| el-Adl:
(The Just One) whose word is perfect in
veracity and justice
(No.
30) Çok adaletli. Gerçek adaletin sahibi.
Mutlak adalet sahibi, hiç bir şeyde aşırılığa
düşmeyen:
“Rabb’inin
sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır.
O’nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse
yoktur. O, işitendir, bilendir.” (En’âm
6:115)
“Şunu
da söyle: “Rabbim adaleti emretti.” (A’râf
7:29)
“Senin
tahtının temeli adalet ve haktır; İnayet
ve hakikat yüzün önünde yürür.” (Mezmur
89:14)
“bütün
dünyanın Hâkimi adalet yapmaz mı?” (Tekvin
18:25)
Elbette
Yüce Tanrı “bütün dünyanın “Hâkimi”dir.
Bu yüzden Tanrı’nın adaleti son derece önemlidir.
Tanrı’nın sözüne göre biliyoruz ki, ahiret
gününde, insanların yargılanması için, Tanrı’nın
sözü bir ölçü olarak kullanılacaktır.
“Beni
reddeden ve sözlerimi kabul etmeyen kişiyi
yargılayacak biri var. Söylediğim söz o
kişiyi son günde yargılayacaktır.” (Yuhanna
12:48)
Hem
Kitab-ı Mukaddes’e göre hem de Kur’ân-ı
Kerîme göre Tanrı’nın “adalet” sıfatı, Tanrı’nın
sözünün değişmezliğine bağlıdır. Çünkü eğer
Tanrı’nın sözü değiştirilebilseydi, artık
Tanrı adil olamazdı, çünkü Tanrı bozulmuş
bir ölçü ile insanları yargılamış olurdu.
Oysa Tanrı’nın adaleti herkes için aynı
derecede ve ölçüdedir. Bu hiç kimse için
farklı değildir; Tanrı’nın “adalet” sıfatı
O’nun keyfine göre kullanılmaz. Adaletin
var olabilmesi için, değişmez bir ölçü kullanılması
gerekir, yansıtan Tanrı’nın değişmez adil
karakteri. Demek ki, yargı gününde Tanrı
bu Kutsal Kitapları insanları yargılamak
için kullanacaktır. Dolayısıyla bu kitap
asla değiştirilemez. “adaletim ebediyen,
ve kurtarışım nesillerin devamınca duracak.”
(İşaya 51:8)
“Adaletin
ebedî adalettir; ve şeriatin hakikattir.
Şehadetlerin ebediyen adeletlidir.” (Mezmur
119:142 & 144)
Tanrı
âdildir. O’nun adaleti ebedidir. Tanrı sadece
insanı Yaratan ve bize ona veren değildir,
aynı zamanda sonsuz ve kusursuz bir adalet
ve doğrulukla ödüllendiren ya da cezalandıran
Yargıcımızdır. Hükümleri o denli kursursuz
ve adildir ki, en sonunda hiç kimse haksızlığa
uğradığını söyleyemeyecektir. Yoksa siz,
“...adil ve büyük olanı kötüliyecek misin?”
(Eyub 34:17) “Rab adalet Allahıdır.” (İşaya
30:18) Rabbin “el-Adl” sıfatına bakarak,
tahrif iddiasında bulunanların düşüncelerinin
ne kadar yanlış olduğunu görebiliriz.
“Bundan
dolay, ey anlayışlı adamlar, beni dinleyin;
Haşa ki, Allah kötülük ede, ve Kadîr haksızlık
eyliye. Evet, gerçek Allah kötülük etmez,
ve Kadîr doğruyu iğriltmez.” (Eyub 34:10
& 12)
el-Hakem:
(The Judge) who settles all disputes
(No.
29) Hükmeden, hakkı yerine getiren. Hükmün
mutlak sahibidir. Hüküm verme yetkisini
elinde tutan, son hükmü verecek olan. Bu
Kur’ân’da bir kez kullanılır.
“Allâh
size Kitap’ı detaylandırılmış bir halde
indirmişken, Allâh’ın dışında bir hakem
mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz,
onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini
biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma.
Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet
bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini
değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. En iyi
işiten, en iyi bilendir O.” (En’âm 6:114-115)
“...bütün
dünyanın Hâkimi adalet yapmaz mı? (Tekvin
18:25)
Tanrı
her şeyin üzerinde hüküm sürer. O evrenin
tek ve en üstün yöneticisidir ve hiçbir
şey O’nun kontrolünün dışında yoktur. Tanrı
göklerde ve yerde istediğini yapar.
