeyince, onlara MEZMURLAR’ı sunar, ardından da SÜLEYMAN’IN ÖZDEYİŞLERİ’ni’: ‘Sultan Süleyman’ın öğütlerini okumak istemez misiniz?’ Böylece çok sayıda Kutsal Kitap parçası satabilirdi.” Bir akşam çok üzgün durumda toplantıya geldi. Kardeşlerden biri üzüntüsünün nedenini sorunca, “Birisi öz babama sövse çok üzülürüm” dedi. “Ama bir saygısız, göksel Babam’a söverse yüreğim paramparça olur. Gelin o kişi için dua edelim!”

Her akşam Kutsal Ruh’la dolu olarak toplantıya hazırdı. Hep yeni dinleyiciler, giderek çoğalan arayıcılar. Özellikle gençlerin ilgisi çoğalıyor; günahtan dönenler, Kurtarıcı’nın sunusunda varlığın anlamını bulanlar artıyor. Bu arada kilisenin çobanı Leroy Whitman, yönetimi bu etkin habercinin eline bırakarak kendi haber gezisine çıkıyor. Ürdün’ün çeşitli yerlerinde kiliseleri, Suriye’yi, Lübnan’ı dolaşarak buralarda vaazlar veriyor. Amman’daki uyanış havasını başka başka kentlere götürüyor.

Bu dokuz aylık süre, Amman’da kiliseyle ilgili hiç alışılmamış bir dönem. Buna ‘Habercilik Patlayışı’ demek yanlış olmaz. Tam dokuz ay, haftanın yedi günü her akşam canların Tanrı’yla, Rab İsa Mesih’le buluşması: Kadın erkek, genç yaşlı niceler tövbe etti, Mesih’e bağlandı, kilise topluluğuna katıldı. Bireylerin yeni kavuştukları iman ve bağlılığın etkisi uzun süreliydi. Bunlar kutsallık kavramında gelişti, yaşam ürünü getirmekte yararlılığa yükseldi. Bazıları başka ülkelere göç etti, Amman’da kavuştuğu yaşam gönencini, tanıklığı dört bucağa taşıdı.

Vahram özel bir atama töreniyle vaizliğe ayrılmanın gereğini hiç duymamıştı. Bu etkin hizmete kendisini Kutsal Ruh atamıştı. İnsan kuşaklarından onay ve tanınma aramak tuttuğu yöntem değildi. Ama Amman kilisesinin İhtiyarları dua etti, böyle seçkin bir işçiye Kutsal Kitap öğretisi uyarınca el konularak kendisinin kilisece vaaz-öğreti hizmetine ayrılmasını onayladı. Vahram Tatikyan Amman’da hizmet gördüğü kilisenin ruhsal işçisi atandı ve bu özellikle mübeşşir ilan edildi.

Gilead dağlarında, Ajioun’da yüreklendirici bir dönem başlıyordu. Baptist’ler bu yerde yepyeni bir topluluk oluşturmaktaydı. Vahram’dan başka kim bu gelişimi ilerletecekti! Amman’ın ardından Ajioun dönemi geldi. Baptist’ler bu yerdeki hastanenin tüm yönetimini üstlenmişti. Vahram’a çift görev düştü: Her akşam kilisede toplantı, gündüzse hastanenin personeline sunulan ruhsal hizmet. Tüm uğraşın çevirmen aracılığıyla yapıldığı da yine belirtilmeli! O boş zamanlarda çevredeki köylere gider, Kutsal Kitap parçaları, İncil satar, rastladıklarına tanıklıkta bulunurdu. İlk kez olarak Yeruşalim’i ziyareti bu sıradaydı.

36.  VE KUTSAL KENT YERUŞALİM’DE

Bu iklimlere geleli Kutsal Kent Yeruşalim’i görmek, Tanrı Haberi’ni orada da yaymak, Rab İsa Mesih’in insan bedeninde yeryüzüne geldiği, yaşadığı, öğrettiği, şaşırtıcı belirtiler yaptığı, peygamberlik Sözü’nde önceden bildirildiği gibi iki eşkıya arasında çarmıha çakıldığı, gömülüp yeniden dirildiği ve oradan göklere yükseldiği yerleri görmek, gezmek hiç sönmeyen kovalayışı.. En sonunda Rabbi ona bu fırsatı da sağlıyor. Mesih’in benzersiz sevgisini, kayrasını her rastladığına açıklıyor, önceki yerlerdeki gibi burada da toplantılara katılıyor. Bu Kutsal Kent’te geçen olayları konu ederek Sevinç Getirici Haber’i yaymanın anlamı kendine özgü. Barış Başkanı’nın orada dua ettiği Getsemani, Yeruşalim’in karşısındaki Zeytinlik dağından göklere ayrıldığı yer ve başka kesimlerin her biri özlü olgulara tanıklık etmekte. Ne yazık ki bu topraklar şu ana dek barıştan yoksun. Barış Başkanı’nın Zeytinlik dağına ayaklarını basarak dünyamıza döneceği güne dek, bu yöre de yeryüzünün başka yerleri gibi somut, sürekli barıştan yoksun kalacak. Barışı salt O getirecek. “Sizleri avutacağım; kendi anasının avuttuğu bir insan gibi yüreklendirileceksiniz; Yeruşalim’de avutulacaksınız” (Yeşaya 66:13).

Yeruşalim’in geçmişteki ve gelecekteki önemi yeniden gözleri önünde canlanıyor. Yüzyıllar boyu içinde yaşanan bu kent nice savaştan geçti, yıkıma uğradı. Ayrı çağlarda ayrımlı duvarlar dikildi. Çeşitli kapılar nedeniyle buraya ‘Kapılar Kenti’ denmişti. Yaklaşık yirmi kapının adı geçer. Bunlardan geçen taşıt araçları kapılara kendi adlarını bırakmış: Koyun Kapısı, Balık Kapısı, At Kapısı, Su Kapısı, Şam Kapısı, vb. Vahram’ın ziyaret ettiği kentin sekiz kapısı var. Biri taşla örülü. Halk inancına göre burası Mesih’in gelişinde açılacak (bkz. Zekarya 14:4).

Yıllardır Kutsal Kitap’ı okuyup araştıran, vaaz eden bu yetişkin öğütçünün Yeruşalim’e ilişkin topladığı taze bilgi yepyeni kavram boyutlarını taşıyor ona. Buradan sonra İsa’nın bir hayvan ağılında dünyamıza geldiği Beytlehem kentini de ziyaret ediyor (bkz. Mika 5:2; Matta 2:1). Tanrısal Söz’ün önemsiz bir yerde, pek yoksul koşullarda insan bedeni kuşanması, O’na hizmet sunanın her çeşit yükseklik ve gösterişçilikten ırak olması gereği bir kez daha içinde canlanıyor. Bunca yıl onu parlak ve varlıklı yaşamdan beri tutan Tanrısı’na yeniden teşekkürlerini sunuyor. Rabbi’nin yeryüzüne yeniden gelip bu kentte tüm evreni kapsayan barış ve esenlik hükümranlığını kuracağının güvenliği, içinde taptaze bir ateş oluşturuyor (bkz. Vahiy 1:5-7; 22:7,12,17,20).

37.  İSTANBUL’A DÖNÜŞ

Zaman ne de çabuk geçmişti! Galata’da kardeşlere, kız kardeşlere veda ederek Ortadoğu ülkelerine ayrılmasından bu yana birkaç yıl geçmişti. Ne zengin, ne sevindirici bir dönemdi bu! Deneyimler, anılar, intibahlar hiç unutulamayacak kutluluklar zinciri.. İstanbul’a dönmenin vakti gelmişti artık. Ayrılırken altı ayda geri gelebileceğini tasarlamış, yakınlarına bunu söylemişti. Ama bunun dört beş katı geçti dışarıda.

Bütünlediği göksel uğraşlar için Rabbi’ne teşekkür sunarak geride bıraktığı birçok yeni inanlıyı aklının derininde saklıyor, dua ediyor. Yeruşalim’den Beyrut’a doğru yolculuğa başladı. Şam’da durak yaparak inanlıları gördü, yüreklendirdi. Sonunda yine Beyrut’tan gemiye binerek kendisini bekleyen kardeş ve kız kardeşlere kavuşacağının heyecanıyla yolculuğa başladı. Gemi yolculuğu yeni baştan ona taze bir habercilik fırsatı açtı. Burada da unutulmayan deneyimler yinelendi. Geçen yıllar içinde İstanbul’dakiler kendisi için sürekli dua ediyor, kentten kente, evden eve, kiliseden kiliseye ve her gittiği yerde sürdürdüğü verimli toplantılar için içtenlikle Rab’be yakarıyorlar.

Kurtuluş bulduktan sonra ruhsal hizmete başladığı, birçok yıl bunu orada sürdürdüğü sevgili İstanbul’da kardeş ve kız kardeşler Vahram’ı sevinç ve heyecanla yeniden kucakladı (bkz. Habercilerin İşleri 14:26-28). Hemen ev toplantıları başladı. O sevinçli, duygulandırıcı dönemi, ürünlü çalışmaları Amman’daki intibah toplantılarını enikonu anlatarak bu yerlerdeki kardeşler kız kardeşlerle İstanbul’dakiler arasında gizemli bir bağ oluşturdu, başka inanlılar için dua etmenin gereğini herkese bir kez daha anımsattı. İstanbul’da, Anadolu’da yine verimli bir çalışma dönemi açılıyordu önünde.

Duaya konuşmaya daima bir ayetle başlamayı alışkısı yapmıştı. Müslüman biri ‘Bismillah’la başlıyorsa, o neden anlamlı bir ayetle Rab’bin müjdesini bildirmeye gitmesin! Bir gün Beyrut’ta dua ederken şu ayetle başlamıştı: “Görkemli eylemler yapan tek Kişi’ye; Çünkü kayrası çağlar çağı boyuncadır” (Mezmur 136:4). Orta Doğu ülkelerinde böylesi sevindirici verimli ürün getirici bir hizmet alanı ve olanağı sağlayan Rabbi’ne sordu: “Ya Rab, bundan sonra nereye gitmemi istiyorsun? Geriye kalan hizmetimi İstanbul’da sürdüreceksem, bunu sevinçle kabule hazırım. Yok, önümde yeni alanlar açmaktaysan, bunu da aynı hayranlıkla kabule istekliyim. Sadece Senin egemen isteğini öğrenmek istiyorum.”

Ortadoğu ülkelerinde hizmetini sürdürmekteyken, Arjantin’in Buenos Aires kentinde yaşayan kız kardeşiyle eniştesi, Dikranuhi ile Misak Balyan’dan çok içtenlikli bir mektup almıştı. “Bize ne vakit geleceksin?” diye.. Güney Amerika’da Tanrı Haberi’ni yaymaya geniş olanaklar bulunduğunu, istekli kişilerin her yerde Haber’i dinlemeye koştuğunu yazıyor, kendisini Arjantin’e davet ediyorlardı. Ortadoğu’da Rab’bin tanrısal tanıklığı ne denli kutladığını görerek “Güney Amerika ülkelerine gitmem belki O’nun yöntemidir” düşüncesiyle İstanbul’daki kız kardeşi Beatris’e bir mektup salmış, bu konuda dua etsinler diye dilekte bulunmuştu. Kutsal Ruh çoktandır Beatris’i de aynı istekle etkiliyordu. Verdiği yanıtta, “Evet, Güney Amerika’ya gidip orada hizmetini sürdürmen Rab’bin buyruğudur” yolunda yazmıştı o. İstanbul’a dönüşünden sonra insanlara bir şey söylemeden Rabbi’ne duayı sürdürdü. O, Rab’le konuşulacak konuları insanlarla görüşmezdi. Bunu, Rab’bin yanıtını aldıktan sonra yapardı. Dualarını korkusuzlukla, Tanrısı’nı hoşnut eden imanla sürdüren bu adamın olumlu yanıtı alması uzun sürmüyor. Şimdi, gidilecek vaktin kararlaştırılması Rabbi’nin elinde. Bu arada ruhsal hizmeti etkin biçimde ilerliyor; inanlılar yüreklendiriliyor, yeni yeni kurtulanlar oluyor.

Aradan birkaç yıl geçtikten sonra kız kardeşi gerekli çağrıyla, Beyrut’tan başlayacak olan gemi yolculuğuna bileti gönderiyor. Ama Arjantin’e giriş sanıldığından daha güç! Çağrılı olsa bile herkesi kabul etmiyorlar. Ne var ki, onun yolunu Rab çizmiş gidişini de O bütünleyecek.. Herkes onun ayrılacağına üzgün. Öte yandan engel olmak da istemiyorlar. Tanrı’nın işi tek kişiye kalmış uğraş değil! Sonunda onu Rab’bin yönetimine bırakıyorlar; duayla ilahilerle en iyi dileklerle Beyrut’a gönderiyorlar. Yıl 1956. Yolculuk trenle. Her zamanki gibi yolda kitaplar satmayı, ruhsal tanıklıkta bulunmayı içtenlikle sürdürüyor. Kadına erkeğe İsa Mesih’i tanıtmakta yepyeni bir ivedilik var.

38.  ÜRDÜN’Ü YENİDEN ZİYARET

Vahram Ortadoğu iklimlerini son olarak bırakmadan önce, ne olursa olsun, Ürdün’ü yeniden ziyaret etmeye kararlı. Aklı şu yüreklendirmeye gidiyor: “Rab’bin Sözü’nü bildirdiğimiz kentlerin her birine dönelim, kardeşlerin durumunu öğrenelim” (Habercilerin İşleri 15:36).

