www.incilturk.com

 
 
 

 
 

 

 

 

Tanrı'nın Adaleti ve Hakimiyeti

“Ağzımdan çıkan sözüm de öyle olacaktır; bana boş dönmiyecektir, fakat murat ettiğim şeyi yapacak, ve yapsın diye onu gönderdiğim işi başaracak.” (İşaya 55:11)


 

el-Adl:


(The Just One) whose word is perfect in veracity and justice

(No. 30) Çok adaletli. Gerçek adaletin sahibi. Mutlak adalet sahibi, hiç bir şeyde aşırılığa düşmeyen:

“Rabb’inin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir.” (En’âm 6:115)

“Şunu da söyle: “Rabbim adaleti emretti.” (A’râf 7:29)

“Senin tahtının temeli adalet ve haktır; İnayet ve hakikat yüzün önünde yürür.” (Mezmur 89:14)

“bütün dünyanın Hâkimi adalet yapmaz mı?” (Tekvin 18:25)

Elbette Yüce Tanrı “bütün dünyanın “Hâkimi”dir. Bu yüzden Tanrı’nın adaleti son derece önemlidir. Tanrı’nın sözüne göre biliyoruz ki, ahiret gününde, insanların yargılanması için, Tanrı’nın sözü bir ölçü olarak kullanılacaktır.

“Beni reddeden ve sözlerimi kabul etmeyen kişiyi yargılayacak biri var. Söylediğim söz o kişiyi son günde yargılayacaktır.” (Yuhanna 12:48)

Hem Kitab-ı Mukaddes’e göre hem de Kur’ân-ı Kerîme göre Tanrı’nın “adalet” sıfatı, Tanrı’nın sözünün değişmezliğine bağlıdır. Çünkü eğer Tanrı’nın sözü değiştirilebilseydi, artık Tanrı adil olamazdı, çünkü Tanrı bozulmuş bir ölçü ile insanları yargılamış olurdu. Oysa Tanrı’nın adaleti herkes için aynı derecede ve ölçüdedir. Bu hiç kimse için farklı değildir; Tanrı’nın “adalet” sıfatı O’nun keyfine göre kullanılmaz. Adaletin var olabilmesi için, değişmez bir ölçü kullanılması gerekir, yansıtan Tanrı’nın değişmez adil karakteri. Demek ki, yargı gününde Tanrı bu Kutsal Kitapları insanları yargılamak için kullanacaktır. Dolayısıyla bu kitap asla değiştirilemez. “adaletim ebediyen, ve kurtarışım nesillerin devamınca duracak.” (İşaya 51:8)

“Adaletin ebedî adalettir; ve şeriatin hakikattir. Şehadetlerin ebediyen adeletlidir.” (Mezmur 119:142 & 144)

Tanrı âdildir. O’nun adaleti ebedidir. Tanrı sadece insanı Yaratan ve bize ona veren değildir, aynı zamanda sonsuz ve kusursuz bir adalet ve doğrulukla ödüllendiren ya da cezalandıran Yargıcımızdır. Hükümleri o denli kursursuz ve adildir ki, en sonunda hiç kimse haksızlığa uğradığını söyleyemeyecektir. Yoksa siz, “...adil ve büyük olanı kötüliyecek misin?” (Eyub 34:17) “Rab adalet Allahıdır.” (İşaya 30:18) Rabbin “el-Adl” sıfatına bakarak, tahrif iddiasında bulunanların düşüncelerinin ne kadar yanlış olduğunu görebiliriz.

“Bundan dolay, ey anlayışlı adamlar, beni dinleyin; Haşa ki, Allah kötülük ede, ve Kadîr haksızlık eyliye. Evet, gerçek Allah kötülük etmez, ve Kadîr doğruyu iğriltmez.” (Eyub 34:10 & 12)

el-Hakem:

(The Judge) who settles all disputes

(No. 29) Hükmeden, hakkı yerine getiren. Hükmün mutlak sahibidir. Hüküm verme yetkisini elinde tutan, son hükmü verecek olan. Bu Kur’ân’da bir kez kullanılır.