“Rab
kendini tanıttı, hüküm yürüttü; Kötü adam,
kendi ellerinin işinde tutuldu.” (Mezmur
9:16)
“RAB
tahtını göklerde kurdu; ve onun kırallığı
herekes üzerinde hakimdir.” (Mezmur 103:19)
“Hüküm
de O’nundur ve O’na döndürüleceksiniz.”
(Kasas 28:70)
“Her
şey O’nun aracılığıyla ve O’nun için yaratılmıştır.
Her şeyden önce var olan O’dur ve her şey
varlığını O’nda sürdürmektedir.” (Koloseliler
1:16-17)
Misak
Günay, El Ele Verelim adlı kitabında, Tanrısal
yargılama ile Kutsal Kitab’ın bozulması
problemini şöyle özetliyor:
“Kutsal
Kitaplardan aldığımız bilgilere göre biz
biliyoruz ki, her insan mutlaka Tanrı’nın
hüküm kürsüsü önüne çıkacak ve yaşantısı
için Allah’a hesap verecektir. İmansız ve
tövbesiz günahlılar ise, yargılanıp cehenneme
mahkûm olacaklardır. Bundan böyle, doğru,
gerçek, hak ve geçerli yasa olmadan kişileri
suçlular olarak yargılamak haksızlık ve
adaletsizlik olur. Kişinin suçu ancak yasalara
göre tesbit edilir. Suçlu olan da yine yasalara
göre yargılanıp cezasını alır. Suçlu için
veya suç hakkında hiç uyarılmayan kişiyi
de yargılamak ve cezalandırmak yine haksızlık
olur...
“İddiaya
göre Allah’ın yasaları olan Kutsal Kitaplar,
Tevrât, Zebûr, ve İncîl bozulmuş ve kaybolmuşsa;
bu devirlerde yaşayan insanlar yasasız yaşamış
oluyorlar. Yasalarının bozulduğu hakkında
da en az İncîl’den “son dördüncü kitap”
(Kuran) gelinceye kadar, ortada hiç bir
bildiri, ikaz yoktur.
“Bozulmuş
ruhsal yasalara inanarak ve onlara göre
hayatlarını düzenleyerek bu adamların suç
ve günah içinde yaşadıklarını düşünmek de
gayet normal bir şey! (Bu durumda Tanrı
onları günah deryası içinde terketmiş oluyor.)
Böyle olmasına rağmen yine de her suçlu,
suçları için yargılanmalı. Yoksa Tanrı adil
olmaz.
“Şimdi
Allah, bu insanları ne yüzle, ne hakla yargılayacaktır?
Tüm insanlardan gerçeği gizledi. Doğru yaşamın
şeklini kaybetti. Gerçek yolu gösteren Kendi
yasalarının bozulmasını umursamadı... En
azından altı yüzyıl içinde ölen milyonlarca
insanları gerçeksiz bıraktı. Onların ellerinde
bozulmuş, asılları kaybolmuş, sahte Kutsal
Kitaplar vardı. İşin en tuhaf tarafı da,
tam altı yüzyıl sonra bozulmuş, sahte Kutsal
Kitaplar hakkında ilk kez uyarının gelmesidir!
“Sahte
ve taklit Kutsal Kitaplara inanıp onlara
göre yaşadıkları için şuçlu olarak yargılanacak
olan bu insanların arasında ben bulunsa
idim, Allah’a şöyle cevap verirdim:
“Ey
Allah, beni ne hakla suçlu olarak yargılıyorsun?
Benim elime gerçeği vermemişsin ki! Senin
yolladığın hak ve gerçek Kitapları bozmuşlar.
Sen de hiç umursamamışsın. Hiç müdahale
etmemişsin. Gerçeklerini, eserlerini, yasalarını
ve kitaplarını korumamışsın. Bizleri körü
körüne sapıklık, sahtelik ve günah deryasının
içinde bırakmışsın!
“Kitaplarını
korumadığın yetmiyormuş gibi, elimizdeki
yanlış kitaplar için bir defa bile bizleri
uyarmamışsın. Beni karanlık, bilgisizlik,
cehalet ve günah içinde bırakmışsın. Şimdi
de yaşantım için beni yargılıyorsun! Eğer
bana gerçekleri gösterseydin, ben de inat
edip kasten Senin gerçeklerini reddetseydim,
şimdi beni haklı olarak yargılamaya ve cezalandırmaya
hakkın olurdu...