Amman’da ilk Pazar sabahı kilisenin çobanı Leroy Whitman kendisini açık kollarla kabul etti. O, her zamanki parlaklığıyla, göksel Babası’na şükran dolu bir ruhla minbere çıktı. İlk ürünler arasında olan İbrahim Deir’le başka birçok inanlı kardeş ve kız kardeşi görerek duygulandı. Sınırsız bağlılığı için Mesihi’ne teşekkürler sundu. Hiçbir söz konuşamadan yüzünü ellerinin içine gömerek hüngür hüngür ağladı. Ama beş yıl önceki yenilenme havası şimdi esmiyordu. Gerçi, ruhsal görünüm canlılık saçmaktaydı; ama önceki intibah havası hiç unutulamayan bir ayrıcalıktı. Kilise tarihinde intibah olguları üzerinde inceleme yapanlar, ruhsal uyanışın gelişigüzel bir canlanma olmadığına dikkati çekmekte. İntibah ne ruhsal gündemle, ne de programlamayla düzenlenen gönenç ortamıdır. Tümden Kutsal Ruh eylemidir; Kutsal Ruh’un tasarladığı ve bütünlediği zamanda kararlaştırılan bambaşka bir gelişimdir. İntibahta insansal öğeler de kuşkusuz bulunur. İnanlıların Ruh birliğinde bunu arayarak beklediği, intibahın gelişi için üstelemeli dualar yükseltiği, toplulukta her tür günahın sergilenerek bunlardan dönülmesi, yüreklerin Tanrı sevgisinde ısınmasına özlem duyulması, vb.

Bu gözlemlerden öte intibaha Tanrı’nın vaktinde, O’nun kullandığı bir insanın Kutsal Ruh tarafından seçilmesi.. Amman intibahı doğrudan doğruya Tanrı eylemiydi; susamış inanlılar onu aramakta derin imanla beklemekteydi. İntibahı engelleyen tökezlemeler sergilenerek onların dışlanışı belirginlikteydi. Ve egemen Tanrı’nın isteği bu sevinçli olguya Vahram adında önemli olarak bilinmeyen basit bir askerini seçti. Vahram tanrısal buyruğa uyarak içtenlikle seve seve bu hizmete kendisini sundu; hiçbir şerefe sahip çıkmadı, övgü önemlilik tanımadı. Kutsal Ruh Tanrı’nın seçtiği vakitte, O’nun seçim isteği uyarınca Vahram’ı bir araç ve gereç kıldı. Tüm gelişim Kutsal Ruh’un yönetimindeydi. Ve intibah belirli bir dönemde başladı, kurtulanlar kurtuldu, yenilenen inanlılar yenilendi, Kutsal Ruh’un kararlaştırdığı gibi doruklandı, sonra da dindi. Kurtulanlar yeni yaşamlarında ürünlü verimli oldu, Tanrı hizmetinde yararlılığa erdi ve yeni bir intibah için duaya başladı. İşte bu nedenle Vahram’ın Amman’ı ikinci ziyareti güzel ve içaçıcı olmaya karşın intibah sayılamazdı. O, ileride başka yerde yeniden bir intibaha araç ve gereç olacak.. Kilisenin intibah tarihi çok ilginç ve heyecan getirici bir tarih araştırmasıdır. İntibaha tanık olmamış genç pastörlerin, inanlıların intibahın gelişi için dua etmesi sağlıklı tanrısal uğraştır.

Amman’daki toplantıların başlangıcında Kurtarıcı’sıyla karşılaşmaya gelen Fawaz Ameish şimdi Ajioun Baptist kilisesinde çoban. Buranın kuruluşunda Vahram’ın hizmeti ve katkısı akıllarda taptaze duruyor. Baptistler aynı zamanda Ajioun hastanesini yönetiyor. Hizmette bulunsun diye Vahram’ı çağırıyorlar. Tüm personel el ele gelerek bir daire oluşturdu. Önceki toplantılardan Vahram’ı tanıyanlar ruhsal tanıklıkta bulundu. Konuşmaya çağrıldığında, o alışılmış isteği dile getirdi: “Kısa kısa dualar edilsin!” Bu arada doktorların, hastabakıcıların da dua etmesini istedi. Bazıları açık açık kendi sözleriyle hiç dua etmemişti. Sadece içlerinden dua edenlerdi. Bunlar ilk kez olarak yüksek sesle dua etti. Sanki taze bir yenilenmedeydiler. Vahram’ın konuşması yeni baştan tövbeler ve Mesih’e dönüşlerle herkesin yüreğine ruhsal doygunluk getirdi.

Hastanenin müdürü bir gün, çoban Fawaz Ameish’den Vahram için o günün çalışma programını düzenlemesini istedi. Kendisi halen taptaze sakladığı şu anıları bildiriyor: “Sabahleyin hastane personeli için özel bir toplantıya katıldık. Vaktimiz bir sürü uğraşla doluydu. Vahram konuşmasını bitirince, ‘Rab kime konuştuysa benimle birlikte salona gelsin, orada dua edelim’ dedi. O günün önemli bir kesiminde salonda kalarak kişi ardından kişiyle ruhsal gereksinimi üzerinde konuştuk. Birçoğu gözyaşları içinde günaha tövbe etti, kurtarıcı Mesih’i yüreğine aldı. Biri salondan ayrılırken o, ‘Gelin, onun için dua edelim’ diyordu. Duadan sonra bir ilahi ve daha sonra kişiyle buluşma.” Çoban Fawaz şu ilginç gözlemi anımsatıyor: “O gün, süreklilikte Kutsal Ruh’un yönetimi altında olmanın anlamını kavradım. Gerçekten Rab’bin katındaydık. O mutlu uğraş dışında başka hiçbir şeyle ilgilenmiyorduk. Ürünün Rabbi karşımızda çok verimli bir tarla açmıştı. Bizse sevinçle içtenlikle Tanrı’nın düzenlediği hizmette uşaklardık.

“Saat on altıda sekiz kişi yakındaki bir köyde toplantıya katılmak için bir Chevrolet Station’la yola çıktık. Vahram çok sevinçliydi. İlahi söyleyerek coşkunluğunu açığa vuruyordu. Ağzındaki ilahi şuydu: ‘Hisus gelecek!’ Bir anda sürücünün durmasını istedi. Aynı şeyi üç kez yineledi. Bir köyden geçmekteydik. Duruverdik. İlahiler söylediğimizi duyanlar otomobilimizin çevresini kuşattı. Burası bir Müslüman köyüydü. O her an yanında bulundurduğu Arapça broşürleri dağıttı. Yolumuzu sürdürdük. Jeraş kentinde (Dekapolis’ten) canlı bir toplantı bekliyordu bizi. Bu gün bu yerde bir kilise topluluğu vardır. Bunun kuruluşunda Vahram’ın canlı katkısı yadsınamaz.

“Ziyaret ettiği, hizmet sunduğu yerlerde anısı unutulmuyor. Bu güne dek çoğu kez bir inanlıya, ‘Nasılsın?’ diye sorulduğunda, Vahram’ın Türkçe dilinde, ‘Hamdolsun!’ yanıtı duyulabilir. Bir akşam, Ajioun’daki toplantıda ilginç bir durum belirdi. Yaklaşık kırk genç kargaşalık çıkarmaya gelmişti. Ortalıkta sinirli bir hava esiyordu. Politik görüşlerle dopdolu gençlerden biri, ‘Benim bazı sorularım vardır’ dedi. Çevirmen İshak Cemil, ‘Toplantının sonunda sorulara sıra gelecek’ deyince, tümü de oturup konuşmayı dinledi. Gençlerle söyleşiye oturmak Vahram’a yeni bir deneyim değildi. O özel olarak bundan hoşlanırdı. Sonucuysa daima verimliydi.

“Sorular uçmaya başlayınca, Vahram politik bir ajan olarak suçlanıyordu. Türkiye’den Araplar’a gönderilişinin nedeni araştırılıyordu. Vahram alışkın olduğu basit ama kanışlı dille soruyu yanıtladı: ‘Buraya gelişimin nedeni sizleri sevmemdir. Siyasetten anlamam, siyasetle ilişkim düşünülemez. Beni buraya Türk hükümeti göndermedi; Rab İsa Mesih gönderdi. Doğrusunu arayacak olursanız, ben Amman kilisesince Rab’bin hizmetine atanarak, tüm dünyaya o kilise tarafından gönderildim!’

“Gençler sorularına verilen yanıtı yetersiz buldular. Elektrikçilikten anlayan biri bir muziplik yaparak sigortaya gitti, ışıkları kesiverdi. Tüm salon gömüldü zifiri karanlığa. Zaten toplantı sonuçlanmak üzereydi. Herkes evine ayrıldı. O gün bu grubu yöneten genç kalp rahatsızlığı çekmekteydi. Aradan bir süre geçti, Baptist hastanesine yatırıldı. Beyrut’tan haberci Maurice Girges hastanede habercilik hizmetine gelmişti. Bu genç de gerçekten tövbe edenler arasındaydı. İsa Mesih’in kurtulmalığıyla yeni yaşam buldu. Bunun üzerine çok duygulandırıcı bir ikrarda bulundu: ‘O akşam Vahram Tatikyan konuşurken, elektriği kesen bendim!’

“Vahram yüreğinde ve ağzında her an bir ilahi taşımaktaydı. ‘Hisus İsmi Şirin Bana!’ dilinden düşmezdi. ‘Mahşer Günü!’ ilahisiyle giderayak nicelere seslenirdi. Bunlarla birlikte daha birçok ilahisi Arapça’ya çevrildi; inanlıların her zaman kullandığı ilahilerden oldu.” Çoban Fawaz Ameish Vahram’ı son kez Ajioun’da görmüştü. 1983 yılında Amsterdam’da Dünya Evangelizasyon Kongresi’ne katıldı. Bir otobüs gezisinde Güney Amerikalı delegelerle tanıştı. Konu döne dolaşa Vahram Tatikyan’a dayandı. Her biri onun vaazlarından ne denli yararlandığını anlatmaktaydı. Arjantin’li delegelerden biri, ‘Mejdan!’ diye bağırdı. Bu, Vahram’ın her zaman yinelediği ‘Yücelik!’ sözünün Arapça’sıydı. Güney Amerikalılar Vahram’la ilgili anıları anlatmaktan kendini alamıyordu. Onun anısı her düşüncede taptazeydi. Tıpkı Kutsal Söz’de vurgulandığı gibi: “Doğru kişinin anılması kutluluk getirir” (Süleyman’ın Özdeyişleri 10:7a).

Çoban Fawaz Ameish hiç unutamadığı bir olayı şöyle anlatmakta: “Annem kendi kilisesine çok bağlı bir kadındı. Kilisesiyle olan bağı koparmayı hiç istemezdi. Birçok kez kendisini toplantılarımıza çağırdık; gelmek istemedi. Vahram bunu düyunca, ‘Öyleyse’ dedi, ‘Ben onun kilisesine gideceğim!’ Bir gün o kiliseye girdiğinde, derin saygıyla sağa sola bakmaktaydı. Parlayan, her an gülen yüzü yaşlı annemi öylesi etkiledi ki, ‘Rab’bin bir meleği kiliseyi ziyarete gelmiş diye düşündüm’ dedi.”

39.  BAŞKA KARA PARÇALARINA

Beyrut’a Arjantin konsolosluğundan vize alarak bir an önce yolculuğa çıkmak için gelmiş. Bu sıkışık zamanda bile ev toplantılarına katılmaktan, taşıt araçlarında tanıklık etmekten, kitap satmaktan beri durmuyor. Bunca yılın başarılı hizmeti, Kutsal Ruh’ça uzatılan kutluluklar zinciri ruhsal tanıklığın taptaze boyutları olarak tanınmış. O buna çok gereksinimli. Hiç bilmediği bir kara parçasında, tanımadığı insanlar arasında her yerde sürdürdüğü hizmeti sunacak. Sabahları Arjantin konsolosluğunda geçiriyor. Bir sürü sorgu, soruşturma, parmak izleri, çeşit çeşit kırtasiyecilik, sanki hiç sonuçlanmayan git gel. Bu dönem öylesi güç ve can sıkıcı ki, herkese Arjantin’e gitmenin güçlüğüne karşı cennete gitmenin kolaylığından söz ediyor. Her çetin durumdan veya karşılanan çalkantıdan ruhsal bir tanıklık olanağı çıkarmasını bilen biri.. Bu betimi kullanarak salt Tanrı’nın kayrasıyla cennete gidilebileceğini derin güvenlikle sağa sola anlatıyor.

En sonunda Arjantin vizesi pasaportuna işleniyor. Artık hiçbir engel kalmamış. Bileti de cebinde. Şubat 25,1957’de bu kez Beyrut’taki kardeş ve kız kardeşlerin dualarıyla gemiye uğurlanıyor. Önünde uzun bir yolculuk var. Çoğu böyle bir yolculuğu nasıl geçireceğini kestiremez. Gemilerde kâğıt oynamak, içki içmek, dedikodu yapmak, sabırsızlıkla film saatini gözlemek, vb. iyi bilinen deneyimlerdir. Ama ona her an değerli, Rabbi için verimli. İlk tanıştığı üç bayana ruhsal tanıklığını anlatıyor, İsa’yı canın kurtarıcısı olarak kabul etmenin sürüncemede bırakılamayacağını vurguluyor. Bayanlardan birinin babası vaizmiş meğer. Çoktandır aklın gerisine ittiği ruhsal değerler içinde canlanıyor, çok ilginç bir olguyu anlatıyor Vahram’a:

“Babam ağır hastalığa tutulmuştu. Gidip vaaz edebilecek durumda değildi artık. Ama insanlarına son kez olarak konuşmayı çok istiyordu. Herkesi ölüm yatağının başına çağırdı, ölümünden önce son vaazını verdi. Sonra da sevinçle Rabbi’ne kavuştu. Bu anlamlı toplantıya katılan ölümlü insanlar ölmek üzere olan birinden canlı bir vaaz dinlediler, kurtuluş ve arınma güvenliğini bilmeyenler, Mesih’i hemen kabul ederek kurtulmanın dille anlatılmaz canlılığını buldular.”