“Allâh size Kitap’ı detaylandırılmış bir halde indirmişken, Allâh’ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma. Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. En iyi işiten, en iyi bilendir O.” (En’âm 6:114-115)

“...bütün dünyanın Hâkimi adalet yapmaz mı? (Tekvin 18:25)

Tanrı her şeyin üzerinde hüküm sürer. O evrenin tek ve en üstün yöneticisidir ve hiçbir şey O’nun kontrolünün dışında yoktur. Tanrı göklerde ve yerde istediğini yapar.

“Rab kendini tanıttı, hüküm yürüttü; Kötü adam, kendi ellerinin işinde tutuldu.” (Mezmur 9:16)

“RAB tahtını göklerde kurdu; ve onun kırallığı herekes üzerinde hakimdir.” (Mezmur 103:19)

“Hüküm de O’nundur ve O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas 28:70)

“Her şey O’nun aracılığıyla ve O’nun için yaratılmıştır. Her şeyden önce var olan O’dur ve her şey varlığını O’nda sürdürmektedir.” (Koloseliler 1:16-17)

Misak Günay, El Ele Verelim adlı kitabında, Tanrısal yargılama ile Kutsal Kitab’ın bozulması problemini şöyle özetliyor:

“Kutsal Kitaplardan aldığımız bilgilere göre biz biliyoruz ki, her insan mutlaka Tanrı’nın hüküm kürsüsü önüne çıkacak ve yaşantısı için Allah’a hesap verecektir. İmansız ve tövbesiz günahlılar ise, yargılanıp cehenneme mahkûm olacaklardır. Bundan böyle, doğru, gerçek, hak ve geçerli yasa olmadan kişileri suçlular olarak yargılamak haksızlık ve adaletsizlik olur. Kişinin suçu ancak yasalara göre tesbit edilir. Suçlu olan da yine yasalara göre yargılanıp cezasını alır. Suçlu için veya suç hakkında hiç uyarılmayan kişiyi de yargılamak ve cezalandırmak yine haksızlık olur...

“İddiaya göre Allah’ın yasaları olan Kutsal Kitaplar, Tevrât, Zebûr, ve İncîl bozulmuş ve kaybolmuşsa; bu devirlerde yaşayan insanlar yasasız yaşamış oluyorlar. Yasalarının bozulduğu hakkında da en az İncîl’den “son dördüncü kitap” (Kuran) gelinceye kadar, ortada hiç bir bildiri, ikaz yoktur.

“Bozulmuş ruhsal yasalara inanarak ve onlara göre hayatlarını düzenleyerek bu adamların suç ve günah içinde yaşadıklarını düşünmek de gayet normal bir şey! (Bu durumda Tanrı onları günah deryası içinde terketmiş oluyor.) Böyle olmasına rağmen yine de her suçlu, suçları için yargılanmalı. Yoksa Tanrı adil olmaz.

“Şimdi Allah, bu insanları ne yüzle, ne hakla yargılayacaktır? Tüm insanlardan gerçeği gizledi. Doğru yaşamın şeklini kaybetti. Gerçek yolu gösteren Kendi yasalarının bozulmasını umursamadı... En azından altı yüzyıl içinde ölen milyonlarca insanları gerçeksiz bıraktı. Onların ellerinde bozulmuş, asılları kaybolmuş, sahte Kutsal Kitaplar vardı. İşin en tuhaf tarafı da, tam altı yüzyıl sonra bozulmuş, sahte Kutsal Kitaplar hakkında ilk kez uyarının gelmesidir!

“Sahte ve taklit Kutsal Kitaplara inanıp onlara göre yaşadıkları için şuçlu olarak yargılanacak olan bu insanların arasında ben bulunsa idim, Allah’a şöyle cevap verirdim:

“Ey Allah, beni ne hakla suçlu olarak yargılıyorsun? Benim elime gerçeği vermemişsin ki! Senin yolladığın hak ve gerçek Kitapları bozmuşlar. Sen de hiç umursamamışsın. Hiç müdahale etmemişsin. Gerçeklerini, eserlerini, yasalarını ve kitaplarını korumamışsın. Bizleri körü körüne sapıklık, sahtelik ve günah deryasının içinde bırakmışsın!