“Sevgili
okuyucum, bu örnekten de gördüğümüz gibi,
Allah insanı yargılayabilmesi ve cezalandırabilmesi
için, kanun ve yasaları aslı gibi korumalı
ve duyurmalıdır.”1
“RABBİN
sözünü hor gördüğü ve onun emrini bozduğu
için o can mutlaka atılacaktır; fesadı kendi
üzerinde olacaktır.” (Sayılar 15:31)
____________________
1. Günay, El Ele Verelim, ss. 182-183.
el-Hakk:
(The
Truth) who is genuine and true
(No.
52) Varlığı hiç değişmeden duran. Gerçeğin
kaynağı ve belirleyicisi. Her yaptığı ve
her emiri gerçeğe en uygun olan. Fiilen
var olan, mevcûdiyet ve ulûhiyyeti gerçek
olan. Kur’ân’da pek çok kez kullanılır.
“İşte
bu Allah’tır sizin Hak Rabbiniz.” (Yunus
10:32)
“Fakat
RAB hak Allahtır, hay olan Allah ve ebedî
Kıral odur; öfkesinden dünya titrer, ve
gazabına milletler dayanamaz.” (Yeremya
10:10)
“El-Hakk”
Tanrı’nın ta kendisidir. Bu sıfat aynı zamanda
Tanrı’nın sözü ile bağlantılıdır: “Senin
sözün gerçektir.” (Yuhanna 17:17) Doğru
söz katarından belli olur.
“Kendimle
and ettim: Her diz önümde çökecek, her dil
bana and edecek, diye söz azğımdan doğrulukla
çıktı, ve geri dönmez.” (İşaya 45:23)
“Rabb’imiz,
sen mutlaka insanları, aslâ şüphe olmayan
bir günde toplayacaksın. Allâh sözünden
dönmez.”(Al-i İmrân 3:9)
Tanrımız
nasıl bir Tanrıdır? Devamlı fikir değiştiren
keyfi tutumlu biri mi, yoksa sözüne ve kendisine
bağlı kalan en üstün Varlık mı? Düşüncesini
değiştirmek; değer yargılarını ve eylem
planını değiştirmek demektir. Tanrı asla
bunu yapmaz, yapmasına gerek yoktur. Çünkü
O’nun tasarıları, her şey üzerinde bilgi
ve kontrol sahibi olmasına dayanır.2 O’nun
inayeti hiçbir zaman azalmaz, tükenmez.
O güvenilir karakterinden dolayı, sözünü
geri almaz, değiştirmez. Tanrı şöyle vaat
etti: başlangıçtan sona kadar, Tanrı’nın
sözü hep aynı kalacak ve Tanrı’nın yalan
söylemesi olanaksızdır.
“Allah
insan değil ki, yalan söylesin, ve insan
oğlu değil ki, nadim olsun; O söyler de
onu yapmaz mı? Yahut söz verir de icra etmez
mi?” (Sayılar 23:19)
____________________
2. Packer, İlâhiyat Serisi: Tanrı’yı Tanımak,
s. 72.
“Tanrı da, kendi amacının değişmezliğini
vaadin mirasçılarına daha açıkça belirtmek
isteyerek vaadini bir yeminle pekiştirdi.
Öyle ki, önümüze konan ümide tutunmak üzere
Tanrı’ya sığınan bizler, Tanrı’nın yalan
söylemesi olanaksız olan bu iki değişmez
şey aracılığıyla büyük cesaret bulalım.”
(İbraniler 6:17-18)
el-Müntakım:
(The Avenger) who will avenge all wrongs
done
(No.
81) Suçluları, adaleti ile müstahak oldukları
cezaya çarptıran: Kur’ân’da 8 kez bulunmaktadır.
“Eğer
o, bâzı lâflar uydurup bize iftirâ etseydi,
elbette ondan sağ elini (gücünü, kuvvetini)
alırdık, sonra onun can damarını keserdik.