Bu bayan Vahram’ın hizmet deneyimlerini içtenlikle dinliyor, “Bana sevgili babamı anımsattın” diyerek gözyaşı döküyor taptaze bağlılıkla Mesih’e sarılıyor. İskenderiye’ye yanaştıklarında ona yardım ediyor. Vahram, “Mesih bağlısı olmasaydım” diye yazıyor, “Bu denli yardımı nereden bulabilirdim?” İstanbul’daki kız kardeşine bir mektup salıyor: “Beyrut’tan çıktıktan bir gün sonra İskenderiye’ye girdik. Biraderleri kız kardeşleri buldum. İki gün hizmetlerimiz oldu. Rab bizi Ruhu’yla ziyaret etti. Evvelki gelişimde halas bulanlar yaşıyorlar. Nasıl sevindiler! Halleluyah! Şimdi İtalya’ya gidiyoruz. Çok güzel yolculuk. Vapurda Arapça’yı anlayanlar var. Arapça şahadet ediyorum. Birçok kişiye kitap verdim. Büyük hürmetle dinliyorlar. Sizin için duacı ve duanıza muhtaç” Vahram Tatikyan.

İskenderiye’den sonra İtalya’nın Siraküzü’ne varıyorlar. Burada bir doktora ruhsal tanıklığını veriyor. O, Vahram’ın parasını bozuyor. Ama yanlışlıkla fazlasından veriyor. Paranın geri verilmesi doktoru etkiliyor. Gemi müjde alanına dönüşüyor. İnsanlara kendi dillerinde Kutsal Kitap parçaları, ruhsal yazılar dağıtıyor, hep Rabbi’nin övgüsünü yapıyor, birçok insanı sevindiriyor. Günde üç kez dua eden bir İsrailli’yle tanışıyor. Ona Arapça konuşuyor. “Yeruşalim’i ziyaretime değindim, kurtarıcım Mesih’in bu kentte korkunç işkencelerle çarmıha çakıldığını anlattım” diyor. Tanrısayar biri olan bu adam Mesih’e ilişkin duyduklarından etkileniyor, dostlukları yolculuk boyu ilerliyor. Tanıştığı çeşitli insanların gösterdiği ilgiden, dil din engellerini aşan tanıklığın etkisinden yüreklenerek her gittiği yerde Sevinç Getirici Haber’i yayma çabalarında sözünü kutlu kılsın diye Tanrı’ya yakarıyor. Alışkısı olduğu üzere, duası Kutsal Söz’deki bazı ayetlerden esinleniyor:

“Gözyaşıyla ekenler sevinç duyarak biçecek,

Ekeceği tohumu taşıyarak

Ağlayışla yollarında gidenler,

Kuşkusuz dönüşte coşkuyla demetlerini getirecek”

(Mezmur 126:5,6).

Sevinç Getirici Haber’in değerli tohumunu nerelerde ve ne biçimlerde ekmedi bu güne dek! Karda, yağmurda, kavurucu sıcaklıkta, güç ve çetin koşullarda, direnişte, serzenişte, bollukta, yoksunlukta gözyaşı dökerek tohumu ekti, sevinç duyarak ürününü biçti. Ya da, bunun gönenci başkalarına kaldı (bkz. 1.Korintoslular 4:9-13). Ekeceği tohumu taşıyarak ağlayışla ama kararlılıkla önündeki yolu iman doluluğunda aştı. O ağır kitap kartonlarını kesin bağlılıkla, gık demeden nasıl taşıdı! Ve bunlar gerekli yeri bulunca nasıl sevindi! İnanlının çağrıldığı işe bağlılığı, Rab’bin şaşılacak mucizeler bütünlediği verimli tarlayı anımsatır. Gözyaşı ağlayış çabayı durduramaz. Bu işin ötesinde bol sevinç beklemekte.. İşi daha bitmemiş. Aynı ruhsal eylemleri başka bir kara parçasında, başka insanlar arasında eşit bağlılıkla ilerletmeye kararlı. En son en canlı coşkusu Mesih’in katında gerçekleşecektir:

“Efendisi ona, ‘Aferin, iyi ve güvenilir uşak’ dedi.

‘Az sermayeyi kullanmakta güvenilir

Kişi olduğunu kanıtladın.

Seni daha çoğuna atayacağım.

Gel, efendinin sevincine katil’ ”

 (Matta 25:21).

“Güvenilir ve akıllı uşak kimdir?

Ev sahibinin, ev halkına vaktinde

Yiyecek sağlaması için atadığı uşak.

Efendisi geldiğinde atandığı görevi

Yerine getiren uşağa ne mutlu!

Doğrusu, size derim ki, efendisi tüm

Malları üzerinde sorumluluk verecektir ona”

 (Matta 24:45-47).

Napoli’ye varıyorlar; burada gemi değiştirecek. Bir otele iniyor; ardından yollara çıkarak elinden geldiği kadar ruhsal tanıklığını işlerliğe koyuyor. İtalyanca kitaplar dağıtıyor. Ortaklaşa konu üzerinde üç rahibeyle bildirişime giriyor. Yaşamlarını Tanrı’ya, İsa Mesih’e atayan bu bayanlar onun sevgisine sevincine şaşırıyor. Katolik inancını benimserse çok iyi edeceğini söylüyorlar. O sevgiyle, “İsa Mesih başlangıç ve sondur” diye yanıtlıyor. Dilini bilmediği insanlara İsa Mesih’i bildirmek oldukça yüreklendirici bir deneyim! Napoli’de sağa sola koşarak her rastladığına ruhsal tanıklıkta bulunurken otelinden ıraklara düşüyor, yolunu yitiriyor. Dil bilmez, kimseyi tanımaz. Tek bildiği göksel Babası; yine O’na yakarıyor; Tanrı adımlarını otele doğrultuyor. Güney Amerika’ya gidecek geminin kalkış saati yaklaşmakta.

40.  OKYANUS YOLCULUĞU, GÜNEY AMERİKA

Napoli’den Buenos Aires’e yolculuk on yedi gün alıyor. Bu süre duayla, Kutsal Kitap’ı okumakla ve her zamanki gibi ruhsal tanıklıkla yüklü. Mevsim daha kış. Okyanus ikide bir kabarıyor, pek çok kişiyi deniz tutuyor. Kendisini de deniz tutmaya karşın, o başka yolcuları yüreklendirmek ve avutmakla ilgili. Özellikle İtalyanlar çoğunlukta. Başarabildiği kadar onlara çıkmış oldukları bu uzun yolculuk ötesinde başka bir yolculuğun kendilerini beklediğini, buna hazırlanmanın gereğini anımsatıyor. Hemen hemen herkes Hristiyan adını taşımakta, ama içlerinde dirilen Kurtarıcı’nın, yeniden gelecek Hükümran’ın kayrası ve güvenliğiyle yaşayan kaç kişi bulunur? Onlara bu somut gerçeği anlatmaya çalışıyor. Herhangi bir dile kendisini alıştırmaya çalışırken ilkin belirli sözleri bellemeye uğraşır: Tanrı, İsa Mesih, günah, tövbe, kurtulmalık, kan, kurtuluş, bağış, cennet, cehennem, vb. Denizin sürekli kabarmasına karşın bu uzun yolculuğun kendine özgü çekicilikleri eksik değil..

Arjantin’de onun gelişini bekleyenler çok heyecanlı. 20 Mart 1957’de yoğun bir topluluk Buenos Aires’te toplanmış, bunca yıl sonra yanlarına gelen bu değerli Tanrı işçisini kucaklamaya hazırlanıyor. Mesih’in habercisi bir yerden ayrılırken de, başka bir yerde karşılanırken de her kezinde Tanrı bağlıları arasındadır (bkz. Habercilerin İşleri 20:37; 21:7,17). Buna benzer yüreklendirici başka bir bağ nerede bulunabilir? Rab’bin pek çok ülke ve kentte geniş çapta kutladığı bu seçkin hizmet görücüyü ağırlamak, bağrına basmak isteyen inanlıların sayısı bol. Beklenen yolcu gemiden inip aralarına karışır karışmaz hemencecik rıhtımda bir dua toplantısı düzenleniyor. Herkes ardı ardına Mesih’e teşekkür sunuyor, ilahiler söyleniyor, bu kardeşi her yerde etkin biçimde kullansın diye Rab’be yakarıyorlar. Toplantı epey sürüyor. Tanrı’nın görkemli eylemler bütünleyeceğine inananlar, sabırsızlıkla bunu bekleyenler az değil..

Vahram’ın adını duymuş olanlar, MARANATA dergisinde yazılarını okuyanlar uzun süredir dua etmekte. Bunlar yüreklerini hazırlıyor, Rab’bin bilinenlerden de aşkın işler sonuçlamasını imanla bekliyor. Ruhsal uyanışın nasıl başladığını ve geliştiğini anlayanlar, Kutsal Ruh’un güçle işlemesi, inanlıları her tür ruhsal uyuşukluktan uyandırması, engelleri gidermesi, günahlıları eleştirerek sağlıklı tövbeye getirmesi için yakarıyor. Tanrı hiçbir yerde, hiçbir dönemde insansal gereçlere gereksinim duymadı. Kuşkusuz, O’nun Vahram’a da gereksinimi yok. Ama önünde alçakgönüllü, kutsallığa bağlı, duaya saygılı bir inanlı bulunuyor. Böyle birini Rab kuşkusuz Güney Amerika kara parçasında da güçle, yeterlilikle kullanacak.

41.  İŞLENMİŞ TOPRAK, SULANMIŞ TARLA

Buenos Aires’e varışının ertesi akşamı, 21 Mart, 1957’de kiliselerden birinde toplantı düzenlenmiş. Konuşmacı Güney Amerika’ya daha dün ayak basmış vaiz Vahram Tatikyan. Bambaşka bir ülkede, yepyeni bir topluluğa vaaz vermek için minberin gerisinde dikilen bu sınanmış öğütçü, önünde iyice işlenmiş, sulanmış bir toprak bulunduğunu hemen anlıyor, bu etkin hazırlığı geliştiren Kutsal Ruh’a teşekkürünü yükseltiyor. Daha ilk akşam inanlılara somut sevinç ve coşku geliyor. Toplantıya gelen birçok günahlı Kutsal Ruh’un bıçak gibi kesen eleştirisi altında kalarak tövbe ediyor. O ilk toplantıyı ve daha sonrakileri izleyenler, sanki yeni bir Pentekost olgusuna tanık olduklarını bildiriyor. Tanrı Sözü bu sınanmış konuşmacının ağzından çıkar çıkmaz kesin etkisi hemen belirgin oluyor, bireyler ya tövbe ediyor, ya da yenilenen bağlanışla yaşamlarını Mesih’in kendilerini bekleyen yönetimine veriyor.

Vahram kız kardeşiyle eniştesinin evinde kalıyor, hiç ara vermeksizin ev kilise cadde toplantılarını, kişisel konuşmaları ilerletiyor. Burada toplanan ürünü bir gün sonsuzun parlaklığı belirgin edecek, İsa Mesih’in şu sözünü duymayan var mıdır? “Ne mutlu barışçılara! Çünkü onlara Tanrı çocukları denecek” (Matta 5:9). O her uğradığı yerde etkin ve kararlı bir barışçı. Günahlıları İsa Mesih’in bağışlamalığıyla Tanrı’ya çekerek kalıcı barışı gerçekleştiriyor, bunun sonucu olarak da aralarında kin, kurumlanma, çatışma, ayrılık, çekememezlik, geçimsizlik türünden düşmanlık tohumlarının kudurarak çengelleştirdiği sağlıksız insan ilişkilerini barışçılık aşamasına ulaştırıyor. İsa Mesih’in bu etkin uğraşı böylesi övmesinin nedenleri çoktur. Buenos Aires’te başlayan yüreklendirici gelişimlere oldukça kısa birkaç yıl içinde en parlak sayfalar eklenecek. Burada kurtuluşa kavuşanlar arasında yeğeni Hovsep Balyan bulunuyor. Bu değerli genç yeni imanda çok ilerleyecek, kendisi de Mesih’in atadığı bir ruhsal öğütçü olacak, pek çok kişiyi aynı bağlılığa getirecek. (bkz. II.Timoteos 2:2).

Buenos Aires’te verimli bir hizmetten sonra başka bir yere geçme gereği beliriyor. Bu kez Uruguay’ın Monte Video kentine ayrılıyor. Bu yer çok şirin bir liman kenti. Geleneğe göre ilk kez Portekizliler gemiyle karaya yaklaşırken bir gemici “Monte vide eu!” diye var gücüyle bağırmış. Anlamı, “Dağı görüyorum!” Ve bu yerin adı olmuş Monte Video. Çağımızda herkesin alıştığı video sözü de aynı kökenli.

24 Kasım, 1957 Pazar günü Monte Video’da toplantılar başlayınca, Musa gibi. Tanrı huzurunun parladığı dağı görerek yaşamları, yöntemleri değişenler az değil (bkz. Mısır’dan Çıkış 3:1-3). Yıllar öncesi Güney Amerika’ya yerleşen Ermeni göçmenler burada da ruhsal toplantı yerlerini kurmuşlar; sevdikleri Tanrı’ya, Mesih’e hizmetlerini sunmaktalar. Vahram Türkçe, Ermenice konuşuyor, vaazlar İspanyolca’ya çevriliyor. Niceler ıraklardan gelen, Kutsal Ruh’la dolu bu vaizin yürekleri ısıtan vaazlarını dinlemeye koşuyor. Biraz da güldürücü bazı gelişimlere rastlanıyor: Yetmiş yaşında bir bayan tövbe ediyor, yeni doğuş buluyor. Kutsal Ruh ardı kesilmeyen dua özlemi koyuyor onun içine. Kapısının önünde otururken, sokaktan geçen herkes için dua ediyor: “Ya Rab şu genç kızı tövbeye çek, Oğlun Mesih’e kavuştur şu erkeği, şu çocuğu” vb..