“Kitaplarını korumadığın yetmiyormuş gibi, elimizdeki yanlış kitaplar için bir defa bile bizleri uyarmamışsın. Beni karanlık, bilgisizlik, cehalet ve günah içinde bırakmışsın. Şimdi de yaşantım için beni yargılıyorsun! Eğer bana gerçekleri gösterseydin, ben de inat edip kasten Senin gerçeklerini reddetseydim, şimdi beni haklı olarak yargılamaya ve cezalandırmaya hakkın olurdu...

“Sevgili okuyucum, bu örnekten de gördüğümüz gibi, Allah insanı yargılayabilmesi ve cezalandırabilmesi için, kanun ve yasaları aslı gibi korumalı ve duyurmalıdır.”1

“RABBİN sözünü hor gördüğü ve onun emrini bozduğu için o can mutlaka atılacaktır; fesadı kendi üzerinde olacaktır.” (Sayılar 15:31)

____________________
1. Günay, El Ele Verelim, ss. 182-183.

el-Hakk:

(The Truth) who is genuine and true

(No. 52) Varlığı hiç değişmeden duran. Gerçeğin kaynağı ve belirleyicisi. Her yaptığı ve her emiri gerçeğe en uygun olan. Fiilen var olan, mevcûdiyet ve ulûhiyyeti gerçek olan. Kur’ân’da pek çok kez kullanılır.

“İşte bu Allah’tır sizin Hak Rabbiniz.” (Yunus 10:32)

“Fakat RAB hak Allahtır, hay olan Allah ve ebedî Kıral odur; öfkesinden dünya titrer, ve gazabına milletler dayanamaz.” (Yeremya 10:10)

“El-Hakk” Tanrı’nın ta kendisidir. Bu sıfat aynı zamanda Tanrı’nın sözü ile bağlantılıdır: “Senin sözün gerçektir.” (Yuhanna 17:17) Doğru söz katarından belli olur.

“Kendimle and ettim: Her diz önümde çökecek, her dil bana and edecek, diye söz azğımdan doğrulukla çıktı, ve geri dönmez.” (İşaya 45:23)

“Rabb’imiz, sen mutlaka insanları, aslâ şüphe olmayan bir günde toplayacaksın. Allâh sözünden dönmez.”(Al-i İmrân 3:9)

Tanrımız nasıl bir Tanrıdır? Devamlı fikir değiştiren keyfi tutumlu biri mi, yoksa sözüne ve kendisine bağlı kalan en üstün Varlık mı? Düşüncesini değiştirmek; değer yargılarını ve eylem planını değiştirmek demektir. Tanrı asla bunu yapmaz, yapmasına gerek yoktur. Çünkü O’nun tasarıları, her şey üzerinde bilgi ve kontrol sahibi olmasına dayanır.2 O’nun inayeti hiçbir zaman azalmaz, tükenmez. O güvenilir karakterinden dolayı, sözünü geri almaz, değiştirmez. Tanrı şöyle vaat etti: başlangıçtan sona kadar, Tanrı’nın sözü hep aynı kalacak ve Tanrı’nın yalan söylemesi olanaksızdır.

“Allah insan değil ki, yalan söylesin, ve insan oğlu değil ki, nadim olsun; O söyler de onu yapmaz mı? Yahut söz verir de icra etmez mi?” (Sayılar 23:19)

____________________
2. Packer, İlâhiyat Serisi: Tanrı’yı Tanımak, s. 72.
“Tanrı da, kendi amacının değişmezliğini vaadin mirasçılarına daha açıkça belirtmek isteyerek vaadini bir yeminle pekiştirdi. Öyle ki, önümüze konan ümide tutunmak üzere Tanrı’ya sığınan bizler, Tanrı’nın yalan söylemesi olanaksız olan bu iki değişmez şey aracılığıyla büyük cesaret bulalım.” (İbraniler 6:17-18)

el-Müntakım:


(The Avenger) who will avenge all wrongs done

(No. 81) Suçluları, adaleti ile müstahak oldukları cezaya çarptıran: Kur’ân’da 8 kez bulunmaktadır.