Sizden hiç kimse buna engel olamazdı.” (Hâkka
69:44-47)
İslâm
bilgini Bilmen yukarıdaki, Hâkka 69:44-47
ayetleri hakkında, tefsirinde şunları açıklıyor:
“(Elbette ki,) Ona aslâ imkân verilmezdi
(onu sağ tarafîle yakalardık) yahut onu
kuvvet ve kudret ile tutarak hemen mücazata
kavuştururduk.”3 Bu ayet üzerinde Doç. Dr.
Sadık Kılıç şöyle bir yorum getirmektedir:
“Bu son derece şiddetli bir tehdit olup...hiçbir
insanın vahye müdahalesinin söz konusu olmadığı
gerçeğini ihtiva etmektedir.”4 Kimse, Tanrı’nın
yapmayı uygun gördüğü bir şeyi yapmasına
engel olamaz. Tanrı’nın gücü her şeye yeter.
“Allâh
herşey üzerinde Muktedir’dir, gücü herşeye
yeter.” (Kehf 18:45)
“Ağzımdan
çıkan sözüm de öyle olacaktır; bana boş
dönmiyecektir, fakat murat ettiğim şeyi
yapacak, ve yapsın diye onu gönderdiğim
işi başaracak.” (İşaya 55:11)
Yani,
Tanrı bize öyle bir kelâm verdi ki, O’nun
kelâm’ının tüm amaçları kesinlikle gerçekleşecektir.
Tanrı’nın kelâmı boş dönmez. Tanrı’nın dediği
olur. Ama tahrif etmek isteyen, yahut
____________________
3. Bilmen, Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Meali
Alisi ve Tefsiri, 8. Cilt, s. 3,830.
4. Kılıç, Mitoloji Kitab-ı Mukaddes ve Kur’an-ı
Kerim, s. 168.
tahrif iddialarını benimseyenler, “el-Müntakim”
olan Tanrı’yla karşıya karşıya gelirler.
“O
zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz; ve O’nun
koruyucusu da elbette biziz!” (Hıcr 15:9)
Bu
ayet ile ilgili es-Salih şöyle söylemişti:
“Bir hata işlerse, Rabbinin azabından korkan,
bu sebeple Rabbin çizdiği sınırlara riyat
eden, O’nun rahmetini uman, Allah’ın kitabından
tek bir harfi dahi değiştirmekten mutlak
acz içinde bulunduğunu itiraf eden itaatkar
bir kul olarak takdim eder.”5
Tanrı’nın
tüm şerefi ve hakimiyeti O’nun kendi kutsal
sözü üzerinde bağlıdır. Nasıl ki insan kendi
eserini korumayı bilirse, Tanrı sonsuz gücüyle
kendi kanununu ve sözü olan eserini, Kutsal
Kitab’ı korur. Tanrı, insan gibi hakkını
aramak için mahkemeye koşmaz. Ama, teşebbüste
bulunmak isteyenleri kendi yüce kudretiyle
önlediği gibi, onlara gerçekten ceza vermesini
de bilir.
“Aslında
başka bir müjde yoktur. Ancak aklınızı karıştıran
ve Mesih’in müjdesini çarpıtmak isteyen
kimseler vardır. Biz ya da gökten bir melek
bile, size bildirdiğimiz müjdeye ters düşen
bir müjde bildirirse, lânet olsun ona! Daha
önce söylediğimizi şimdi yine söylüyorum,
bir kimse size kabul ettiğinize ters düşen
bir müjde bildirirse, ona lânet olsun!”
(Galatyalılar 1:7-9)
“Daha
ileri gidip Mesih’in öğretişine bağlı kalmayan
hiç kimsede Tanrı yoktur. Bu öğretişe bağlı
kalanda ise hem Baba, hem de Oğul vardır.”
(2 Yuhanna 9)
Tanrı’dan
gelen Kutsal Kitab’ın (yani Tevrât, Zebûr
ve İncîl’in) insan tarafından değiştirilmiş,
kaybolmuş ya da geçersiz kılınmış olduğunu
söyleyenler çoktur. Ne var ki, farkında
olmadan da olsa, bu şekilde Tanrı’ya iftira
ediliyor (sanki Tanrı kendi sözü’ne sahip
çıkamamıştır).
“İsa
onlara, “Siz Kutsal Yazıları ve Tanrı’nın
güçünü bilmediğiniz için yanılıyorsunuz”
diye karşılık verdi.” (Matta 22:29)
____________________
5. İbid, s. 166; Suphi es-Salih, Mebahis,
s. 29.
|