Toplantılara pek çok genç katılıyor, Mesih’e bağlanıyorlar. Mıknatısla çekilircesine minberin önüne geliyor, günahla eleştirilerek tövbe ediyorlar. Bunlar hemen Kutsal Ruh ateşiyle etkilenerek kentin meydanlarında toplantı düzenliyor, gelen geçene Mesih’i tanıtıyor. Kurtulanların sayısı tutulamayacak oranda yüksek. Cezaevlerine gidiyorlar, cezalılara Sevinç Getirici Haber’i duyuruyorlar. Birçok mahpus günaha tövbe ederek arıtılmış yaşamın gönencine kavuşuyor. Toplantılarda inananlar gerçek canlılık buluyor, bu sevinçle İsa Mesih’in ikinci kez gelişi için dua ediyor (bkz. Vahiy 22:20). Rio de Janeiro’da evinden kaçan, Monte Video’da hızlı yaşamın beğenisine dalan hazcılık meraklısı bir genç şaşılacak biçimde toplantıya getiriliyor, o gün tövbe ederek baba evine dönüyor.

Kısa zamanda toplantılar Ermeni kiliselerinden İspanyolca konuşulan kiliselere yayılıyor. Vahram’ın yeni kurtulan yeğeni çevirici oluyor. Şaşılacak şey! Birçok kişi kendi halkını aynı dille etkileyemezken, bu adam Ortadoğu ülkelerinde olsun. Güney Amerika’da olsun çevirici aracılığıyla konuşarak kadını erkeği Tanrı’nın sevgisine, Mesih’in kurtarışına çekiyor. Kutsal Ruh’un eylemleri her tür insan kavramının ötesinde, insan tasarılarının üstünde..

 28 Kasım, 1957’de Monte Video’dan İstanbul’a şu mektubu salıyor: “Halleluyah! Burada çok güzel intibah oluyor. Canlar kurtuluyor, dargın insanlar barışıyor. Gregoryan kilisesi de birlikte olmak üzere kiliseler büyük bir toplantı salonu kiralamışlar; her akşam toplantı oluyor. Gençlerden oluşan orkestranın katkısı çok güzel oluyor. Dua eden pek çok insan var. Tanrı duaları yanıtlıyor. Halleluyah, Halleluyah!” Bir kız kardeş ona, “Bazıları tohumu ekti, başkaları suladı şimdi sen ürününü biçiyorsun” sözleriyle çok iyi bilinen tanrısal kuralı anımsatıyor (bkz. I.Korintoslular 3:6,7). Bir toplantıdan sonra dört genç bayan minberin önünde dize gelmiş, hüngür hüngür ağlıyor. Vahram şu parçayı okuyor: “Bu güvenilir Söz’dür ve her bakımdan değerlendirilmeye yaraşır: Mesih İsa dünyaya günahlıları kurtarmaya geldi. Bu günahlıların en ön sırada bulunanı da benim“ (I.Timoteos 1:15). Oracıkta dördü de tövbe ediyor Mesih’e bağlanıyor, yaşam yöntemlerinin değiştiğine sevinçle tanık oluyor. Gökyüzünde melekler olayı kutluyor..

 

Toplantının sonunda bir genç yaklaşıyor. “Adam öldürdüm, cezaevinde yattım, çıktım; ama kötülüğüm beni ardı kesilmeden rahatsızlıkta çalkalamakta” diyor. “Benim için umut var mı?” Vahram Kutsal Kitap’tan bir parçaya onun dikkatini çekiyor: “Günahımız yoktur dersek kendi kendimizi kandırırız ve gerçek bizde barınmaz. Günahlarımızı açıkça söylersek güvenilir olan ve hakça davranandır O; öyle ki, günahlarımızı bağışlar ve bizi her kötülükten arıtır” (I.Yuhanna 1:8,9). O, “Evet, arıtılmak istiyorum!” deyince Vahram günah eleştirisinden yıpranmakta olan bu adam için içtenlikle dua ediyor, ardından o kendi duasını yükseltiyor. Başka bir günahlının tövbesi ve yeniden doğuşu göklerde yazılıyor. “Böylesi esenliği hiç tatmamıştım” diyor o. Bu genç artık tüm dua toplantılarına katılıyor, inanlılar arasında sevinciyle bilinen bir Mesih bağlısı oluyor. Yeni iman edenlere hiç şaşmayan önerisi, ara vermeden dua toplantılarına katılmaktır. Bu birleşimler herkese ruhsal destek kaynağı oluyor..

Monte Video’da açılmayan kilise kapısı kalmıyor gibi. Her yana çağrılıyor, her yerde vaaz veriyor. Burada bir kilise çobanı yıllar önce Şam’da basılan bir kitabı okumuş, Vahram’ın çeşitli ülkelerde yönelttiği ruhsal toplantılara ilişkin bilgi edinmiş. İçinden, “Ya Rabbim, keşke bu adamı buraya getirebilseydik” diye isteğini seslendirmiş. Bir gün bir raslantı sonucu onun kentlerinde bulunduğunu öğreniyor. Vahram haftanın belirli bir gününde kentin bilinen meydanlarından birinde açık hava toplantısı yöneltiyor. Bu kilise çobanı oraya gidiyor, ikisi buluşuyor. Vaiz onu kilisesine çağırınca canlı, sevinçli bir toplantı oluyor. O gün kurtulan bir genç ayağa kalkarak, “Bu kilisede bana birçok görev verildi; herkes, benim inanlı yaraşık biri olduğumu sanıyordu” diye söze başlıyor. “Ben sadece doğru namuslu biriydim; ama hiçbir zaman günahlılığımı açık açık söyleyerek gerçek anlamda tövbe etmemiştim. Hepinizi de aldattığım için beni af edin!” Genç adam bunları söyledikten sonra oracıkta dize gelerek tövbe ediyor, gerçek anlamda Mesih bağlısı oluyor. Monte Video’daki toplantılar böyle ilginç sonuçlarla dolu. Kurtarıcı’yı görüp O’nu bulanlar pek çok.

42.  GEMİDEKİ TOPLANTI

Kutsal Ruh tarafından yeniden Buenos Aires’e gitmeye yöneltildiğini anlıyor. Dua ettikten sonra beş kardeşle birlikte gemiye binerek ayrılıyorlar. Gemi tıklım tıklım dolu. Yanındakilere, “Burada bir toplantı yapmak ne de güzel olur!” diyor. Kardeşler öneriyi onaylayınca ilkin dua ediyorlar. “Bir başlayalım, durdururlarsa durdursunlar” diyor. Her zaman yanında bulunan çevirmeni Vahram’ın canlı vaazını İspanyolca’ya çevirmeye başlayınca, böyle bir vaazı hiç duymamış olan yolcular heyecanla onların çevresine toplanıyor; ama gemi yan yatmaya başlıyor. Çok kısa zamanda kaptan yaklaşıyor konuşmacıyı görmek istiyor. Çevirmeni aracılığıyla ona, “Yaptığın iş güzel ve yerinde ama” diyor, “Bunun yeri burası değil! Gel seni geminin salonuna götüreyim, orada dilediğin kadar konuş!” Kaptandan ilkin özür diliyor, sonra da teşekkür ederek salona geçiyor. Yolcular onu izleyerek Tanrı Sözü’nü doyasıya dinliyor.

Buenos Aires’teki inanlılar o gitti gideli yeniden aralarına dönmesi için dua etmekteler. Dönüş onları çok sevindiriyor. Ortadoğu ülkelerinden tanıdığı Armenuhi Himidyan adlı bir bayanla karşılaşıyor burada. Onunla eşi savaş sonucu evlerini yerlerini yitirmiş, Güney Amerika’ya göç etmiş, bir zamanlar sıcak olan iman bağlılıkları para pul, iş güç hevesiyle ılımış. Vahram’ı gördüklerinde gözyaşıyla ağlıyorlar. Pazar öğleden sonra dua toplantısına katılıyorlar. Burada sevinçle Rab’be geri dönüyorlar. İstanbul’daki, Anadolu kentlerindeki, Beyrut’taki, Şam’daki, Amman’daki deneyimlerin havası yeniden esiyor. Her akşam yedide dua toplantısı, sekiz buçukta konuşma. Toplantılar herkese açık; katılanların sayısı kabarık. Kişilerin karşılaştığı güçlükler engeller inanlıların dualarıyla alt edilmekte. İblisin her yerdeki gibi burada da dikmeye çalıştığı kaleler teker teker yıkılmakta (bkz. II. Korintoslular 10:4,5).

Bu toplantılar açılıncaya dek yürekleri bıktıran ruhsal çökkünlük ortalığa egemen kesilmiş. Vahram’ı başka yerlerde kullanan Kutsal Ruh onu Arjantin’in başkentinde yeniden etkin biçimde kullanıyor, yürekler ısınıyor. İman bağlılığında ılımışlar, günahlılar, birbiriyle dargınlığı olanlar, dua etmek nedir bilmeyenler gözyaşıyla tövbe ediyor, İsa Mesih’in acımasını kayrasını tadıyor, O’nun sıcak bağrına sığınıyor. Herkes yeniden nasıl Rab’be döndüğünü içtenlikle anlatıyor. Dönenler sanki seferber oluyor, her karşılaştıklarına Mesih’i tanıklık ediyor, tam korkmazlıkla Tanrı’ya bağlılıklarını açıklıyor, geniş çapta dergi kitap yazılı vaazlar dağıtımı yapılıyor, inanlılar arasında görülmemiş bir sevgi havası esiyor. Yabancılar da bu sevgiden esinleniyor. Ruhsal uyanış bir yandan inanlıları canlandırıyor, öte yandan günahlıları Rab’be çekiyor. Niceler, “Buenos Aires’te böyle bir Kutsal Ruh uyandırmasına gereksinim kesindi” yolunda konuşuyor.

Daima çevirmen aracılığıyla vaaz eden Vahram’ın her sözü Mesih’ten kaynaklanan sevgiyle yoğrulu, en küçük çocuğun bile aklına girebilir biçimde düzenlenmiş. Daha önceki ruhsal uyanışlara tanık olanlar, o tatlı günleri anımsamakta, bunun başkalığını konu etmekte. Herkeste doğal kapsamda bilinmeyen sevinç belirgin.. Tümü de ailelerinde kurtulmamış olanların kurtuluşu için Tanrı’ya yakarmakta. Mesih’e bağlanan genç erkek ve kızların ruhsal tanıklığında, yaşamın anlam ve amacını en sonunda bulmanın güvenliği kesin. Akşamleyin toplantı kapandıktan sonra birçok kişi gecenin on birine dek kalarak dua ediyor, başkalarını nasıl etkileyebileceklerini tasarlıyorlar. Beş ile on beş yaş arasındaki çocuklar bile diri imana kavuşuyor, diri Tanrı’ya ilişkin bilgiyle tanıklık ediyor. Bunların oluşturduğu koronun katkısı toplantılara meleklerin sevincini getiriyor sanki.

Tüm yorgunluğuna karşın toplantı biter bitmez Vahram evlere koşarak katılmayanlarla içtenlikli konuşmaları sürdürüyor. Özellikle hasta olup da gelemeyenleri yüreklendirmeye gidiyor. Evlerde yepyeni bir tanıklık sayfası açılıyor. Günahlı olanları kurtuluşa yönelttikten sonra hastaların sağlığı için dua ediyor. Şifaya kavuşanlar, ruhsal uyanış havasından bol pay alanlar çok! Ama o hiçbir zaman şifa konusu üstünde durmuyor, vaazlarını şifa konuşmasına dönüştürmüyor. Her durumda amacı, günahlıların arıtılması. “Rab beni şifa vermeye değil ruhsal hastaları günahlıları kurtuluşa çekmeye gönderdi” diye tanıklık ediyor. Doksan yaşında bir kadın kurtuluşa eriyor, bir ara şifa bulduktan sonra Rabbi’nin hastalıksız sonsuzluğuna gidiyor. Başka bir ailede bir hasta kurtuluyor, sağlığa da kavuşuyor. Aile doktora vereceği parayı toplantıya bağışlıyor. Konuşmalarının konusu günahın aşırı çirkinliği dehşeti saldırganlığı. Buna karşı işleyen güç Kurtarıcı’nın sevgisi, kayrası. Vahram’ın duaları oruçla birarada. Tıpkı haberci Pavlos gibi konuşabiliyor:

“Gereksinimli olmayı da,

gereğinden çoğuna sahip olmayı da öğrendim.

Her duruma, her ortama yaraşan gizi anladım;

ister toklukta ister açlıkta,

ister bollukta ister yoklukta olsun.

Beni güçlendiren Mesih aracılığıyla

her duruma göğüs gerebilecek güce sahibim”

(Filippililer 4:12,13).

Günahın dehşetini çok iyi anlayan biri durumunda günahlılar için ağlıyor sürekli üstelemeyle, tövbe ederek Mesih’e iman etmelerini diliyor: “Bunların tümü Tanrı’dandır; Mesih aracılığıyla bizi kendisiyle barıştıran ve bizlere barıştırıcılık hizmetini veren Tanrı’dan. Denecek olan şudur: Tanrı Mesih’in kişiliğinde insanların suçlarını saymayarak dünyayı kendisiyle barıştırıyordu. Bize de barıştırıcılık sözünü verdi. Bu nedenle Mesih adına elçilik ediyoruz. Tanrı bizim aracılığımızla yakarırcasına dileğini duyuruyor; biz de Mesih adına yalvarıyoruz: Tanrı’yla barışın” (II.Korintoslular 5:18-20). Bazıları onun için, günümüzün ağlayan Yeremyası diyor (bkz. Yeremya 9:1). İsa Mesih’in gözyaşları, alçakgönüllülüğü onda et kemik deri olmuş. Birçok kişi vaazlarının gerisindeki Tanrı gücünü konu ediyor, bunun öz niteliğini soruşturuyor.