“Eğer o, bâzı lâflar uydurup bize iftirâ etseydi, elbette ondan sağ elini (gücünü, kuvvetini) alırdık, sonra onun can damarını keserdik. Sizden hiç kimse buna engel olamazdı.” (Hâkka 69:44-47)

İslâm bilgini Bilmen yukarıdaki, Hâkka 69:44-47 ayetleri hakkında, tefsirinde şunları açıklıyor: “(Elbette ki,) Ona aslâ imkân verilmezdi (onu sağ tarafîle yakalardık) yahut onu kuvvet ve kudret ile tutarak hemen mücazata kavuştururduk.”3 Bu ayet üzerinde Doç. Dr. Sadık Kılıç şöyle bir yorum getirmektedir: “Bu son derece şiddetli bir tehdit olup...hiçbir insanın vahye müdahalesinin söz konusu olmadığı gerçeğini ihtiva etmektedir.”4 Kimse, Tanrı’nın yapmayı uygun gördüğü bir şeyi yapmasına engel olamaz. Tanrı’nın gücü her şeye yeter.

“Allâh herşey üzerinde Muktedir’dir, gücü herşeye yeter.” (Kehf 18:45)

“Ağzımdan çıkan sözüm de öyle olacaktır; bana boş dönmiyecektir, fakat murat ettiğim şeyi yapacak, ve yapsın diye onu gönderdiğim işi başaracak.” (İşaya 55:11)

Yani, Tanrı bize öyle bir kelâm verdi ki, O’nun kelâm’ının tüm amaçları kesinlikle gerçekleşecektir. Tanrı’nın kelâmı boş dönmez. Tanrı’nın dediği olur. Ama tahrif etmek isteyen, yahut

____________________
3. Bilmen, Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, 8. Cilt, s. 3,830.
4. Kılıç, Mitoloji Kitab-ı Mukaddes ve Kur’an-ı Kerim, s. 168.
tahrif iddialarını benimseyenler, “el-Müntakim” olan Tanrı’yla karşıya karşıya gelirler.

“O zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz; ve O’nun koruyucusu da elbette biziz!” (Hıcr 15:9)

Bu ayet ile ilgili es-Salih şöyle söylemişti: “Bir hata işlerse, Rabbinin azabından korkan, bu sebeple Rabbin çizdiği sınırlara riyat eden, O’nun rahmetini uman, Allah’ın kitabından tek bir harfi dahi değiştirmekten mutlak acz içinde bulunduğunu itiraf eden itaatkar bir kul olarak takdim eder.”5

Tanrı’nın tüm şerefi ve hakimiyeti O’nun kendi kutsal sözü üzerinde bağlıdır. Nasıl ki insan kendi eserini korumayı bilirse, Tanrı sonsuz gücüyle kendi kanununu ve sözü olan eserini, Kutsal Kitab’ı korur. Tanrı, insan gibi hakkını aramak için mahkemeye koşmaz. Ama, teşebbüste bulunmak isteyenleri kendi yüce kudretiyle önlediği gibi, onlara gerçekten ceza vermesini de bilir.

“Aslında başka bir müjde yoktur. Ancak aklınızı karıştıran ve Mesih’in müjdesini çarpıtmak isteyen kimseler vardır. Biz ya da gökten bir melek bile, size bildirdiğimiz müjdeye ters düşen bir müjde bildirirse, lânet olsun ona! Daha önce söylediğimizi şimdi yine söylüyorum, bir kimse size kabul ettiğinize ters düşen bir müjde bildirirse, ona lânet olsun!” (Galatyalılar 1:7-9)

“Daha ileri gidip Mesih’in öğretişine bağlı kalmayan hiç kimsede Tanrı yoktur. Bu öğretişe bağlı kalanda ise hem Baba, hem de Oğul vardır.” (2 Yuhanna 9)

Tanrı’dan gelen Kutsal Kitab’ın (yani Tevrât, Zebûr ve İncîl’in) insan tarafından değiştirilmiş, kaybolmuş ya da geçersiz kılınmış olduğunu söyleyenler çoktur. Ne var ki, farkında olmadan da olsa, bu şekilde Tanrı’ya iftira ediliyor (sanki Tanrı kendi sözü’ne sahip çıkamamıştır).

“İsa onlara, “Siz Kutsal Yazıları ve Tanrı’nın güçünü bilmediğiniz için yanılıyorsunuz” diye karşılık verdi.” (Matta 22:29)

____________________
5. İbid, s. 166; Suphi es-Salih, Mebahis, s. 29.

 
 

© Copyright www.incilturk.com