Ayrı ayrı çağ ve dönemde daha önce Amman’da yaşandığı gibi ruhsal uyanış oldu; geniş sayıda can Tanrı’nın hükümranlığına kavuştu. Bu uyanışın da niteliği birçok duygulandırıcı uyanış gibi. Cumartesi günleri inanlılar kendilerini oruçla duaya veriyor; diz çökmüş durumda imanla içtenlikle dua edenler çok. Dua toplantıları bazı kez dört-beş saat sürüyor. Bunların doğal sonucu ve etkisi toplantılarda görülüyor. Dua zinciri olmaksızın toplantıların yeterlikle ilerlemesi olanaksız. Tövbeyi, ikrarı, barışmayı, ruhsal tanıklığı Kutsal Ruh gerçekleştiriyor; bir de, inanlıların yükselttiği dualar bu doğrultuda kesin işlerlikte. Birbirine karşı dargınlığı, kırgınlığı olanlar gözyaşı dökerek öpüşüyor, karşılıksız af diliyor. Barışmış canların paydaşlığı bambaşka çekicilikle beliriyor. Bazıları kilisenin çobanına karşı yersiz düşüncesiz konuşmalardan eleştiriliyor, gidip ondan af istiyor. Ve bunların yanı sıra, çeşitli günah ve kötülükten tövbe edenlerin yol açtığı zararı onarma, borçları ödeme çabası niceleri etkiliyor. Bir adam pek çok yıl önce aldığı bir borcu ödememenin suçluluğuyla rahatsız oluyor; hem borcunu ödüyor, hem de bu sinsi tutumuna karşı af diliyor. Böylesi çarpıcı olguların tüm topluluk üzerindeki etkisi düşünülmeli.. Her yanda tümden değişmiş kadın ve erkekler.

Vahram bir yere özel olarak gençlere konuşmaya çağrılıyor. Hem o, hem çevirmen daha önceki toplantıda çok yorgun düşmüş. Bir genç çevreden topladığı birçok arkadaşıyla gelmiş, herkesin kulağı kirişte.. Konuşmaya başlayınca sanki tüm yorgunluk buhar gibi dağılıyor. Kutsal Ruh, anlatılamayan güçle oraya geliyor, gençler diz çökerek ağlıyor tövbe ediyor. O gün kurtulanlardan biri Tanrı’ya ateşli bir tanık oluyor; trenlerde otobüslerde açık havada Mesih’in sevgisini insanlara bildiriyor. Anneler, babalar gördüklerine inanamıyor. Tüm aileler etkilenerek Rab’be dönüyor. Ama her zaman, her yerde olduğu gibi, burada da ruhsal uyanış ateşine su dökenler var. Buna karşı inanlıların duasıyla Kutsal Ruh duruma egemen.

43.  JOZEF BALYAN VE BAŞKA GENÇLER

Bu dönümde kız kardeşinin oğlu Jozef Balyan’dan biraz söz etmek yerindedir. 1936’da doğan bu çocuk, ailesinin hep inanlı kişiler olmasına karşın iman doğrultusunda ilgi göstermemiş. Başlıca ilgisi futboldaydı! Bu ateş onu sürekli heyecanlandırıyordu. Yirmi yaşındayken ağır bir hastalığa yakalanıyor. Doktorlar her umudu kesiyor. Ailesi derin üzüntüde. Oğlan dedesi Jozef’in adını taşıyor. Dede ölüm yatağındayken çok sevdiği torununa Türkçe, Ermenice, İspanyolca dillerinde üç Kutsal Kitap bırakmış. Gözleri buğulanan dede kitaplardan birine şunları yazmış: “Gönüllü vaiz, Rab’bin hizmet görücüsü Jozef Balyan’a.” Çaresi bulunamayan bir hastalıkla boğuşan genç, “Ben bu konulardan çok ırağım!” yolunda konuşuyor.

Dayısı Vahram Buenos Aires’e varınca, Jozef’in hem kurtulması, hem de sağalması için oruç tutarak dua etti. Tanrı alışılmış mucizelerinden birini yineledi. Genç tövbe etti, kurtuldu iyi olarak yataktan kalktı. Kurtarıcı Mesih onu yepyeni bir insan yapınca, ölen dedenin imanla dolu duası gerçekleşti. Jozef gönüllü vaiz, Rab’bin hizmet görücüsü oldu. Dayısına çevirmenliği ondan daha güzel kim yapabilirdi? Üç dili de çok iyi biliyor, ilk üç ay toplantılara katıldıktan sonra başladı çevirmenliğe. Buenos Aires’te dokuz ay süren toplantılarda, dayıyla yeğenden oluşan iki öğütçünün yönelttiği toplantılarda pek çok kişi, özellikle gençler tövbe etti. Vahram’ın dudaklarından çıkan cana can katan o sözler, Jozef’in ağzından İspanyolca’da yüreklere ateş gibi düşüyor, düştüğü yeri tutuşturuyor. Sonuç olarak pek çok kişi Rab’be bağlanıyor.

Herkes, “Jozef ateş gibi bir çevirici!” yolunda konuşuyor. Bu büyük, namlı kentin her yanına gidiyorlar, başka başka toplantılarda konuşuyorlar. Birçok kiliseden davetler geliyor. Çağrılar olanağı sınırında değerlendiriliyor. Jozef’in kurtuluşu şifası Tanrı hizmetinde etkin çalışmaları çağdaş bir mucize olarak gözlerin önünde parlıyor, görenler Tanrı’yı yüceltiyor. Vahram beş yıl süreyle kız kardeşinin evinde kalıyor. Bazı inanlılar para toplayarak kendisine çift odalı bir ev satın alıyor. O burayı dua evine dönüştürüyor. Tüm beğenisi, kardeşler kız kardeşlerle bir araya gelerek ruhsal paydaşlıkta bulunmak.. İstanbul’daki kız kardeşine yazdığı mektuplarda, “Bundan daha üstün mutluluk bilmedim” diyor. Evine en çok sıklaşanlar gençler. Şimdiye dek ruhsal konulara karşı soğuk kalan gençler arasında bambaşka bir hava  esiyor: Çünkü Vahram onların günahlılığına, ruhsal sorunlarına, gereksinimlerine eğilebiliyor. Eğitim görmemiş bu adamın gençlik sorunlarına eğilerek, onların aklına ve yüreğine seslenebilmesi de ayrı bir özellik. Kuşkusuz, Kutsal Ruh’un aydınlık sağlamasıyla oluyor bu gelişimler.

Candan seven bir baba gibi genç erkek ve kızlarla konuşuyor, onları Tanrı bağlılığının içeriğine çekiyor, Mesih inancının üstün değerini anlatıyor. Ruhsal-toplumsal çalışabilme olanakları sunuyor: Hastaneleri, cezaevlerini, huzur evlerini ziyaret etmek, meydanlara çıkıp açık hava toplantıları düzenlemek, her birinin ruhsal tanıklığını değerlendirmek, vb. “Uyuşuk uyuşuk kiliselerde oturmak gençleri açmıyor; Rab’be bağlılıkta somut hizmetle beliren, sonuç getiren atılımlar arıyorlar” diye yazıyor. Gençlik sorunları dünya çapında bunalıma dönüşmeden önce, daha o zamanlarda anne babaya, liderlere köklü bir kuralı öğretmiş: “Gençlerle yakından ilgilenin, kurucu olun, bu doğrultuda yapıcı uğraşlarda bulunun. Yorulsunlar terlesinler, önlerindeki işi benimsesinler. Onları uyuşturucu yıkıcı dağıtıcı eylemlerden böylece savunabilirsiniz. Kutsal Ruh’un yetkisi, yeterliliği o uğraş üstündeyse sonuç kesinlikle olumludur.”

Rab’bin kurtarışına kavuştuğu o ilk yıllara gidiyor düşüncesi. Kendisi daha yeni iman etmiş bir gençken, hem ona hem başka gençlere ruhsal bir baba gibi destek sunan, eğitimde bulunan Herr Müller adlı İsviçreli sayın vaizi aklından çıkaramıyor. Vahram’ın tövbesinden az sonra Artaki’yle Aram adlarındaki başka iki genç de Rab’be bağlanıyor. Bu üç kişi İstanbul’un bir ucundan öbür ucuna Tanrı Sözü’nü yaymakta etkin hizmette bulunacak, Sevinç Getirici Haber’i taşıt araçlarındaki insanlara varıncaya dek birçok kişiye iletecek. Ama onlara biraz ruhsal eğitim gerek. Tanrı’nın her duruma hazırladığı bir bağlısı var. Onlar Herr Müller’le tanışınca, bu adam temel gereksinimlerini anlıyor, üç genci yanına alarak haftada iki kez Kutsal Kitap dersleri öğretiyor. Vahram o günlerin yararını ve yaşamındaki sürekli etkisini hiç unutamıyor. Ne denir Kutsal Söz’de?

“Bunu çocuklarınıza anlatın,

Çocuklarınız kendi çocuklarına,

Onların çocukları da

Gelecek kuşağa anlatsınlar” (Yoel 1:3).

“Birçok tanığın önünde benden

İşittiğin bu öğretileri

Bellemeleri için güvenilir insanlara ver.

Bunlar başkalarına da öğretebilecek

Yetenekte olsun” (II.Timoteos 2:2).

Vahram’ın, “Bundan daha çok mutluluk bilmedim” demesinin nedeni böylece daha iyi anlaşılabilir. İstanbul’da bir gençken Herr Müller’den öğrendiği gerçekleri yeğeni Jozef’le başka gençlere öğretti. Bu gün onlar aynı gerçekleri başka gençlere öğretecek kişilere anlatıyorlar. Vahram’a inanç sürekli öğrenme ve eğitimdir. Uyuşuk uyuşuk kiliselerde oturan gençlerin hiç kimseye bir yarar sağlayamayacağını çok iyi bilen, kanışını işlerliğe koyan bir işçi. Vahram’ın dikkatle, sevgiyle eğittiği gençler büyümüş, onlar da başkalarını eğitmiş; bunlarsa Rab’be hizmetlerini sürdürmekte. Minberden, radyodan, yazılı sayfadan ve en önemlisi kişi kişiye öğreterek Mesih’in benzersiz öğretisini herkese tanıtmakta..

Vahram’ın her zaman yinelediği o söz kuşaktan kuşağa yetişenlerin aklındadır: “Gözyaşıyla ekenler sevinç duyarak biçecek, ekeceği tohumu taşıyarak ağlayışla yollarında gidenler, kuşkusuz dönüşte coşkuyla demetlerini getirecek” (Mezmur 126:5,6). Kutsal Kitap’ta, çiftçilik kesiminde verimli bir işçi olma yeteneğiyle ilgili nice canlı betim bulunur. Şu Söz de daha önceki ve şimdiki olayları doğrulamakta: “Eliaçık kişi bollukla donatılacak, sulayansa kendisi sulanacak” (Süleyman’ın Özdeyişleri 11:25).

44.  KORDOBA, KUTSAL RUH’UN CANLANDIRDIĞI TOPLULUK

1958 Ağustos’unda onu Arjantin’in üçüncü kenti olan Kordoba’da görürüz. Her zamanki gibi Jozef yanında yardımcı. Bir kiliseye gidiyorlar. Tüm topluluk ruhsal ilgisini yitirmiş. Bir alışkı niteliğinde toplantıya uğruyorlar. Ama ne tat var ne de tuz! Kilise çobansız. Yeni bir çoban gelmezse diyorlar iki haftada kapıya kilit vurulacak. Son olarak bir doktor vaaz ediyormuş burada. Onun da yüreği buz tutmuş. Katılan bir avuç insana söyleyecek sözü kalmadığından çekilmiş. Vahram onu görünce ağlamaya başlıyor. “Karşımda sürgüne giden biri duruyordu” yolunda acı acı tanıklık ediyor. Gece gündüz doktor için duaya başlıyor, gün günden onu ziyarete gidiyor, Kutsal Söz’den yüreklilik sunuyor. Tıpkı Rab İsa Mesih’in simgesindeki üzücü durum gibi: “Çünkü bir arkadaşım uzun yolculuktan geldi, önüne koyacak bir şeyim yok!” (Luka 11:6). Birçok yerde görülen bu acıklı gelişim burada aşırı boyuta dayanmış. Şu dönemde yer yer görünüm bu. Bu durum karşısında Tanrı adamı ne tepki gösterebilir?

Bazılarının gösterdiği ilgi sonucunda Vahram o kilisede toplantılara başlıyor. Birkaç gün sonra doktor da katılıyor. Eşiyle oğluyla birlikte yenileniyor, ruhsal uyanışın gönencine geliyor. Ekimin Tanrısı mucizesini bütünlüyor, daha önce tüm ilgisini, bağlılığını yitiren bu adam yeni baştan ruhsal hizmette buluyor kendini, O yenilenen birisi olarak dönünce toplantıyı bırakanlar da geri geliyor. Doktor Vahram’a çevirmenlik yapmaya başlıyor. Ölmek üzere olan bir kiliseye Kutsal Ruh taptaze canlılık veriyor, insanlar yaşamlarının anlamım buluyor (bkz. Vahiy 3:2). Burada da aynı gelişime rastlanıyor. Çok sayıda genç tövbe ederek içtenlikle Rab’be bağlanıyor. Kurtulanların ilk atılımı kentin meydanlarına çıkıp hoparlörlerle, basılmış vaazlarla herkese Tanrı’nın sevgisini, günahları bağışladığını, kişileri yeni insan yaptığını anlatmak. Düne dek hiçbir ilgisi olmayan gençlerin bu işe severek atılması gerçekten çarpıcı bir gelişim. Görenler bunun başkalığını, kendine özgü bir uğraş olduğunu anlamakta güçlük çekmiyor.

Vahram burada birçok çocuk toplantısı da düzenliyor; küçücük yavrular İsa Mesih’e bağlanıyor. Sevincini şu sözlerle dile getiriyor: “Cıvıl, cıvıl.. İlahiler öğrendiler, kalplerini Mesih’e veriyorlar.” Her kentte alışkısı olduğu gibi, izin alarak cezaevini ziyaret ediyor. Kolaylıkla gidilemeyen –suç işleme dışında– cezaevlerinin kapısını sanki Tanrı onun önünde özel olarak açmış! Çevirmeni aracılığıyla her Pazar cezalılara konuşuyor, dertli canlar sevincin yöntemini tanıyor. Sürekli mutsuzlukta çalkalananlara varlığın başka bir açısı gösteriliyor. Cezaevinde Kurtarıcı’yı tanıtmak ayrı bir gönenç.

Öbür kentlerde olduğu gibi, Kordoba’da da Kutsal Kitap’ı ve çeşitli ruhsal kitapları satan dükkânlarda kitap bırakmıyor. Uzun süre raflarda müşteri bekleyen kitapları kaptığı gibi sokağı boyluyor, kendiliğinden kitap satın almayı aklının ucuna getirmeyenleri o anda ilgilendiriyor, canları için gerekli kitapları satıveriyor. Taa İstanbul’dan yapageldiği kitap satıcılığı onun için en zevkli işlerden.. Bu adamın yaşam boyu çeşitli ülke ve kentlerde, birçok dilde sattığı kitaplar acaba kaç bin kişiye sonsuzun parlak yönünü gösterdi? Şimdiki yaşamda bilemediğimiz derin gizemlerden biri de bu olsa gerek! Günümüzün uyuşmuş inanlılarına taptaze bir kavram..

 

 

45.  KENTTEN KENTE, ÜLKEDEN ÜLKEYE

Üç yıl boyunca koca Arjantin’de ziyaret etmediği kent kalmıyor. Hem de bu ziyaretler birkaç kiliseye uğramakla bitmiyor. Açık hava toplantıları, cezaevleri, huzurevleri, hastaneler ve olanağı bulunan her köşe her bucak. Her yere kemanıyla gidiyor. Gençlerden oluşan bir de orkestra kurmuş: Üç keman, iki akordeon, iki boru. Bunu kendisi yönetiyor. Müziği daima ‘Halleluyah’ ünlemiyle açıyor. Orkestrayı alıp evlere gidiyor; hastalara, yaşlılara, sakatlara sevinç getiriyor. Bu ziyaretler için “Çok güzel oluyor” diye bilgi veriyor.

Bu arada sevgili İstanbul’unu unutamıyor. l Ağustos, 1958’de Kordoba’dan saldığı bir mektupta inanlıları yüreklendiriyor: “Kordoba’da intibah oluyor. Halleluyah! İstanbul’da hastaneleri ziyaret etmeyi unutmayın. Toplantılara sadık kalın. Sadece birkaç kişi bile olsanız dua toplantılarınızı sürdürün. İstanbul’dan gelen ruhsal haberler beni öyle sevindiriyor ki, tüm Güney Amerika bana verilse böyle sevinçli olamam! Her şey geçip gidecek, yalnız Mesih için yapılan hizmet kalacak. Kordoba’da sekiz gün süren bir toplantı oldu. İnsanlar pencerelerden dinlemekteydi. Yıllardır bu kilise böyle bir uyanışa tanık olmamıştı. İnsanlar doya doya dinlediler, ihya oldular. Halleluyah!” Tanrı’nın işi için ilgisi her doğrultuda. Çeşitli kentleri ziyaret etmesi için çağrılar yoğunlaşıyor. Tümüne pekiyi diyebilmenin olanağı yok! Pek çok kişi evine gelip birlikte yemek yemelerini istiyor. Bu da olanaksız. Tıpkı Rabbi’nin dediği gibi; “Sizin bilmediğiniz bir yiyeceğim var” (Yuhanna 4:32). Yine İstanbul’a saldığı bir mektupta şunları yazıyor: “Olanları bir görebilseniz. Sanki cennette yaşamaktayız. Halleluyah!”

Bir eve yemeğe gittiğinde, yemek sofrası ruhsal şölen sofrasına dönüşüyor. Bu yolda birçok kişiyi fiziksel yiyecekten ruhsal yiyeceğe çekerek Mesih’in şölen sofrasına oturtmasını biliyor. Tüm sonsuzu kapsayan sofraya.. Onunla bir sofraya oturmak her an sevinçli, gülüşmeli arkadaşlık havasıyla tanış olmaktır. Vahram’ı somurtkan durumda gören yoktur denebilir. Rabbi’nin sevinci onun sevincidir. Toplantılarda rahat edemeyenleri, sinirlilik işareti gösterenleri hemen anlar, rahatsızlıklarını giderebilecek bir söz söyler. Bir fırsatını bularak kaçmak isteyenleri sezer, onları rahat ettirmeye çalışırdı. Bir bayan her kezinde son amin denir denmez kalkıp giderdi. Bir gün onun ardı sıra gitti, “Rab’ten niçin kaçıyorsun?” diye sordu. Kadın ağlamaya başladı. Az sonra tövbe ederek yüreğini Kurtarıcı’ya verdi. Canın gereksinimini anlamak özel bir yeterliliği sanki..

Brezilya’nın namlı kenti Rio de Janeiro’da işlek bir yol ağzında dikilmiş, gelene gidene Portekiz dilinde ruhsal vaazlar dağıtmakta. Bir babayla oğlu oradan geçerken, oğlan elini uzatarak bir broşür alıyor. Bir anda gözü parlıyor: “Ama baba, bu adam Vahram Tatikyan!” Baba kendini tutamayarak koşup Vahram’a sarılıyor. O şaşırmış durumda, “Af edersiniz, sizi tanımıyorum” diyor. Adam “„Ben İstanbul’dan senin ruhsal çocuğunum” demesin mi! İkisi birlikte Rio’nun işlek bir caddesinde kucaklaşmış ağlıyor, Rab’be hamtlar yükseltiyor. Yeniden akla Mezmur 126:6 geliyor.

Brezilya’nın bir kentinde tanınmış bir öğütçünün büyük bir kilisede konuşacağı duyuluyor. Birçok kişi bu toplantıya katılmaya özlem duyuyor. Salt o iyi bilinen konuşmacıyı işitsinler diye.. Son saatte kendisinin gelemeyeceği, yerine başka birini göndereceği duyuluyor. Düş kırıklığı çevreyi sarıyor. Toplantıya gelenler, çevirici aracılığıyla minberin gerisinde dikilen bir yabancıyı gördüklerinde “O tanınmış vaizin yerini alacak bu kişi de kim?” diye merak ediyorlar. Ama konuşmacılardan önce orada bulunan, Tanrı’nın işini başarıya ileten Kutsal Ruh’un huzurunu pek düşünemiyorlar. Vahram’ın, Tanrı’dan Kaynaklanan Sevgi konulu vaazı ortalığa korku getiriyor, hiç kimsenin akıldan çıkaramayacağı sonuçlarla belgeleniyor.

46. BATI KIYILARINDA

Uzun süredir Şili’ye gidebilmek için dua ediyor. Güney Amerika’nın Pasifik kıyısında kuzeyden güneye uzanan şerit benzeri bu ülke; 4250 kilometre uzunluğunda en geniş noktasındaysa yalnız 360 kilometre enliliğindedir. Şili’nin başkenti Santiago’da yaklaşık beş yüz Ermeni yaşamakta. Bu insanlar inanılamayacak oranda başarı kazanmış. Aralarında birçok milyoner var; ama ruhsal bakımdan yoksullar. Uzun süre duadan sonra Vahram Şili’ye gidebiliyor. Ülkenin doğal güzelliği onu hayran bırakıyor. Ama temel ilgisi yaşamın amacından, sonsuzun öneminden bilgisiz gün geçiren, geçici değerleri kovalayarak eğleşen insan kardeşler.. İş yerlerinde, daha sonra da evlerinde yurttaşlarını ziyarete başlıyor. Çoğu varlık içinde yüzüyor, ama ruhsal zenginliğin hiç farkında değiller! Vahram tümüne de günahlılığa yaşama sonsuza ilişkin tanıklık edince bazıları uyanıyor, gerçek bağlılıkla Rab İsa Mesih’e iman ediyor. Yersel varlıklılar göksel varlığın bulunuşuyla bambaşka haza geliyor.

Santiago’da önemli bir gün kutlanmakta. Çocukların oluşturduğu bir geçit resmine katılıyor. Tümü çeşitli kilise topluluklarından gelen çocuklar yaşam ve sonsuz ilişkisinde herkesi uyarmak için böyle ilginç bir geçit resmine geniş çapta katılmış. Ellerinde pankartlar taşıyor. Birinde şunlar yazılı: “Nasıralı Mesih adıyla size yakarırız; tövbe edin. Cehennem yolculuğunu bırakın!” O akordeonunu çalarak öne geçiyor, geçide öncülük ediyor. Bu uygulamayı Yeni Antlaşma buyruğu olarak tanıdığından bu tür toplantılara, kiliselerde yapılan toplantılardan daha derin hayranlıkla katılıyor. Çarşı, cadde, sokak, hastane, cezaevi, taşıt araçları ve evler. Bu yerler gerçek yaşamın odaklaştığı, her çeşit insanın kaynaştığı, güncel sorunların ekrana çıktığı çok boyutlu dünya alanı. Mesih’in geldiği dünya.. Eski Antlaşma peygamberleri hizmetlerini bu alana taşımadı mı? Yeni Antlaşma’nın habercileri bu tür hizmeti amaç edinmedi mi? Bin bir bunalımla boğuşan insan kardeşe somut yardım, bulunduğu yerde sunulmazsa nerede sunulabilir? Tarih boyunca Mesih inanlılarına gerçek inanç özgürlüğü, inancın işlerliği tapınma-tanıtma bileşiminde doruklaştı. Bunu uygulayanlar daima kazandı. Vahram’a, kilise topluluğunun uğraşları dışarıya taşmalı.

Ülkeden ülkeye karşılaştığı çeşitli durumlarla yeni yöntemler buluyor; Mesih’i kişilere tanıtmakta taptaze deneyimlere sahip oluyor. Şili’deki yüreklendirici olaylar ona taze cesaret aşılıyor. Güney Amerika kara parçasında o ana dek gördüğü, pay aldığı kutluluklar zinciri aklına buraya gelip gelmemek için dua ettiği yılları getiriyor. Rabbi onu hiçbir zaman yanlış yöne göndermedi. İçine güney Amerika’ya gelme isteğini koyan Kutsal Ruh’a Halleluyah yükseltiyor.

8 Aralık, 1964’te Monte Video’ya dönüyor. Tıpkı İstanbul’da olduğu gibi iblis burada da boş durmuyor elbette. Bazıları onu kıskanmaya başlıyor. Kıskançlık tutarsızlığı ne kötü tutsaklık! Buna ruhsal kesimde rastlanınca kötülük daha da geniş boyutlu.. Sonunda kendi halkının bağlı bulunduğu bazı kiliseler ona kapılarını kapatıyor, İstanbul’daki tatsız deneyimler farklı biçimde burada da yineleniyor. Ama o böyle bir gelişimi beklemektedir. Haberci Pavlos şunu bildirir: “Şeytanın düzenlerinden bilgisiz değiliz” (II.Korintoslular 2:11). Egemen Rabbi’nin gücüne, desteğine güvenen Mesih uşağı bu gerçeği de hiçbir zaman akıldan çıkarmaz. Tanrı’ya ruhsal hizmet baştan sona iblisin saldırısı altındadır. O, Mesih’in düşmanları aracılığıyla başaramadığını, topluluk içinden ayarttığı kişileri kullanarak başarmayı hiç ara vermeden kovalayandır.

Ama Vahram gibi pişmiş bir inanlının, hizmet görücünün ters tepki göstermesi akla getirilemez. Ona yeni olanaklar yaratsın diye imanla Rabbi’ne duaya başlıyor. Ve gerçekten Rab onun önünde yeni kapılar açıyor. Tanrı bir kız kardeş aracılığıyla onu yüreklendiriyor: “Bu gelişime hiç üzülmüyorum. Çünkü insansal direniş tanrısal ilerleyişi bozamaz. Bir kapı kapanınca, O senin önünde başka kapıları açmaya güçlü ve yeterlidir.” Ne oluyor? Gregoryan kiliseleri aralarında ruhsal işe başlasın diye Vahram’ı içtenlikle davet ediyor. Bu arada, İspanyolca konuşan kiliselerden çağrı ardına çağrı geliyor. Çok sevdiği gençler arasındaki hizmeti yeni boyutlara ulaşıyor. “Rabbim, Halleluyah!” diyor. “Şimdiye dek Senin kendi işini unuttuğunu, benden vazgeçtiğini hiç görmedim. Bağlılığın ne denli yüce!” Geçmişin acı ve tatlı anıları video benzeri akla geliyor.

Bir kente gidiyor; toplantılara katılanların sayısı sekiz kişiye düşmüş. Orada vaaz etmeye başlıyor: “Günahlarınızı açık açık söyleyerek tövbe edin, tüm ciddilikle Mesih’e bağlanın, imanla dua edin, gençlere önem verin, müjdeyi yaymaya öncelik tanıyın.” İki ay sonra toplananların sayısı, yüz elliyi buluyor. Her akşam toplantıya katılan gençler belirgin bir öğe oluyor kilisede. Bir gence rastlıyor. Atina’danmış; ana babaya rest çekmiş, yerini yurdunu bırakıp kendini Güney Amerika’da bulmuş. Cebinde az para var. Burada sonu kötüye varabilecek hızlı yaşam yolunu tutmuş. Vahram ona sevgiyle dolu bir baba gibi davranarak kendisini tövbeye, Mesih bağlılığına yöneltiyor. Ne sevinç ne coşku! Genç sağa sola ruhsal tanıklıkta bulunmaya başlıyor, Tanrı affına kavuştuğunu açıklıyor. Vahram gelişimi kim bilir kaç kez ‘Halleluyah’ ünlemiyle kutluyor! Rab’be teşekkür sunmayı hiç unutmayandır o.

Bir ailede yalnız bir erkek inanlı. Eşi, oğlu, üç kızı hep dünya yolunun gidişindeler. Adam sürekli oruç tutuyor, dua ediyor. Bir gün yine oruçluyken tüm ailesini toplantıya getirmeyi başarıyor. İçinde Tanrısı’na etkin iman ve bekleyiş ruhu var. O gün Vahram Kutsal Ruh tarafından özel biçimde meshedilmiş yetkiyle vaaz ediyor. Kurtulanlar arasında o inanlı adamın tüm ailesi var. Buna da Halleluyah dendi kuşkusuz. Doğru. Ekimin Tanrısı, önünde umulmadık kapılar açmış, hizmetini her yerde olumlu biçimde kullanıyor. “Çünkü Tanrı’nın iş ortaklarıyız” (I.Korintoslular 3:9).

O yıllarda Güney Amerika’da göze batan sarsıcı özelliklerden biri, ülke ardına ülkenin askeri darbe sahnesi olması. Darbeler zinciri altında hiçbir rejim yönetim güvenlikte değil! Askeri darbeler güncel olaylar arasında. Bunlar Vahram’a, göksel hükümran Mesih’in yeniden geleceğini, hiç devrilmeyecek yönetimi kuracağını her yerde konu etmeye yaramakta (bkz. Vahiy 11:15). O, karmaşık dünya ortamında basit bir Mesih bağlısıdır. Egemen Tanrı’nın çözemeyeceği insan bunalımı düşünülemez ona. Daniel peygamberin bu yetkili bildirisini vurgulamakta:

“O kralların gününde göklerin Tanrısı

Sonsuz boyu yıkılmayacak bir krallık kuracak.

O’nun egemenliği başka halka bırakılmayacak.

Bu krallıkları parçalayacak;

O sonsuz boyu kalacak” (Daniel 2:44).

47.  YAŞAM TACINI ALMAYA GİDİYOR

İstanbul’a saldığı mektuplarda bu sevgili kent ve oradaki inanlılar için, yakın akrabaları için sönmek bilmeyen özlenimini dile getiriyor. Öte yandan da bir kez daha İstanbul’a dönmenin olanaksızlığını düşünerek yaşam ve ruhsal hizmet süresini Güney Amerika’da noktalamaya kararlı görünüyor. Uzun yılların durmak bilmeyen çalışmaları, yorgunlukları, sonu gelmeyen yolculuklar, uykusuz geceler, yıpranmalar bedeninde kaçınılmaz etki bırakmış. Güney Amerika’ya geleli bir kez bile doktora uğramamış. Kurtarıcısı’nı aynı zamanda yüce hekimi olarak biliyor, kılını kıpırdatmadan her sorununda O’na iman ediyor.

1965’in başlarında bir rahatsızlık duymaya başlıyor; ama hiç kimseye bir şey söylemiyor. Gitgide etkisi çoğalan o verimli hizmetin durmasını istemiyor. Yalnız dua ederek iman yolculuğunda ilerliyor. Brezilya’dan dönüşünde çok yorgun ve bitkin bir durum beliriyor. Kız kardeşiyle öbür akrabaları hastaneye gitmesini üsteliyor. Çektiği acılarda imanı güveni güçleniyor. Mesih inanlısı olarak sağlamlığı ıstırap ortasında beliriyor. Beden acıcını sevinçle ve imanla göğüslüyor. Sürekli olarak kilo veriyor. Alyuvarlar (kırmızı kan küreciği) yavaş yavaş ölmekte. Ağustos l’de Buenos Aires’te Sanatorio Evangelico’ya kaldırılıyor. Durumunun tehlikeli olduğu tanımlanıyor. Doktorlar herhangi bir işe başlamadan önce onlara, “Dua edelim” diyor ve ardından da dua ediyor.

Böbrekleri artık işlemiyor; birçok kez kendisine kan veriliyor. Haber her ülkeye ve kente yayılmış. Her yerde inanlılar onun için dua ediyor. Hastalığı hiç beklenmedik bir gelişim.. Yılmadan yorulmadan sonuna dek çalışan, didinen bu iman yiğidinin hasta düşmesi her yerde kardeş ve kız kardeşleri üzüntüye boğuyor. Ziyaretine gelerek durumunu soranlara ‘Halleluyah’ diyerek yanıt veriyor. Rabbi yaşamını uzatmak istiyorsa, ona birçok gün verebileceğini herkese güvenlikle belirtiyor. Konuşabildiği hastalara, hastane personeline her zamanki gibi diri tanıklığını veriyor, Mesih’in göklerde olduğunu unutmamalarını belirtiyor. Ölümle yüzleşen inanlının görünümü onda belirgin.

Yazılı vaazlarının İspanyolca’ya çevrilerek, bunlardan özellikle gençlerin yararlanmasıyla ilgileniyor. Sonuna dek belleği işliyor. Her gün Kutsal Kitap’tan yeni bir güvenlik sözü alıyor. Son sözler arasında şu var: “Ölüm gölgesi koyağında gezsem bile kötülükten korkmam; çünkü Sen benimle berabersin. Asan, değneğin: Bunlardır beni koruyup avutan” (Mezmur 23:4).

Tanrı’nın yılmaz yorulmaz askeri, İsa Mesih’in şaşmaz bağlısı 20 Ağustos, 1965 Pazar sabahı dokuzda, elli altı yaşındayken çok sevdiği Mesihi’ne kavuşuyor:

“Bunun yanı sıra güven duyuyoruz; bedenden ırakta bulunmayı,

Rab’bin yanında barınmayı yeğliyoruz”

(II.Korintoslular 5:8).

“İki yöne doğru çekiliyorum.

Bu yaşamı bırakıp Mesih’le birlikte olmayı

Özlüyorum. Çünkü bu daha iyidir”

(Filippililer 1:23).

Dört kara parçasında Mesih’in Sevinç Getirici Haberi’ni yayan, bağlılıkla Tanrı’ya hizmet sunan, sayısız kişinin yaşamında Tanrı kayrasını işlerliğe getirerek sonsuzun yolunu gösteren, en azından yirmi gencin kurtuluşuna ve Tanrı hizmetine girmesine doğrudan doğruya etkisi olan o verimli yaşamın yeryüzündeki günleri son buluyor, parlak sonsuz dönemi başlıyor. Daniel peygamberin o yüreklendirici sözleri gerçekleşiyor:

“Anlayışlılar gök kubbesinin parıltısı gibi,

Birçok kişiyi doğruluğa döndürenler de

Yıldızlar gibi sonsuzlar sonsuzu parlayacak”

 (Daniel 12:3).

O salt Tanrı bağlısı değil, inandığı Tanrı’nın yeryüzündeki amacını tanıyarak tüm varlığını göksel kovalayışı bütünlemeye atayan bir ruhsal savaş eridir. Yeni Antlaşma’daki yüreklendirme onun yaşamıyla çok uyumlu:

“Mesih İsa’nın iyi bir eri olarak sıkıntıları paylaş.

Erlik görevini yapan kişi güncel

Yaşam sorunlarıyla sarmaş dolaş olmaz.

Öyle ki, onu askere çağıran tarafından onaylanabilsin.

Bunun gibi, spor karşılaşmasına katılan biri de

Kurallar uyarınca yarışmazsa çelenk alamaz.

İlk ürünü toplamak, emeğini esirgemeyen çiftçiye yaraşır” (II.Timoteos 2:3-6).

Asker, sporcu, çiftçi. Üçü de kesin amaçla çalışır. Tanrı uşağının yaşamı uğraşı bu üç görevlinin sıkıdüzenine benzetilmekte, Rab’be hizmet sunanın bunlardan gerekli örneği alması belirtilmekte. Askerin yaşamı, her tür dünya işinden, uğraşından ayrılmayı gerektirir. Öyle ki, çağrıldığı hizmette gereken amaca varsın. O salt komutanının buyruğunu tanır. Vahram da yaşam boyu onu hizmetine çağıran göksel komutanının buyruğuyla yaşadı ve çalıştı. Tüm yaşamı sözdinlerlikle geçti, her durumda Komutanı’nı hoşnut bıraktı. Yüce komutanının yeryüzündeki amacını kararlılıkla bütünledi. O bir sporcu gibi çalıştı ve yarıştı. Yaşam yarışını parlak başarıyla noktaladı. Eski çağlarda yarışı kazanan sporcuların başına defneden çakılmış çelenk takılırdı. Göksel eğitmeni onun başına da parlak bir çelenk yerleştirdi, “Aferin, iyi uşak!” dedi (Luka 19:17).

Tanrı’nın bu işçisi, emeğini esirgemeyen çiftçiye ne güzel benzer! Kar demedi, kış demedi. Soğuğu ya da sıcağı düşünmedi. Toprağın yumuşak ya da sert, işlenmiş ya da işlenmemiş olmasıyla ilgilenmedi. Başka çiftçilerin kıskançlığıyla, çekiştirmesiyle, sevgi eksikliğiyle etkilenmedi, umutsuzlanmadı. Rabbi’ne o ilk ürünü toplamak için emeğini esirgemedi. Sonunda, kolları zengin başak demetleriyle dolu olarak ekimin Tanrısı’na gitti, emekten beri durmayan çiftçinin ödülünü aldı. Kimdi bu işçi? Bunu çok öncelerden bildiren haberci Pavlos’un sözlerini dinlemek uygundur: “Kardeşlerim, çağrınızı göz önünde tutun. Dünya ölçüsüyle bilge olanlarınız çokluk değil. Güçlü olanlarınız çokluk değil. Soylu olanlarınız çokluk değil. Ne var ki, Tanrı bilgeleri utandırmak için, dünya açısından akılsız olanları seçti. Güçlüleri utandırmak için, dünya açısından güçsüz olanları seçti. Tanrı dünya açısından insan yerine konulmayanları ve aşağı görülenleri seçti. Bir hiç olanları seçti; böylece, bir şey sayılanları ortadan kaldırmayı amaçladı. Öyle ki, Tanrı katında hiç kimsenin büyüklenmesine olanak kalmasın” (I.Korintoslular 1:26-29). “Öyleyse övünmek nerede kalıyor? Dışlanıyor. Hangi ilke uyarınca oluyor bu dışlama?” (Romalılar 3:27).

Onun bu özelliklerini düşünen kardeş ve kız kardeşler, duydukları acının yanı sıra sevinçle, Tanrı’ya hamtla doldu. Onu bilen herkes cenaze toplantısında bu kardeşi onurlandırmak istiyordu. Ama bunun olanağı yoktu. Cesedini hastaneden biraderlik kilisesine getirdiler. Tabutu kaldıran gençler, onun bundan böyle yüklenemeyeceği göksel hizmeti sürdürmeye söz verdi. Ona bakan doktorlar da hazır. Birçok konuşmacı var. Bunlardan biri şöyle diyor: “Salt canları Rab’be kazanmakla kalmadı; yaraşıklı bağlılar, ruhsal hizmet görenler yetiştirdi.” Konuşanların çoğunluğu gençlerden. Herkesin ona borcu hatırı sayılı, ama özellikle gençlerinki.. Gerçekten, bu cenaze toplantısı kutluluklarla yüklü hizmetinin doruklanması. Sanki her konuşma aynı gerçek üzerinde odaklanıyor: “Yaşam kısadır, ölüm kesindir, tövbe ve Mesih’e iman önde gelen gereksinimdir.” İşi gücü yaşam ölüm sonsuzluk konusuyla ilgilenmek olan Vahram’a ilişkin en yaraşık söz şudur:

“Gökten konuşan bir ses duydum: ‘Yaz!

Bundan böyle Rab bağlılığında ölenlere ne mutlu!’

Ruh, ‘Evet, emeklerinden böylece dinginliğe kavuşsunlar’ diyor.

‘Çünkü yaptıkları kendileriyle birlikte adımlarını izliyor’” (Vahiy 14:13).

Yeryüzündeki kısa ama özlü yaşamı süresince sayısız gence yaşlıya, kadına erkeğe cenneti gösteren Vahram Tatikyan’ın katıldığı cennette bulunmak ne görkemli ne doyurucu bir gönenç olacak! Çünkü burası kurtarıcı İsa Mesih’in parlak huzurudur.

* * *  * *

Vahram’ın özlü ve basit bir vaazını bu sayfalara geçirmemek, kuşkusuz konumuzu eksik bırakırdı. Konuşmalarının ne denli kişisel, eğitimsel ve coşkusal olduğunu buradan görebiliriz. Kendi yaşamını ve tutumunu etkilemeyen kuramsal (nazari) hiçbir vaaz verdiği bilinmez. O konuşurken sanki şöyle bağırır: “Bakın, Kutsal Ruh benim yaşamımda eylemini nasıl bütünledi. Aynı etkiyi sizde de gerçekleştirmek istiyor; O’nun yetkisine boyun eğin.” Konuşma onun ağzından çıktığı gibi aynen kaleme alınmıştır. Ne düzeltilmiş, ne de düzenlenmiştir. Birkaç önemsiz değişiklik dışında, olduğu gibi sunulan bu vaazı okuduğumuzda onun konuşma dili ve biçimiyle daha iyi tanış olabiliriz.

ŞAM PINARLARININ BİRİNDE BİR DELİK TAS

1955 senesinde, yazın sıcak bir gününde, tebşiri beşaret için Şam’da bulundum. Şam çeşmelerinin suyu bol, soğuk ve tatlıdır. Bir çeşmede zincirle bağlı, kalaylı güzel bir bakır tas gördüm ve çocukluğumda böyle kalaylı, bakır taslardan su içtiğimiz hatırıma geldi. Tası birkaç defa yıkayıp ağzıma dokundurmadan su içeyim dedim. Tası iyice doldurup uzun müddet suyun altında tuttum. Pınarda benden başkası yoktu. Onu çekip ağzıma götürdümse de, suya yetişemedim; su akıp gitti. Bunun sebebini anlamak için iyice baktım ve gördüm ki, tas deliktir. Çalıştım ki, dolduğu gibi çabucak çekip içeyim; fakat su akıp gitmekteydi. Orada bununla Allah bana bir ders öğretti:

Müminlerden çokları böyledirler. Onlar Ruh-ül-Kuds’la dolarlar, fakat öyle delikler var ki çabucak boşalırlar. Bunu şahsi tecrübemle bilirim. Allah beni vakit vakit Ruh-ül-Kuds’la doldurmuştur. Mesela, Kitab-ı Mukaddes’i meşk ederken, dua ederken, müminlerle müşarekette olduğumuzda, hastane ve hapishane ziyaretlerinde.. Fakat bende delikler olduğundan boşalırdım.

Nedir bu delikler ki, devamî olarak Ruh ile dolu kalmıyoruz? Şu iki ayet hayatımda büyük rol oynamıştır:

  1. “İnsanlardan hiç kimse dili zapt etmeye kadir değildir” (Yakup 3:8).
  2. “Ruh’un semeresi sevgi, sevinç, selamet, tahammül, lütuf, iyilik, sadakat, hilim, zaptı nefstir” (Galatyalılar 5:22).

Ruh-ül-Kuds bana gösterdi ki, dilimi zapt edemediğim için Ruh’un kuvvetini hemen kaybediyorum. Yani, ya birini zemmediyorum, ya hükmediyorum veya titizlenip hakkımı arıyorum. Bu ve bunlara benzer sebeplerden meserretimi kaybediyorum. Dua ve şahadet ruhum, gayretim ve muhabbetim zayıflanıyor ve Kitab-ı Mukaddes’e doğru iştahım eksiliyor.

Davut peygamber bu tecrübeye uğramıştır; o şu duayı yapıyor: “Ya RAB ağzıma bekçi koy. Dudaklarımın kapısını koru” (Mezmur 141:3). Davut anladı ki, dilini zapt etmeye kadir değildir. Ve hiçbirimiz kadir değiliz. Yakup 3:8’de tekrar gördüm ki, ben kendi dilimi zapt etmeye muktedir değilim. Şu halde, ben de aynı duayı etmeye başladım ve ömrüm büsbütün değişti. Hamtlar olsun! Dilimizle kaybettiğimizi hiçbir şeyle kaybetmiyoruz. Ya RAB, bana merhamet eyle ve dilimi zapt eyle! Amin.

Halaskarımız devamî olarak niçin Ruh-ül-Kuds’la doluydu? (Yuhanna l :32). O’nun sırrı şuydu: “Kendisine kötü muamele ettiler, fakat alçaldığı zaman ağzını açmadı” (Yeşaya 53:7). Halaskarımız sükutla şeytanı yendi ve bize örnek oldu. Bu ayeti yazdırarak odama astım, girip çıktıkça okudum. Adamlara karşı hakkımı aramamak için, dilimi zapt etmesi için dua ederim. Allah da bunu icra ediyor.

Odamın duvarına başka bir resim de asmışım, İsa Getsemani bahçesinde dua ediyor. O’nun ağzı adamlara karşı değil, Peder Allah’a doğru açıktır (Luka 6:12). Adamlar için dua edecek yerde, kendi hakkımı arayıp, “Niçin böyle yapıyorlar?” dersem, o vakit niçinler hiç bitmez. “O kötü muameleye uğradı fakat alçaldığı zaman ağzını açmadı” (Yeşaya 53:7). Ya Allah, başkalara karşı devamı olarak ağzımı kapalı sakla. Sana doğru aç ve açık sakla, İsa’nın isminde, Amin.

Bir biraderle güçlüğümüz oldu ve görüşüp konuşmakla düzeltmek mümkünsüzdü. Allah bana gösterdi ki, bu madde üzerine sade dua edeyim. Her defa hakkımda kötü şeyler söylediğini işittiğimde, dua ile maddeyi Allah’a götürüp, kendi işime devam ettim. Bir gün odamın kapışı çalındı. Açarak gördüm ki, hakkımda fena söyleyen biraderdir. İçeri aldım. Elimden tutarak, “Birader, af edersin, yanıldım; senin hakkında o fena sözleri söylemeli değildim” dedi. O zaman şeytan mağlup oldu, Ruh-ül-Kuds sevindi ve birlikte dua ettik. Allah da üzerimize muhabbet ruhu döktü. Halleluyah!

Şimdi şu ayet bana senelerden beri büyük bereket olmuştur; okuyunuz: Galatyalılara 5:22. Burada Pavlos resul Ruh’un semeresini zikrediyor. Son ve en büyük semere zaptı nefstir: Acayiptir ki, Ruh’un en büyük işi zaptı nefstir. Çünkü hiçbir kimse kendi dilinin zaptına kadir değildir. Yakup 3:3’de gördüğümüze göre, yalnız Ruh-ül-Kuds kadirdir. Çünkü zaptı nefs O’nun semeresidir. Bu hakikati anladığım gibi, dilimi tekrar Ruh-ül-Kuds’a teslim ettim. Dualarımızda daima şöyle diyelim: “Ya Ruh-ül-Kuds, dilimi sen zapt eyle; çünkü zaptı nefs senin semerendir. İsa’nın isminde, Amin.”

Dilimizi Ruh-ül-Kuds zapt ederse neler kazanırız?

  1. Kimsenin kalbini yaralamayız. Darbı mesel şöyle diyor: “Geçer kılıç yarası, lakin geçmez dilin açtığı yara!”   Okuyunuz: Efesoslulara 4:26.
  2. Ruh mahzun olmaz. Efesoslulara 4:3’de yazılıdır: “Ruh-ül-Kuds’u mahzun etmeyiniz.”
  3. Bir şeyi söyledikten sonra pişman olmayız. “Keşke o sözü söylemeseydim” diyerek..
  4. Hükmolunmayız. “Hükmetmeyin ki, hükmolunmayasınız” (Matta 7:1). “Hakim, kapının önünde duruyor” (Yakup 5:9). Bu kapı dudaklarımızın kapısıdır. Çok defa kelimeler dilimizin ucuna gelir; fakat Ruh-ül Kuds dilimizi zapt eder ve kapının önünde duran hakimin hükmünden hıfz eder bizi. Bazen de şeytan ― Ruh’un idaresi altında olmadığımız zaman — bizi apansıza düşürüp hükmümüzü verir. Bu sebepten dilimizi devamî olarak Ruh-ül-Kuds’un idaresi altına koyalım.
  5. Vazifemizi bütün kuvvetimizle devam ettirebiliriz. Şeytanın arzusu bizi birbirimizle uğraştırmaktır; öyle ki, Allah’ın işi geride kalsın. O, canları Hristos’a kazanmamızı istemez. Yuhanna 21:22’de yazılıdır: “Senin ne vazifen? Sen arkam sıra gel!”
  6. Dilimizi zapt edersek, Ruh’un yardımıyla hastalıklardan emin oluruz. Birçok hastalıklarla elem çekiyoruz. Zaptı nefse kadir olmadığımız için.. Meryem’le Harun Musa’ya karşı söylendiler. Allah öfkelendi, Meryem’i cüzamla vurdu (Çölde Sayım 12:1-15).
  7. Ruh-ül-Kuds dilimizi zaptı altına alırsa, o zaman, “Amin, ya Rab İsa gel!” diyerek duaya hazır oluruz ve kalbimiz daima dua ruhuyla dolu olur. Hem de dolu ellerle Güveyimiz’i karşılarız ve O’nun delinmiş ellerinden taçlarımızı almaya layık oluruz.

 

Buenos Aires ~~ Vahram Tatikyan

 

TANRI’YLA KARŞILAŞMAM

1957 başlarında Buenos Aires’teki biraderlik kilisesi İstanbullu bir öğütçü ağırlıyordu. Vahram birader diye bilinen bu adam bir hafta süreyle her akşam konuşmaya çağrılmıştı. Toplantılar yedi ay sürekli buluşmaya dönüştü. Başlangıçta bir saat süren toplantı üç saate uzatıldı, herkes konuşmaları izledi. Vahram tanınmış bir vaiz değildi, en basit denecek dille, ama Kutsal Ruh’la, yetkiyle konuşuyordu. Gençlerin anlayamaması nedeniyle konuşmaları İspanyolca’ya çevriliyordu. Çocuklar, gençler toplantı yerini dolduruyor, herkes Tanrı’yı arıyordu.

Bu dönemde, büyüklerimi hoşnut edebilmek için ben de toplantılara katılıyor, salt konuyu evde anlatabilmek için kulak kabartıyordum. Bir Cumartesi akşam alışkım üzere en son sırada oturmaktaydım. Vahram herkesi evine göndermeden önce son sözleri söylüyordu. Dinlemeye koyuldum. O güne dek birçok kez İsa Mesih’e çağrıyı duymuş, büyüklerimi hoşnut etmek için öne yürümeye alışmıştım. Biraz da vicdanımı dinlendirmek istemiştim. Ama hiçbir sonuç bulamamıştım. Öğütçü birkaç söz söyleyerek dua edince, ben önceki durumumda evime dönerdim. Herkes de benim kurtuluşa erdiğimi sanırdı. İkilem oluşturan durumdu bu.

O Cumartesi akşam başka bir gelişim vardı. Pek çok kişi benim için dua etmiş, ben de kaç kez kurtulmaya istekli olduğumu belirtmiştim. Ama yaşamımda hiçbir değişme olmamıştı. Kendi kendimden usanmıştım. İsa’nın gerçek dost olduğu doğru muydu acaba? Arkadaş edinemiyordum. Kimseye güvenemiyordum. Bana deli dolu bir genç diyenler çoktu. Kendimi içkiye, sigaraya veriyordum gayrı. Amacım sıkıntılarımı unutabilmekti. Dertlerimin son noktasına gelmiştim. Yaşamımı Rab’be teslim edecek olsam neydi yitireceğim!

Toplantı sona yaklaşırken, “Dua istiyorsan hiç çekinme; öne yürü senin için dua edeceğim” diyordu öğütçü. Gerçekten içtenlikli bir çağrıydı bu. Ama öne yürüyecek olsam, “Bak bak, yeniden öne yürüyor şu genç!” diyeceklerdi. Bunun için herkesin ayrılmasını bekledim sonra öne yürüdüm. Vahram beni görünce “Delikanlı, derdin ne?” diye konuştu. “Günahlıyım!” dedim. Bana, “Günahlıların sonucu cehennemdir” dedi. Ben, “İsa Mesih’in kanı her günahtan arıtır” dedim. O, “Sen her şeyi biliyorsun” dedi. “Senin için dua etmeyeceğim. Şuracıkta diz çok, günahlarını bağışlasın diye Tanrı’ya dua et!” Alınır gibi oldum ama diz çökerek beni her günahımdan affetsin diye Mesih’e dua ettim. O anda karşımda başkalarını doğru, kendimiyse yitik bir günahlı olarak gördüm. Şimdi Mesih beni kurtarmaya hazır bekliyordu. Uygun saat gelmişti. Toplantı yerinden değişmiş biri olarak ayrıldım. Annemle babam olanı düyunca inanamadılar. Kendilerini suçlayamazdım. Kaç kez aynı şeyleri anlatmıştım onlara! Bunun doğruluğunu nasıl bilebileceklerdi?

Ama içtenlikli adımım atılımımın doğruluğunu kanıtlamaya başladı. Evde okulda tüm yaşam yolunda her şey değişti. Kötü alışkılar kayboldu. Artık yeni bir insandım. O zaman yaşım on altıydı. Birkaç yıl sonra Tanrı beni ruhsal hizmetine çağırdı. Tanrıbilim okulunda okudum, ruhsal öğütçü oldum, birçok kilisede vaizlik ettim. Birkaç yılı Beyrut’ta geçirdim; bu arada İstanbul’u da ziyaret ederek ora toplantılarında pek çok kişiye konuşma fırsatını buldum, canların kurtuluşuna, yeni yaşamı buluşuna tanık oldum. Böylece Rabbim beni, Vahram’ın hizmetinin başladığı yere dek götürdü.  Onun yüreğime ektiği tohum yetişiyor, yeşeriyor nicelere yenileniş getiriyordu.

Çeşit çeşit alanlarda gördüğüm hizmetlerin ardından kurtarıcım beni Güney Amerika’da Guatemala ülkesine yöneltti. Bu yerde Kutsal Kitap eğitimi sağlayan bir okulun müdürüyüm. Mesih hizmetinde çalışanları eğitmekteyim. Her an Mesih’e beşaret etmekle geçen çok yüklü bir çalışma alanım var. Bu hizmette bol ürüne tanık olmaktayım. Çocuklarım torunlarım var. Mesih bağlılığında sürekli sevinçteyim. Beni Mesih’e yönelten Vahram kardeşin yaşamı ve hizmeti için Tanrı’ya sonsuzlar sonsuzu şükürler olsun!

Samuel Berberyan, Apardato 1602, 01901 Guatemala 

Kuşkusuz, bu sıradan ruhsal tanıklıklarla kocaman bir kitap yazılabilir. Vahram birader şimdi Mesihi’nin yanındadır, etkilediği canlar yeryüzünün her köşesinde kurtarıcı Mesih için tanıklık etmektedir. Tıpkı kendisinin ünlemiyle, Halleluyah!

Samuel Berberyan ögrencileriyle birlikte

“Birçok tanığın önünde benden işittiğin bu öğretileri bellemeleri için güvenilir insanlara ver. Bunlar başkalarına da öğretebilecek yetenekte olsun” (II. Timoteos 2:2).

   

© Copyright www.incilturk.com